İçeriğe atla

Samsun tehcirleri

Tarafsız Bakış AçısıBu maddede belli bir etnik grubun bakış açısının ağırlıkta olduğu bir tür sistemik yanlılık sorununun bulunduğu düşünülmektedir.
Maddenin evrenselleştirilmesi ve uygun hâle getirilmesi için lütfen tartışmaya katılınız.
Şablonu maddeden çıkarmadan önce şablonun yardım sayfasını lütfen inceleyiniz.
Evrenselleştirme

Samsun tehcirleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuzeyindeki Samsun şehri ve çevresindeki Rum nüfusunu ortadan kaldırmak için Anadolu Hareketi tarafından gerçekleştirilen ölüm yürüyüşleri. Bu yürüyüşler Rumlara yönelik yağma, yerleşim yerlerinin yakılması, tecavüz ve katliam gibi olaylarla desteklendi. Sonuç olarak 1921-1922 yıllarında şehrin yerleşik Rum nüfusu ve daha önceden buraya sığınan yaklaşık 24.500 kişi yerinden edilerek Anadolu içlerine zorla sürüldü. Bölgedeki katliamlar, hem Amerikalı Yakın Doğu Yardım Heyeti misyonerleri tarafından hem de bölgede bulunan donanma görevlileri tarafından gün yüzüne çıkarıldı.

Samsun ve çevresindeki sürgünler, milliyetçi Anadolu Hareketi'nin Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'ndeki Pontus Rumları'na yönelik katliam politikaları sonucunda gelişerek 1914'ten 1923'e kadar devam eden ve yaklaşık 353.000 kişinin hayatını yitirmesine sebep olan Rum Kırımı'nın son evresi olarak ortaya çıktı.

Arka plan

1915-1917 yıllarında Pontus bölgesindeki Rumlara yönelik sürgünler sırasında birçok katliam, tecavüz, saldırı ve soygun gerçekleşti ve bunlar için herhangi gerek askeri gerek başka nedenlerden ötürü bir mazeret gösterilmedi.[1] Robert Shenk'e göre bu olaylar sırasında ölen kişilerin birçoğu masumdu ve ölenler arasında Türklere karşı direniş hareketlerine katılanların sayısı oldukça azdı.[2] Başta Topal Osman'ın çetesi olmak üzere belli başlı Türk milliyetçisi çeteler, savunmasız Pontus Rum köylerine yönelik sürekli olarak vurgun, yağma ve tecavüze girişmekteydi.[3] Karadeniz Bölgesi'nin en önemli kıyı şehri olan Samsun'un Hristiyan azınlığı hedef alan bu soykırım projesi yüzünden I. Dünya Savaşı sonuna gelindiğinde şehirdeki Ermeni nüfusu yaklaşık 5.000'den 1.000'e düşerken 15.000 olan etnik Rum nüfusu ise 10.000'e düştü.[4]

19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal (sonradan Atatürk), Anadolu'nun batısındaki Türk-Yunan Muhaberesi'nin dışında kalan Samsun'a deniz yoluyla ayak bastı.[5] Kendisinin I. Dünya Savaşı sırasında savaş suçu işlemekten aranan eski İttihat ve Terakki yöneticileriyle birlikte şehre ayak basması, Rum Kırımı'nın son aşamasını başlattı ve bölgedeki yerleşik Rum nüfusunu ortadan kaldırmaya yönelik girişimler birkaç yıl daha devam etti.[3][5][6]

Süreç

Samsun'da katliam: Sokaklarda kan akıyor, The Tweed Daily, 6 Haziran 1921

1921'in ilkbahar aylarında başta Topal Osman'ın çetesi olmak üzere birçok silahlı çete, Samsun ile çevresindeki Rum yerleşimlerini yakıp yağmalamaya ve savunmasız Rum nüfusuna yönelik katliama başladı.[7] Nüfusun bir kısmı ise Anadolu'nun iç bölgelerine sürüldü.[7] Amerikalı yardım çalışanları, Samsun dışına çıkmalarına izin verilmemesine rağmen şehrin yakınlardaki Kadıköy'de Rum mallarının sistematik bir şekilde yağmalandığını gözlemledi. Bunun üzerine Kadıköy'de ve civar köylerde yaşayan Rum nüfus, sığınacak yer bulmak için Samsun şehir merkezine kaçtı.[8] Ankara ve İstanbul'daki Türk gazeteleri, Rum nüfusa yaptıklarından ötürü Topal Osman'ı "millî kahraman" olarak anmaya başladı.[9] Aynı dönemde Samsun'a konuşlanan ABD gemisi USS Fox'un komutanı, çevredeki yaklaşık 100 Rum köyünün talan edildiğini, bu köylerde yaşayanların öldürüldüğünü ve papazların çarmıha gerildiğini rapor etti.[10] Bunun üzerine İstanbul'daki ABD Yüksek Komiseri amiral Mark Lambert Bristol hemen harekete geçerek Samsun'daki Türk yetkililerine yönelik bir ihtarname hazırladı.[10]

Mayıs 1921'in son haftasında Topal Osman'ın birlikleri Samsun'a girdi.[2] 16 Haziran'da Ankara hükûmeti, Samsun'da yaşayan 16 ve 50 yaşları arasındaki Rum erkeklerinin sınır dışı edilmesine karar verdi. Sürgünler, Türk general Nureddin Paşa tarafından gerçekleştirildi.[11][12] Sürgünler gerçekleştirilirken Samsun'dan yola çıkan USS Overton komutanı, Amiral Bristol'a sürgünlerin kısa sürede tamamlanacağını ve sürgün sırasında birçok kişinin kaçınılmaz şekilde öleceğini bildirdi.[13] Sürgünleri kontrol altında tutması beklenen jandarmaların çoğu eski suçlulardı ve Türk düzensiz grup liderleriyle işbirliği yapıyorlardı.[14] 17 Haziran'da, 1.400 kişiden oluşan ilk grup, Samsun'un 46 kilometre güneyindeki Havza kentine sürgün edildi. Topal Osman'ın birlikleri sürgün edilen kişilerin yaşamlarına son verdi. 21 Haziran'da, 1.085 kişiden oluşan ikinci grup da sürgün edildi. Sürgünün 4. saatinde Topal Osman'ın birlikleri bu gruba da saldırdı. Saldırının sonucunda 700 Rum öldü.[12]

Sürgüne gönderilen Rumların aynı zamanda "ölüme gönderildiğini" belirten Amerikalı Yakın Doğu Amerikan Yardım Heyeti çalışanları, Türk çetelerinin Samsun'un caddelerinde insan öldürdüğünü ve Hristiyan konutlarını tespit ettiğini bildirmiştir.[10] Sürgünün sonucunda Yakın Doğu Amerikan Yardım Heyeti yetimhanesi Rum çocuklarla dolmuştur.[10] ABD donanma subaylarından oluşan bir komisyon Samsun Mutasarrıfını ziyaret etmiştir.[15] Yerel yöneticiler sürgün sırasında birçok Rum'un hayatını kaybettiğini açıklamıştır.[15] Amiral Bristol Ankara Hükûmeti'nin kararı doğrultusunda gerçekleştirilen sürgünü protesto etmiştir.[16]

Sürgün edilenlerin çoğu Amasya ve Sivas'a gönderilmiştir. Amasya ve Sivas'a sürgün edilenler Elazığ'a, oradan da Diyarbakır, Bitlis ve Van gönderilmiştir.[17] Haziran ayındaki sürgünlerle beraber yaklaşık 21.000 kişi Samsun'dan zorla sınır dışı edilmiştir.[11] Eylül 1921'in başlarında, Samsun'un yakınlarındaki Rum köylerinde geçici bir sığınak bulan 1.500 kadın ve çocuk da sınır dışı edilmiştir. 6.000 kadın ve çocuğun sürgün edildiği benzeri bir olay Bafra ilçesinde gerçekleşmiştir.[18]

Amerikalı yardım görevlisi Edit Wood, Samsun'dan Elazığ'a giderken şunları not etmiştir:[19]

Yol kenarlarında ve tarlalarda cesetler yatmaktaydı. Malatya'dan Samsun'a kadarki bölgede kalan Yunanlar çaresiz bir durumdaydı ve içlerinden en şanslıları sürgünün başlangıcında ölenlerdi.

Kasım 1921'in ortalarında, sürgün sırasında tepelere kaçan 700 kadın ve çocuk, yaklaşan kış nedeniyle Samsun'a döndü.[20] Türk makamları bu grubu da sınır dışı etti. Yakın Doğu Amerikan Yardım Heyeti'nin sürgün konusunda daha hassas davranılması konusundaki tepkisi yerel valiler tarafından göz ardı edildi.[20] Nisan 1922'de, ABD'li komutan William Leahy, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu, kısmen yaşlıların da olduğu 1.300 Rum'un Samsun'dan gönderildiğini not etmiştir.[20]

Sonrası

Eylül 1922'ye gelindiğinde Türk Kurtuluş Savaşı'nın batı cephesinde süren Türk-Yunan Muharebesi Büyük İzmir Yangını ile sona erdiğinde, Samsun'da hemen hemen hiç Rum kalmamıştı.[21] Hatta şehirdeki Rum mezarlığı pullukla sürülerek yerine tütün ekildi.[22] Samsun'daki sürgün ve katliamlarla birlikte 1914'ten 1923'e kadar yaklaşık 353.000 veya 360.000 Pontuslu Rum hayatını kaybetti.[23]

2010'da Türk inşaat işçileri, Samsun'un Kadıköy mahallesinde kazayla büyük bir mezar kalıntısı keşfetti. Pontus Rum Soykırımı tarihçilerine göre bu mezarlar, Haziran 1921'de katledilen masum kadın ve çocuklara aitti. Bir Türk haber ajansının aktardığı bilgiye göre kalıntılar inşaat işçileri tarafından yakınlardaki bir ırmağa bırakıldı. Bu keşif, Türk ve Yunan basınında herhangi bir ses getirmedi.[24]

Notlar

  1. ^ Shenk, 2017, s. 90
  2. ^ a b Shenk, 2017, s. 94
  3. ^ a b Shrinian, 2017, s. 28
  4. ^ Shenk, 2017, s. 91-92
  5. ^ a b Shrinian, 2017, s. 54-55
  6. ^ Shrinian, 2017, s. 310
  7. ^ a b Prott, 2016, s. 204
  8. ^ Shenk, 2017, s. 94-95
  9. ^ Shenk, 2017, s. 101
  10. ^ a b c d Shenk, 2017, s. 95
  11. ^ a b Bartrop, Paul R. (2014). Encountering Genocide: Personal Accounts from Victims, Perpetrators, and Witnesses (İngilizce). ABC-CLIO. s. 64. ISBN 9781610693318. 22 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Haziran 2020. 
  12. ^ a b Alexiadis, 2008, p. 157
  13. ^ Shenk, 2017, p. 98
  14. ^ Alexiadis, 2008, p. 163
  15. ^ a b Shenk, 2017, p. 97
  16. ^ Shenk, 2007, p. 99: "Maybe, despite appearances, Admiral Bristol had... Whatever the reason, the admiral again protested the deportations, this time to the Nationalist government at Angora."
  17. ^ Prott, 2016, p. 99
  18. ^ Shenk, 2017, p.102
  19. ^ Shenk, 2017, p. 109-110
  20. ^ a b c Shenk, 2017, p. 103
  21. ^ Shrinian, 2017,s. 207: "By the time of the events in Smyrna, there were virtually no Greeks at all left in Samsun, as a destroyer captain informed the admiral, so his two protests to Kemalist authorities there had had no permanent effect even at a port right under the noses of his destroyer captains."
  22. ^ Shenk, 2017, s. 13
  23. ^ Shrinian, 2017, s. 140
  24. ^ Koutsis Georgios, Το δικό μας Ολοκαύτωμα. Ποντιακή Γενοκτονία: σιγή Αγκυρας για τους ομαδικούς τάφους 16 Ağustos 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Enet.gr

Kaynakça

Konuyla ilgili yayınlar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Türk Kurtuluş Savaşı</span> Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki direniş hareketinin işgal kuvvetleri ve iş birlikçilerine karşı verdiği siyasi ve askerî mücadele

Türk Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun İtilaf Devletleri'nce işgali sonucunda Mîsâk-ı Millî sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için 1919-1922 yılları arasında gerçekleştirilen çok cepheli siyasi ve askeri mücadeledir. Batı Anadolu'da İtilaf Devletleri'nin harekete geçirdikleri Yunan ordusuna; güneyde Fransız ordusuna; doğuda Ermenistan'ın kuvvetlerine; İstanbul rejimine sadık milislere, feodal güçlere ve ayrılıkçılara karşı savaşılmıştır. Bu mücadelenin Batı Cephesi Yunan millî belleğine "Küçük Asya Felaketi" adıyla kazınmıştır. Savaş sırasında Yunan ve Ermeni kuvvetleri, bir etnik temizlik harekâtı olarak, Türk halkına karşı katliamlar, yağmalar ve tecavüzler gerçekleştirmiştir. Savaş, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi</span> Türkiye ile Yunanistan arasında din esasına dayanılarak gerçekleştirilmiş zorunlu göç

Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi, 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak yapılan sözleşme uyarınca Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan Krallığı'nın kendi ülkelerinin yurttaşlarını din esası üzerine tehcir ve zorunlu göçe tabi tutmasına verilen addır. Göçe tabi tutulan kişilere ise mübadil denir.

Pontus Ayaklanması, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Kuzey Anadolu'da bağımsız bir Pontus Rum Devleti kurmak amacıyla çıkarılan ayaklanma (1920-1923). 1904'te kurulan Pontus Rum Cemiyeti ile Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti; I. Dünya Savaşı sonunda Batum'dan İnebolu'ya kadar uzanan Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ve Erzincan'ın bir kısım toprakları üzerinde bir Rum devleti kurmak için faaliyete geçtiler. Pontusçular, I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu'ya giren ve daha sonra geri çekilen Rus ordularının bıraktığı silahlarla donatılıp İngilizlerden ve Yunanlardan silah yardımı gördüler. Yunanistan'dan gelen gönüllülerin de katılımıyla Pontus Çetecilerinin sayısı 25.000'i buldu. Topal Osman ve silah arkadaşlarının asilerle yaptıkları çarpışmalarda 2.500 tüfek, 1.200.000 mermi ele geçirildi. 11.188 çeteci öldürüldü. 1923'te bölgedeki Rumlar Anadolu'dan çıkarılarak, Pontus Devleti kurma çalışmalarına devam etmeleri önlendi.

<span class="mw-page-title-main">Topal Osman</span> Türk milis lideri

Hacı Topal Osman Ağa, Kurtuluş Savaşı'nda Doğu Karadeniz'de faaliyet gösteren mahallî milis güçlerinin reisi ve muhafız taburu komutanı.

<span class="mw-page-title-main">Samsun</span> Samsun ilinin merkezi olan şehir

Samsun, Samsun ilinin merkezi olan şehirdir. Karadeniz Bölgesi'ndeki Orta Karadeniz Bölümü'nde, Türkiye coğrafyasının en kuzeyinde merkezî bir noktada yer alır. Karadeniz Bölgesi'nin eğitim, sağlık, sanayi, ticaret, ulaşım ve ekonomi açılarından en gelişmiş şehri olan Samsun kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerden biridir.

<span class="mw-page-title-main">İzmir'in İşgali</span> Yunanistanın 1919-1922 yıllarında İzmirde gerçekleştirdiği işgal

İzmir'in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris'te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla İzmir kentinin 15 Mayıs 1919'da Yunanistan Krallığı tarafından işgaliyle başlayan ve 7 Eylül 1922'de Yunan ordusunun İzmir'i terk etmesinin ardından 9 Eylül 1922'de Türk ordusunun kente girmesiyle sona eren işgal.

<span class="mw-page-title-main">Pontus Cumhuriyeti</span>

Pontus Cumhuriyeti, Karadeniz'in güney sahilinde kurulması önerilmiş bir Pontus Rum devletiydi. Ülke topraklarının Kuzey-doğu Anadolu'da yer alan tarihi Pontus Bölgesi ve günümüz Türkiye'sinin Karadeniz Bölgesi'nin bir kısmını da kapsaması düşünülmüştür. Bu önerilen ülke, 1919 Paris Barış Konferansı'nda tartışılmış fakat Eleftherios Venizelos yönetimindeki Yunan hükûmeti, böyle bir devletin güvence altında olamayacağından çekinmiştir. Böylece, daha geniş çapta önerilmiş bir ülke olan Wilson Ermenistanı'na dahil edilmiştir. En nihayetinde, iki ülke de var olamamıştır. Pontus Rum nüfusu katliama uğrayarak 1922'den sonra Türkiye'den sürgün edilmiş ve Sovyetler Birliği ya da Yunanistan'ın Makedonya bölgesine yerleştirilmiştir. Bu olaylar zinciri daha sonra 1923 yılında Yunanistan ile Türkiye arasında gerçekleşmiş olan nüfus mübadelesinin bir parçası olarak tanınacaktır. Günümüzde Yunan politik çevreleri, mübadeleyi Rum Kırımı'ndan ayrıştırılamaz olarak görmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Süryani Katliamı</span> Osmanlı İmparatorluğu tarafından gerçekleştirilen sürgün

Süryani Soykırımı veya Arami Katliamı, I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu ordusunun güneydoğu Anadolu ve İran'ın tarihi Azerbaycan bölgesinde, bazı Kürt aşiretlerinin yardımıyla Süryani Hristiyan azınlıklara karşı işlediği, tüm Süryani ve Süryani-i Kadim nüfusu 1914'de 58.983 iken bu sayının yaklaşık 5 katı olan 270 bin ila 300 bin arasında Süryani'nin öldüğü iddia edilen, sürgün etme ve katliamdır. Lakin daha sonra, alttaki Görüntüler kısmında bulunan resimden de görüldüğü üzere Rosie Malek-Yonan, Los Angeles, California'da bulunan Süryani Soykırım Anıtı'na bu sayıları 3 katına çıkarıp, 500 bin daha arttırarak 750 bin Süryani'nin soykırıma uğratıldığını belirten plakayı koydurmuştur ki bu da aslen 1914'te yaşayan tüm Süryani sayısının 12.7 katıdır.

<span class="mw-page-title-main">Zilan Katliamı</span> Kürt sivillere karşı yapılmış katliam

Zilan Katliamı, diğer adlarıyla Zilan Deresi Katliamı veya Zilan Deresi Kırımı, 1930 yılının Temmuz ayında Ağrı Dağı İsyanları sırasında Ferîk Salih Omurtak komutasındaki 9. Kolordu tarafından Üçüncü Ağrı Harekâtı başlatılmadan önce, Van ilinin Erciş ilçesinde yer alan Zilan Deresi'ne sığınan Kürt sivillere yönelik gerçekleştirilen katliamdır. 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre 15.000 kişi, bizzat Ağrı İsyanları'nda da yer alan Kürt yazar Hesen Hîşyar Serdî'ye göre Ademan, Sipkan, Zilan ve Hesenan aşiretlerden oluşan 18 köyden 47.000 köylü, Ermeni araştırmacı Garo Sasuni'e göre ise 5.000 kadın, çocuk ve yaşlı öldürülmüştür. Almanya merkezli Berliner Tageblatt gazetesi, 3 Ekim 1930 tarihli sayısında olayları "Türkler, Zilan bölgesinde 220 köyü imha etti ve 4.500 kadın ve yaşlıyı katletti." şeklinde aktarmıştır. Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi ise şöyle aktarmıştır: "Zilan Bölgesi vadilerinden birinde 1.550 kişi kesildi, Erciş bölgesinde 200 köy yakıldı, Patnos sahasında yakılıp yıkılmayan tek köy kalmadı. Türk askerleri, Kürtlerin hayvanlarını da alıp aşırdılar."

<span class="mw-page-title-main">Rum Kırımı</span> Pontus Rumlarının tarihsel anayurtlarından sistematik olarak sürgün edilmesi

Rum Kırımı, Rum Soykırımı veya Pontus Soykırımı, I. Dünya Savaşı esnası ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşanan, hükûmetin ülkedeki Rum nüfusa karşı uyguladığı politikayla başlayan etnik temizliktir. Bu politika çerçevesinde çeşitli katliamlar, sürgünler ve hak ihlalleri gerçekleştirildi. Pontus olarak bilinen Karadeniz bölgesindeki Rumların bir kısmı kırım sonucunda Rusya'ya kaçtı. 1923 yılında, kırım sonrasında Türk Kurtuluş Savaşı sonucu Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan mübadeleyle Anadolu Rumları Yunanistan'a gönderildi. Kırımın soykırım niteliği taşıyıp taşımadığı konusunda uluslararası akademik camiada fikir birliği yoktur.

<span class="mw-page-title-main">Osmanlı Rumları</span>

Osmanlı Rumları Osmanlı Devletinde yaşayan Rumlara verilen isimdir. Kuruluşundan itibaren pek çok Rum topluluğu Osmanlı sınırları içindeki İç Anadolu (Kapadokya), Ege ve Karadeniz bölgelerinde yaşamıştır ve devletin son dönemlerine kadar önemli rol oynamışlardır. Bugün büyük çoğunluğu Rum Kırımı ve Mübadele'den dolayı Yunanistan'da yaşamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Yalova Katliamı</span> Nisan-Mayıs 1921de Yunan, yerli Rum ve Ermeniler tarafından Yalova bölgesinde Müslümanlara yapılan katliam

Yalova Katliamı, Nisan-Mayıs 1921'de Yunan ordusunun işgali ile birlikte yerli Rum ve Ermeniler tarafından Yalova bölgesinde Müslümanlara uygulanan mezalimdir. Bölgedeki Müslüman köylerinin neredeyse tamamı yakıldı, binlerce insan öldürüldü veya mülteci durumuna düştü.

<span class="mw-page-title-main">Pontus Rumları</span> Geleneksel olarak Pontus bölgesinde, Karadeniz kıyılarında ve Kuzeydoğu Anadolunun Pontus dağlarında yaşayan etnik Yunan grubu

Pontus Rumları veya Karadeniz Rumları, geleneksel olarak Pontus bölgesinde, Karadeniz'in kıyısında Pontus Alpleri'nde yaşayan etnik Rum grubudur. Daha sonraları 1461'de Osmanlı İmparatorluğu'nun Trabzon İmparatorluğu'nu fethetmesi ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonucu pek çok Pontuslu Rum Güney Kafkasya'daki Gürcistan'a ve Rus İmparatorluğu'nun Kars Oblastı'na göç etti. Güney Rusya, Ukrayna ve Kırım'dakiler Kuzey Pontus Rumu olarak adlandırılır. Gürcistan, kuzeydoğu Anadolu ve eski Rus bölgesi Güney Kafkasya'dakiler, çağdaş Yunan akademik çevrelerinde sıklıkla Doğu Pontus Rumu ya da Kafkasyalı Rumlar olarak anılır, ama aynı zamanda bu tabirler Rum asıllı olup Türkçe konuşan Urumları da içerir. Pontus Rumları, Çağdaş Yunancadan farklı bir evrim geçirmiş Pontus Rumcasını konuşurlar. Pontus Rumları, Pontus, Gürcistan ve Doğu Anadolu bölgelerinde en az MÖ 700'den 1922'ye kadar sürekli bir mevcudiyete sahiptiler. 1915'ten 1922'ye kadar Pontus Rumlarının bir kısmı Rum Kırımı'nda öldürülmüşlerdir, geri kalanların da büyük bir kısmı ise 1923'te, Yunanistan ile Türkiye arasında Lozan Antlaşması tarafından tanımlanan nüfus değişimi kapsamında Türkiye'den Yunanistan'a gönderilmişlerdir. Daha sonra Pontus Rumları, Yunanistan'da Nea Trapezounda gibi kasabalar kurmuşlardır. Günümüzde Trabzon'un doğusunda Pontus Rumcasını konuşmaya devam eden Müslüman Rumlar bulunmaktadır.

Samsun tarihi, tarih öncesi dönemde Eski Taş Çağı'na kadar uzanır ve buradaki ilk yerleşik topluluğun izlerine günümüzden yaklaşık 7 bin yıl önce rastlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Samsun'da din</span>

Samsun'da din, Türkiye'nin bir ili olan Samsun'da ilk yerleşim döneminden itibaren uygulanan dinî pratik ve inanışların bütünü. Yerleşim geçmişi Taş Çağı'na dek uzanan Samsun'un yerleşik kültürü ile Grek kolonicilerin getirdiği inançların birleşimi kenti dinî açıdan Karadeniz'in en önemli yerleşimlerinden biri hâline getirmiştir. Amisos yerleşim alanı ve nekropolünü içerisinde barındıran Çakalca-Karadoğan Höyüğü'nde yapılan kazılarda Milet kolonisi dönemine tarihlenen ve farklı betimlemelere sahip Kibele heykelcikleri bulunmuştur. Kibele'nin yanı sıra aynı döneme tarihlenen Kore heykelcikleri de kurtarılmıştır. Heykelcikler hâricinde Kibele ile Kore adına hazırlanan ve üzerinde adak adamaya dair Grekçe işlemelerin bulunduğu çanak-çömlekler keşfedilmiştir. MÖ 6. yüzyılın ortalarına tarihlenen buluntular şehirde güçlü bir tanrıça kültünün bulunduğunu göstermekle birlikte törensel amaçlarla kullanılan dinî alanların bulunduğunu da kanıtlamaktadır. Heykelciklerin bulunduğu muntazam pozisyonları ve kırılarak çömleklere koyuldukları dikkate alındığında bir ritüelin parçası olarak toprağa gömüldükleri anlaşılmakta olup sonraki yüzyıllara ait buluntu sayısının oldukça az olması şehirlilerin zaman içerisinde dinî adetlerini değiştirdiklerini göstermektedir.

Lozan Sözleşmesi ve Türk ve Yunan Nüfuslarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme olarak da bilinen Türk-Yunan Mübadele Sözleşmesi, Türk Kurtuluş Savaşı Batı Cephesi sonrasında, 30 Ocak 1923'te Lozan'da Yunan ve Türk hükûmetleri temsilcileri tarafından imzalanan arasında bir anlaşmadır. Anlaşma, Ortodoks Hristiyanların Türkiye'den Yunanistan'a ve Müslümanların Yunanistan'dan Türkiye'ye eşzamanlı olarak sınır dışı edilmesini sağladı. Bu gönülsüz nüfus transferleri, 1,5 milyon Anadolu Rumu ve 500.000 Yunanistan Müslümanı olmak üzere yaklaşık iki milyon insanı kapsıyordu.

Türk Kurtuluş Savaşı boyunca, hem Anadolu Hareketi hem de İtilaf Devletleri sorumluluğunda, Türk, Rum ve Ermeni sivillere yönelik birçok katliam gerçekleşti. Katliamlar boyunca tecavüz, işkence ve soygun yaygın olarak yaşandı.

Gürcistan'da İslam'ın görünürlüğü 654'te İslam'ın üçüncü halifesi Osman tarafından gönderilen bir ordunun Doğu Gürcistan'ı fethettiği ve Tiflis'te Müslüman yönetimini kurduğu zaman başladı. Halen Müslümanlar Gürcistan nüfusunun yaklaşık %9.9'unu oluşturmaktadır. Diğer kaynaklara göre Müslümanlar Gürcistan nüfusunun %10-11'ini oluşturmaktadır.

Ayvalık tehciri, Osmanlı hükûmetinin Rumlara yönelik uygulanan tehcirin bir sonucu olarak Mayıs 1917'de meydana geldi. Ege Denizi'nin doğu kıyısında çoğunlukla Rumların yaşadığı Ayvalık kasabasının nüfusu Anadolu'nun iç kısımlarına tehcir edildi. Tehcir, Osmanlı mareşali ve Alman generali Otto Liman von Sanders tarafından organize edildi ve ölüm yürüyüşü, yağmalama ve katliam gibi hadiseler sıklıkla görüldü.

<span class="mw-page-title-main">50-50 Teorisi</span>

50-50 Teorisi, Türk Kurtuluş Savaşı'nın Batı Cephesi boyunca Yunan ordusu ve Rum isyancılar tarafından Türklere karşı gerçekleştirilen savaş suçlarının Rum Kırımı kadar kötü ve iki olayın aynı şiddette olduğu fikridir. Fikir Türk halkı arasında ilk olarak Türk ordusunun Yunan işgali altındaki topraklarda ilerlemesi ve böylece Türk halkının Yunan ordusunun oluşturduğu tahribata tanık olması ile ortaya çıkmış, ilk kez 1926'da George Horton'ın The Blight of Asia kitabında ele alınmıştır. Her ne kadar Horton kitabında 50-50 Teorisi'nin yanlış olduğunu ve Yunanlar tarafından katledilen Türklerin Rum Kırımı'na "50-50 değil 1'e 10.000 bile olamayacağını" söylese de, Horton'ın bu tavrı hem Türk hem de Türk olmayan akademisyenler tarafından Türk düşmanı ve aşırı Filhelenist olarak yorumlanıp tarihi çarpıtmak ile suçlanmıştır.