İçeriğe atla

İnsan göçleri

Kaliforniya'da rehabilitasyon kampına giden göçmenler ve çocukları (Dorothea Lange, Mart 1935)

Göç, dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve diğer sebeplerden dolayı insan topluluklarının hayatlarının tamamını veya bir bölümünü geçirmek üzere bir iskân ünitesinden, bir başkasına yerleşmek suretiyle yaptıkları coğrafi yer değiştirme hareketidir.[1] Kişisel nedenlerle yer değiştirmeye ve bu esnada nakledilen eşyaların hepsine de göç denmektedir. Ayrıca kuşların, balıkların ve bazı hayvan türlerinin, belli mevsimlerde dünyanın çeşitli yerlerine gitmeleri de göç adıyla anılır.

Göçün sebepleri

Birçok gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi göç bir ülkenin başlıca sorunları arasında yer almaktadır. Bunun temeli ise köy yaşamında makineleşmeye geçilmesi ve sanayileşmenin ülkede daha fazla değer kazanmasıdır. Ayrıca eğitim şartlarının yetersizliği de insanları şehre sürüklemiştir. Sağlık koşullarının köylerde yeterli düzeyde olmaması da göçün başlıca etkenleri arasında yer almaktadır.

1846-1932 arasında 18 milyon İngiliz, 10 milyon İtalyan, 5 milyon Alman yeni kıtalara göç etmiştir. 1821-1924 arasında 55 milyon Avrupalı ülke değiştirmiş, bunların 34 milyonu ABD'yi seçmiştir.[2]

İşsizlik, daha iyi şartlarda yaşama gibi sebeplerle, ülkeler arasında ve bir ülkenin kendi içinde de çeşitli göçler olmaktadır. Bunlar, zamanla çözümü zorlaşan büyük problemler ortaya çıkarmakta ve ülkelerin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel dengelerini bozmaktadır. Türkiye, köyden şehre büyük oranlara ulaşan göçler sebebiyle bu problemleri en çok yaşayan ve halletmeye çalışan ülkeler arasındadır.

Göç türleri

Göçler çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Nedenlerine göre;[2]

  • Zorunlu göçler; Savaş afet, sürgün gibi nedenlerle oluşur. Mülteciler ve mübadele göçmenleri gibi.
  • Gönüllü göçler: Daha rahat yaşam şartları için birey göçe kendisi karar vermektedir.

Yöntemine göre: a)Yasal göç, b)Yasa dışı göç. Ne zaman, nerede, ne yöne oluşacağı kestirilemeyen yasa dışı göçlere düzensiz göç denilir. Bunların bazıları transit göçlerdir. Avrupa'ya ulaşmak için Türkiye'den geçen Afganlar gibi.

  • İşçi göçü: Ülkesinde çalışma imkânı bulamayanlar veya düşük ücretle çalışan işçiler farklı ülkelere göç eder.
  • Beyin göçü: Başka ülkede çalışmaya giden yetişmiş, nitelikli meslek sahiplerini kapsayan göç türüdür.

Sürelerine göre;

  • Geçici göç; daha sonra dönmek üzere, belli süreliğine bir yere göçmek etmek. Mevsimlik tarım işçilerinin göçü gibi.
  • Kalıcı göç; yerleşmek amacıyla göç etmek.

Göç edilen yere göre;

  • İç göç; ülke sınırları içinde yer değiştirmeyi,
  • Dış göç; ülke dışına yapılan göçü ifade eder.

Arap Dünyasında Göç

İslam öncesinde Arap coğrafyasında büyük göç hareketlikleri gözlemlenmiştir. Söz konusu göçler, genellikle insanların verimli alan arayışlarından, ticaret girişimlerinden yahut tehcir gibi muhtelif sebeplerden kaynaklanmaktadır. Öte yandan kimi zaman şairler, hami arayışına girerek münferit şekilde göç edebilmektedirler.[3]

Kavimler göçü ve diğer göçler

Tarih nazariyesine göre, 4. yüzyılda Orta Asya'da yaşayan kavimlerin şiddetli ve uzun süren kuraklık sebebiyle doğuya, kuzeye, batıya ve güneye gitmelerine; Kavimler Göçü denmektedir. Bu göçün siyasi, sosyal ve kültürel neticeleri üzerinde uzun bir süredir durulmaktadır. Aynı bölgede M.S. 6. yüzyıldan itibaren başlayan ve asıl ağırlığı batı istikametinde olan Türk göçleri, 17. yüzyıla kadar devam etmiş; İran, Anadolu ve Balkanlardan geçerek Avrupa ortalarına ulaşmıştır.

Bazı Türk boyları bugünkü İran, Azerbaycan, Hindistan, Irak ve Anadolu'da göç ettiler.

Osmanlı Devletinin son zamanlarında, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşları esnasında, Tuna boylarından, Balkanlardan ve Kırım'dan Anadolu'ya yapılan toplu göç, 93 Muhaceratı olarak bilinir. 1950'li yıllarda, Balkan Türklerin, Balkan ülkelerinden (Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan) ve Rusya'dan Türkiye'ye toplu göç ettiler.

Afganistan'ın Rusya tarafından işgali ile 2,5 milyon Afgan'ın başta Pakistan olmak üzere çeşitli İslam ülkelerine göçü, Filistinlilerin İsrail tarafından, göçe mecbur bırakılması, Bulgaristan'da yaşayan Türklerin (1989) vatanlarından çıkarılarak göçe zorlanmaları (1991) olayları da siyasi göçlerin örneklerindendir.

Yeni kıtalara göç

Bir de kıtalar arası göçler vardır. Bunun en tipik misali Amerika kıtasına yapılan göçtür. 16. yüzyıldan itibaren bu yeni kıtaya, önce Avrupa milletlerinden başlayan göçler, gittikçe azalmasına rağmen halen devam etmektedir. Önceleri serseri, başı bozuk, kanun kaçağı ve maceraperest Avrupalıların itibar ettikleri bir ülke olan Amerika kıtası, 19. yüzyılın ikinci yarısında, gene bu ülkelerden şiddetli göç dalgalarına sahne oldu. Kıtanın iskan ve imarı tamamlanıp ilmi, teknik ve ticari zenginlikler ortaya çıkınca, bütün milletler için en cazip ülkelerden biri oldu. Bu durum, dünyanın her yerinden ve her seviyede insanların buraya göç etmelerine sebep oldu.

15. yüzyılda sömürgeciliğin başlaması ile birlikte iş gücü ihtiyacı köleler ile sağlanmaya başlandı. Zaten var olan köle ticareti daha sistemli olması, daha fazla insanı köle haline getirmesi, önemli kısmının ölümüne neden olması ile eski zamanlardan ayrılır. 16. yy ile 19. yy arasında 8-10 milyon Afrikalı yeni kıtalarda çalıştırılmak üzere köle yapılmıştır.[2]

Göç sistemleri kuramı, insanların bir yerden başka bir yere sürekli olarak hareket ettiği sosyal, ekonomik ve demografik bir süreç olan göçün incelendiği bir sosyoloji ve göç çalışması yaklaşımıdır. Göç sistemleri kuramı, göç olaylarını yalnızca tek yönlü bir hareket olarak değil, karmaşık bir ağ olarak ele alır ve göçün nedenlerini, süreçlerini ve sonuçlarını anlamaya çalışır.[4]

Göç sistemleri kuramı, göçün birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıktığını ve sadece birkaç basit nedenle açıklanamayacağını öne sürer.[5] Göç sistemleri, kaynak bölgeleri ve hedef bölgeler arasında sürekli bir etkileşim içindedir ve bu etkileşim birçok faktör tarafından yönlendirilir. Ekonomik, sosyal, politik, demografik, kültürel ve çevresel faktörler, göç sistemlerini şekillendiren temel nedenlerdir.

Göç sistemleri kuramı

Göç sistemleri kuramının temel prensipleri arasında şunlar bulunmaktadır:[6]

  1. Göç süreçleri karmaşıktır: Göç, sadece bir neden ya da bir sonuç değil, birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Ekonomik, sosyal, politik ve kültürel nedenler, göç süreçlerini karmaşıklaştırır ve farklı etkileşimlerle birleşebilir.
  2. Göç süreçleri sürekli ve döngüseldir: Göç, tek yönlü bir hareket olarak değil, kaynak bölgeleri ile hedef bölgeler arasında sürekli bir etkileşim içinde gerçekleşen döngüsel bir süreç olarak görülür. Göç süreçleri, kaynak bölgelerinden hedef bölgelere, hedef bölgelerden kaynak bölgelere doğru sürekli olarak gerçekleşebilir.[7]
  3. Göç süreçleri çoklu yönlüdür: Göç, sadece bir yöne doğru değil, birden fazla yöne doğru da gerçekleşebilir. Örneğin, kırsal bölgelerden şehirlere, şehirlerden kırsal bölgelere, ülkeler arasında ve hatta kıtalar arasında göç süreçleri görülebilir.
  4. Göç sistemleri ekonomik, sosyal, politik ve kültürel faktörler tarafından yönlendirilir: Göç sistemleri, ekonomik, sosyal, politik ve kültürel faktörler

Göçün etkileri

Göç veren ülkeye etkileri

  • Göç veren ülkelerde işsizlik azalır.
  • Nüfus azalır.
  • Yurt dışı işçileri ülkelerine döviz gönderirler. 2014'te 401 milyar $ olan işçi dövizlerinin 2015'te 515 milyar $ olacağı tahmin edilmektedir. Dünya Bankasına göre işçi dövizleri gelişmekte olan ülkelerin 2011 GSMH'nin %10'unu oluşturmuştur. Türkiye'ye 1964'te 45 milyon $, 1980'de 2 milyar $, 2010'da 950 milyon $ işçi dövizi gelmiştir.
  • Göç eden insanlar gittikleri ülkelerde yeni beceriler, iş tecrübeleri kazanarak, ülkelerine aktarırlar.

Göç alan ülkelere etkisi

  • İş gücü açığı kapanır.
  • Nüfus artar.
  • Göçmenlerin kültürel uyum sorunu yaşaması.
  • Yoğun göç sonucu şehirlerde gecekondulaşma.
  • Yerli halkın göçmen topluluğu kabullenme ya da tam tersi dışlama tepkileri söz konusu olabilir. Ayrımcılık ve ırkçılık görülebilir.
  • Yerli halk ile göçmenler arasında rekabet ortamı oluşur.
  • Dünya üzerindeki her ülkeden nitelikli insan gücüne sahip olur.

Konuyla ilgili yayınlar

Ayyıldız, Esat. “Göç Olgusunun Klasik ve Modern Arap Edebiyatındaki Yansımaları”. VI. Uluslararası Orta Doğu Sempozyumu: Sosyo-Politik Yönleriyle Orta Doğu’da Değişim. Ed.Onur Kaya, Keisuke Wakizaka. 51-53. İstanbul: İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları, 2021.

Kaynakça

  1. ^ Taylan Akkayan, Göç ve Değişme, İstanbul 1979, s21
  2. ^ a b c YILMAZ, Abdurrahman (2014). "ULUSLARARASI GÖÇ; ÇEŞİTLERİ, NEDENLERİ VE ETKİLERİ" (PDF). Turkish Studies. 7 Şubat 2016 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ekim 2018. 
  3. ^ Ayyıldız, Esat. “Göç Olgusunun Klasik ve Modern Arap Edebiyatındaki Yansımaları”. VI. Uluslararası Orta Doğu Sempozyumu: Sosyo-Politik Yönleriyle Orta Doğu’da Değişim. Ed.Onur Kaya, Keisuke Wakizaka. 51-53. İstanbul: İstanbul Gelişim Üniversitesi Yayınları, 2021.
  4. ^ Massey, D. S., Arango, J., Hugo, G., Kouaouci, A., Pellegrino, A., & Taylor, J. E. (1993). Theories of international migration: A review and appraisal. Population and Development Review, 19(3), 431-466.
  5. ^ Özcurumez, S., & Aybek, C. (2017). Theories of migration and integration: A review of the literature. International Journal of Social Science Studies, 5(1), 23-33.
  6. ^ United Nations. (2019). World migration report 2020. International Organization for Migration.
  7. ^ Castles, S., & Miller, M. J. (2009). The age of migration: International population movements in the modern world. Guilford Press.

Dış bağlantılar

İç bağlantılar

  • Hicret
  • Kavimler göçü
  • Tehcir
  • Göçmen

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Coğrafya</span> karasal yüzeyi, bu yüzeyler içerisinde yaşayan toplulukları ve birbirleriyle etkileşim halinde olan bölgeleri, yerleri ve konumları inceleyen bilim

Coğrafya; beşerî (insanî) sistemleri ve yeryüzünü araştıran, bunlar arasındaki ilişkiyi neden-sonuç ve dağılış ilkesine bağlı olarak inceleyen ve sorgulayan bir bilim dalıdır. Yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur. Coğrafya sözcüğü Yunanca “γεωγραφία” gaia (yer) ve gráphein sözcüklerinden türemiştir. Türkçesi yerçizim sözcüğüdür. Zamanımızdan 2200 yıl önce coğrafya terimini ilk kullanan kişi Eratosthenes olmuştur. Gregg ve Leinhardt (1994), coğrafyayı 4 özellikle karakterize edilen bir disiplin olarak tanımlamaktadırlar:

<span class="mw-page-title-main">Şehir</span> büyük yerleşim yeri

Şehir veya kent, en büyük yerleşim birimidir. Şehirler genellikle barınma, emlak, sanitasyon, kamu hizmeti, temel kamu hizmetleri, arazi kullanımı, imalat, hizmet, toplu ulaşım, kavşak ve iletişim için kapsamlı altyapı ve sistemlere sahiptir. Şehirler eski ve modern mimariye sahiptir. Yoğunlukları insanlar, merkezî iş alanı, iş kümesi, devlet kurumları ve işletmeler arasındaki etkileşimi kolaylaştırır ve bazen mal ve hizmet dağıtımının verimliliğini artırır. Şehirler ayrıca önemli bir finans merkezi ve kültür merkezi de olabilirler.

<span class="mw-page-title-main">Avrupa</span> kıta

Avrupa, kuzeyde Arktik Okyanusu, batıda Atlantik Okyanusu, güneyde Akdeniz ve doğuda Asya ile çevrili bir kıtadır. Avrupa'nın Asya'dan Ural Dağları, Ural Nehri, Hazar Denizi, Büyük Kafkaslar, Karadeniz ve Türk Boğazlarının su yolları ile ayrıldığı kabul edilir.

<span class="mw-page-title-main">Québec</span> Kanada eyaleti

Quebec, Kanada'nın doğu bölgesinde en büyük eyaleti olmasının yanı sıra Kanada'da sadece Fransızcanın resmî dil olduğu tek eyalettir.

<span class="mw-page-title-main">Almanya'daki Türkler</span> Almanyada bulunan etnik bir grup

Almanya'daki Türkler, Türkiye'den Almanya'ya göçmüş ve yerleşmiş Türklerdir. Almanya'daki Türkler geniş tanımı ile Almanya'da doğan Türkleri de kapsamaktadır. Gurbetçiler tanımıyla yaşadıkları ülkede kalıcı konuma geçmiş, değişik meslekleri ifa eden ve bazıları yaşadıkları ülkenin yurttaşlığına geçen özellikle yeni nesil Türkleri tam olarak ifade etmemektedir. Geçtiğimiz 40 yıl içerisinde Türkiye'den Almanya'ya üç milyon civarında insan göç etmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Kentleşme</span>

Kentleşme, kentsel yaşam biçimlerinin gelişimi olarak tarif edilmektedir. Başka bir deyişle, dar bir alana yerleşen büyük nüfus birikimi, yeni fiziksel ve sosyal oluşum, karmaşık ilişkiler ağı, iş dallarının farklılaşması ve kendine özgü bir kültürel sistemin ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır. Kentleşme, kente göç eden bireyin ya da kentte ikamet eden nüfusun değişim sürecini oluşturur ve sosyal, kültürel, ekonomik özellikleri ile ele alınır. Kentlileşme sosyal bakımdan, kente özgü tavır ve davranış biçimlerinin benimsenmesi ile gerçekleşirken kırsal alanlarda yaşayanlar daha farklı ekonomik ve sosyo-kültürel yaşam biçimine sahiptir.

<span class="mw-page-title-main">Kent sosyolojisi</span>

Kent sosyolojisi, tanım olarak Batı'da 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış olan disiplinin adıdır. Sosyoloji disiplinleriyle aynı zemini paylaşmakla birlikte büyük ölçüde bu disiplinlerden ayrılan yönlere sahip olarak şekillendi. Kent sosyolojisinin ana sorunu ya da meselesi, modern kent toplumlarının yapısal özelliklerini ve sorunlarını anlamaya çalışmak olarak şekillenmiştir. Buna göre, kent sosyolojisi alanı içinde, belirli bir yöntemsel tercihle araştırmacılar, kentte meydana gelen sosyal gruplaşmaları, bu grupların birbirleriyle olan ilişkilerini, etkileşim ve çatışmalarını, kentsel kurumlaşmaları ve örgütlenme biçimlerini, demografik dağılımın sosyal bağlantılarını ve söz konusu grupların kent sosyal yaşamına uyum problemlerini vb. ele alıp irdeleyebilirler.

Jeopolitik, siyasi coğrafyadan doğan bir bilim dalıdır. Bu bilim siyasi coğrafyanın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajları inceler.

Uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarını bir bölümünü oluşturan uluslararası birleşme ya da diğer ifadesiyle uluslararası ekonomik entegrasyonların tanımı entegrasyon kavramı çerçevesinde yapılabilir. Ekonomik birleşme, birleşmeye giden ekonomilerde mal ve hizmet akımlarına serbesti sağlayıp, ticarete engel olan kısıtlamaları kaldırarak, bir ortak pazar yaratmak şeklinde tanımlamaktadır. Bugün için dünyadaki bölgesel ekonomik entegrasyonlara verilebilecek en önemli örnek; temelleri 1957 yılında atılan Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)'dir.

<span class="mw-page-title-main">Kültürleşme</span>

Kültürleşme iki farklı kültürün karşılaşmasıyla başlayan ve uyum ile sonuçlanan kültürel ve psikolojik değişim sürecidir. Söz konusu değişikliklerin gerçekleşmesi yıllar hatta kuşaklar boyu süren zaman alıcı bir süreçtir. Bireylerin bu değişiklikleri yönetmesi ise uyum (adaptation) olarak ifade edilmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Senetli kölelik</span>

Senetli kölelik, özellikle gençlerin Yeni Dünya'ya geçiş karşılığında belirli bir süre, bir işveren için çalışmak zorunda olduğu çalışma rejimiydi. Başta Kuzey Amerika olmak üzere 18. yüzyılda Britanya İmparatorluğu sömürgelerinde çok yaygındı. Britanya ve Almanya'daki yoksul gençler için bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Belirli bir süre zorunlu çalışmanın ardından kişi istediği yerde çalışma hakkını kazanabiliyordu. İşyeri sahibi patron gençleri geldikleri gemi kaptanından satın almaktaydı. Gelişen imalat sanayisinin yanı sıra çiftliklerde yoğun bir işgücü talebi bulunmaktaydı. Her iki taraf da sözleşmenin şartlarını yerini getirmekle mesuldü, bu konuda Amerikan mahkemeleri yetkiliydi. İşyerinden kaçanlar yakalanıp geri getirilirdi. 17 ve 18. yüzyılda Amerikan sömürgelerine gelen beyazların neredeyse yarısı bu şekilde senetli köleydi. İngiltere ve Fransa çocuk yaşta yoksul gençleri kaçırıp Karayipler'de senetli köle olarak satan suç örgütleri mevcuttu, sözleşmeleri alınıp satılarak sürekli el değiştiren bu çocukların bazıları özgürlüklerine hiç kavuşamazdı.

Modernleşme teorisi sanayileşmiş Batı toplumlarının ya da G-7 ülkelerinin sahip olduğu yapı, kurum, değer ve sistemlere sahip olmak amacı ile sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda gelişmekte olan ülkeler (GÖÜ) ve az gelişmiş ülkeler (AGÜ) tarafından yapılan tüm düzenlemelere modernleşme denir. Modernleşme teorisi ise gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gelişmeleri için, gelişmiş ülkelerin keşfettiği yöntemleri izleme dışında bir yolunun olmadığını savunan uluslararası politik ekonomi görüşüdür. Avrupa şartlarında ortaya çıkmış olan bu durum, modern olarak adlandırılırken, buna karşılık "modern olmayan" bir öteki yaratılarak "gelenek" adı verilmiştir. Batı Avrupa'da "Rönesans ve Reform Hareketleri" ile ortaya çıkmış ve Fransız İhtilali ile devam etmiştir. Temeline bakıldığı zaman, " eski rejime " düşünce yapısına ve inanç sistemine zıt olarak geliştirilen bir tepki olduğu görülebilir. Bu süreçte ortaya çıkan yönetim şekli, düşünce yapısı ve fikir akımları gibi bazı unsurlar eski düzenin değişme vakti geldiğinin habercisidir. Bu sayede eski rejim değişerek modern rejime geçildi. Modernleşme, sürekli olan bir değişimi, farklılaşmayı temel alan dinamik bir süreçtir. Bu sebeple modern insanlar arasında iletişim çok hızlı ve mesafeli bir duruma gelmiştir. Nüfusun artması ile birlikte artan iş bölümü, herkesin ayrı bir işlevi olması sebebi ile aralarında bir bağımlılık ilişkisi olan yapı anlamında farklılaşmış bir toplumu meydana getirmiştir.

Döviz kuru sistemleri 19. yüzyıldan itibaren üç grupta tanımlanmaktadır.

Küresel göç, bir bireyin yaşadığı devletten farklı bir devlete göç etmesi anlamına gelen uluslararası göç, küreselleşmenin bir sonucu olarak özellikle ekonomik açıdan daha az gelişmiş olan, şiddetin ve savaşların yaşandığı ülkelerden gelişmiş Batı ülkelerine doğru gerçekleşir.

<span class="mw-page-title-main">Almanya-Amerika Birleşik Devletleri ilişkileri</span>

Almanya-Amerika Birleşik Devletleri, 1680'lerden beri süre gelen ticaret ve yatırımlar gibi ekonomik ilişkileri, demografi, göç ve kültürel ve entelektüel değişimleri de içermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Ekolojik mültecilik</span> Yerel çevrelerindeki değişiklikler nedeniyle yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kalmak

Ekolojik mültecilik, ani veya uzun vadeli çevre­sel değişikler sonucunda yaşamları veya yaşam koşulları kötü bir şe­kilde etkilenen; bunun neticesinde daimi yerleşimlerini bir süreliğine veya sürekli olarak terk etmek zo­runda kalan veya bırakılan; aynı ülke içerisinde veya başka bir ülke­ye göç etmek tercihinde bulunan ya da zorunda kalan kişiler veya grupların göç hareketini tanımlayan bir kavramdır. Ayrıca, ekolojik mültecilik hakkında son dönemlerde yapılan çalışmalar incelendiğinde karşımıza ekolojik mültecilik kavramı yerine çevresel mülteci, iklim mültecisi/göçü, iklim değişikliği mültecisi, çevresel olarak yerinden edilmiş kişi, afet mültecisi ve eko-mülteci gibi kavramlar da çıkmaktadır.

Sınıfsız toplum, toplumu oluşturan bireylerin statü,mülkiyet veya destekledikleri siyasi birlik gibi özelliklerle eşit olmayan konumlara dağılmadıkları toplum düzeni.

Alt orta sınıf, toplumun orta sınıfının alt kategorilerinden biridir ve sosyal sınıf yapısında önemli bir role sahiptir. Alt orta sınıf, genellikle beyaz yakalı çalışanlar, memurlar, işçiler ve küçük iş sahipleri gibi meslek gruplarını içerir. Bu sınıf, gelir ve yaşam tarzı açısından orta sınıfın altında yer alır, ancak düşük gelirli veya yoksul sınıfın üzerindedir.

<span class="mw-page-title-main">Göç sosyolojisi</span>

Göç sosyolojisi ya da göç hareketleri insanlık tarihi kadar eskiye dayanan toplumsal bir olgudur. Öyle ki göç, bir kişinin veya belirli bir kitlenin farklı amaçlarla, belli bir zaman aralığında, bulundukları noktadan farklı noktalara gerçekleştirdikleri nüfus hareketleridir. Göç eden bireylerin geldikleri kaynak nokta ve ulaşmayı amaçladıkları hedef noktalar üzerinden tanımlanan bu demografik geçişler, toplumların sahip oldukları sosyal yapıyı ve değişim hacmini etkilemektedir.

<span class="mw-page-title-main">Nüfus artış hızı</span>

Nüfus artış hızı, bir ülkenin veya bölgenin nüfusunun belirli bir dönemdeki artış oranıdır. Genellikle yıllık olarak hesaplanır ve bir ülkenin nüfusunun ne kadar hızla büyüdüğünü gösterir. Nüfus artış hızı, doğum ve ölüm oranları, göç ve göçmenlerin sayısı gibi faktörlere bağlıdır.