İçeriğe atla

Çürüme teorisi

Çürüme teorisi ya da bozunma teorisi, sadece zamanın geçmesi nedeniyle hafızanın kaybolduğunu öne süren bir teoridir. Bu nedenle bilgi, zaman geçtikçe ve hafızanın yanı sıra hafıza gücü de yıprandıkça daha sonraki erişim için daha az kullanılabilir hale gelir.[1] Birey yeni bir şey öğrendiğinde, nörokimyasal bir "hafıza izi" yaratılır. Ancak zamanla bu iz yavaş yavaş parçalanır. Bilginin aktif olarak tekrarlanmasının, bu geçici düşüşe karşı koyan önemli bir faktör olduğuna inanılıyor.[2] Nöronların biz yaşlandıkça yavaş yavaş öldüğüne yaygın olarak inanılır, ancak bazı eski hatıralar en son deneyimlenen hatıralardan daha güçlü olabilir. Bu nedenle, çürüme teorisi çoğunlukla kısa süreli bellek sistemini etkiler, diğer bir daha eski anıların (uzun süreli bellekte ) genellikle beyindeki şoklara veya fiziksel saldırılara karşı daha dirençli olduğu anlamına gelir. Ayrıca zamanın geçmesinin tek başına unutmaya neden olamayacağı ve çürüme teorisinin zaman geçtikçe meydana gelen bazı süreçleri de hesaba katması gerektiği düşünülmektedir.[1]

Tarihçesi

"Çürüme teorisi" terimi ilk olarak Edward Thorndike tarafından 1914 yılında Öğrenme Psikolojisi (The Psychology of Learning) adlı kitabında kullanılmıştır.[3] Bu kitapta basitçe, bir kişinin oluşturduğu bellek temsiline erişememesi ve kullanamaması durumunda, bellek izinin zamanla kaybolacağını veya çürüyeceğini belirtir. Bu teori, 19. yüzyılın sonlarında Hermann Ebbinghaus tarafından önceden yapılan hafıza çalışmasına dayanıyordu.[4] Thorndike tarafından önerilen çürüme teorisi, McGeoch tarafından geliştirilen müdahale (bozucu etki) teorisi ile birlikte ağır bir şekilde eleştirildi.[5] Bu durum 1950'lerin sonlarına kadar,çürüme teorisinin üzerine çalışılmamasına yol açtı+, John Brown ve Petersons tarafından yapılan çalışmalar, belirli bir sayıdan üçer geriye doğru sayarak akılda tutma süresinin doldurulması zamana dayalı çürümenin kanıtı olarak gösterildi. Bu çalışma, Brown-Peterson paradigması olarak biliniyor günümüzde.[6][7] Bu kez Keppel ve Underwood tarafından yazılan ve bulguları proaktif yaklaşıma(ileriye ket vurma) bağlayan teoriye yeniden meydan okundu.[8] 1970'lerde Reitman[9][10] tarafından yapılan çalışmalar, Keppel ve Underwood tarafından eleştirilen bazı karışıklıkları hesaba katarak çürüme teorisini canlandırmaya çalıştı. Roediger, bu çalışmalar ve yöntemlerle ilgili sorunları hızlıca buldu.[11] Harris, kelime listeleri yerine değişen ses tonları kullanarak çürüme teorisi için bir durum çalıştırması oluşturma girişiminde bulundu ve sonuçları, çürüme teorisi ile uyumludur.[12] Ek olarak, McKone, karmaşık sorunları çözmek için açık görevlerin aksine örtük bellek görevlerini kullandı. Çürüme teorisi için kanıtlar sağlandı, ancak sonuçlar müdahale teorisinin sonuçlarıyla birbirlerini karşılıklı etkilediler.[13][14] Çözülme teorisine yöneltilen en büyük eleştirilerden biri, bu teorinin bir mekanizma olarak açıklanamaması ve araştırmanın bu yöne doğru gitmesidir.

Tutarsızlıklar

Araştırmacılar, anıların yalnızca üzerinden belirli bir zamanın geçmesinin bir fonksiyonu olarak mı (çürüme teorisinde olduğu gibi) yoksa sonraki olayların engellemesinden dolayı mı (müdahale teorisinde olduğu gibi) kaybolduğu konusunda hemfikir değiller.[15] Kanıtlar, geçici çürümeye göre girişim teorisi ile ilgili bozulmayı destekleme eğilimindedir,[1] ancak bu, dikkate alınan belirli bellek sistemine bağlı olarak değişir.

Kısa süreli bellek

Kısa süreli bellek sistemi içinde kanıtlar, çeşitli araştırmacıların bir katılımcının saklama ve hatırlama aşamaları arasındaki süreyi manipüle etmelerine dayanan ve kaç öğeyi hatırlayabilecekleri üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmayan bir girişim unutma teorisini desteklemektedir.[15] Katılımcıların tekrarlama süreçlerini kullanmalarına karşı kontrol sağlayan çalışmalarda, sadece sözel kısa süreli hafızaya bakıldığında, çok daha büyük bir girişim çürüme etkisi ile birlikte çok küçük bir zamansal çürüme etkisi bulunabilir.[1] Seri konum etkisi görevleriyle ilgili son çalışmalarda sözel kısa süreli hafızada zamansal bozulma olduğuna dair kanıt bulunamamıştır.[1] Araştırmacılar, daha uzun sözcük listelerinin kısa sözcük listelerinden daha zor hatırlandığını belirten kısa süreli bellekteki sözcük uzunluğu etkisine ilişkin olarak, telaffuz(artikülasyon) sürecinin diğer sözcük özellikleriyle karıştırılmasından dolayı müdahale teorisinin daha büyük bir rol oynadığını savunuyorlar.[16]

Çalışma Belleği

Her iki teori de çalışma belleğinde eşit olarak tartışılır. Bunun kayda değer bir tartışmayı gösterdiği bir durum, karmaşık bir görevin yerine hatırlanacak öğelerin kodlanmasıyla değiştirildiği karmaşık kapsamlı çalışma belleği görevidir.[15] Bu görevi gerçekleştirmek için geçen sürenin veya bu görevin içerdiği müdahale miktarının neden bozulmaya yol açtığı tartışılır.[15] Zamana dayalı bir kaynak paylaşım modeli de önerilmiştir; bu model, dikkatin hatırlanması gereken herhangi bir bilgiden uzaklaştığı ve bilginin işlenmesiyle meşgul olduğu zamansal bozulmanın meydana geldiğini belirtmektedir.[17] Bu teori, bilginin aktif tekrarlanmasına daha fazla kredi verir, çünkü hatırlanması gereken canlandırıcı öğeler, daha iyi işlenmesi ve bellekte saklanması için hatırlanması gereken bilgilere dikkat çeker.[17] İşleme ve koruma, çalışma belleğinin çok önemli bileşenleri olduğundan, hangi unutma teorisinin en geçerli olduğunu belirlerken bu işlemlerin her ikisinin de dikkate alınması gerekir. Araştırma ayrıca bilginin veya bir olayın belirginliğinin veya öneminin kilit bir rol oynayabileceğini öne sürüyor.[18] Çalışan bellek, bilgi veya bir olayın belirginliği ile orantılı olarak çürüyebilir.[18] Bu, bir kişi için daha fazla anlamlı olan bir şeyin, onu çabucak unutma olasılığının daha düşük olabileceği anlamına gelir.

Sistem etkileşimi

Bu tutarsızlıklar, yalnızca çürümenin bir nedeni olarak üzerinden belirli bir zaman geçmesine odaklanan ve alternatif açıklamaları dışlayan deneyler yürütmenin zorluğundan dolayı kaynaklanmaktadır.[1] Bununla birlikte, çürüme teorisi ile ilgili literatüre yakından bakıldığında, çeşitli çalışma ve araştırmacılar arasındaki tutarsızlıklar ortaya çıkmaya devam edecek ve çeşitli bellek sistemlerinde hangisinin gerçekten daha büyük rol oynadığını kesin olarak belirlemeyi zorlaştıracaktır. Hem zamansal çürümenin(bozulmanın) hem de müdahalenin, motive edilmiş unutma ve geri getirme başarısızlığı teorisi ile birlikte unutmada eşit derecede önemli bir rol oynadığı iddia edilebilir.

Gelecekteki yönlendirmeler

Günümüzde araştırmalarda çürüme teorisinde revizyonlar yapılmaktadır. Teori basit ve sezgiseldir, ancak aynı zamanda bazı sorunları bulunmaktadır. Çürüme teorisi, uzun vadeli bir unutma mekanizması olarak uzun süredir reddedilmiştir.[5] Günümüzde ise kısa süreli unutmadaki yeri sorgulanıyor. Teorinin sadeliği, destekleyici kanıtların her zaman alternatif açıklamalara yer bırakması nedeniyle ona karşı işlemektedir. Araştırmacılar, çürümenin kesin bir unutma mekanizması olduğunu saptayan deneyler oluşturmakta çok zorlandılar. Güncel çalışmalar, dikkat etkileri veya müdahalenin işleyişi gibi kafa karıştırıcı kanıtlar nedeniyle bozulma oluşturma yeteneklerinde her zaman sınırlı olmuştur.[1]

Hibrit (Karışık) teoriler

Nairne'e (2002) göre çürüme teorisinin geleceği , standart modelin unsurlarını birleştiren ve aynı zamanda geri getirme ipuçlarının kısa süreli bellekte önemli bir rol oynadığını varsayan hibrit teorilerin geliştirilmesi olmalıdır.[19] Bu teorinin bakış açısını genişleterek, çürüme ile bugüne kadar bulunan tutarsızlıkları ve sorunları açıklamak mümkün olacaktır.

Sinir Hücresi Kanıtları

Gelecekteki araştırmaların bir başka yönü de çürüme teorisini sağlam nörolojik kanıtlara bağlamaktır. Çürüme için mevcut kanıtların çoğu, alternatif açıklamalara yer verdiğinden, çürüme fikri için sinir hücrelerinin incelenmesiyle birlikte bir temel gösteren çalışmalar, teoriye yeni ve sağlam bir destek verecektir. Jonides ve ark. (2008), bir gecikme periyodu boyunca beynin arka bölgelerindeki aktivasyonda genel bir düşüş olduğunu gösteren testlerde çürüme teorisini destekleyen sinirsel kanıt buldu.[20] Bu düşüşün performansla güçlü bir şekilde ilişkili olmadığı bulunsa da, bu kanıt, bozulma ve sinirsel görüntüleme arasındaki bağlantıları kurmada bir başlangıç noktasıdır. Çürümeyi nörolojik kanıtlarla desteklemek için önerilen bir model, nöronların zaman içindeki ateşlenme(aktifleşme) modellerine önem veriyor.[20] Hedef temsilini oluşturan sinirsel ateşlenme kalıpları, sıfırlanmadıkça zaman içinde eş zamanlılığı azalır. Ateşleme kalıplarını sıfırlama işlemi tekrarlama olarak değerlendirilebilir ve tekrar edilme olmadığında unutma meydana gelir. Bu önerilen modelin destek kazanması ve çürüme teorisine sağlam nörolojik kanıtlar getirmesi için daha fazla test edilmesi gerekiyor.[20]

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g "In search of decay in verbal short-term memory". Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition. 35 (2): 317-33. March 2009. doi:10.1037/a0014873. PMC 3980403 $2. PMID 19271849.  Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi: "emtwo" adı farklı içerikte birden fazla tanımlanmış (Bkz: )
  2. ^ "Forgetting in immediate serial recall: Decay, temporal distinctiveness, or interference?" (PDF). Psychological Review. 115 (3): 544-576. 2008. doi:10.1037/0033-295X.115.3.544. PMID 18729591. 22 Mart 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Haziran 2022. 
  3. ^ The Psychology of Learning. New York: Teachers College. 1914. s. 4. 
  4. ^ Memory. A Contribution to Experimental Psychology. New York: Teachers College/Columbia Univ. 1885–1913. 
  5. ^ a b "Forgetting and the law of disuse". Psychological Review. 39 (4): 352-370. July 1932. doi:10.1037/h0069819.  Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi: "kevthree" adı farklı içerikte birden fazla tanımlanmış (Bkz: )
  6. ^ "Some tests of the decay theory of immediate memory". Quarterly Journal of Experimental Psychology. 10 (1): 12-21. February 1958. doi:10.1080/17470215808416249. 
  7. ^ "Short-term retention of individual verbal items". Journal of Experimental Psychology. 58 (3): 193-8. September 1959. doi:10.1037/h0049234. PMID 14432252. 
  8. ^ "Proactive inhibition in short-term retention of single items". Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior. 1 (3): 153-61. October 1962. doi:10.1016/S0022-5371(62)80023-1. 
  9. ^ "Mechanisms of forgetting in short-term memory". Cognitive Psychology. 2 (2): 185-95. April 1971. doi:10.1016/0010-0285(71)90008-9. 
  10. ^ "Without surreptitious rehearsal, information in short-term memory decay". Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior. 13 (4): 365-77. August 1974. doi:10.1016/S0022-5371(74)80015-0. 
  11. ^ "Inferring decay in short-term memory: The issue of capacity". Memory & Cognition. 5 (2): 167-76. March 1977. doi:10.3758/BF03197359. PMID 24202808. 
  12. ^ "Pitch discrimination". The Journal of the Acoustical Society of America. 24 (6): 750-5. November 1952. doi:10.1121/1.1906970. 
  13. ^ "Short-term implicit memory for words and nonwords". Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition. 21 (5): 1108-26. September 1995. doi:10.1037/0278-7393.21.5.1108. 
  14. ^ "The decay of short-term implicit memory: unpacking lag". Memory & Cognition. 26 (6): 1173-86. November 1998. doi:10.3758/bf03201193. PMID 9847544. 
  15. ^ a b c d "No evidence for temporal decay in working memory". Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition. 35 (6): 1545-51. November 2009. doi:10.1037/a0017010. PMID 19857023.  Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi: "emone" adı farklı içerikte birden fazla tanımlanmış (Bkz: )
  16. ^ "The word-length effect provides no evidence for decay in short-term memory". Psychonomic Bulletin & Review. 15 (5): 875-88. October 2008. doi:10.3758/PBR.15.5.875. PMID 18926980. 
  17. ^ a b "Time-related decay or interference-based forgetting in working memory?". Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition. 34 (6): 1561-4. November 2008. doi:10.1037/a0013356. PMID 18980415. 14 Şubat 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2022. 
  18. ^ a b "Interval timing with gaps and distracters: evaluation of the ambiguity, switch, and time-sharing hypotheses". Journal of Experimental Psychology: Animal Behavior Processes. 32 (3): 329-38. July 2006. doi:10.1037/0097-7403.32.3.329. PMID 16834500. 
  19. ^ "Remembering Over the Short-Term: The Case Against the Standard Model". Annual Review of Psychology. 53 (1): 53-81. 2002. doi:10.1146/annurev.psych.53.100901.135131. PMID 11752479. 
  20. ^ a b c "The mind and brain of short-term memory". Annual Review of Psychology. 59 (1): 193-224. 2008. doi:10.1146/annurev.psych.59.103006.093615. PMC 3971378 $2. PMID 17854286. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Kısa süreli bellek, kısa bir süre için aktif, hazır bir durumda az miktarda bilgiyi işlemeden akılda tutma yetisidir. Örneğin, kısa süreli bellek, kısa bir süre önce söylenen bir telefon numarasını hatırlamak için kullanılabilir. Kısa süreli hafızanın süresinin saniyeler düzeyinde olduğuna inanılmaktadır. En çok bahsedilen kapasite, Miller'ın kendisinin figürün "bir şakadan biraz daha fazlası" olarak tasarlandığını belirtmesine rağmen, Büyülü Sayı Yedi, Artı veya Eksi İki' dir ve Cowan'ın (2001) daha gerçekçi bir figürün 4 ± 1 birim olduğuna dair kanıt sağlamıştır. Buna karşılık, uzun süreli bellek bilgileri süresiz olarak tutabilir.

Uzun süreli bellek ya da Uzun dönemli hafıza, iki depolama hafıza modeli teorisinin bir parçası olarak, öğeler arasındaki ilişkilerin depolandığı bellektir. Teoriye göre uzun süreli bellek, kısa süreli bellekten farklı işlevlere sahiptir. Bu da kısa süreli belleğin 20 ila 30 saniye içerisindeki bilgileri çağırmasından farklı olarak, depolanmış bilgileri uzun sürelerde tekrar, tekrar çağırabilmesidir. Bu iki bellek arasında bir fark görünmüyor gibi olsa da, her ikisi bilgiyi farklı yer ve alanlarda depolamaları bağlamında modelleri farklıdır.

Dilinin ucunda fenomeni bilinen bir kelimenin bellekten geri çağırmadaki hata nedeniyle hatırlanamaması, bellekten kısmi geri çağırma ile birlikte her an hatırlanabileceği hissine kapılmaktır. Fenomenin ismi bu gibi durumlarda sıklıkla söylenen "Dilimin ucunda." sözünden gelmektedir. Hemen hemen evrensel bir durum olarak çok iyi bilinen bir kelimenin ya da ismin hatırlanmasında zorluk şeklinde bir bellek çağırma durumu olarak ifade edilir. Dilinin ucunda fenomeni sözcüksel erişimin aşama aşama gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.

Çocukluk amnezisi aynı zamanda bebeklik amnezisi yani unutkanlık olarak da bilinir. Yetişkinlerin 2-4 yaşına kadar olan dönemde olaysal belleklerinde bulunan belirli anılarının zamanını, mekânını, yaşadığı duyguyu ve kimle, nasıl, nerede olduğunu hatırlayamamalarıdır. Bunun yanı sıra 10 yaşından önceki süreçte de olması gerekenden daha az anıya sahip olmaları beklenir. Aynı zamanda bilişsel benlik gelişiminin de kodlama ve ilk anıların saklanması üzerinde etkisi olduğu düşünülür. Araştırmalara göre çocuklar 1 yaşından önce oluşan anılarını hatırlayabilir fakat büyüdükçe ve yaşlanmaya başladıkça bu anıların hatırlanma oranı azalmaya başlar. Çocukluk amnezisi psikologlar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bazılarına göre ilk anıların hatırlanmaya başlandığı 2-8 yaş aralığında oluşan anıları kodlama, saklama ve geri alma sırasında oluşan değişikliklerin çocukluk amnezisi için çok önemli olduğu düşünülür. Bu bellek yitiminin nedenleri konusunda başlıca üç teori ortaya atılmıştır. Psikanalistler bunun bastırmadan kaynaklandığını ileri sürerken; bilişsel psikologlar dilin gelişmesiyle birlikte bellek kodlamada ortaya çıkan değişikliklerin bu ilk anıların bellek izlerini canlandırmayı imkânsız kıldığını; nöro-psikologlar ise uzun süreli bellek için gerekli sinir mekanizmalarının bu ilk yıllarda işlevsel anlamda yeterince olgunlaşmamış olabileceğini savunmaktadır. Çocukluk amnezisi özellikle sahte anı durumlarında ve beynin erken yaşlardaki gelişimi açısından dikkate alınmalıdır. Çocukluk amnezisi için önerilen açıklamalar Freud’un delillerle desteklenmeyen ve genellikle güvenilmeyen travma teorisi, nörolojik gelişim, bilişsel benlik gelişimi, duygu gelişimi ve dil gelişimidir.

Ara verme etkisi öğrenmenin zamana yayıldığında daha iyi olması, sıkıştırılmış tekrarlama yerine aralıklı tekrarlamanın tercih edilmesidir. Pratik olarak bu etki "tıkınma" denebilecek sınav gecesi çalışmasının uzun bir zaman çerçevesinde aralıklı çalışmak kadar etkili olmayacağını öne sürer. Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.

Baddeley'in Çalışma Belleği Modeli, Alan Baddeley ve Graham Hitch tarafından 1974'te ileri sürülen, daha kesin bir birincil bellek modeli sunmak amacıyla önerilen bir insan belleği modelidir. Çalışma belleği, birincil belleği tek bir birleşik yapı olarak düşünmek yerine birden çok bileşene böler.

<span class="mw-page-title-main">Seri konum etkisi</span>

Seri konum etkisi, bir kişinin, bir serideki ilk ve son ögeleri en iyi; ortanca ögeleri en kötü hatırlama eğilimidir. Bu terim, Hermann Ebbinghaus tarafından kendi üzerine yaptığı çalışmalar ile oluşturulmuştur ve bu terim, hatırlama doğruluğunun, bir ögenin bir çalışma listesindeki konumunun bir fonksiyonu olarak değiştiği bulgusuna değinmektedir. Sırası fark etmeksizin listedeki ögelerin hatırlanması istenildiğinde, insanlar listenin sonundaki ögeleri hatırlamaya başlama eğilimindedir ve bu ögeleri en iyi şekilde hatırlarlar. Daha önceki liste ögeleri arasında, ilk birkaç öge, orta ögelerden daha sık hatırlanır.

Epizodik bellek, açıkça belirtilebilen veya bir araya getirilebilen günlük olayların hafızasıdır. Belirli zamanlarda ve yerlerde meydana gelen geçmiş kişisel deneyimlerin toplanmasıdır; örneğin, kişinin 7. doğum günündeki parti gibi. Semantik bellek ile birlikte, uzun süreli hafızanın iki ana bölümünden biri olan açık belleği oluşturur(diğeri örtük bellek).

Flaş bellek, duygusal olarak uyarıcı bir anın veya olayların detaylandırılmış ve son derece can alıcı parçalarının 'enstantene' resmidir. Flaş bellek terimi şaşkınlık uyandıran, gelişigüzel aydınlanmalar, detay, görüntünün özü gibi kelimeleri akla getirir. Bununla beraber flaş bellekler bir parça gelişigüzel ve tamamlanmışlıktan da uzaktır. İnsanlar genellikle hatıralarından bir hayli emin de olsalar, araştırmalar bu hatıraların birçok detayının unutulduğunu göstermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Dikkat kontrolü</span>

Dikkat kontrolü, bir bireyin neye dikkat edeceğini ve neyi göz ardı edeceğini seçtiği kapasitesidir. İç kaynaklı dikkat veya yönetici dikkat olarak da bilinir. Daha genel bir tabirle, dikkat kontrolü, bir bireyin konsantre olma becerisi olarak tarif edilebilir. Öncelikli olarak ön singulat korteksi de içeren frontal alanlar tarafından aracılık edilen dikkat kontrolünün, çalışma belleği gibi diğer yönetici işlevler ile yakından ilgili olduğu düşünülmektedir.

Gruplama, bilişsel psikolojide bir bilgi kümesinin bireysel parçalarının ayrıldığı ve daha sonra anlamlı bir bütün halinde gruplandırıldığı bir süreçtir. Bilgilerin gruplandırıldığı grupların amacı malzemenin kısa süreli tutulmasını geliştirmek ve böylece çalışma belleğinin sınırlı kapasitesini atlamaktır. Bir grup, birlikte gruplandırılmış ve bir kişinin hafızasında saklanan temel tanıdık birimler topluluğudur. Bu gruplar tutarlı aşinalıklarından dolayı da kolay geri getirebilir. Bireylerin, grup içindeki öğelerin daha üst düzey bilişsel temsillerini yarattığına inanılmaktadır. Öğeler, tek tek öğelere kıyasla bir grup olarak daha kolay hatırlanır.Bu gruplar son derece öznel olabilir; çünkü bireylerin bilgi kümeleriyle bağlanabilen algılarına ve geçmiş deneyimlerine dayanırlar.Parçaların boyutu genellikle iki ila altı öğe arasında değişir ancak genellikle dil ve kültüre göre farklılık gösterebilir.

<span class="mw-page-title-main">Hayvan bilişi</span> insan olmayan hayvanların zekası

Hayvan bilişi, insan-olmayan hayvanların zihinsel kapasitelerini kapsayan bir alandır. Bu alanda kullanılan hayvan koşullandırma ve öğrenim çalışmaları, karşılaştırmalı psikolojiden geliştirilmiştir. Aynı zamanda etoloji, davranışsal ekoloji ve evrimsel psikolojinin etkisinde kalmıştır; bazen bu alandan bilişsel etoloji adıyla da bahsedilir. Hayvan zekası terimiyle ilişkilendirilen pek çok davranış aynı zamanda hayvan bilişinin de kapsamındadır.

<span class="mw-page-title-main">Elizabeth Loftus</span> Amerikalı psikolog

Elizabeth F. Loftus Amerikalı bilişsel psikolog ve insan belleği konusunda uzmandır. İnsan belleğinin şekillendirilebilirliği üzerine araştırmalar yapmıştır. Loftus en çok yanlış bilgi etkisi, görgü tanığı belleği ve çocukluktaki cinsel istismarın geri kazanılan anıları da dahil olmak üzere sahte anıların yaratılması ve doğası konusundaki çalışmaları ile bilinmektedir. Loftus, laboratuvar içindeki çalışmalarının yanı sıra araştırmasını yasal ortamlara uygulamakla da ilgilenmiştir; yüzlerce dava için danışma ya da bilirkişi tanıklığı sağlamıştır. 2002 yılında, Loftus Genel Psikoloji İncelemesi'nde 20. yüzyılın en etkili 100 psikolojik araştırmacıları listesinde 58. sırada yer alarak listede en üst sırada yer alan kadın araştırmacı olmuştur.

Geçmişe dönüş ya da istemsiz tekrar eden bellek, bireylerin eski deneyimleri ya da eski deneyimlerin ögelerini ani ve genellikle güçlü bir şekilde yeniden deneyimlediği psikolojik fenomendir. Bu deneyimler sevindirici, üzgün, heyecan verici veya herhangi başka bir duygu olabilir. Geçmişe dönüş terimi, özellikle, anı istemsiz hatırlandığında ve/veya bu anı insanın tekrar yaşayabileceği kadar yoğun olduğunda, bunun gerçek zamanda yaşanmadığını, sadece bir anı olduğunu fark edemeyeceği durumlarda kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Hafıza ve yaşlanma</span>

Bazen "normal yaşlanma" olarak tanımlanan yaşa bağlı hafıza kaybı, Alzheimer hastalığı gibi demans türleriyle ilişkili hafıza kaybından niteliksel olarak farklıdır ve farklı bir beyin mekanizmasına sahip olduğuna inanılır.

İkonik hafıza, görsel alanla ilgili görsel duyusal bellek kaydı ve hızla bozulan görsel bilgi deposudur. Görsel kısa süreli bellek (VSTM) ve uzun süreli bellek (LTM) içeren görsel bellek sisteminin bir bileşenidir. İkonik bellek, çok kısa, kategori öncesi, yüksek kapasiteli bellek deposu olarak tanımlanır. Çok kısa bir süre için tüm görsel algımızın tutarlı bir temsilini sağlayarak görsel kısa süreli belleğe katkıda bulunur. İkonik hafıza, sakkadlar sırasında değişim körlüğü ve deneyimin sürekliliği gibi fenomenleri açıklamaya yardımcı olur. İkonik hafıza artık tek bir varlık olarak düşünülmemekte bunun yerine en az iki ayırt edici bileşenden oluşmaktadır. Sperling'in kısmi rapor paradigmasının yanı sıra modern teknikleri içeren klasik deneyler bu duysal hafıza deposunun doğası hakkında fikir vermeye devam etmektedir.

Bilişsel psikolojide, bilişsel yük, birim zamanda çalışma belleği kaynaklarının ne derecede kullanıldığını ifade eder. Üç tür bilişsel yük bulunur. Asıl bilişsel yük, öğrenenin bir konuyu öğrenirkenki çalışma belleği kullanımı ifade eder. Konu dışı bilişsel yük, bilgi veya görevlerin öğrenene sunulma şeklinin ve öğrenenin bunlarla etkileşimlerini ifade eder. Son olarak etkili bilişsel yük, kalıcı bir bilgi deposu yaratmak için yapılan çalışmayı ifade eder.

Öz-referans etkisi, insanların kendilerinin olayın içinde yer alıp almadıklarına bağlı olarak bilgiyi farklı şekilde kodlama eğilimidir. İnsanlardan kendileriyle ilgili olan bilgileri hatırlamaları istendiğinde, hatırlama ihtimalleri daha yüksektir.

Çoklu Mağaza veya Modal Model olarak da bilinen Atkinson-Shiffrin Modeli, 1968 yılında psikolog Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından önerilen bir bellek modelidir. Modele göre insan hafızasının üç ayrı bileşeni vardır:

  1. Duyusal Kayıt adı verilen duyusal bilgilerin belleğe girdiği bileşen
  2. Hem duyusal kayıttan hem de uzun vadeli bellekten girdi alan ve tutan Kısa Süreli Depo
  3. Kısa süreli depoda tekrarlayarak, prova yaparak hatırlanan, bilgilerin süresiz olarak tutulduğu Uzun Süreli Depo

Tekrarlı ön-hazırlama etkisi, uyaranlar tekrar tekrar sunulduğunda davranışsal bir tepkideki gelişmelere gönderme yapar. Gelişmeler, doğruluk veya tepki süresi açısından ölçülebilir ve tekrarlanan uyaranlar önceki uyaranlarla aynı veya benzer olduğunda ortaya çıkabilir. Bu gelişmelerin kümülatif olduğu gösterilmiştir, bu nedenle tekrar sayısı arttıkça yanıtlar en fazla yedi tekrara kadar sürekli olarak daha hızlı olur. Bu gelişmeler, tekrarlanan maddeler yön, boyut ve konum açısından biraz değiştirildiğinde de bulunur. Etkinin boyutu, maddenin sunulduğu sürenin uzunluğu ve tekrarlanan maddelerin ilk ve sonraki sunumları arasındaki sürenin uzunluğuyla da ayarlanır.