İçeriğe atla

Zihinsel nedensellik sorunu

Zihinsel nedensellik sorunu, zihin felsefesinde kavramsal bir meseledir. Kısaca bu sorun, kasıtlı olarak oluşturulan düşüncelerin veya kasıtlı zihinsel durumların, kasıtlı eylemlerin nedenleri olduğu sağduyusunu nasıl açıklayacağımızdır. Sorun, nedensel dışlama sorunu, anormallik sorunu ve dışsalcılık sorunu dahil olmak üzere birkaç farklı alt-soruna bölünür. Ancak felsefi literatürde en çok dikkat çeken alt-sorun, tartışmasız dışlama sorunudur.

Açıklama

Zihinsel nedenselliğin temel sorunu sezgiseldir: ilk bakışta, zihinsel olaylar fiziksel olaylara neden olur gibi görünür (ve tam tersi), ancak zihinsel olayların fiziksel olaylar üzerinde herhangi bir nedensel etkisi nasıl olabilir? Diyelim ki Can, yemekten sonra tatlı sipariş ediyor. Böyle bir fiziksel, davranışsal olayın en az bir nedeni, Can'ın tatlı yemeyi istemesi ve tatlı sipariş ederek yakında tatlı yiyebileceğine inanması gibi görünüyor. Ancak, inançlar ve arzular gibi zihinsel olaylar, Can'ın ağzından tatlı sipariş etmesini sağlayacak sözleri sarf etmesine nasıl neden olabilir?

Zihinsel nedenselliğin alt sorunları

Dışlama sorunu

Aşağıda, nedensel dışlama sorununun en basit biçimiyle bir özeti yer almaktadır ve bu birkaç olası formülasyondan yalnızca biridir.

Herhangi bir bedensel hareketin nedenlerinin izini sürmek için insan fizyolojisinin dışına çıkmak zorunda olmadığımız ölçüde kasıtlı eylem, yalnızca bu fizyolojik öncüllerin varlığıyla eksiksiz ve nedensel bir biçimde açıklanabilir. Açıklamamızın içerisine zihinsel durumların bahsini katmamıza gerek yok. Bu, filozofları rahatsız eder çünkü sezgisel olarak bir kişinin zihinsel durumları (örneğin inançları ve arzuları) o kişinin harekete geçmesinde çok önemli bir parça gibi gözükür. Ancak, fizyolojik gerçeklerin eylemi açıklamak için yeterli olduğunu göz önüne alırsak, zihinsel durumlar ve onların bahsi, bu gibi bir açıklamada gereksiz görünmektedir; insan eylemiyle ilgili olarak nedensel ve açıklayıcı olarak alakasız kalma riski altındadırlar Yoo 2006.

Çoğu filozof, bu göze çarpan alakasızlığın, son derece sağduyuya aykırı ve nahoş bir pozisyon olduğunu düşünür. Bu pozisyon günün sonunda epifenomenalizme yol açar - zihinsel olayların veya durumların nedensel olarak alakasız olduğu görüşüdür epifenomenalizm. Bu görüşe göre zihinsel olaylar herhangi bir nedensel zincirde hiçbir rol oynamayan yan etkilerdir. Thomas Huxley, epifenomenalizmin zihinsel durumları bir trenden çıkan buhar olarak ele aldığını söylemesi epey bir ses getirmiştir: trenden tüten duman trenin ilerlemesinde nedensel bir rol oynamaz, sadece motorda meydana gelen asli nedenselliğin "zuhur eden bir özelliğidir" Walter 2003.

Anomali sorunu

Zihinsel nedensellikle ilgili bir başka sorun da, zihinsel durumların istisnalar olmaksızın yer alabileceği bir bilimsel yasa olmaması ölçüsünde zihinsel olayların anormal görünmesidir. Zihinsel olaylar, mevcut bilim tarafından tanımlanan nedensel düzene bir şekilde uyması için katı yasalara dahil edilmelidir fakat zihinsel olayların üzerinde hüküm süren "katı" yasalar yoktur. [bkz. Davidson 1970].

Kısacası, olası bir yanıt, zihinsel durumları içeren psikolojik yasaların katı, istisnasız yasalar gerektirdiğini reddetmek olmuştur. Jerry Fodor, temel olmayan (veya "özel") bilimlerin aslında katı yasalar gerektirmediğini savunur (Fodor 1980). Mevcut uygulamada, özel bilimler (örneğin, biyoloji ve kimya), ceteris paribus yasalara (veya "normal şartlar altında" tamlamalarını içeren yasalara) sahiptir ki bu ifadelere göre de istisnalar vardır. Ancak, yalnızca temel bilimlerde (fizik) katı, istisnasız yasalar vardır. Bu nedenle, zihinsel durumlar anormal olsa da, yine de bilimsel olarak saygın psikoloji yasalarına dönüşebilirler.

Dışsalcılık sorunu

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında anlamla ilgili dışsalcılık birçok filozof tarafından benimsendi. Dışsalcılık, kabaca, bireyin çevresinin belirli bölümlerinin, bireyin sözcüklerinin en azından bazılarının anlamında çok önemli bir rol oynadığı görüşüdür [bkz. Putnam 1975 ve Burge 1979]. Anlam üzerine bir tez, düşüncelerimiz dünyadaki şeyler hakkında olduğu ölçüde zihni ve dolayısıyla zihin felsefemizi etkiler. En azından belirli zihinsel durumların bu anlamda yönelimsel içeriğe sahip olduğu zihin felsefesinde yaygın bir görüştür. Örneğin suyun ıslak olduğu inancı belirli bir semantik içeriğe sahiptir: su ıslaktır. Düşünce suyla ve ıslak olduğu gerçeğiyle ilgilidir. Ancak, eğer dışsalcılık doğruysa -eğer kişinin düşüncelerinin içeriğinin bir kısmı, en azından kısmen, kişinin zihninin dışındaki faktörlerden oluşuyorsa- o zaman zihinsel durumların nasıl olur da fiziksel durumlara neden olduğunu açıklamada bir başka zorluk daha gözümüzün önüne gelir. (Yoo 2006).

Sağduyusal çözümler

Nedensel dışlama karşı argümanı

Nedensel dışlama bir fizikalizm savunucusu değilseniz zihinsel nedensellik için bir problem oluşturmaz. Jaegwon Kim'in nedensel dışlama argümanı, eğer tüm fiziksel etkilerin yeterli fiziksel nedenleri varsa ve hiçbir fiziksel etki ayrık fiziksel ve zihinsel nedenler tarafından iki kez neden olunmuyorsa, hiçbir zihinsel nedenin indirgenemez olamayacağını belirtir (Kallestrup 2006). Her şeyden önce, nedensel dışlama argümanının öncülü, fizikalizmin tanımıdır. Kim, tüm fiziksel etkilerin yeterli fiziksel nedenlere sahip olduğunu belirtir. Bu ifade yalnız başına ikiciliği, idealizmi ve zihinsel nedenselliği reddetmek için yeterlidir. Oysa, nedensel dışlama argümanının kalanını belirtmek gereksizdir çünkü tüm fiziksel etkilerin yeterli fiziksel nedenleri varsa fiziksel dışındaki herhangi bir madde hiçbir fiziksel etkiye iki kez neden olmaz. Ayrıca, tüm fiziksel etkilerin yeterli fiziksel nedenleri varsa, o zaman tüm açıklıklarıyla indirgenebilir veya indirgenemez zihinsel nedenlerin olmayacağı açıktır. İkinci olarak, eğer bir kişi fizikalizmi desteklemiyorsa, o zaman tüm fiziksel etkilerin yeterli fiziksel nedenleri olduğu görüşünü desteklemeyecektir veya en azından mantıksal olarak bu görüşü desteklemek zorunda değildir. Son olarak fizikalizm, zihnin beyinle aynı olduğu ve/veya zihinsel ile fizikselin arasında bir çeşit ontolojik denetim ilişkisi olduğu (supervenience) hipotezidir, ancak bu bir olgu değildir. Dolayısıyla, zihinsel nedenselliğe karşı delil olarak nedensel dışlama hipotezini kullanmak, zihinsel nedenselliği desteklemek için "Popper'in üç dünya formülasyonu" veya "psikolojik doğuştancılık" (bu bölümde gösterildiği gibi) kullanmaktan farklı değildir.

Ağlamanın ortaya çıkışı

Fiziksel bedenlerin alemi içinde zihinsel nedenselliği kanıtlamak zorlu bir iştir. Yine de her insan, insan vücudunda zihinsel nedenselliğe tanık olmuştur. Ağlamanın ortaya çıkışına bakalım. Ağlama, fiziksel bir neden veya zihinsel (duygusal) bir neden ile birleşen fiziksel bir etkidir. Üç tür gözyaşı vardır: bazal gözyaşları, refleks gözyaşları ve duygusal gözyaşları (Hoyt 2008). Bazal gözyaşları gözlerimizin kurumasını engeller, refleks gözyaşları göz tahrişlerine (fiziksel nedensellik) tepkidir ve duygusal gözyaşları üzüntü, neşe vb. zihinsel nedenlerin bir sonucudur (Hoyt 2008). Sonuncusuna, duygusal gözyaşlarına odaklanacağım. Üzüntü beyinde bir kez kaydedildiğinde, endokrin sistemi oküler bölgeye hormon salgılar ve gözyaşı oluşur (Hoyt 2008). Kişinin zihinsel durumundan kaynaklanarak ağlamak, tüm kültürlerde ve demografik özelliklerde yaygın olan bir olaydır. İster üzüntüden ister sevinçten ağlayalım, bunların hepsi zihinsel nedensellikten kaynaklanan olaylardır. Aksini iddia etmek insanlık dışı olur.

Kişi bir oyuncu değilse, ağlaması planlı değildir ve dolayısıyla gözyaşlarının akmasına neden olan mekanizmaya göz atabilir hale geliriz. Beyin, bir kez aktive edildiğinde, biz farkında olmadan 10 saniyeye kadar fizyolojik tepkiler üreten nöral kalıplara sahiptir. (Koch, Christof. 2012. "How Physics and Neuroscience Dictate Your 'Free Will' Scientific American: 12 Nisan ve dğr.)

Geleneksel çözümler

İkici çözümler

Bazıları, zihinsel ve fiziksel olanın oldukça farklı şeyler olmasına rağmen, yine de birbirleriyle nedensel olarak etkileşime girebileceklerini iddia ettiler. [ Descartes & 1642/1986, II. ve V. Meditasyonlar]. Bu görüş, etkileşimci ikicilik olarak bilinir. Etkileşimci ikiciliğin karşılaştığı en büyük sorun, zihinsel olaylar gibi uzamsal olmayan (fiziksel dünyada herhangi bir yer kaplamayan) olayların fiziksel olaylarla nedensel olarak etkileşime girdiğini söyleyebileceğimiz bir nedensellik kavramını ifade etmektedir. Mevcut bilimsel dünya görüşüne göre, fiziksel alem nedensel olarak kapalıdır, çünkü nedensel ilişkiler sadece fiziksel alemdeki fiziksel olaylar arasında gerçekleşir. Bu tür düşünceler göz önüne alındığında, bazıları etkileşimci ikicilikteki ana varsayımların, zihinsel nedensellik sorununu çözmekten çok sorunu asıl bu görüşün ürettiğini söylemenin uygun olduğunu iddia eder. (bkz. Yoo 2006).

Fizikalist çözümler

Diğer bir olasılık fiziksel olayların zihinsel olaylarla aynı (en azından olumsal olarak) veya fiziksel olayların üzerinde olduğunu söylemektir. Bu genel başlık altına giren görüşlere fizikalizm veya materyalizm denir. Ancak bu tür görüşler, zihinsel olayların hangi manada ve nasıl fiziksel olduğunu açıklamak için belirli bir teori gerektirir. Örneğin, böyle bir teori davranışçılıktır . Davranışçılar, genel olarak, zihinsel olayların yalnızca belirli şekillerde davranma eğilimleri olduğunu iddia ederler. Başka bir teori, zihinsel olayların fiziksel olaylarla (tip veya örnekleme) özdeş olduğunu söyleyen özdeşlik teorisidir. İşlevselcilik olarak bilinen daha yeni bir görüş, zihinsel olayların oynadıkları nedensel rol tarafından ayrıştırıldığını (veya oluşturulduğunu) iddia eder. Dolayısıyla zihinsel olaylar, yalnızca belirli nedensel (veya işlevsel) roller olduklarından, doğrudan nedensel alanda bir yer bulurlar. Son olarak, bu tür zihinsel olayların olduğunu basitçe reddeden eleyici materyalizm vardır; bu görüşe göre, aslında bir zihinsel nedensellik sorunu yoktur.

Ayrıca bakınız

Metin içi referanslar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Deneycilik</span> bilginin sadece veya öncelikle duyusal deneyimden geldiğini belirten teori

Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir.

Determinizm, belirlenircilik, gerekircilik veya belirlenimlilik evrenin işleyişinin, evrende gerçekleşen olayların çeşitli bilimsel yasalarla, örneğin fizik yasaları ile, belirlenmiş olduğunu ve bu belirlenmiş olayların gerçekleşmelerinin zorunlu olduğunu öne süren öğretidir. Yani öğretiye göre her şey belirlenmiştir ve değişmesi mümkün değildir. Bu görüş başta ahlak felsefesi olmak üzere felsefenin çeşitli dallarının uğraş ve çalışma alanına bir görüştür. Ahlak felsefesindeki "İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür?" sorusunu yanıtlamaya çalışır.

Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel bir bozukluktur. DEHB dikkat, dürtüsellik ve öz düzenlemeyle ilgili sorunlarla kendini gösterir ; Bazen şiddetli fiziksel huzursuzluk da ortaya çıkabilir.

Gerçeklik veya hakikat, günlük kullanımdaki anlamıyla, "var olan her şey" demektir. Bilimde, dinde ve felsefede farklı anlamları vardır. Düşünceden bağımsız olarak zamanda ve mekanda yer kaplayan her şey gerçektir. Herhangi bir şeyin gerçekliği insan zihnine bağlı olmaksızın var olmasıdır.

<span class="mw-page-title-main">Diyalektik materyalizm</span> Karl Marx ve Friedrich Engelsin eserlerinden türetilen felsefi görüş

Diyalektik Materyalizm, materyalizmin Karl Marx tarafından yorumlanmış biçimi, Marksist felsefenin adlandırılma biçimi ya da Marksizmin felsefi öğretisidir.

Psikoz, düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumunu tanımlamakta kullanılan genel bir psikiyatri terimidir. Psikotik epizod geçiren hastalar halüsinasyonlar görüp, delüzyonel inançlar taşıyabilir, kişilik değişiklikleri ve düşünce bozukluğu gösterebilir. Bir psikotik epizod gerçek ile bağlatının kopması veya zarar görmesi ile karakterizedir denilebilir. Gençlerde daha sık görülen psikoz ağır bir zihinsel hastalığın belirtisi olabilir.

<span class="mw-page-title-main">Gilbert Ryle</span>

Gilbert Ryle (1900-1976), çağdaş İngiliz filozofudur. Dil felsefesi geleneği içinde yer alır. Ludwig Wittgenstein'ın felsefi sorunlara yaklaşımını paylaşan İngiliz sıradan dil filozofları kuşağının bir temsilcisiydi. Aristoteles'ten etkilenip, Edmund Husserl ve Meinong'la da ilgilenen Ryle'ın en önemli iki kitabı Zihin Kavramı ve İkilemler'dir.

Nedensellik, genel olarak nedensellik ilkesi olarak bilinen; olay ve olguların birbirine belirli bir şekilde bağlı olması, her sonucun bir nedeni olması ya da her sonucun bir nedene bağlanarak açıklanabilir olması ya da belli nedenlerin belirli sonuçları yaratacağı, aynı nedenlerin aynı koşullarda aynı sonuçları vereceği iddiasını içeren felsefe terimi.

Karma, Sanskrit dilinde “yapmak, eylemek, bir fiilde bulunmak” anlamındaki “kri” sözcüğünden türetilmiştir. Karma sözcüğü farklı sözcüklerle birlikte kullanılarak; karma yasası, karmik plan ve karmik telafi gibi farklı anlamlara gelen terimlerin oluşturulmasında kullanılmıştır. Hinduizm, Budizm, Jainizm, Taoizm, Sihizm ve teozofide kullanılan bir terimdir.

Mukadderat terimi çeşitli inanç sistemlerinde, mistisizmde ve kimi felsefi akımlarda farklı anlamlarda kullanılmış bir terimdir. Terimin genellikle, kişinin gelecekte karşısına çıkması kesinleşmiş olaylara istinaden “takdir olunmuş olanlar”, “karşılaşılması kaçınılmaz olanlar” ya da “karşılaşılması kaçınılmaz hale gelmiş olanlar” anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. İlk bakışta kader sözcüğüyle eş anlamlı olduğu sanılabilirse de, farklı görüşlerin bu terime yükledikleri anlam farklıdır; dolayısıyla mukadderat terimi fatalist (yazgıcılık) görüşteki tümüyle ezelden çizilmiş ve planlanmış bir geleceği ifade eden kader terimiyle eş tutulamaz.

<span class="mw-page-title-main">Zihin felsefesi</span> Zihnin doğasıyla ilgilenen felsefe dalı

Zihin felsefesi, zihin, zihinsel olaylar, zihinsel işlevler, zihinsel özellikler, bilinç ve bunların fiziksel bedenle, özellikle beyinle ilişkilerini inceleyen felsefenin bir alt araştırma koludur. Bedenin zihinle ilişkisi bakımından zihin-beden sorunu, zihnin doğası ve onun fiziksel bedenle ilişkili olup olmadığı gibi diğer sorunlara rağmen, zihin felsefesinin merkezinde yer alan bir sorun olarak görülmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Dianetik</span>

Dianetik'in anlamı "zihin aracılığıyla" veya "Ruh aracılığıyla" demektir. Yunanca 'Dia' aracılığıyla ve 'nous' zihin ya da Ruh'tan gelmektedir. Dianetik, insan davranışı ve psikosomatik hastalıklarla ilgili sorunları açıklığa kavuşturan birbirleriyle bağlantılı aksiyomlar sistemidir. İstenmeyen duyguları ve hoş olmayan duygulanımları ortadan kaldırarak akıl sağlığını arttıran, tamamen geçerli ve işletilebilir bir tekniği kapsar. Dianetik, L. Ron Hubbard tarafından oluşturulan ve 50 yıllık bir süre zarfında disiplinli çalışmanın ürünü olarak ortaya koyulmuştur.

Belirimcilik, özellikle bilinç ve zihin felsefesinde indirgemecilikle yer yer tezat oluşturan belirme nosyonuna duyulan inanç. Bir sistemin bir özelliği sistemin diğer özelliklerinin etkileşimi sonucu yeni bir sonuç veriyorsa bu beklenmedik ve diğerlerinden farkı özellik belirim olarak adlandırılır. Beliren özellikler özdeş, birbirine indirgenebilir veya diğer özelliklerden çıkarsanabilir değildir. Bu bağlamsızlık durumunu açıklığa kavuşturabilmek için belirmenin farklı varyasyonları öne sürülmektedir. 

<span class="mw-page-title-main">Zihin-beden düalizmi</span> Zihin ve bedenin ayrı olduğunu savunan felsefi düşünce

Zihin felsefesinde, Zihin-beden düalizmi, zihinsel işlevlerin fiziksel olmadığı ya da zihin ve bedenin ayrılabilir olduğu görüşüdür. Buradan hareketle, zihin-madde ilişkisi ve özne-nesne ilişkisi hakkında bazı görüşler öne sürer. Zihin-beden problemi konusunda fizikalizm ve enaktivizm ile karşıtlık gösterir.

<span class="mw-page-title-main">Çince odası</span> Bilgisayarın anlama kabiliyetini gösteremeyeceğini sorgulayan bir düşünce deneyi

Çince Odası Argümanı, dijital bir bilgisayarın –ne kadar zeki ya da insansı davranışlar sergilerse sergilesin– bir “zihne”, “anlayışa” ya da “bilince” sahip olamayacağını savunur. Filozof John Searle tarafından “Minds, Brains, and Programs” adlı makalesinde öne sürülen bu argüman ilk kez 1980 yılında Behavioral and Brain Sciences dergisinde yayınlanmıştır. Çince Odası olarak bilinen düşünce deneyinin merkezini oluşturduğu argüman, yayınlandığı günden itibaren oldukça tartışılmıştır.

Zihin felsefesinde, bilişsel psikolojide, sinirbilimde ve bilişsel bilimde zihinsel temsil, dış gerçekliği temsil eden varsayımsal bir içsel-bilişsel semboldür. Başka bir deyişle de "belirli varlıkları veya bilgi türlerini açık bir şekilde işlemek için resmi bir sistem ve sistemin bunu nasıl yaptığına dair bir spesifikasyon" sembolünü kullanan zihinsel bir süreçtir. Zihinsel temsil, gerçekte duyularla mevcut olmayan şeylerin zihinsel imgesidir. Çağdaş felsefede, özellikle zihin felsefesi ve ontoloji gibi metafizik alanlarında, zihinsel temsil, fikirlerin ve kavramların doğasını açıklamanın ve tanımlamanın yaygın yollarından biridir.

<span class="mw-page-title-main">Qualia</span> algının özellikleri ve genellikle duyusal deneyim

Qualia, felsefede ve belirli psikoloji modellerinde öznel, bilinçli deneyimin bireysel örnekleri olarak tanımlanır. Qualia terimi, belirli bir durum için "ne tür" anlamına gelen Latince quālis sıfatının cinssiz çoğul biçiminden (qualia) türetilmiştir.

John A. Dupré, İngiliz bilim filozofudur. Yaşam Bilimleri Araştırma Merkezi Egenis'in direktörü ve Exeter Üniversitesi'nde felsefe profesörüdür. Dupré'nin başlıca çalışma alanı biyoloji felsefesi, sosyal bilimler felsefesi ve genel bilim felsefesidir. Dupré, Nancy Cartwright, Ian Hacking, Patrick Suppes ve Peter Galison ile birlikte genellikle bilim felsefesinin "Stanford Okulu" olarak gruplandırılır.

Bilgi argümanı, Frank Jackson tarafından "Epifenomenal Qualia " (1982) adlı makalesinde önerilen ve "What Mary Didn't Know" (1986) adlı makalesinde genişletilen felsefi bir düşünce deneyidir. Deney, rengin fiziksel tanımlarına geniş erişime sahip olan, ancak insan duyusuyla renk algılayamayan, yani dünyayı siyah beyaz gören bir bilim insanı olan Mary'yi anlatıyor. Düşünce deneyinin ana sorusu, Mary'nin siyah beyaz dünyanın dışına çıkıp renkli görmeyi deneyimlediğinde yeni bilgiler edinip edinemeyeceğidir.

<span class="mw-page-title-main">Zihin-beden problemi</span>

Zihin-beden problemi, insan zihni ile bedeni arasındaki düşünce ve bilinç ilişkileri hakkındaki felsefi bir problemdir.