İçeriğe atla

Zeybek (unvan)

Bir grup zeybek

Zeybek; Batı Anadolu Efesi.

Zeybek sözcüğünün kökeni konusunda bilim insanları ve araştırmacılar arasında birçok değişik hatta karşı karşıya duran görüşler vardır. Bugün için eldeki verilerle sorunu çözümlemek doğrultusunda bir görüş birliğine varmak da olası görünmemektedir.

Sözcüğün kökeni üzerine çeşitli görüşler

Divânu Lügati't-Türk'de, "Bekneg" kelimesindeki Bek sözünün sağlam olduğu yazılmaktadır. Divânu Lügati't-Türk de Sağ sözünün Zeybeklik, anlayışlı olmak anlamında olduğu kaydedilmektedir. Divânu Lügati't-Türk de s harfinin bazen Türk dilinde z okunduğu söylenmektedir. Zeybek sözünde Bek sözünün bulunması anlamı olan sağlam sözünü doğrulayacak ek ad olması şarttır. Bek sözcüğü bir insan için kullanıldığına göre ek sözü, insanın niteliğini iyi yönünden anlatan söz, olarak gerekir. Bek sözü ile ancak anlayışlı olmayı ve akıllılık anlatan Zag sözü ile birleşik ad olabilir ve şeklini alır. Dolaylı Zeybek ünvanı Divânu Lügati't-Türkde; anlayışlı ve akıllı, sözünü sağlam tutan olarak görünüyor. Ayrıca Peçenek askerlerinin kılığının Zeybek-Seymen kılığıyla benzerliklerine dair bilgiler, Bizans kroniklerinde de tespit edildiği gibi Claude Cahen bu vakayı, İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı makalesinde Bizans komutanlarından Kapadokyalı Alyatte emrindeki ücretli Peçenek askerlerinin kiyafetlerinin karşı cephedeki soydaşlarından ayırt edilemediği şeklindeki ifadeleriyle açıklamıştır. Bazı tarihçilere göre Zeybeklik-Seymenlik kültüründe Peçenek kültürünün büyük etkisi bulunmaktadır.[1][2]

Onur Akdoğu'ya göre

Onur Akdoğu, zeybek kavramının Eski Türkçede koruyucu zırh anlamına gelen “say”; sağlam ve sıkı anlamına gelen “bek” sözcüklerinin birleşmesinden doğan bir kavram olduğunu söylemektedir. Zeybek sözcüğü için; “Güçlü, kuvvetli koruyucu anlamında kullanılmış "saybek" kelimesinin yüzyıllar içinde önce "saybak", daha sonra "seybek", "seybak", "zeybak" ve "Zeybek" olarak değişim sonucu ortaya çıkmıştır.” denmektedir.

Dr. Tahir Kutsi'ye göre

Dr. Tahir Kutsi; Bizanslı tarihçi Parhimeres’i tanık göstererek Zeybek sözcüğünün Türkçe kökenli olduğunu savunmaktadır. Bizanslı tarihçinin belirttiğine göre Aydın, Salmpakis Mantahias adındaki bir komutan eliyle Türklerin eline geçmiştir. Bu komutan da, Gazi Menteşe’dir “Salmpakis” unvanıyla anılmaktadır. Salmpakis ise “Saybak”tır. Rum alfabesinde “B” harfi olmaması dolayısıyla aradaki “B” harfi “MP” harfleriyle gösterilmektedir ve yine aradaki “L” harfi de yumuşaktır, “Y” gibi söylenmektedir. "Saybak "sözcüğü de; yiğitlik, mertlik ifade eder. Bu sözcük, zamanla yumuşayıp incelerek “Zeybek” olmuştur. Ayrıca araştırmacı, Orta Asya’da ve Türkistan’da Zeybek, Saybak, Seybek adında köyler bulunduğunu, sözcüğün Ege Bölgesi'nde “yiğit”, özü sözü doğru, kişiliğine inanılan, sözüne güvenilen kişi” anlamı taşıdığını belirtmektedir.

Cemil Demirsipahi'ye göre

Cemil Demirsipahi ise “Türk Halk Oyunları” adlı eserinde, sözcüğün kaynağının bilinmediğini söyleyerek Dr. Tahir Kutsi’nin düşüncelerine katılmaktadır. Ayrıca Arapların da bu sözcüğü sahiplendiklerini belirtir. Yazara göre Araplar, Mısır’da oluşturulan askeri fırkalardan bazılarının Bursa yöresindeki Türklerden oluştuğuna; bu askerlere toplu davranışlarında atak olmaları nedeniyle “Cıva gibi” anlamında “Zeybeki” dendiğine ve bu sözcüğün zamanla Zeybek şeklini aldığına inandıklarını belirtmektedir.

İsmail Özboyacı'ya göre

İsmail Özboyacı, Zeybek sözcüğünün Türkçe’den Yunanca’ya geçmiş öz Türkçe bir sözcük olduğunu belirtmektedir.

Mahmut Ragıp Gazimihal'e göre

Mahmut Ragıp Gazimihal’e göre, Zeybek sözcüğü “salbak” ya da bunun diğer bir söylenişi olan “saypak” sözcüklerinden türemiştir. Bununla bağlantılı olarak, kaynaklarda geçen “salmpakis” sözcüğünün aslında “salpak” ve dolayısıyla Zeybek olduğunu savunur. Zeybek sözcüğünün Türkçe bir sözcük ve aynı zamanda Kırgızlar arasında da bir oyun adı olduğunu; ayrıca Doğu Türkistan ve Afganistan’ın Badahşan kentinde “Zeybek” adında birer köy bulunduğunu belirtir.

Halil Oğultürk'e göre

Halil Oğultürk; Mahmut Ragıp Gazimihal’in düşüncelerini aktararak, bu düşüncelere katıldığını, ayrıca Hüseyin Hilmi Bayındır’ın Zeybek sözcüğü üzerindeki incelemesini de aktararak “Zeybek” sözcüğünün Oğuz Türkleri'ne ilişkin olduğunu belirtir.

Hüseyin Hilmi Bayındır'a göre

Hüseyin Hilmi Bayındır ise, bu sözün anlayışlı olmak anlamına gelen “sağ” ve sağlam anlamına gelen “bek” sözlerinin birleşiminden oluştuğunu iddia eder. Hüseyin Hilmi Bayındır’a göre; Divân-ı Lügati't-Türk’de “Bekneğ” sözcüğündeki “Bek” hecesinin “Sağlam” anlamında olduğu yazılmaktadır. Yine Divân-ı Lügati't-Türk’de “Sağ” sözcüğü Oğuzca’da “Zeybeklik, anlayışlı olmak anlamına gelmektedir. Divân-ı Lügati't-Türk’de “S” harfinin kimi zaman Türk dilinde “Z” olarak okunduğu söylenmektedir. Zeybek sözünde “Sağlam” anlamında bir “Bek” sözünün bulunması “Zeybek” adının birleşik ad olduğunu anlatmaktadır. “Bek” anlamı olan sağlam sözünü doğrulayarak bir ek ad olması şarttır. “Bek” sözü bir insan için kullanıldığına göre de ek sözü, insanın niteliğini iyi yönünde anlatan söz olması gerekmektedir. Yani “Bek” sözü ile ancak “anlayışlılık, akıllılık” anlatan “Zağ” sözü ile birleşik ad olabilir ve Zağ-Bek şeklini alır. Bunu Türk dilinin yapısı zorunlu kılmaktadır. “Başta gelen kalın, anca yumuşak hece; sonda gelen ince, ancak sert heceye uydurularak okunur” kuralına göre “Zağ” hecesi kendisinden sonra gelen sert, ince “Bek” hecesine uydurularak “Zeğ” olmuş; “Bek”le birlikte “anlayışlı, akıllı, sağlam, anlayışlı adam anlamında” “Zeğbek” olarak Avrupa tarih kitaplarına geçmiş ve çağımıza değin Bozdağ, Dalgalı köylerinde yaşamıştır. Sonraları sözcüğün ortasındaki “Ğ” söylendiği gibi yazılma kuralına uyularak “Y”ye dönmüştür.

Sabahattin Türkoğlu'na göre

Sabahattin Türkoğlu, Anadolu’ya gelen ilk Türklerde asker ve orduya “Sü” dendiğini, “Sü-Bek” sözcüğünün “Subay” anlamına geldiğini, “S” harfinin yumuşayarak “Z” ye dönüştüğünü ve “Zübek” biçimini aldığını; zamanla bu sözcüğün de “Ziybek-Zeybek” biçimini aldığını belirtmiştir.

Şeref Üsküp'e göre

Şeref Üsküp ise, bu sözcüğün, cıva anlamına gelen Arapça “zibak” sözcüğünün “ziybak” sözcüğüne dönüşmesinden türediğini söyler.

Halikarnas Balıkçısı'na göre

Halikarnas Balıkçısı, Lydiaca “obekkos”, “to bekkos” ve “ibakhi” sözcüklerinin, zeybek sözcüğüne dönüştüğünü söylemektedir. Zeybek sözcüğünün kökeni ile ilgili iddialardan biri ise; İyonya dilinde Tanrı "Bakhüs'ün Askerleri" anlamına gelen Zai Bakhon kelimesinden türediğidir.

Bacchus [/ˈbækəs/ or /ˈbɑːkəs/; Greek: Βάκχος, Bakkhos] tanrı Dionisos'a Romalıların taktığı isimdir.

Enver Behnan Şapolyo'ya göre

Enver Behnan Şapolyo ise; bağlantısını nasıl kurabildiyse, zeybek sözcüğünün hudut bekçileri olduğunu söylediği, “sekban ve seymenden geldiği anlaşılmaktadır” demektedir.

Zeybek kavramının ortaya çıkışı, çobanlıkla ilgili görünmektedir... ”Zeybeklerin çoğunluğunun çobanlıktan yetişme..., çobanların yanlarında birkaç yakın arkadaşları olur, zeybek çetesi kuracakları zaman bu kişileri bulup konuşurlar. Bu kişiler de genellikle çobandırlar. Zeybeklerin ilk mesleği çobanlık... Çoban tipine bakıldığında; zeybeğin sosyal rolü ve taşıdığı özelliklerle büyük ölçüde örtüştüğü görülmektedir” gibi belirlemeler yapılmaktadır.

Haydar Avcı'ya göre

Haydar Avcı’ya göre; sorundaki tıkanma, halk diline uzak oluş ve yabancılıktan kaynaklanmaktadır. Bugün Anadolu’nun birçok yöresinde, halk dilinde halen kullanılan bir sözcük vardır. Bu sözcük “zağmak” sözcüğüdür ki çeşitli anlamlara gelmektedir.

Zağmak:

  1. Kaçmak, koşmak. (Söğüt, Çal, Denizli – Üçem, Bala, Ankara – Göl, Çubuk, Ankara – Güvenç, Konya.)
  2. Düşmek. (Zile, Tokat – Bor, Niğde.)
  3. Hızla fırlamak, akarcasına kayıp gitmek. (Eğridir köyleri, Isparta – Söğüt, Bilecik – Alaşehir, Manisa – Çankırı – Mersin köyleri, İçel – Afşin, Maraş – Çarşamba, Samsun – Şarkışla, Koyulhisar, Sivas – Bor, Niğde – Yozgat.)
  4. Saldırmak. (Kumdanlı, Yalvaç, Isparta.)
  5. Hareket etmek, hızla bir yere gitmek, gidiş, yerinde duramamak, kaçarak kurtulmak. (Ankara, Kalecik ilçesi, Alevi – Türkmen köyleri.)
  6. Yaman, atik, çevik, bir şekilde hareket etmek. (Isparta, Keçiborlu, Kılıççı kasabası ve köyleri.)

Ayrıca Ankara yöresi köylerinde “zağ” sözcüğü hızla git, durma, seğirt, savuş, hareket et anlamında kullanılan bir sözcüktür.

Özetle

Şimdi bu açıklamaların “zeybek” kavramıyla ne ilgisi var denilebilir. Kısaca bunu açıklayalım. Bilindiği gibi “bek”, “bak”, “pek”, “pak” ekleri Türkçede kavram yaratmak amacıyla kullanılan eklerdir. Söz gelimi; kaymak fiilini ele alacak olursak, burada “kay” köküne “pak” eki eklenerek “kaypak” kavramı türetilmiştir ki, anlam olarak ikiyüzlülüğü, tutarsızlığı, dönekliği, güvenilmezliği anlatmaktadır. ”Zağ” köküne ise, “bek” ya da “bak” eki eklendiğinde ise “zağbek” veya “zağbak” kavramları ortaya çıkar ki, bu da sürekli kaçan, belli bir yerde kalıcı olarak durmayan, yeri geldiğinde saldırı durumunda olan; bir yere, özellikle sığınılacak ve savunulacak yerlere kaçarak kendini savunan gibi çeşitli anlamları içerir ki, bu anlamlar da, zeybekliğin yapısı ve konumuyla bütünüyle örtüşmektedir.

Bu kavramın yüzyıllar boyunca halk ağzında, yöresel söyleyişlere ve dilin akıcılığına uydurularak “zeğbek”, “zeybek” şekline dönüşmüş olabileceğini de rahatlıkla düşünebiliriz. Söz gelimi, Ege Bölgesi telaffuzuyla Orta Anadolu, Kuzeybatı Anadolu telaffuzuyla, Güneybatı Anadolu telaffuzunun aynı olduğunu söyleyebilir miyiz? Dolayısıyla bu kavramların da bölgeler arası konuşma dilinde böyle küçük değişikliğe uğraması bize göre doğal bir durumdur. Bu tür değişimleri, başka sözcük ve kavramların kullanımında da görebiliriz.

Ayrıca kaynaklarda zeybek kavramının “ele avuca sığmaz kişi” anlamına geldiği de belirtilmektedir ki, bu da yukarıdaki düşüncelerimizi doğrular niteliktedir.

Biliyoruz ki, zeybeklik geleneği içinde dağa giden, dağlara çıkan kişiye “zeybek oldu” denilmektedir. Zağmak sözcüğünün anlamlarıyla bir arada düşünüldüğünde, bu anlam ve aktarım, savlarımızı bütünüyle desteklemektedir.

Ayrıca zağbek ve zeybek kavramlarında olduğu gibi, seymen kavramının da Ankara’nın çeşitli yörelerinde sağmen, samen, seymen, seyman şekillerinde kullanıldığı görülmektedir. Yine buna benzer bir biçimde “bey” kavramı da halk dilinde beğ, bağ, ba, beg biçimlerinde kullanılabilmektedir. Çoğu zaman halk, “beyim” kavramının “beğim” biçiminde telaffuz eder ki, dildeki bu tür değişimler, yukarıdaki düşüncelerimizi önemli ölçüde onaylamaktadır. Halk dilinde “y” harfinin “ğ” ve “g” harflerine; “g” ve “ğ” harflerinin “y” harfine dönüştüğü çok sık görülen bir durumdur. Aynı durum “zağbek” kavramı için de geçerlidir.

Yine bu şekilde dildeki yöresel değişim sonucu zeybek bölgesi olan Ankara dolaylarında zeybek kavramının çeşitli şekillerde değişikliğe uğradığını, “zibek”, “ziybek” gibi söyleniş biçimlerine rastlanıldığını ve bu şekilde halk arasında kullanıldığını belirtmekte yarar görüyoruz.

Kaynakça

  1. ^ Hayati Kuzucu, Türk Milli Kimliğinin Oluşması Süreci ve Yukarı Teke Örneği Bağlamında Dirmil’in Demografisi, Burdur 2017, s. 119.
  2. ^ Mehmet Eröz, Milli Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yayın ve Dağıtım, İstanbul 1983, s. 85-86.

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Türk alfabesi</span> Türkçenin yazımında kullanılan alfabe

Türk alfabesi, Türkçenin yazımında kullanılan Latin alfabesi temelli alfabedir. 1 Kasım 1928 tarihli ve 1353 sayılı yasayla tespit ve kabul edilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Türkçe</span> Türk halkının Oğuz Türkçesi dili

Türkçe ya da Türk dili, Güneydoğu Avrupa ve Batı Asya'da konuşulan, Türk dilleri dil ailesine ait sondan eklemeli bir dildir. Türk dilleri ailesinin Oğuz dilleri grubundan bir Batı Oğuz dili olan Osmanlı Türkçesinin devamını oluşturur. Dil, başta Türkiye olmak üzere Balkanlar, Ege Adaları, Kıbrıs ve Orta Doğu'yu kapsayan eski Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında konuşulur. Ethnologue'a göre Türkçe, yaklaşık 90 milyon konuşanı ile dünyada en çok konuşulan 18. dildir. Türkçe, Türkiye, Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nde ulusal resmî dil statüsüne sahiptir.

Deyim, dil biliminde, kavramları, durumları hoşa giden bir anlatımla ya da özel bir yapı veya söz dizimi içinde belirten ve çoğunlukla gerçek anlamlarından ayrı anlamlara gelen sözcüklerden oluşan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da cümledir. İki veya daha çok sözcükten kurulu bir çeşit dil ifadesi olan deyimler, duygu ve düşünceleri dikkati çekecek biçimde anlatan ad, önad, belirteç, yalın ve birleşik eylem görünüşlü dilsel yapılardır. Ya tam bir tümcedirler ya da bir söz öbeğidirler.

<span class="mw-page-title-main">Yeşil</span> mavi ve sarı arasında görülebilen katkı ana rengi

Yeşil renk elektromanyetik tayf'ın insan gözüyle görülebilen renklerinden biridir. Turuncu ve mor ile birlikte ara renklerden birini oluşturur. Dalgaboyu 550 nanometre kadardır. Karşıt rengi kırmızı'dır.

<span class="mw-page-title-main">Dîvânu Lugâti't-Türk</span> Kâşgarlı Mahmudun yazdığı Türkçe-Arapça sözlük

Kitâbu Dîvânu Lugâti't-Türk Orta Türkçe döneminde Kâşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür.

Türk dilleri alfabeleri veya çağdaş Türk yazı dilleri alfabeleri çağdaş dönem Türk yazı dilleri için kullanılan çeşitli alfabelerdir. Uzun tarihî dönemler içinde kullanılmış olan Türk yazı sistemlerinin sonrasında, bazılarının terki, bazılarının devamı ile günümüzde kullanımda olmuşlardır.

<span class="mw-page-title-main">Kiril alfabesi</span> Slav dillerinin kullanımında rol oynayan bir alfabe

Kiril alfabesi, Avrasya'da çeşitli dillerin yazımı için kullanılan alfabedir. Çeşitli Slav, Kafkas, Moğol, Ural, ve İranî dillerinin resmî alfabesidir. En eski Slav kitaplarının yazıldığı iki alfabeden biri olan Kiril yazısı, Aziz Kiril ve kardeşi Metodius tarafından 9. yüzyılın ilk çeyreğinde oluşturulmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Uygurca</span> Uygur Türkçesi

Uygurca veya Yeni Uygurca, Uygurlar tarafından konuşulan, Türk dillerinin Uygur grubunda yer alan bir dil.

Tamag, eski Türklerin inancı Tengricilik'te bugünkü cehennem kelimesinin eş anlamlısıdır. Sözün tamağ, tamuk, tamug ve tamu varyantları da vardır. Moğollar tam derler. Öldükten sonra suçluların cezalandırılmak üzere gittiği yerdir. İslam inancıyla birlikte geniş betimlemeler yapılmış ve nasıl bir yer olduğu hakkında değişik fikirler ileri sürülmüştür. Fakat tüm görüşlerdeki ortak nokta ateş ile ilgili olduğudur. Hakaslarda cehennemi yöneten Tamı Han adlı bir tanrının varlığından söz edilir. Eski Türkler Tamug'un yeraltında olduğuna inanırdı. Tamug'un efendisi Erlik Han'dır ve günahkâr kişileri cezalandırmak için vardır. Karşıtı Uçmag'dır.

<span class="mw-page-title-main">Seymen</span>

Seymen, seğmen ya da seyman, eski Türk boylarında göçebe kervanlarını koruyan silahlı birlik, kolcu.Yerleşik hayata geçilmesiyle Anadolu'da köyden köye gelin almaya giden damat tarafının atlı, davullu, zurnalı, silahlı ve cepken giyinmiş delikanlı alayına dönüşmüştür. Hakaniye Türkçesindeki Sökmen sözcüğünden türediği var sayılır.

<span class="mw-page-title-main">Gagavuzca</span>

Gagavuzca veya Gagauzca, çoğunluğu Moldova'daki Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi'nde yaşayan Gagavuzların konuştuğu Batı Oğuz grubuna bağlı bir Türk dili. Gagavuzca, Balkan Gagavuzcasından bir dereceye kadar farklı bir dildir. Kimi Türkologlar ise Gagavuzca'yı ayrı bir dil veya lehçe saymayarak Türkiye Türkçesinin Rumeli ağızlarına dahil etmişlerdir. Yaklaşık 300.000 kişi tarafından konuşulur.

<span class="mw-page-title-main">Ayırıcı im</span>

Ayırıcı im, fonetik işaret veya diyakritik; telaffuz, ton ve diğer ayırıcı unsurları belirtmek için gliflere eklenen imdir. Örneğin Latin harflerine geçiş döneminde Türkçedeki ötümsüz artdişyuvasıl sürtünmeli ünsüz sesini karşılamak için yeni arayışlara gidilmiş ve mevcut S harfine sedil eklenerek Ş harfi elde edilmiştir. O > Ö veya A > Â ya da Y > Ý gibi harflerde ayırıcı imlere örnekler görülebilir.

<span class="mw-page-title-main">Osmanlıca</span> Osmanlı İmparatorluğunda kullanılan dil

Osmanlıca veya Osmanlı Türkçesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk anayasası olan 1876 tarihli Kânûn-ı Esâsî'de geçtiği hâliyle Türkçe, 13 ile 20. yüzyıllar arasında Anadolu'da ve Osmanlı Devleti'nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan Türk dili. Alfabe olarak çoğunlukla Arap alfabesinin Farsça ve Türkçe için uyarlanmış bir biçimi kullanılmıştır. Halk arasında bazen bu dil dönemi için "Eski Türkçe" de kullanılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Kardeş</span>

Kardeş, anne veya babadan en az birinin ortak olduğu kişilerin birbirlerine göre durumuna verilen addır. Kardeşler erkek ya da kız olabilirler. Birçok toplumda kardeşler anne babalarıyla birlikte aynı ortamda oynayarak ve eğlenerek çocukluklarını birlikte geçirerek büyürler. Bu kalıtsal ve fiziksel yakınlık birbirlerine karşı sevgi ya da düşmanlık gibi duygusal hisler beslemelerine neden olur.

Latinizasyon (Romanizasyon) tabiri genel olarak Latin alfabesi dışındaki ses sistemlerinin Latin alfabesine çevrilmesini ifade eder. Arapçanın Latin alfabesine çevirisi yapılırken bu uygulamaların hiçbirinde (fonetik alfabeler hariç) ortak bir uygulama geliştirilememiştir. Çünkü her ülke kendi harflerini esas alan bir çeviri sistemi benimsemiştir. Fakat yine de ana hatlarıyla genel kabul görmüş bazı sesler ve simgeler tercih edilmeye başlanmıştır. Ortak Türkçe alfabesi esas alınarak yapılan bir işaret sistemi büyük oranda geliştirilmiş durumdadır. Fakat yine de çeşitli ülkelerin, sesleri simgelerken kullandıkları harflerin değişik olması nedeniyle farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Nef, sağır kef,kêf-î Türkî,,kêf-î nûni ya da nazal n (ڭ), Osmanlı alfabesinin 28. harfidir. Arap alfabesinin orijinalinde bulunmayıp sonradan eklenmiştir. Bu harf ayrıca Uygur alfabesinin 19. harfidir.

<span class="mw-page-title-main">Ana Oğuzca</span>

Ana Oğuzca ya da Ana Oğuz Türkçesi Türk dilinin Milat sonrası dönemlerinden günümüze gelen en büyük kollarından biridir. GökTürkçe döneminde, Ötüken’de kullanılan yazı dilinin yanında, onunla beraber henüz yazı dili formu kazanmayan bir hâlde olduğu kabul edilir. Divânu Lügati't-Türk’te Oğuzcaya dair belirtilen görüşler, bu kolun Divandan birkaç yüzyıl önceki biçimine dair düşünceler verir.

Ortak Türk Alfabesi, Türk dillerindeki asal sesler esas alınarak ve aynı kaynaktan çıkanlar sınıflandırılarak tüm harflerin gösterildiği bir sistemdir. Henüz ortak bir biçime ulaşılamamış olmasına rağmen büyük oranda şekillenmiştir.

Çengel işareti, dil biliminde ve çoğu dilde kullanılan bir diyakritik işarettir. Türkçede yalnız sessiz harflerde kullanılan ve harflerin ses değerlerini değiştiren bir göstergedir.

Ünsüz değişmesi, sessiz harflerin ek almaksızın sözcüğün söylenişine ya da yazımına daha uygun ünsüzlerle değişmesi sonucu oluşan Türkçedeki ses olaylarından biridir. Ünsüz benzeşmesi ve sertleşmesi olayları, sözcük ek alırken gerçekleşir. Ünsüz değişmesi ise kelimenin kökeni ile ilgilidir. Genellikle alıntı sözcüklerin Türkçenin ses yapısına uyarlanması ile gerçekleşen bir olaydır. Altı adet ünsüz değişmesi vardır.