İçeriğe atla

Yeniden yapılandırılan bellek

Yeniden yapılandırılan bellek, hatırlama eyleminin algı, hayal gücü, semantik bellek ve inançlar gibi çeşitli bilişsel süreçler tarafından etkilendiği bir anı hatırlama teorisidir. İnsanlar bir anıyı hatırlarken epizodik belleklerinin tutarlı ve doğru olduğuna; hatırlama anında bakış açılarının hatasız olduğuna inanmaktadır. Halbuki, hatırlamanın yeniden yaratım süreci, bireysel algılar, sosyal etkiler ve genel kültür gibi yeniden yaratma sürecinde hatalara sebep olabilecek etkenlerce bozulmaktadır.

Epizodik kodlama ve geri çağırmada en aktif rol alan bölgeler medial temporal lob (hipokampus) ve prefrontal lobdur.

Yeniden yapılandırma süreci

Bellek, nadiren geçmiş deneyimlerin gerçek anlamıyla yeniden sayımına dayanır. Birbiri ile bağlantılı birden fazla bilişsel süreç kullanıldığından, beyinde bir deneyimin eksiksiz bir bellek izinin depolandığı tek bir yer bulunmamaktadır.[1] Aksine, bellek kodlama sırasında hata veya bozulmalara neden olabilecek yapıcı süreçlere tâbidir. Yapılandırılan bellek süreci gelen bilgiye cevap olarak, esasen, algılanan fiziksel özelliklerin örüntülerini ve de yorumlayıcı kavramsal ve anlamsal işlevleri kodlayarak işlemektedir.[2]

Bu durumda, bir olayın tutarlı bir tasvirini oluşturmak için deneyimlerin çeşitli özelliklerinin bir araya gelmesi gerekmektedir.[3] Bu bir araya getirme işlemi başarısız olduğunda bellek hataları ortaya çıkabilmektedir. Bazı olayları yeniden oluşturmanın karmaşıklığı oldukça zahmetlidir ve yanlış ya da eksik hatırlamaya sebep olabilmektedir.[4] Bu karmaşıklık bireyleri daha sonraki hatırlamalarda yanlış bilgi etkisi gibi fenomenlere açık hale getirmektedir.[5] Bireyler, yeniden yaratım süreçlerini kullanarak, genelde çarpıtılmış da olsa, epizodik bellekte bulunan boşlukları kişisel bilgi ve şemalar ile doldurarak daha tutarlı ve eksiksiz bir hale getirmeye çalışmaktadır.

Spesifik bir olayı geri getirmeye çalışırken birçok hata meydana gelebilir. Öncelikle, belirli bir anı için arama işlemini başlatmada kullanılan geri getirme ipuçları diğer deneyimsel anılara benzer olabilir ve eğer birey geri getirmek istediği anının benzersiz özelliklerinin belirli bir tasvirini oluşturamıyorsa geri getirme süreci başarısız olabilir.[6] Belirli bir olay için ayırt edici bilgiler az olduğunda birçok olay arasında daha fazla çakışma yaşanacaktır. Bu da kişinin bu anılarda sadece ortak olan genel benzerlikleri hatırlamasına neden olacaktır. Sonuç olarak, benzerlikleri nedeniyle aktif hale gelen hedef olmayan anıların araya girmesi yüzünden hedeflenen anının düzgün hatırlanması başarısızlığa uğrayacaktır.[3]

İkinci olarak, anıların yeniden oluşturulması sürecindeki hataların pek çoğu, dikkati hedeflenen spesifik bir anıyı geri getirmeye yönlendirmek için kullanılan kriter belirleme ve karar verme aşamalarındaki hatalardan kaynaklanmaktadır. Bir epizodik anının belirli yönlerinin hatırlanmasında gecikmeler olduğunda kişi, farkında olarak ya da olmayarak, olayın daha uyumlu ve daha kapsamlı bir şekilde yeniden inşa edilmesi için var olan olaya bu olayla bağı bulunmayan başka bilgileri eklemektedir. Bu süreç masallama/boşluk doldurma (konfabulasyon) olarak bilinmektedir. Yeniden yapılandırma sırasında gerçekleşen bütün bu eklemeler beyindeki bilgi ağlarını düzenleyen ve soyut bilgiyi depolayan şemaların kullanımına dayanmaktadır.

Özellikler

Şemalar

Şemalar genellikle dış dünyadan toplanmış bilgilerin belirli yönlerini temsil eden zihinsel bilgi ağları olarak tanımlanır. Frederic Bartlett, bireyin dünyayı anlayışının soyut bilgileri ve konseptleri düzenleyen detaylı sinir ağlarından etkilendiğini öne süren Şematik Teori’yi ortaya atan ilk psikologlardan birisidir.[7] Şemalar oldukça tutarlıdır ve sosyalleşme yoluyla bireyde güçlü bir şekilde içselleştirmektedir ve bu durum epizodik anıların hatırlanmasında değişimlere sebep olmaktadır. Şemaların yeniden yapılandırmanın merkezi olduğu, makul bir anlatı sağlamak için boşlukları doldurmada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Barlett şemanın kültürel ve sosyal normlara bağlı olduğunu da göstermiştir.[8]

Jean Piaget'in şema teorisi

Jean Piaget, şema teorisi ile rekonstrüktif hafıza çalışmasını etkiledi.

Piaget'in kuramı, iki kavramı kullanarak şemaya alternatif bir yaklaşım sunmaktadır: Asimilasyon ve akomodasyon. Piaget, asimilasyonu, yeni ve yabancı bilgileri, önceden öğrenilmiş bilgileri kullanarak anlamlandırma süreci olarak tanımlamaktadır. Asimilasyonun gerçekleşebilmesi içinse yeni bilgilerin belleğe entegre edilmesi gerekmektedir. Bu da Piaget'nin akomodasyon olarak tanımladığı, halihazırda var olan şematik ağların yeni bilgiyle uyumlu olacak şekilde değiştirilmesi süreciyle mümkün olmaktadır.[9] Bu iki süreç bağlı ve karşılıklı olarak gerçekleşmekte ve insanların, dünya bilgisi etrafında temel kavramsal ağlar oluşturmaları, bu ağlara, yine öğrenilmişlikleri kullanarak, yeni yapılanmalar ekleyerek dünyayı anlamlandırabilmeleri için hayati önem taşımaktadır.

Piaget'ye göre şematik bilgiler benzerliklerine göre kümelenmektedir. Bir bilgi başka bir bilgiyle ne kadar benzer özelliğe sahipse, o kadar yakınına kaydedilmekte; bunun sonucu olarak bu bilgilerden biri hatırlandığında, yakın olanlar da onunla birlikte aktive olmaktadır. Ne kadar benzer özellik varsa, bu kümelenmeler o kadar güçlü olmaktadır ve bir o kadar birlikte hatırlanmaktadır. Bu teoriye dahil olarak Piaget, bir şematik ağ ne kadar sık çalıştırılırsa, kümeleşmenin o kadar sağlamlaşacağını öne sürmektedir. Bu sıkça hatırlanan bir şematik bilginin ve etrafındaki bilgilerin daha sonra daha çabuk ve etkili bir şekilde hatırlanabileceği anlamına gelmektedir.[10]

Frederic Bartlett'in deneyleri

Frederic Bartlett, hatırlamanın yeniden yapılandırılan doğası yönündeki fikrini ilk olarak bir grup katılımcıya, daha önce duymadıkları yabancı halk masalları (en meşhurları "Hayaletler Savaşları"[11] ) okutarak test etmiştir. Hikâyeyi dinledikten sonra, katılımcıların, sunumdan sonra çeşitli noktalarda, hikâyeyi hatırlama ve kendilerinden sonra gelen katılımcılara anlatma becerileri ölçülmüştür. Bartlett'in bulgularına göre katılımcılar hikâyenin anahatlarıyla bir özet oluşturabilmişler, fakat ayrıntıları doğru bir şekilde hatırlamakta zorluklar yaşamışlardır. Katılımcıların versiyonları genel olarak daha kısa olup katılımcılar, hikâyede kendi şemalarında bulunmayan ya da şemalarıyla çatışan ögeleri hepten çıkarmış veya kendi şemalarıyla daha uyumlu olacak şekilde değiştirmişlerdir.[7] Örneğin, orijinal hikâyelerde büyüden ve Kızılderili mistisizminden bahsedilen bölümler, ortalama Batı şematik ağına uymadığı için unutulmuştur. Hatta, hikâyenin katılımcı kuşakları boyunca defalarca yeniden anlatımı sonucunda, katılımcıların kültürel ve tarihî şemalarıyla uyumlu ögeler, orijinal hikâyede olmadığı şekilde detaylı ve ince bir şekilde hatırlanmaya başlanmıştır (örneğin, bir karakterin yatalak annesine dönüp onunla ilgilenme isteği vurgulanmıştır). Bartlett bu bulgular sonucunda belleğin tekrarlayıcı değil, büyük ölçüde kurgulayıcı olduğu sonucuna ulaşmıştır.[8]

James J. Gibson, Bartlett'in çalışmalarına dayanarak kendi fikirlerini geliştirmiştir ve epizodik bir anının hatırlanmasında değişimlerin miktarının, anı yaşandıktan sonra nasıl algılandığına bağlı olduğunu öne sürmüştür.[12] Bu fikir sonradan Carmichael, Hogan ve Walter (1932) tarafından test edilmiştir. Bu araştırmada bir grup katılımcıya basit şekiller gösterilmiş ve her şekli tanımlayan farklı kelimeler verilmiştir. Örneğin, bütün katılımcılara bir çizgiyle bağlanmış iki çember gösterilmiş; katılımcıların bir kısmına bu şeklin bir halter olduğu, diğer kısmına ise bir okuma gözlüğü olduğu söylenmiştir. Deney sonucuna göre katılımcılar kendilerinden deney sonrası gördükleri şekli çizmeleri istendiğinde kendilerine verilen (hazırlandıkları) kelimelerle uyumlu olarak, kendi çizimlerine asıl şekillerde olmayan ögeler eklemişlerdir.

Doğrulama yanlılığı

İnsanlar epizodik anıları hatırlarken boşlukları doldurmak için şematik bilgilerini kullanmakta ve bunu yaparken genellikle kendi inançları, ahlaki değerleri ve kişisel görüşlerine bağlı kalmaktadır. Bu doğal olarak, gerçekliğin önyargılı bir yorumunu oluşturmaktadır. Doğrulama yanlılığı, genellikle kişinin kendi algısına aşırı güvenmesine ve aksi yönde kanıtlar olmasına rağmen, inançlarının güçlenmesine sebep olmaktadır.[13]

İlişkili sinirsel aktivite

Hipokampusu gösteren MRI görüntüsü

PET ve fMRI taramasını da içeren nöro-görüntüleme teknolojisini kullanan son araştırmalar, epizodik kodlama ve geri getirme işlemi sırasında çok miktarda yayılmış beyin aktivasyonu olduğunu göstermiştir. Çeşitli bölgeler arasında, yapıcı süreçler sırasında en aktif iki bölge medial temporal lob (hipokampus dahil) ve prefrontal kortekstir.[14] Medial temporal lob, özellikle yeni olayları epizodik ağlarda kodlaması açısından önemli bir yere sahip olup, hipokampus ile beraber bir olayın çeşitli özelliklerini birleştirmek ve daha sonra da ayırmakta rol oynayan merkezi konumlardan biri olarak görev yapmaktadır.[15][16] Popüler araştırmalar, olayın kodlanması sırasında mevcut olan belirgin özelliklerin daha ayrıntılı bir şekilde sağlamlaşmasından sonra hipokampusun uzun süreli bellek işleyişinde daha az önem arz ettiğini ortaya koymaktadır. Bu şekilde, uzun süreli epizodik işleyiş, Hipokampal formasyonun CA3 bölgesinden neokortekse doğru ilerleyerek CA3 bölgesini daha fazla ilk işlem yapması için etkin bir şekilde serbest bırakmaktadır. Çalışmalar ayrıca tutarlı bir şekilde prefrontal korteksin aktivitesini, özellikle de sağ yarımkürede meydana gelen aktiviteyi, geri getirme işlemiyle ilişkilendirmiştir.[17] Prefrontal korteks esasen geri getirme işlemi sırasında dikkat odağını yönlendirmek ve istenen hedef anıyı bulmak için gerekli olan uygun kriteri belirlemek amacıyla yürütücü işlevde kullanılıyor gibi görünmektedir.

Uygulamalar

Görgü tanığının ifadesi

Görgü tanığının ifadesi, yeniden yapılandıran bellek hakkındaki tartışmalarda sıklıkla yinelenen bir konudur ve doğruluğu birçok araştırmanın konusudur. Görgü tanıklığı, tanık olunan olay hakkında bireyler tarafından birinci ağızdan verilen beyanlardır. Görgü tanığı ifadesi, olayla ilgili ayrıntıları edinmek ve hatta olayın faillerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Görgü tanıklığı genellikle mahkemede kullanılmakta ve jüriler tarafından güvenilir bir bilgi kaynağı olarak uygun görülmektedir.[18] Ne yazık ki, görgü tanıklığı aşağıdaki gibi çeşitli faktörler tarafından kolayca manipüle edilebilmektedir:

Anksiyete ve stres

Anksiyete, korkunun neden olduğu bir sıkıntı veya zihinsel huzursuzluk durumudur[19] ve suça tanık olmakla tutarlı bir şekilde ilişkilidir. Yuille ve Cutshall (1986) tarafından yapılan bir çalışmada, gerçek hayattaki şiddet suçlarının tanıklarının, tanık oldukları olayın gerçekleşmesinden beş ay sonra bile olayı oldukça canlı bir şekilde hatırlayabildikleri bulunmuştur.[18] Hatta şiddetli ve travmatik olaylara tanık olanlar raporlarında anıyı  özellikle canlı oluşuyla bildirmektedir. Bu sebeple, tanık belleği genellikle bir flaş bellek örneği olarak gösterilmektedir.

Bununla birlikte, Clifford ve Scott (1978) tarafından yapılan bir çalışmada, katılımcılara şiddet içeren bir suç filmi veya şiddet içermeyen bir suç filmi gösterilmiştir. Stres içeren filmi izleyen katılımcılar, şiddet içermeyen filmi izleyen katılımcılara kıyasla olayla ilgili ayrıntıları hatırlamakta zorlanmıştır.[18] Brigham ve arkadaşları tarafından yapılan çalışma (2010), elektrik çarpması yaşayan katılımcıların yüz tanıma testlerinde daha hatalı olduğunu, stresli durumlarda bazı detayların iyi hatırlanmadığını göstermektedir.[20] Hatta silah odağı fenomeni durumunda, silah içeren şiddetli suçlara dahil olmuş görgü tanıkları, şüphelinin kimliğini saptama görevinde daha da kötü bir performans gösterebilmektedirler.[21]

Flaş bellek anıları üzerine yapılan diğer çalışmalar, tanıkların gerçek olayla ilgisi olmayan ancak algılananın canlılığını artıran, güçlü duyusal içeriği hatırlayabileceğini göstermektedir.[22] Bu canlılık nedeniyle, görgü tanıkları yeniden yapılandırılan anılarına daha fazla güven duyabilirler.[23]

Şemaların uygulaması

Şemaların kullanımının, şema ile tutarsız olan bilgilerin anımsanmasının azalması pahasına, şema ile tutarlı olan bilgilerin anımsanan doğruluğunu arttırdığı gösterilmiştir. Tuckey ve Brewer[24] tarafından yapılan bir çalışma, 12 haftadan sonra, tipik soygun şemasıyla tutarsız olan bilgileri içeren anıların, soyguncuların kaçış yöntemi, talepleri ve fiziksel görüntüsü gibi şema ile tutarlı olan anılara göre çok daha hızlı bozulduğunu ortaya koymuştur. Çalışma ayrıca şema ile tutarsız olan ancak katılımcılar için çok anormal görünen bilgilerin genellikle daha kolay anımsandığını ve çalışma süresince akılda tutulduğunu göstermiştir. Araştırmanın yazarları, tanık mülakatı yapan kişilerin bu tür raporlara dikkat etmesi gerektiğini, çünkü bu raporların doğru olma olasılığı olduğunu belirtmektedir.

Çapraz-ırk etkisi

Başka ırka sahip olan birinin yüzünü yeniden yapılandırmada kullanılan şemalar aynı ırka sahip olanınkini yeniden yapılandırırken kullanılan şemalar kadar geliştirilmiş ve düzeltilmiş olmayabilir.[25] Çapraz ırk etkisi, insanların kendi ırklarının diğer ırklardan daha farklı olduğunu ayırt etme eğilimidir. Bu etkinin gerçek nedeni bilinmemekle beraber desteklenen başlıca iki teori bulunmaktadır: Algısal uzmanlık hipotezi, çoğu insanın kendisiyle aynı ırktan olan kişilerle ilişki kurmak için yetiştirildiğini ve de aynı ırktan olan kişilerle ilişki kurma olasılığının daha yüksek olduğunu bu nedenle o ırkın yüzlerini belirlemede bir uzmanlık geliştirdiğini varsaymaktadır. Bir diğer başlıca teori ise grup içi avantajıdır. Laboratuvarda yapılan bir çalışmada, insanların, grup içindeki üyelerin duygularını ayırt etmede grup dışındaki üyelerin duyguları ayırt etmekten daha başarılı oldukları gösterilmiştir.[26]

Yönlendirici/Öncü Sorular

Görgü tanığı ifadeleri sırasında tanık çoğunlukla şahit olduğu olaya ilişkin kendi özel görüşü ile ilgili sorguya çekilmekte ve sorgulayan kişi çoğu zaman tanığın verdiği cevapların türünü yönlendirmek ve kontrol etmek için yönlendirici/öncü sorular kullanmaktadır.[27] Bu olgu bireyin vereceği cevap kendisine yönlendirilen sorunun ifade ediliş biçimi ile çelinebildiğinde ortaya çıkmaktadır. Örneğin, herhangi bir soru kişiye iki farklı şekilde yöneltilebilmektedir:

  • "Soyguncunun boyu yaklaşık olarak ne kadardı?" sorusu cevap veren kişiyi kendi özel algısına göre boy tahmini yapmaya yönledirecektir. Bundan farklı olarak kişilere şu soru da sorulabilmektedir:
  • "Soyguncunun boyu ne kadar kısaydı?". Bu soru cevap veren kişinin aklını çelerek bireyi, soyguncuyu aslında algıladığından daha kısa biri olarak hatırlamaya itecektir.

Genellikle kendi ihtiyaçları ve niyetlerine uyacak şekilde sorular yönelten bir kişi, bu kontrollü sorguya çekme yöntemini kullanarak çapraz sorgulamanın yönünü kontrol ve manipüle edebilmektedir.

Geri getirme ipuçları

Bilgiler kodlanıp anı olarak belleğe depolandıktan sonra bu anıları geri getirmek için sıklıkla belirli ipuçlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ipuçları geri getirme ipuçları olarak bilinmekte [] ve yeniden yapılandırılan bellekte önemli bir rol oynamaktadır. Geri getirme ipuçlarının kullanılması yeniden yapılandırılan belleğin hem doğrulunu destekleyebilmekte hem de onun doğruluğunu azaltabilmektedir. Geri getirme ipuçlarının yeniden yapılandırılan bellekle ilişkilendirildiği en yaygın durum anımsamayı içeren süreçtir. Bu süreç istenen anının geri getirilmesi için mantıksal yapılar, kısmi anılar, anlatılar (öyküler) veya ipuçlarını kullanmaktadır.[28] Yine de anımsama süreci, ipucuna bağımlı unutma ve ön hazırlama etkisi nedeniyle her zaman başarılı olmamaktadır.

İpucuna bağımlı unutma

İpucuna bağımlı unutma (geri getirme hatası olarak da bilinmektedir) uygun ipuçlarının eksikliği sebebiyle anıların elde edilememesi durumunda ortaya çıkmaktadır.[29] Bu, başlangıçta psikolog William James tarafından geliştirilen, dilimin ucunda fenomeni olarak bilinen nispeten yaygın olan bir olayla ilişkilidir. Dilimin ucunda fenomeni bireyin belirli bilgileri bilmesi ve bu bilgiyi bildiğinin farkında olması, ancak bilgi hakkında belirli yönleri bilse bile onu hatırlayamaması anlamına gelmektedir.[30] Örneğin, bir sınav sırasında öğrenciye psikoseksüel gelişim kavramını kimin kuramsallaştırdığı sorulduğunda, öğrenci doğru teori ile ilgili ayrıntıları hatırlayabilmesine rağmen teoriyi ilk kimin ortaya attığı ile ilgili anısını geri getiremeyebilmektedir.

Ön-hazırlama (Hazırlama)

Ön-hazırlama daha önceki deneyimlere bağlı olarak belirli uyarıcılara karşı artan duyarlılığı ifade etmektedir.[29] Ön-hazırlamanın bilinçli farkındalığın dışında gerçekleştiğine inanılmaktadır, bu da ön-hazırlamayı bilgilerin doğrudan geri getirilmesine dayanan bellekten farklı kılmaktadır.[31] Hazırlama, geri getirme ipuçlarını engelleyebileceği için yeniden yapılandırılan belleği etkileyebilmektedir. Psikolog Elizabeth Loftus ileriye doğru bozucu etkinin görgü tanığı olaylarının hatırlanması üzerindeki etkileri ile ilgili birçok makale yayınlamıştır. Ön-hazırlamayı içeren bozucu etki Loftus’un 1974 yılında John Palmer ile yaptığı klasik çalışmasında ortaya konulmuştur.[32] Loftus ve Palmer 150 katılımcı topladıkları çalışmada, her bir katılımcıya bir trafik kazası filmi göstermişlerdir. Daha sonra, katılımcılardan izledikleri videonun detaylarına ilişkin bir anket doldurmalarını istemişlerdir. Katılımcılar üç gruba ayrılmıştır:

  • 50 katılımcı içeren A grubuna “Otomobiller çarpıştıklarında ne kadar hızlı gidiyorlardı?” sorusu sorulmuştur.
  • 50 katılımcı içeren B grubuna “Otomobiller şiddetle çarpıştıklarında ne kadar hızlı gidiyorlardı?” sorusu sorulmuştur.
  • 50 katılımcı içeren C grubuna kontrol grubunu temsil ettikleri için soru sorulmamıştır.

Bir hafta sonra tüm katılımcılara daha önce izledikleri videoda cam kırığı olup olmadığı sorulmuştur. B grubundaki istatistiksel olarak anlamlı sayıda katılımcı videoda kırık cam gördüklerini hatırladıkları söylemiştir (p < -.05). Ancak, gerçekte videoda kırık cam bulunmamaktadır. B grubu ve diğer gruplar arasındaki fark, bu grubun cam kırığı olup olmadığı sorusuna cevap vermeden bir hafta önceki ankette “şiddetle çarpışma” kelimesi ile hazırlanmalarıdır. Anketteki tek bir kelimenin değiştirilmesi ile bu katılımcıların var olan anıları yeni detaylarla yeniden kodlanmıştır.[33]

Yeniden yapılandırma hataları

Masallama/ Boşluk doldurma (Konfabulasyon)

Şizofrenik katılımcının çalışma belleği görevlerini yerine getiren aktive olan beyin bölgelerini gösteren FMRI görüntüsü

Masallama olayların istemsiz bir şekilde yanlış hatırlanmasıdır ve Korsakoff sendromu, Alzheimer hastalığı, şizofreni ve bazı beyin yapılarının travmatik hasar görmesi gibi çeşitli psikolojik hastalıkların bir özelliği olabilmektedir.[34] Masallama yapan bireyler hatırladıkları şeyin yanlış olduğunu bilmemektedir ve bu bireylerin insanları aldatmak gibi bir niyetleri bulunmamaktadır.[35]

Yeniden yapılandırmanın devamlı işleyişinde, bilgi toplamak ve bir anıya detaylar eklemek için birçok kaynak kullanılmaktadır. Masallama yapan hastaların bazı önemli bilgi kaynakları eksiktir bu nedenle bu bireylerde diğer kaynaklar birbiri ile uyumlu, iç tutarlılığı olan ve çoğunlukla inandırıcı olan sahte anılar üretmek için kullanılmaktadır.[36] Masallamaların kaynağı ve türü her bir hastalığın türüne ya da travmatik hasarın oluştuğu bölgeye göre değişmektedir.

Seçici bellek

Seçici bellek olumsuz deneyimlerin aktif bir şekilde unutulması ya da olumlu olanların aktif bir şekilde çoğaltılmasını içermektedir.[37] Bu süreç olayların hatırlanmasını çarpıtarak yeniden yapılandırılan belleği etkin bir şekilde etkilemektedir. Seçici bellek yeniden yapılandırılan anılara iki şekilde etki etmektedir:

  • Uygun ipuçları bulunsa bile anıların hatırlanmasını engelleyerek
  • Bireyin önceki deneyimlerindeki kendi rolünü arttırarak (benliği yüceltme motivasyonu/güdülenmiş benliği yüceltme olarak da bilinmektedir).

Birçok otobiyografi güdülenmiş benliği yüceltmenin mükemmel örneklerini sunmaktadır çünkü kişi hayatında yer edinen olayları hatırlarken, diğer insanlar aynı olayı farklı hatırlayabilse bile, başkalarına kendini daha fazla olumlu deneyime sahipmiş gibi gösterme eğiliminde olmaktadır.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ Squire (1992). "Memory and the hippocampus: a synthesis from findings with rats, monkeys, and humans" (PDF). Psychol. Rev. 99: 195-231. 10 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  2. ^ Schacter DL. 1989.
  3. ^ a b Hemmer (2009). "A Bayesian Account of Reconstructive Memory". Topics in Cognitive Science (İngilizce). 1 (1): 189-202. 
  4. ^ Torres-Trejo (30 Haziran 2016). "The Effects of the Amount of Information on Episodic Memory Binding". Advances in Cognitive Psychology. 12 (2): 79-87. 
  5. ^ Kiat (1 Mayıs 2017). "An exploratory high-density EEG investigation of the misinformation effect: Attentional and recollective differences between true and false perceptual memories". Neurobiology of Learning and Memory (İngilizce). 141: 199-208. 22 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  6. ^ Burgess (1996). "Confabulation and the control of recollection". Memory. 4: 359-411. 
  7. ^ a b ""Frederick Bartlett", Some Experiments on the Reproduction of Folk-Stories, March 30, 1920" (PDF). 12 Şubat 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  8. ^ a b Remembering: A Study in Experimental and Social Psychology (İngilizce). Cambridge University Press. 30 Haziran 1995. ISBN 978-0-521-48356-8. 
  9. ^ Jack Block (1982). "Assimilation, Accommodation, and the Dynamics of Personality Development". Child Development. 53 (2): 281-295. 5 Ocak 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Haziran 2023. 
  10. ^ Auger, W.F. & Rich, S.J. (2006.
  11. ^ ""War of the Ghosts", March 5, 2012". 8 Ekim 2001 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  12. ^ Gibson (1929). "The Reproduction of Visually Perceived Forms" (PDF). Journal of Experimental Psychology. 12 (1): 1-39. 14 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  13. ^ Plous, S. 1993.
  14. ^ Schacter (1998). "The Cognitive Neuroscience of Constructive Memory". Annual Review of Psychology. 49: 289-318. 
  15. ^ Tulving (1994). "Novelty encoding networks in the human brain: positron emission tomography data". NeuroReport. 5 (18): 2525-28. 
  16. ^ McClelland JL, McNaughton BL, O’Reilly RC. 1995.
  17. ^ Tulving (1994). "Neuroanatomical Correlates of Retrieval in Episodic Memory: Auditory Sentence Recognition". Proceedings of the National Academy of Sciences USA. 91 (6): 2012-15. 
  18. ^ a b c "Eyewitness Testimony - Simply Psychology". Simply Psychology. 13 Ekim 2009. 14 Şubat 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  19. ^ "Anxiety - Define Anxiety at Dictionary.com". 13 Mart 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  20. ^ Brigham (1 Eylül 1983). "The Effect of Arousal on Facial Recognition". Basic and Applied Social Psychology. 4 (3): 279-293. 
  21. ^ Fawcett (1 Eylül 2016). "Looking Down the Barrel of a Gun: What Do We Know About the Weapon Focus Effect?". Journal of Applied Research in Memory and Cognition (İngilizce). 5 (3): 257-263. 22 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  22. ^ Chapter 9 - Memory and Emotion, 22 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 18 Haziran 2020 
  23. ^ Christianson (1992). "Emotional stress and eyewitness memory: A critical review". Psychological Bulletin. 112 (2): 284-309. 
  24. ^ Rae Tuckey (2003). "How schemas affect eyewitness memory over repeated retrieval attempts". Applied Cognitive Psychology. 17 (7): 785-800. 
  25. ^ Pezdek, K.; Blandon-Gitlin, I.; Moore, C. (2003). "Children's Face Recognition Memory: More Evidence for the Cross-Race Effect" (PDF). Journal of Applied Psychology. 88 (4): 760-763. CiteSeerX 10.1.1.365.6517 $2. doi:10.1037/0021-9010.88.4.760. PMID 12940414. 15 Haziran 2010 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  26. ^ Pezdek (2003). "Children's Face Recognition Memory: More Evidence for the Cross-Race Effect" (PDF). Journal of Applied Psychology. 88 (4): 760-763. 15 Haziran 2010 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  27. ^ [1] 19 Haziran 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Loftus, E.F. Leading Questions and the Eyewitness Report. (1975).
  28. ^ Cherry, K. (2010, June 7).
  29. ^ a b "APA Dictionary of Psychology". dictionary.apa.org (İngilizce). 27 Nisan 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Nisan 2020. 
  30. ^ Willingham, D.B. (2001).
  31. ^ Cherry, K. (2009, March 26).
  32. ^ Loftus (1974). "Reconstruction of Automobile Destruction : An Example of the Interaction Between Language and Memory" (PDF). Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior. 13 (5): 585-9. 8 Ekim 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 18 Haziran 2020. 
  33. ^ Brignull, H. (2010, March 16).
  34. ^ Robins (1 Haziran 2019). "Confabulation and constructive memory". Synthese (İngilizce). 196 (6): 2135-2151. 
  35. ^ Moscovitch M. 1995.
  36. ^ The memory process: neuroscientific and humanistic perspectives. Cambridge, Mass.: MIT Press. 2010. ISBN 978-0-262-01457-1. 
  37. ^ Waulhauser, G. (2011, July 11).

İlgili Araştırma Makaleleri

Bellek ya da hafıza, yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücüdür.

Uzun süreli bellek ya da Uzun dönemli hafıza, iki depolama hafıza modeli teorisinin bir parçası olarak, öğeler arasındaki ilişkilerin depolandığı bellektir. Teoriye göre uzun süreli bellek, kısa süreli bellekten farklı işlevlere sahiptir. Bu da kısa süreli belleğin 20 ila 30 saniye içerisindeki bilgileri çağırmasından farklı olarak, depolanmış bilgileri uzun sürelerde tekrar, tekrar çağırabilmesidir. Bu iki bellek arasında bir fark görünmüyor gibi olsa da, her ikisi bilgiyi farklı yer ve alanlarda depolamaları bağlamında modelleri farklıdır.

Dilinin ucunda fenomeni bilinen bir kelimenin bellekten geri çağırmadaki hata nedeniyle hatırlanamaması, bellekten kısmi geri çağırma ile birlikte her an hatırlanabileceği hissine kapılmaktır. Fenomenin ismi bu gibi durumlarda sıklıkla söylenen "Dilimin ucunda." sözünden gelmektedir. Hemen hemen evrensel bir durum olarak çok iyi bilinen bir kelimenin ya da ismin hatırlanmasında zorluk şeklinde bir bellek çağırma durumu olarak ifade edilir. Dilinin ucunda fenomeni sözcüksel erişimin aşama aşama gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.

Semantik bellek ya da anlamsal bellek anlamlar, anlayışlar ve diğer kavram tabanlı bilginin işlendiği uzun süreli bellek bölümüdür. Dünya hakkında genel bilgiyi ve gerçek bilgilerin bilinçli hatıralarını içerir. Genel kültür, kurallar, kavramlar, genellemeler bu bellektedir. Semantik bellek ve epizodik bellek birlikte belleğin iki önemli bölümünden biri olan bildirimsel belleği oluştururlar. Epizodik bellek ; uzay-zaman, aksiyonlar ve aktörlerden oluşur. Uzay-yer ve zaman bağlı olayları kapsar. Örneğin, geçmişteki tatil anılarını bu bellek saklar. Semantik bellek ise; öğrenilmiş sözcük bilgilerini saklar. Örneğin yapılan tatilin ayrıntılarını epizodik bellek saklarken tatilin yapıldığı yerin ismiyle ilgili bilgileri semantik bellek saklar. Semantik bellek kullanımı ile anlamsız kelime ve cümlelere anlam verebilir. Geçmişte öğrenilen şeyler hakkında bilgiler kullanılarak yeni kavramlar hakkında bilgi edinilebilir. Bildirimsel belleğin muadili olarak, prosedürel bellek ya da örtük bellek kullanılır.

Çalışma belleği, bellekte işlemlerin geçici olarak tutulduğu ve üzerlerinde değişikliklerin yapıldığı bellek bileşenidir.

Belleksel uydumculuk, sosyal yayılma teorisi olarak da bilinir, bir insanın bir anıyla ilgili anlatısının diğer bir insanın aynı anıyla ilgili anlatısını etkilemesi durumunu ifade eder. Bu karıştırma genellikle bireylerin gördükleri ya da deneyimledikleri şeyleri tartışmasıyla ortaya çıkar ve diğer bir insanın anlatısından etkilenmiş anıların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Belleksel uydumculuk hakkındaki çalışmalar telkine açıklığın önemli yasal ve sosyal çıkarımlarla birlikte birçok sonucu olduğunu gösterir. Bu, hafıza üstündeki pek çok sosyal etkileşimden biridir.

Bir anının kaynağının yanlış bir şekilde başka bir deneyime atfedilmesi olan kaynak izleme hatası bir çeşit bellek hatasıdır. Örneğin, bireyler henüz yaşanmış bir olayı bir arkadaşlarından öğrenirler, daha sonra bu olayı yerel haberlerde de duydukları zaman, bu olayın kaynağının anısı haberlerden öğrenilmiş gibi yanlış bir kaynağa dayandırılabilir. Bu kaynak izleme hatası, uzun süreli belleğe sınırlı miktarda kaynak bilgisinin kodlanması veya kaynak izlemede kullanılan karar süreçlerinin karışması nedeniyle, normal algısal ve yansıtıcı süreçler kesintiye uğradığında ortaya çıkmaktadır. Depresyon, yüksek stres seviyesi ve beynin sorumlu bölgelerinde meydana gelen hasarlar, bu mekanizmalarda; kesintiye, karışıklığa ve dolayısıyla kaynak izleme hatalarına neden olan faktörlere örnek olarak verilebilir.

Çocukluk amnezisi aynı zamanda bebeklik amnezisi yani unutkanlık olarak da bilinir. Yetişkinlerin 2-4 yaşına kadar olan dönemde olaysal belleklerinde bulunan belirli anılarının zamanını, mekânını, yaşadığı duyguyu ve kimle, nasıl, nerede olduğunu hatırlayamamalarıdır. Bunun yanı sıra 10 yaşından önceki süreçte de olması gerekenden daha az anıya sahip olmaları beklenir. Aynı zamanda bilişsel benlik gelişiminin de kodlama ve ilk anıların saklanması üzerinde etkisi olduğu düşünülür. Araştırmalara göre çocuklar 1 yaşından önce oluşan anılarını hatırlayabilir fakat büyüdükçe ve yaşlanmaya başladıkça bu anıların hatırlanma oranı azalmaya başlar. Çocukluk amnezisi psikologlar tarafından farklı şekillerde tanımlanmıştır. Bazılarına göre ilk anıların hatırlanmaya başlandığı 2-8 yaş aralığında oluşan anıları kodlama, saklama ve geri alma sırasında oluşan değişikliklerin çocukluk amnezisi için çok önemli olduğu düşünülür. Bu bellek yitiminin nedenleri konusunda başlıca üç teori ortaya atılmıştır. Psikanalistler bunun bastırmadan kaynaklandığını ileri sürerken; bilişsel psikologlar dilin gelişmesiyle birlikte bellek kodlamada ortaya çıkan değişikliklerin bu ilk anıların bellek izlerini canlandırmayı imkânsız kıldığını; nöro-psikologlar ise uzun süreli bellek için gerekli sinir mekanizmalarının bu ilk yıllarda işlevsel anlamda yeterince olgunlaşmamış olabileceğini savunmaktadır. Çocukluk amnezisi özellikle sahte anı durumlarında ve beynin erken yaşlardaki gelişimi açısından dikkate alınmalıdır. Çocukluk amnezisi için önerilen açıklamalar Freud’un delillerle desteklenmeyen ve genellikle güvenilmeyen travma teorisi, nörolojik gelişim, bilişsel benlik gelişimi, duygu gelişimi ve dil gelişimidir.

Sahte anı, bir insanın olmamış bir anıyı anımsamasıyla meydana gelen psikolojik bir olaydır. Sahte anı genelde, çocukluktaki cinsel istismarlar ile ilgili adli durumlarda göz önüne alınır. Sahte anı, ilk olarak psikoloji öncülerinden Pierre Janet ve Sigmund Freud tarafından araştırıldı. Freud bastırılmış cinsel çocukluk anıları konusundan ‘Histeri ile Mücadele’ kitabında bahsetmiştir. Elizabeth Loftus, 1974’teki ilk araştırma projesinden beri, hafıza kurtarımı ve sahte anı alanlarında öne çıkmıştır. Sahte anı sendromu, sahte anıyı insanların düşüncesini ve günlük yaşamını etkileyen ve hayatlarında çok yaygın olarak yaşadıkları bir durum olarak tanımlar. Sahte anı sendromu, sahte anıdan bazı yönlerden ayrılır. Sendrom kişinin hayatındaki yöneliminde oldukça etkiliyken; sahte anı bu önemli etki olmadan da meydana gelebilir. İnsanlar etkileyici anılarının doğru olduğunu düşündüklerinden bu sendrom etkisini gösterir. Ancak, sendrom ile ilgili araştırmalar tartışmalı ve bu yüzden sahte anı sendromu ruhsal bozukluk kategorisinden, dolayısıyla Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’ndan çıkarılmıştır. Sahte anı, psikolojik araştırmaların önemli bir parçasıdır çünkü çok fazla ruhsal bozukluk ile bağlantılıdır.

Görgü tanığının ifadesi, kişinin tanık olduğu olaya dair bilgi ve gözlemleri hakkında, adli bir süreç kapsamında verdiği ifade. İdeal bir durumda, tanığın hatırladıklarının ayrıntılı olması beklenir ancak bu her zaman gerçekleşmez. Tanığın hatırladıkları, tanığın bakış açısından bakıldığında ne yaşandığını kanıtlamak için kullanılır. Anıları bellekten çağırma işlemi geçmişte güven duyulan bir işlemdi. Ancak günümüzde, psikologların “Anılar ve bireysel algılar güvenilmezdir. Kolaylıkla manipüle edilebilir ve değişime uğrayabilirler” savını destekleyen adli tıp uzmanları tarafından bu güven çürütüldü. Bu nedenle birçok devlet, bu günlerde görgü tanıklığının mahkemelerde kullanımıyla ilgili değişikliklere gitmeyi planlıyor. Görgü tanıklığı aynı zamanda bilişsel psikoloji alanının özel bir odağı olma özelliğini taşıyor.

Hafıza güçlendirme ilk ediniminden sonra bazı bilgilerin hafızaya yerleşmesi için sürdürülen sürecin bütünüdür. Hafıza izi, bir şeyin ezberlenmesi sonucu sinir sisteminde meydana gelen değişikliktir. Hafızanın sağlamlaşması iki özel sürece ayrılır. Geç faz uzun vadeli güçlenmeye karşılık geldiği düşünülen ilk sinaptik güçlendirme, öğrenmeden sonraki ilk birkaç saatte sinaptik bağlantılarda ve sinir devrelerinde küçük ölçekte olur.

Psikolojide konfabulasyon, kişinin kendisi ya da dünya hakkında uydurma, çarpık veya yanlış yorumlanmış anılar üretmesi olarak tanımlanan bir bellek hatasıdır. Konfabulasyon sergileyen insanlar, “ince değişikliklerden tuhaf uydurmalara” kadar, geniş bir ölçekte çeşitlenen yanlış anılar sunarlar ve çelişkili olduklarına ilişkin kanıtlara rağmen genellikle hatırladıkları anılardan çok emindirler.

Epizodik bellek, açıkça belirtilebilen veya bir araya getirilebilen günlük olayların hafızasıdır. Belirli zamanlarda ve yerlerde meydana gelen geçmiş kişisel deneyimlerin toplanmasıdır; örneğin, kişinin 7. doğum günündeki parti gibi. Semantik bellek ile birlikte, uzun süreli hafızanın iki ana bölümünden biri olan açık belleği oluşturur(diğeri örtük bellek).

Flaş bellek, duygusal olarak uyarıcı bir anın veya olayların detaylandırılmış ve son derece can alıcı parçalarının 'enstantene' resmidir. Flaş bellek terimi şaşkınlık uyandıran, gelişigüzel aydınlanmalar, detay, görüntünün özü gibi kelimeleri akla getirir. Bununla beraber flaş bellekler bir parça gelişigüzel ve tamamlanmışlıktan da uzaktır. İnsanlar genellikle hatıralarından bir hayli emin de olsalar, araştırmalar bu hatıraların birçok detayının unutulduğunu göstermektedir.

Serbest hatırlama, belleğin psikolojik açıdan çalışılmasında kullanılan temel bir paradigmadır. Bu modelde, katılımcılar her bir denemedeki ögelerin bir listesini inceler ve ardından onlardan ögeleri herhangi bir sırada hatırlamaları istenir. Ögeler kişilere genellikle birer birer, kısa süreli olarak sunulur ve bu ögeler adlandırılabilen herhangi bir materyal grubundan seçilebilir. Hatırlama süresi tipik olarak birkaç dakika sürer ve sözlü veya yazılı hatırlamayı içerir. Standart model, listedeki son ögeden hemen sonra başlayan hatırlama süresini içerir; bu, gecikmiş serbest hatırlama (DFR) 'dan ayırt etmek için anında serbest hatırlama (IFR) olarak adlandırılabilir. Gecikmeli serbest hatırlama işleminde, listedeki son öge ile hatırlama sürecinin başlangıcı arasında dikkat dağıtıcı kısa bir süre yer alır. Bu bağlamda hem anında serbest hatırlama hem de gecikmeli serbest hatırlama, hatırlama testleri sırasında ortaya çıkan ilklik etkisi ve sonluk etkisi gibi belirli etkileri test etmek için kullanılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Elizabeth Loftus</span> Amerikalı psikolog

Elizabeth F. Loftus Amerikalı bilişsel psikolog ve insan belleği konusunda uzmandır. İnsan belleğinin şekillendirilebilirliği üzerine araştırmalar yapmıştır. Loftus en çok yanlış bilgi etkisi, görgü tanığı belleği ve çocukluktaki cinsel istismarın geri kazanılan anıları da dahil olmak üzere sahte anıların yaratılması ve doğası konusundaki çalışmaları ile bilinmektedir. Loftus, laboratuvar içindeki çalışmalarının yanı sıra araştırmasını yasal ortamlara uygulamakla da ilgilenmiştir; yüzlerce dava için danışma ya da bilirkişi tanıklığı sağlamıştır. 2002 yılında, Loftus Genel Psikoloji İncelemesi'nde 20. yüzyılın en etkili 100 psikolojik araştırmacıları listesinde 58. sırada yer alarak listede en üst sırada yer alan kadın araştırmacı olmuştur.

Geçmişe dönüş ya da istemsiz tekrar eden bellek, bireylerin eski deneyimleri ya da eski deneyimlerin ögelerini ani ve genellikle güçlü bir şekilde yeniden deneyimlediği psikolojik fenomendir. Bu deneyimler sevindirici, üzgün, heyecan verici veya herhangi başka bir duygu olabilir. Geçmişe dönüş terimi, özellikle, anı istemsiz hatırlandığında ve/veya bu anı insanın tekrar yaşayabileceği kadar yoğun olduğunda, bunun gerçek zamanda yaşanmadığını, sadece bir anı olduğunu fark edemeyeceği durumlarda kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Hafıza ve yaşlanma</span>

Bazen "normal yaşlanma" olarak tanımlanan yaşa bağlı hafıza kaybı, Alzheimer hastalığı gibi demans türleriyle ilişkili hafıza kaybından niteliksel olarak farklıdır ve farklı bir beyin mekanizmasına sahip olduğuna inanılır.

Otobiyografik hafıza, epizodik ve anlamsal hafızanın bir kombinasyonuna dayanan, bireyin hayatından hatırlanan bölümlerden oluşan bir bellek sistemidir. Bu nedenle bir tür açık bellek olarak kabul edilir.

Çoklu Mağaza veya Modal Model olarak da bilinen Atkinson-Shiffrin Modeli, 1968 yılında psikolog Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından önerilen bir bellek modelidir. Modele göre insan hafızasının üç ayrı bileşeni vardır:

  1. Duyusal Kayıt adı verilen duyusal bilgilerin belleğe girdiği bileşen
  2. Hem duyusal kayıttan hem de uzun vadeli bellekten girdi alan ve tutan Kısa Süreli Depo
  3. Kısa süreli depoda tekrarlayarak, prova yaparak hatırlanan, bilgilerin süresiz olarak tutulduğu Uzun Süreli Depo