İçeriğe atla

Yaşam istenci

Yaşam istenci (Almanca: der Wille zum Leben), yaşama isteği veya hayat iradesi[1] ya da sadece isteme,[2] (Almanca: der Wille) Alman filozof Arthur Schopenhauer tarafından geliştirilmiş kavram. Schopenhauer'e göre yaşam istenci; doğanın onsuz var olamayacağı, içgüdüsel davranışları harekete geçiren, insan varoluşunda sonsuz olan doyumsuz bir çabaya neden olan "irrasyonel, bilgisiz, kör, kesintisiz" bir dürtüdür.

Yaşam istencinin psikolojide kullanılan hayatta kalma istenciyle ilgisi yoktur. Bu maddede ikisinin ayrılığı aşağıda daha ayrıntılı olarak tartışılmaktadır. Kısaca, Schopenhauer yaşama istencinde herhangi bir şey yapmak veya düşünmenin arkasında yatan temel itkiden bahsetmekteydi, yaşamı tehdit eden koşullar altında kaçmak amacıyla koşmak veya kendini savunmak üzere savaşmaktan değil. Onun terimleriyle bu psikolojik hayatta kalma istenci; amaçsız varoluş için salt kör çabanın, yani doğanın sürekli değişen madde biçimlerindeki bir tiyatro oyununun taklit edilmesi olurdu.

Yaşama arzusu ile varoluşsal, psikolojik, toplumsal ve fiziksel acı kaynakları arasında önemli ilişkiler mevcuttur.[3] Ölüme yakın deneyimlerin üstesinden gelen birçok kişi, hiçbir açıklama yapmadan yaşam istençlerini hayatta kalmalarının doğrudan bir bileşeni olarak tanımlamışlardır.[4] Ölme isteği ile yaşama isteği arasındaki fark da intihar için bir risk etkenidir.[5]

Kavram

Ruh biliminde yaşam istenci, kendini koruma dürtüsünün çoğu zaman bir kişinin hayatındaki mevcut durumun gelecekteki zamanda gelişeceği beklentisiyle ortaya çıkar.[6] Yaşam istenci, hayatta kalmak için neden yaptığımız şeyleri yaptığımızı anlamayı denemek için önemli bir kavramdır ve kişinin ölüm eşiğindeki hayatta kalma çabasıyla veya sadece hayatına devam etmek için anlam bulmaya çalışan biri ile ilgili olabilir. Bazı araştırmacılar, korkunç ve dehşete düşüren deneyimler sırasında hayatta bir nedeni veya amacı olan insanların, bu tür deneyimleri bunaltıcı bulan insanlardan daha iyi durumda olduklarını söylemektedirler.[7] İnsanlar her gün, bazıları moral bozucu, incitici veya acılı olabilen sayısız türde olumsuz deneyim yaşarlar. Hâlen devam eden bir tartışma, bu durumlarda yaşam istencini yerinde tutan şeyin ne olduğudur. Yaşam istencinin örneklerini deneyimlediğini iddia eden bazı kişilerin söylediklerinden birçok farklı açıklama ortaya çıkmıştır.[8]

Arka plan

Yaşam istenci, insanlarda her zaman ana itici güç olması gerekmemekle birlikte çok temel bir dürtü olarak kabul edilir. Psikoterapide Sigmund Freud, zevk prensibini adlandırdı. Bu, insanın içgüdüsel olarak haz istemesi ve acıdan kaçınmasıydı.[9] Avusturyalı Nörolog ve Psikyatr Viktor Frankl, bir Alman toplama kampında zaman geçirdikten sonra logoterapi veya "anlam istenci" adını vermiş olduğu bir psikoterapi geliştirdi. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi, insanların sevgi ve aidiyet için doğuştan gelen sahip oldukları iştahı vurgular. Ancak tüm bunlardan önce, Maslow'un piramidinde çok temel ve güçlü yaşam istenci vardır. Psikologlar, insanların hedefe yönelik bir tür olduğunu tespit etmişlerdir. Yaşam istencini değerlendirirken, eş zamanlı olarak var olan diğer dürtülerin göreceli güçleri ile arttırılabileceği veya azaltılabileceği akılda tutulmalıdır. Psikologlar genel olarak aynı görüştedir ki yaşam istenci, zevk alma istenci, üstünlük istenci ve bağlantı kurma istenci gibi kavramlar vardır. Aynı zamanda kimlik istenci veya anlamlı kişisel yanıtlar oluşturma isteği olarak adlandırılabilecek şeye ilişkin genellikle değişen derecelerde merak vardır. Yaşam istenci, diğer dürtüleri onsuz tatmin etmenin mümkün olmadığı bir düşüncedir. Buna karşın, tüm yaratıklar arasında diğer tüm dürtülere neden olan bir ortaklığın olması olasılığını göz ardı etmektedir.

Kendini Korumaya Benzerlik

Kendini koruma, bir organizmanın hayatta kalmasını sağlayan bir davranıştır.[10] Acı ve korku, bu mekanizmanın ayrılmaz parçalarıdır. Acı, kişiyi zarar verici durumlardan uzaklaşmaya, hasarlı bir vücut parçasını iyileşirken korumaya ve gelecekte benzer deneyimlerden kaçınmaya motive eder.[11] Çoğu acı, acıya sebep olan şey ortadan kalktığında ve vücut iyileştikten hemen sonra düzelir, ancak bazen uyaranın ortadan kalkmasına ve vücudun görünürdeki iyileşmesine karşın acı devam eder; ve bazen herhangi bir tespit edilebilir uyaran, hasar veya hastalığın yokluğunda acı ortaya çıkar.[12] Korku, organizmanın güvenlik aramasına neden olarak adrenalin salgılanmasına neden olabilir;[13][14] bu, artan güç ile işitme, koku ve görme gibi duyuların artması etkisine sahiptir. Kendini koruma, duygusal travmanın zihni çarpıtmasını önlemek için ihtiyaç duyulan başa çıkma mekanizmalarıyla ilgili olarak mecazi olarak da yorumlanabilir (bkz: savunma mekanizması.)

En basit canlı organizmalar bile (örneğin tek hücreli bakteriler), eğer varsa zarar verici bir çevreyi önlemeye yardımcı olacak bir tepki geliştirmek için tipik olarak yoğun seçici bir baskı altındadır. Organizmalar ayrıca iyi huylu bir ortamda adapte olurken de evrimleşirler (örneğin, bir deniz süngeri, besinleri daha iyi emmek ve işlemek için mevcut değişikliklere yanıt olarak yapısını değiştirir). Bu nedenle kendini koruma, neredeyse evrensel bir yaşam damgasıdır. Buna karşın, yeni bir tehditle karşılaştıklarında birçok türün kendini koruma tepkisi ya belirli bir konuda çok özelleşmiş ya da bu yeni tehditle başa çıkmak için yeterince uzmanlaşmamış olacaktır.[] Bunun bir örneği olan dodo kuşu, doğal avcı hayvanların yokluğunda evrimleşmiş ve bu nedenle daha sonraları insanlar ve fareler tarafından avlanılırken uygun bir genel kendini koruma tepkisi veya korku göstermemiştir.

Bağıntılar

Varoluşsal, psikiyatrik, toplumsal ve daha az derecede fiziksel değişkenler, yaşam istenciyle oldukça ilişkilidir.[15] Yaşam istenciyle önemli ölçüde ilişkili olduğu bulunan varoluşsal sorunlar arasında umutsuzluk, ölüm arzusu, öz saygı duygusu ve başkalarına yüklenme yer alır. Yaşam istenciyle güçlü bir şekilde ilişkili olduğu bulunan psikiyatrik sorunlar arasında bunalım, anksiyete ve konsantrasyon eksikliği yer alır. Yaşam istenciyle en güçlü ilişkileri gösteren fiziksel sorunlar, aynı tutarlı bağıntılık derecesini göstermeyen iştah ve kişisel görünümdür. Zamanla değişen yaşam istencinin dört ana öngörücü değişkeni, diğer değişken öngörüleriyle de ilişkili olan anksiyete, nefes darlığı, bunalım ve iyi oluş duygusudur[16] Toplumsal değişkenler ve aile, arkadaşlar ve sağlık hizmeti sağlayıcıları gibi yaşam kalitesi ölçütlerinin destek ve memnuniyetleriyle yaşam istenci ile önemli ölçüde ilişkili olduğu gösterilmiştir.[17] Yaşam istencine ilişkin bulgular, psikolojik değişkenlerin yerlerini ölüm yaklaştıkça fiziksel çeşitlilik aracılarının aldığını ortaya koymuştur. Yaşam istencinin aynı zamanda oldukça dengesiz olduğu kanıtlanmıştır.[16]

Araştırmalar

Yaşam istenci teorisi üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalarda, cinsiyet ve yaş farklılığı ve ayrıca ölümcül derecede hastalar da söz konusudur. Bir çalışma, kişinin yaşam istencinin derecelendirilmesi hakkında sorulan basit bir soruya odaklanmış ve daha güçlü bir yaşam istenci veya güçlendirilmiş ya da dengeli bir yaşam istenci bildiren yaşlı katılımcıların, zayıf bir yaşam istencine sahip olanlara karşılık daha uzun süre hayatta kaldıkları bulgularını ortaya koymuştur. Bu çalışma, kadınların yaşamı tehdit eden durumlarla başa çıkabildiklerini, ancak katılımcıların dengeli olamayacağını ve gelecekte bu çalışmanın bulgularının doğrulanması için gelecekte çoğaltma gerektirdiğini ortaya koydu.[15] İkinci bir çalışma, özellikle ölümcül hastalığı olan yaşlı kanser hastalarında yaşam istenci düşüncesini sundu. Bu çalışmada araştırmacılar, düşük bir yaşam istencine sahip olarak test edilen hastaların, orta düzeyde bir yaşam istencine sahip olmakla birlikte en uzun yaşamışların aksine en kısa sürede öldüğünü, en yüksek yaşam istencinin herhangi bir kişiyi herhangi bir yönde etkileyebileceğini öne sürdüler. Bu çalışmanın, farklı hastalıklardan ve yaş kategorilerinden ölümcül hastalıkta yaşam istencinin etkilerini gösterebilecek gelecekteki tekrarlara ihtiyacı vardır.[18]

Yaşam istencinin başka örnekleri, hastaların hayatta kalmak için olağanüstü zorlukların üstesinden geldiği birçok aşırı tıbbi olayda mevcuttur. Holokost, bu olayın birçok örneğini sağlamakla birlikte bunun güzel bir örneğidir.[19] Yaşam istenci için önerilen bir mekanizma, olumlu zihinsel düşüncenin kişinin hastalık ve sağlık komplikasyonları riskini azaltma eğiliminde olduğu düşüncesidir. Bir çalışma, olumlu düşünen kadınların belirli grip türlerine karşı daha fazla antikor taşıma olasılığının daha yüksek olduğunu, dolayısıyla olumsuz düşünmeleri söylenenlere göre daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olduklarını gösterdi.[20] İnsanların yaşam istencine sahip olduğunun güçlü örnekleri tarih boyunca ölüm kayıtlarında, insanların Noel ve Şükran Günü gibi büyük tatillerin hemen ardından hatta kendi doğum günlerinin ardından, o tarihte veya ondan önce değil ancak hemen sonra ölme olasılığının daha yüksek olduğunu göstermiştir.[21][22]

Ayrıca Bakınız

Kaynakça

  1. ^ İsteme ve Tasarım Olarak Dünya, Biblos Yayınları, 2009'da (2. baskı), Yaşama İsteği olarak çevirilen ifade; Parerga ve Paralipomena'nın Ötüken Neşriyat'a ait 2019 baskısında Hayat İradesi olarak çevrilmiştir.
  2. ^ İsteme ve Tasarım Olarak Dünya'da, Schopenhauer kavramdan bahsederken çoğunlukla sadece isteme (die Wille) ifadesini kullanılmıştır.
  3. ^ "Ölmek üzere olan hastalarda Yaşam İstenci'ni anlamak". The Academy of Psychosomatic Medicine (2005)
  4. ^ No Author (2003). What is the Will to Live. Retrieved from http://www.wisegeek.com/what-is-the-will-to-live.htm 12 Mart 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  5. ^ Brown (October 2005). "The Internal Struggle Between the Wish to Die and the Wish to Live: A Risk Factor for Suicide". American Journal of Psychiatry. 162 (10): 1977-1979. doi:10.1176/appi.ajp.162.10.1977. PMID 16199851. 
  6. ^ "Will to Live." McGraw-Hill Concise Dictionary of Modern Medicine. 2002. The McGraw-Hill Companies, Inc. ("Yaşam İstenci." McGraw-Hill Çağdaş Tıbbın Kısa Sözlüğü. 2002. McGraw-Hill Şirketleri.) 28 Kasım 2017 https://medical-dictionary.thefreedictionary.com/will+to+live 24 Ocak 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. (İngilizce kaynak)
  7. ^ Frankl, V. E. (1963). In Man's search for meaning. Boston: Beacon Press. (İnsan'ın anlam arayışında. Boston: Beacon Matbaası.) (İngilizce kaynak)
  8. ^ Grohol, J. (2009). The Power of the Will to Live. Psych Central. Retrieved on November 21, 2012, from http://psychcentral.com/blog/archives/2009/12/28/the-power-of-the-will-to-live 22 Şubat 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  9. ^ Positive Psychology. Sage Publications, Inc. 2007. ss. 147. ISBN 978-0-7619-2633-7.  (Olumlu Psikoloji. Sage Yayımları, A.Ş. 2007. sf. 147, İngilizce Kaynak)
  10. ^ "Self-preservation - definition of self-preservation by The Free Dictionary". TheFreeDictionary.com. 10 Kasım 2004 tarihinde kaynağından arşivlendi.  (Kendini koruma - The Free Dictionary tarafından kendini korumanın tanımı, İngilizce)
  11. ^ "Cutaneous nociceptors". The neurobiology of pain: Symposium of the Northern Neurobiology Group, held at Leeds on 18 April 1983 (Acının nörobiyolojisi: Kuzey Nörobiyoloji Grubunun Sempozyumu. 18 Nisan 1983'te Leeds'de gerçekleşti.). Manchester: Manchester University Press. 1984. s. 106. ISBN 0-7190-0996-0. 
  12. ^ "Taxonomy and classification of pain (Acının/Ağrının Taksonomisi ve Sınıflandırılması)". The Handbook of Chronic Pain (Kronik Acının/Ağrının El Kitabı). Nova Biomedical Books (Nova Biyomedikal Kitapları). 2007. ISBN 978-1-60021-044-0. 
  13. ^ Psychology (Psikoloji). 6. W. W. Norton & Company (W. W. Norton & Şirketi). 2004. ISBN 0-393-97767-6. 
  14. ^ "Fear factors (Korku etkenleri)". CBC News. 31 Ekim 2007. 19 Kasım 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Mart 2021. 
  15. ^ a b Chochinov (2005). "Understanding the Will to Live in Patients Nearing Death (Ölüme Yakın Hastalarda Yaşam İstencini Anlamak)". Psychosomatics. 46 (1): 7-10. doi:10.1176/appi.psy.46.1.7. PMID 15765815. 
  16. ^ a b Chochinov (1999). "Will to Live in the Terminally Ill (Ölümcül Derecede Hastalarda Yaşam İstenci)". The Lancet. 354 (9181): 816-819. doi:10.1016/s0140-6736(99)80011-7. PMID 10485723. 
  17. ^ Chochinov (2005). "Understanding the Will to Live in Patients Nearing Death". Psychosomatics. 46 (1): 7-10. doi:10.1176/appi.psy.46.1.7. PMID 15765815. 
  18. ^ Tataryn (2002). "Predicting the trajectory of will to live in terminally ill patients (Ölümcül Derecede Hastalarda Yaşam İstencinin Seyrini Tahmin Etmek)". Psychosomatics. 43 (5): 370-377. doi:10.1176/appi.psy.43.5.370. PMID 12297605. 
  19. ^ Goldenberg, J. Retrieved from (Goldenberg, J. Şu Bağlantıdan Kurtarılmış:) http://www.councilforrelationships.org/resources/goldenberg-survival.pdf Webarşiv şablonunda hata: |url= value. Boş.
  20. ^ Goode, E. (2003, September 02). Power of positive thinking may have a health benefit, study says. Retrieved from (Goode, E. 2003, 2 Eylül. Çalışma diyor ki olumlu düşünmenin sağlığa yararları olabilir. Şuradan kurtarılmış:) https://www.nytimes.com/2003/09/02/health/power-of-positive-thinking-may-have-a-health-benefit-study-says.html 9 Mart 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  21. ^ Shimizu (2008). "Postponing a date with the Grim Reaper: Ceremonial events and mortality (Azrail ile bir tarihi ertelemek: Törensel olaylar ve ölüm)". Basic and Applied Social Psychology (Basit ve Uygulanmış Toplumsal Psikoloji). 30 (1): 36-45. doi:10.1080/01973530701866482. 
  22. ^ Grohol, J. (2009). The Power of the Will to Live. Psych Central. Retrieved on November 21, 2012, from (Grohol, J. 2009. Yaşam İstencini Anlamak. Şuradan Kurtarılmış:) http://psychcentral.com/blog/archives/2009/12/28/the-power-of-the-will-to-live 22 Şubat 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Friedrich Nietzsche</span> Alman filozof, filolog ve şair (1844–1900)

Friedrich Wilhelm Nietzsche, Alman klasik filolog ve filozoftur. Nietzsche'nin fikirleri ve üslubu, yerleşik düşünce kalıplarını kırmıştır, bu nedenle yaşadığı dönemde var olan bir klasik disipline sokulamamıştır. Nietzsche, günümüzde yepyeni bir felsefi ekol olarak yaşam felsefesi disiplininin kurucusu olarak kabul edilmektedir.

Psikiyatri ya da ruh hekimliği, ruhsal durumların teşhisi, korunması ve tedavisine adanmış tıbbi uzmanlık alanıdır. Bunlar ruh hali, davranış, bilişsellik ve algılarla ilgili çeşitli konuları içerir.

Ötanazi, bir kişinin veya bir hayvanın yaşamını, yaşamlarının dayanılamayacak durumda olarak algılanması sebebiyle, acısız veya çok az acıtan bir ölümcül enjeksiyon yaparak, yüksek dozda ilaç vererek veya kişiyi yaşam destek ünitesinden ayırarak sonlandırmak. Ötanazi uygulaması bu üçü dışında farklı formlarda da olabilir; örneğin pasif ötanaziye kişinin tedavi edilebilecek ama ölümcül bir bulaşıcı hastalığının tedavi edilmeyerek kişinin, pasif olarak, ölümüne yol açılması dahildir. Ötanazinin farklı tipleri farklı yasal uygulamalara tabidir. Pasif ötanazi genelde birçok ülkede, farklı koşullar altında yasalken, aktif ötanazi çoğu ülkede yasaktır. Genellikle ötanazi başlığı altında tartışılan hekim destekli intihar genel olarak yasa dışı olmakla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri'nin Washington, Oregon, Montana ve Vermont eyaletlerinde yasaldır. Aktif ötanazi Türkiye'de yasal değildir. Yürürlükte olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, hastaya ötanazi uygulayan fail (hekim), tasarlayarak (taammüden) adam öldürme hükümlerine göre yargılanır ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılır. Bazı ülkelerde ötanazi yasal olmasa da, ötanazi faili cezaya çarptırılmaz.

Nihilizm, evrenin ve insan yaşamının özünde herhangi bir anlam taşımadığını savunan bir felsefi yaklaşımdır. Ancak bu, her türlü anlam ve değerin tamamen reddi gerektiği anlamına gelmez. Nihilizme göre, toplumsal, ahlaki ve kültürel değerler insan yapımıdır ve mutlak bir gerçeklik taşımaz.

Asosyal, sosyal olmayan insan davranışları sergileyen bireye verilen ad. Asosyallik sosyal etkileşim ile meşgul olmak için motivasyon eksikliği veya yalnız faaliyetlere olan ilgiyi ifade eder. Asosyallik avolisyon ile ilişkilendirilebilir, ancak sosyal ilişkiler için sınırlı fırsatların bir tezahürü de olabilir.

Sanrı, kanıtlar ışığında değiştirilemeyen yanlış ve sabit bir inançtır. Bir patoloji olarak, yanlış veya eksik bilgi, konfabulasyon, dogma, yanılsama, halüsinasyon veya algının diğer bazı yanıltıcı etkilerine dayanan bir inançtan farklıdır, çünkü bu inançlara sahip bireyler kanıtları gözden geçirdikten sonra inançlarını değiştirebilir veya yeniden ayarlayabilirler. Yine de:

Amnezi veya hafıza kaybı, belleğin (hafızanın) rahatsız olması, bozukluğa uğraması durumudur. Amnezinin nedenleri organik veya fonksiyonel olabilir. Travma veya hastalıklar yüzünden beynin zarar görmesi veya belirli maddelerin kullanımı organik nedenlerindendir. Fonksiyonel nedenler psikolojik faktörlerdir, savunma mekanizmaları gibi. Histerik travma-sonrası (post-travmatik) amnezi bunun örneklerindendir. Amnezi aniden olabilir, geçici global amnezi gibi. Bu tip amnezi orta yaş veya daha yaşlı kişilerde, özellikle erkeklerde daha yaygındır ve genellikle 24 saatten kısa sürer.

<span class="mw-page-title-main">Arthur Schopenhauer</span> Alman karamsar filozof (1788–1860)

Arthur Schopenhauer, Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir. Dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkat çekmiştir. Ayrıca Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.

<span class="mw-page-title-main">Özgürlük</span> kısıtlama olmaksızın eylem veya hareket olasılığını belirten konsept

Özgürlük, hürriyet ya da erkinlik, birinin engellenmeden ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi ve hareket edebilmesi durumudur. Felsefede, determinizm karşıtı özgür irade fikrini içerir. Politikada özgürlük, hükûmet baskısından bağımsızlıktır.

Biyoiktidar terimi asıl olarak Fransız Filozof Michel Foucault tarafından ortaya atılmış ve modern ulus devletlerin amaçlarını “bedenlerin zaptedilmesini ve nüfusun kontrol edilmesini başarmak için sayısız ve farklı tekniklerin uygulanışındaki bir patlama” aracılığıyla, özellikle de istatistik ve olasılığın kullanılması yoluyla, düzenleme pratiğine işaret eden bir terimdir. Foucault bu terimi ilk College de France’daki derslerinde kullandı, terim yazılı olarak ilk kez Cinselliğin Tarihi adlı kitabının ilk cildi olan Bilme İstenci’nde kullanıldı. Düşünürün iki çalışmasında ve daha sonraki kuramcıların çalışmalarında terim fiziksel sağlıkla daha az doğrudan bağlar taşıyan kamu sağlığı, kalıtımın düzenlenmesi ve risk yönetimi kavramlarına işaret etmek için kullanıldı. Bunun dışında Foucault’nun daha az kullandığı ve ondan sonra gelen düşünürlerin kendisinden bağımsız olarak kullandığı biyopolitika terimiyle de yakından bağlantılıdır.

Bu madde, Friedrich Nietzsche'nin bibliyografyasını içermektedir.

  1. David Strauss: der Bekenner und der Schriftsteller, 1873
  2. Vom Nutzen und Nachteil der Historie für das Leben, 1874
  3. Schopenhauer als Erzieher, 1874
  4. Richard Wagner Bayreuth'da, 1876
<span class="mw-page-title-main">Hayal kırıklığı</span> Duygu

Hayal kırıklığı bir insan beklentilerinin boşa çıkması halinde ortaya çıkan bir duygudur.

<span class="mw-page-title-main">Friedrich Nietzsche kronolojisi</span>

Friedrich Wilhelm Nietzsche, "Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengi dönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu Alman filozof.

<span class="mw-page-title-main">Philipp Mainländer</span> Alman filozof ve şair (1841-1876)

Philipp Mainländer, asıl adı Philipp Batz olan Alman şair ve filozof.

<span class="mw-page-title-main">İntihar düşüncesi</span>

İntihar düşüncesi, intihar etmekle ilgili düşünme ya da kişinin intihar edeceğine karşı alışagelmedik bir kaygı duymasıdır. İntihar düşüncelerinin birçok türü olabilir: geçici düşünce, geniş planlama, detaylı planlama, rol yapma oyunu ve tamamlanmamış intihar denemeleri. Tamamlanmamış intihar denemeleri, kasıtlı olarak başarısız ya da eksik olacak şekilde tasarlanmış, intiharı keşfetme amacıyla yapılmış ya da tamamen ölümle sonuçlanması amaçlanmış denemeler olabilir. Son durumda, intiharı deneyen kişi başarısız olur.

İradecilik ya da istenççilik "iradeye zekâdan daha baskın rol atfeden bir metafizik veya psikolojik sistem" ya da eşit derecede "gerek evrende gerekse insan davranışlarında iradenin temel faktör olduğu öğreti". İradecilik, felsefe tarihi boyunca çeşitli noktalarda ortaya çıkmış, metafizik, psikoloji, siyaset felsefesi ve teoloji alanlarında uygulama görmüştür.

<span class="mw-page-title-main">Erotomani</span> Mental rahatsızlık

Erotomani Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yayınlanan taksonomik ve tanı aracı olan Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabına göre sanrısal bir bozukluğun alt tipi olarak listelenmiştir. Bu nispeten nadir görülen bir paranoid durumdur ve bir bireyin başka bir kişinin kendisine âşık olduğuna dair sanrılarıyla karakterize edilir. Bu bozukluk en çok utangaç, bağımlı ve cinsel açıdan deneyimsiz kadın hastalarda görülür. Sanrının amacı tipik olarak yüksek sosyal veya mali durum, evlilik veya ilgisizlik nedeniyle ulaşılamaz olan bir erkektir. Takıntı nesnesi ayrıca hayali, ölmüş veya hastanın hiç tanışmadığı biri olabilir. Referans sanrıları yaygındır, çünkü erotomanik birey, genellikle gizli hayranlarından mesajlar aldığını algılar ancak kanıtı yoktur. Genellikle, erotomaninin başlangıcı anidir ve seyri kroniktir.

İntihar, etikte ve felsefenin diğer dallarında, çeşitli filozoflar tarafından farklı şekilde yanıtlanan zor sorular ortaya çıkarır. İntihar üzerine felsefi bakış açıları felsefi akımlara, zamana ve yazara göre değişir. Bununla birlikte, inançlı yazarlar için, genellikle inandıkları dinler ile paralellik gösterir.

Tandospirone, Dainippon Sumitomo Pharma tarafından pazarlandığı Çin ve Japonya'da kullanılan bir anksiyolitik ve antidepresan ilaçtır. Azapiron ilaç sınıfının bir üyesidir ve buspiron ve gepiron gibi diğer azapironlarla yakından ilişkilidir.

<span class="mw-page-title-main">Felsefî karamsarlık</span>

Felsefi karamsarlık, hayata veya varoluşa olumsuz bir değer atfeden felsefi görüşler ailesidir. Felsefi kötümserler genellikle dünyada ampirik olarak acıların zevklere üstün geldiğini, hayatın ontolojik veya özünde canlı varlıklara karşı olduğunu ve varoluşun temelde anlamsız veya amaçsız olduğunu iddia ederler. Bununla birlikte, bu duruma verdikleri tepkiler çok çeşitlidir ve yaşamı onaylayıcı olabilir.