İçeriğe atla

Yanıltıcı Doğruluk Etkisi

Yanıltıcı doğruluk etkisi (hakikat yanılsaması etkisi, geçerlilik etkisi, doğruluk etkisi veya yineleme etkisi olarak da bilinir), yanlış bilgilere tekrarlı olarak maruz kaldıktan sonra bilgilerin doğru olduğuna inanma eğilimidir.[1]

Bu fenomen ilk olarak 1977'de Villanova Üniversitesi ve Temple Üniversitesinde yapılan bir çalışmada tanımlandı.[2][3] Gerçeklik değerlendirildiğinde insanlar bilginin kendi anlayışlarına uygun olup olmadığına veya bilginin onlara tanıdık gelip gelmediğine bakarlar. İlk koşul mantıklıdır çünkü insanlar yeni bilgileri zaten doğru olduğunu bildikleriyle karşılaştırırlar. Yineleme, ifadeleri tekrarlanmamış ifadelere kıyasla daha iyi işlememizi sağlar. Bu da insanların tekrarlanan kanıların daha doğru olduğuna inanmasına yol açar. Yanıltıcı gerçek etkisi, aynı zamanda, gerçek sunulduktan sonra hatıranın güvenilirliğinin çarpıtıldığı geçmiş görüş önyargısı (hindsight bias) ile de bağlantılıdır.

2015 yılında yapılan bir çalışmada, araştırmacılar aşinalığın rasyonelliği alt edebileceğini ve belirli bir gerçeğin yanlış olduğunu tekrar tekrar duymanın dinleyenin inançlarını etkileyebileceğini keşfettiler.[4] Araştırmacılar, yanıltıcı gerçek etkisinin başlangıçta doğru cevabı bilen ancak bir yalanın yinelenmesiyle başka türlü inanmaya çelinen katılımcılar üzerindeki etkisini "işlem akıcılığına" (bilgilerin işlenme kolaylığı) bağladılar.

Yanıltıcı gerçek etkisi, seçim kampanyaları, reklamcılık, haber medyası ve siyasi propaganda gibi alanlarda önemli bir rol oynamaktadır.

İlk Araştırma

Bu etki, ilk kez 1977 yılında Villanova Üniversitesi ve Temple Üniversitesinde yürütülen ve katılımcıların bir dizi ifadeyi doğru ya da yanlış olarak değerlendirmelerinin istendiği çalışmaların sonucunda tanımlanmış ve adlandırılmıştır.[2][5] Üç farklı zamanda Lynn Hasher, David Goldstein ve Thomas Toppino aynı öğrenci grubuna bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış olan altmış adet olası ifadeyi içeren listeler sundular. İkinci liste birinciden iki hafta sonra, üçüncü liste ise ondan iki hafta sonra dağıtıldı. Yirmi ifade her listede yer aldı, kalan kırk ifade ise her listeye özel olarak yerleştirildi. Katılımcılara, muhtemelen hakkında hiçbir şey bilmedikleri bu konularla ilgili verilen ifadelerin doğruluğundan ya da yanlışlığından ne kadar emin oldukları soruldu. (Örneğin, “İlk hava kuvvetleri üssü New Mexico’da kuruldu.” ya da "Basketbol 1925'te olimpiyat disiplini oldu.”) Katılımcılardan özel olarak her ifadenin doğruluğundan ne derece emin olduklarını birden yediye kadar bir ölçekte derecelendirmeleri istendi. Katılımcıların tekrar etmeyen ifadelerin doğruluğundan eminlikleri sabit kalırken tekrarlanan ifadelerin doğruluğu hakkındaki eminlikleri birinci oturumdan ikinci oturuma, ikinci oturumdan üçüncü oturuma yükseldi ve bu ifadeler için ortalama 4.2’den 4.6’ya oradan da 4.7’ye yükseldi. Araştırmacılar, bir ifadeyi tekrar etmenin onu daha gerçekçi kıldığı sonucuna vardılar.[1][2]

Hal R. Arkes, Catherine Hackett ve Larry Boehm 1989 yılında orijinal çalışmayı tekrarladılar. Benzer sonuçlar gösterdi ki yanlış bilgiye maruz kalmak bu bilginin algılanan doğruluğunu ve inandırıcılığını değiştiriyor.[6]

Yanıltıcı gerçek etkisi işe yarıyor çünkü insanlar bilginin doğruluğuna bilginin kendi anlayışlarına uyup uymadığını veya tanıdık gelip gelmediğini gözden geçirdikten sonra karar veriyor. İlk durum insanlar yeni bilgileri halihazırda doğru bildikleri şeylerle karşılaştırdıkları ve iki kaynağın da güvenilirliğini göz önünde bulundurdukları için mantıklı. Öte yandan araştırmacılar, bir bilgiye aşina olmanın rasyonelliğin önüne geçebileceğini keşfetti- öyle ki tekrar tekrar bir bilginin yanlış olduğunu duymak paradoksal bir etkiye sahip.[4]

Diğer fenomenlerle ilişkisi

İşlem akıcılığı

Başlangıçta, doğruluk etkisinin yalnızca bireyler belirli bir ifade hakkında oldukça belirsiz olduklarında oluştuğuna inanılıyordu.[1] Psikologlar da "tuhaf" başlıkların bu etkiyi yaratamayacağını varsaydılar ancak son araştırmalar yanıltıcı gerçek etkisinin gerçekten de yanlış haberlere maruz kalmakla artmakta olduğunu gösteriyor.[5] Bu varsayım; Lisa K. Fazio, Nadia M. Brasier, B. Keith Payne ve Elizabeth J. Marsh tarafından 2015 yılında yapılan bir çalışmanın sonuçlarıyla sorgulandı. Journal of Experimental Psychology'de yayınlanan çalışma; doğruluk etkisinin, başlangıçta doğru cevabı gerçekten bilen ancak bir yalanın tekrarı yoluyla başka türlü inanmaya yönlendirilen katılımcıları etkileyebileceğini öne sürdü. Örneğin, katılımcılar birden çok kez "Sari, İskoçlar tarafından giyilen kısa ekose eteğin adıdır" ifadesiyle karşılaştıklarında, "İskoçların giydiği kısa pileli eteğin adı nedir?" sorusuna aynı kişiler doğru cevap verebilmiş olsalar bile, bazıları bu ifadenin doğru olduğuna inanmaya başladılar.

Bu sonuçları başka bir deneyde tekrarladıktan sonra Fazio ve ekibi bu ilginç fenomeni insanların ifadeleri anlama kolaylığı olan işleme akıcılığına bağladı. Araştırmacı, "Tekrar, ifadeleri yeni ifadelere göre daha kolay yani akıcı hale getiriyor ve bazen insanları onların daha doğru olduklarına dair yanlış sonuca götürüyor." diye açıkladı.[7][8] Bir kişi, bir şeyi ikinci veya üçüncü kez duyduğunda beyni buna daha hızlı tepki verir ve bu akıcılığı gerçeğin bir işareti olarak yanlış ilişkilendirir.[9]

Geçmiş görüş önyargısı

1997'de yapılan bir çalışmada, Ralph Hertwig, Gerd Gigerenzer ve Ulrich Hoffrage; doğruluk etkisini, gerçeklik veya yanlışlık karşılandıktan sonra güven hatırasının çarpık olduğu bir durum olarak tanımlanan "geçmiş görüş önyargısı " fenomenine bağladılar. Gerçek etkisini ("yineleme etkisi" olarak adlandırdıkları) geçmiş görüş önyargısının bir alt kümesi olarak tanımladılar.[10]

Diğer çalışmalar

1979'da yapılan bir çalışmada, katılımcılara tekrarlanan ifadelerin doğru olma ihtimalinin tekrarlanmayan ifadelere göre daha yüksek bir ihtimal olmadığı söylendi. Bu uyarıya rağmen katılımcılar tekrarlanan ifadeleri tekrarlanmayanlara göre daha doğru olarak algıladılar.[6]

1981 ve 1983'teki çalışmalar, son deneyimlerden elde edilen bilgilerin yeni deneyimlerden "daha akıcı ve tanıdık" olarak görülme eğiliminde olduğunu göstermiştir. Jason D. Ozubko ve Jonathan Fugelsang tarafından yapılan 2011 tarihli bir çalışma, hatırlanan bilgilerin "ilk öğrenildiğinden daha akıcı veya tanıdık" olduğunu ve böylece bir yanıltıcı gerçek etkisi oluşturduğunu belirtmişlerdir. Deney iki kez tekrarlandığında etki artarken, dört kez tekrarlandığında çok daha fazla bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle araştırmacılar, hatırlamanın ifadelerin sözde geçerliliğini artırmak için güçlü bir yöntem olduğu ve gerçeğin yanılsamasının, söz konusu olgusal ifadeleri doğrudan yoklamadan gözlemlenebilecek bir etki olduğu sonucuna varmışlardır.[11]

Ian Maynard Begg, Ann Anas ve Suzanne Farinacci tarafından yapılan 1992 tarihli bir araştırmada, bilginin kişiye tanıdık gelmesi durumunda bireylerin bu bilgileri doğru olarak varsayacakları iddia edilmiştir.[6]

Danielle C. Polage tarafından 2012’de yapılan bir deney, uydurulmuş hikâyelere maruz kalan bireylerin olaylarla alakalı yanlış anılar oluşturduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, sürekli tekrarlanan yanlış iddiaların inanılırlığı giderek artarak hafızada yanlış anılar oluşturmaktadır.[5][6]

2014 yılında yapılan bir çalışmada, Eryn J. Newman, Mevagh Sanson, Emily K. Miller, Adele Quigley-McBride, Jeffrey L. Foster, Daniel M. Bernstein ve Maryanne Garry katılımcılara farklı insanlara, bu insanlardan bazıların isimlerin telaffuzu diğerlerine göre daha kolaydı, atfedilmiş bazı ifadelerin doğru olup olmadıklarını belirlemelerini istediler. Tutarlı bir şekilde, kolayca telaffuz edilen isimleri olan kişilerin ifadeleri telaffuz edilmesi daha zor olan isimli kişilerden daha doğru olarak görülüyordu. Araştırmacıların ulaştığı sonuç, insanlar kaynağı belli bilgileri değerlendirdiği zaman öznel ve yüzeysel özelliklerin önemli olabileceğini gösterdi.[3]

Örnekler

Yanıltıcı gerçek etkisi sadece son yıllarda bilimsel olarak çalışılmış olmasına rağmen milenyumdan itibaren aşina olunan bir fenomendir. Bir çalışma, Romalı devlet adamı Cato'nun fikri tekrarlamanın fikir birliği sağlayacağını bilerek her konuşmasını Kartaca'yı yok etme çağrısıyla kapattığını (" Ceterum censeo Carthaginem esse delendam ") vurgular. Napolyon'un da konu hakkındaki ifadesi de şudur: “Retorikte kritik öneme sahip tek şey tekrarlamaktır, böylece tekrarlanan yargı zihinde sabitlenir ve kanıtlanmış kabul edilir.” Doğruluk etkisinden yararlanan diğer kişiliklere Quintilian, Ronald Reagan, Bill Clinton, George W. Bush,[12] Donald Trump,[13][14] ve Shakespeare'in Julius Caesar'ındaki Marcus Antonius örnek gösterilebilir.[10]

Asılsız iddiaları yineleyen reklam kampanyaları ürün satışlarını arttırabilir çünkü bazı tüketiciler iddianın tarafsız bir kaynaktan geldiğini düşünebilir.[6] Yanıltıcı gerçek etkisi haber medyasında kullanılmakta ve siyasi propagandaların da temelinde yer almaktadır.[4][5]

Ayrıca bakınız

  • Argumentum ad nauseam
  • Big lie
  • Confirmation bias
  • False belief
  • False memory
  • Firehose of falsehood
  • Fluency heuristic and processing fluency
  • Implicit and explicit memory
  • List of cognitive biases
  • Memory errors
  • Mere-exposure effect
  • Misconception
  • Omission bias
  • Source-monitoring error
  • Truthiness

Kaynakça

  1. ^ a b c "The Truth Effect and Other Processing Fluency Miracles". Science Blogs. Science Blogs. 6 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 30 Aralık 2016. 
  2. ^ a b c Hasher (1977). "Frequency and the conference of referential validity" (PDF). Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior. 16 (1): 107-112. doi:10.1016/S0022-5371(77)80012-1. 15 Mayıs 2016 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi.  Kaynak hatası: Geçersiz <ref> etiketi: "Hasher1977" adı farklı içerikte birden fazla tanımlanmış (Bkz: )
  3. ^ a b Newman (6 Eylül 2014). "People with Easier to Pronounce Names Promote Truthiness of Claims". PLOS ONE. 9 (2): e88671. doi:10.1371/journal.pone.0088671. PMC 3935838 $2. PMID 24586368. 
  4. ^ a b c Dreyfuss (11 Şubat 2017). "Want to Make a Lie Seem True? Say It Again. And Again. And Again". Wired. 6 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Ekim 2017. 
  5. ^ a b c d "Alex Jones and the illusory truth effect, explained". Vox. 17 Haziran 2017. 5 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Ekim 2017. 
  6. ^ a b c d e Polage (2012). "Making up History: False Memories of Fake News Stories". Europe's Journal of Psychology. 8 (2): 245-250. doi:10.5964/ejop.v8i2.456. 31 Aralık 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  7. ^ Fazio (2015). "Knowledge does not protect against illusory truth" (PDF). Journal of Experimental Psychology: General. 144 (5): 993-1002. doi:10.1037/xge0000098. PMID 26301795. 14 Mayıs 2016 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  8. ^ Nason (8 Aralık 2015). "The Illusory Truth Effect". Vox Populi News. 14 Aralık 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Aralık 2016. 
  9. ^ Resnick (5 Ekim 2017). "The science behind why fake news is so hard to wipe out". Vox. 20 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Ekim 2017. 
  10. ^ a b Hertwig (1997). "The reiteration effect in hindsight bias". Psychological Review. 104: 194-202. doi:10.1037/0033-295X.104.1.194. 22 Ağustos 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 30 Aralık 2016. 
  11. ^ Ozubko (January 2011). "Remembering makes evidence compelling: retrieval from memory can give rise to the illusion of truth". Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition. 37 (1): 270-6. doi:10.1037/a0021323. PMID 21058878. 8 Haziran 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Kasım 2019. 
  12. ^ "Lie by Lie: A Timeline of How We Got into Iraq". 2 Haziran 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Haziran 2021. 
  13. ^ Paschal (3 Ağustos 2018). "Trump's Tweets and the Creation of 'Illusory Truth'". The Atlantic. 5 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Şubat 2019. 
  14. ^ Rathje (23 Temmuz 2018). "When Correcting a Lie, Don't Repeat It. Do This Instead". Psychology Today. 8 Haziran 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Şubat 2019. 

Konuyla ilgili yayınlar

İlgili Araştırma Makaleleri

Kısa süreli bellek, kısa bir süre için aktif, hazır bir durumda az miktarda bilgiyi işlemeden akılda tutma yetisidir. Örneğin, kısa süreli bellek, kısa bir süre önce söylenen bir telefon numarasını hatırlamak için kullanılabilir. Kısa süreli hafızanın süresinin saniyeler düzeyinde olduğuna inanılmaktadır. En çok bahsedilen kapasite, Miller'ın kendisinin figürün "bir şakadan biraz daha fazlası" olarak tasarlandığını belirtmesine rağmen, Büyülü Sayı Yedi, Artı veya Eksi İki' dir ve Cowan'ın (2001) daha gerçekçi bir figürün 4 ± 1 birim olduğuna dair kanıt sağlamıştır. Buna karşılık, uzun süreli bellek bilgileri süresiz olarak tutabilir.

Doğrulama yanlılığı ya da teyit yanlılığı, kişilerin kendi inançlarını, düşüncelerini ve varsayımlarını destekleyen ya da teyit eden bilgileri kayırma, dikkate alma ve öne çıkarma eğilimidir. Bu yanlılığa sahip kişiler inançlarına, düşüncelerine ve varsayımlarına ters düşen, karşı duran, onlarla çelişen bilgileri ihmal etme, yok sayma eğilimi gösterir. Bilişsel eğilimin bir çeşidi ve tümevarımın sistematik hatasıdır. İnsanlar bilgiyi seçici olarak topladıklarında veya anımsadıklarında ya da belirli bir eğilime göre bu bilgiyi yorumladıklarında doğrulama yanlılığına eğilim gösterirler. Etkisi, duygusallıkla yaklaşılan konularla, iyice yerleşmiş ve değişmesi zor inanışlarla ilgili olduğu takdirde çok daha güçlüdür. İnsanlar aynı zamanda müphem ve belirsiz kanıtları da kendi görüşlerini destekleyici yönde yorumlamaya eğilimlidir. Yanlı araştırma, yorumlama ve bellek karşı tarafların aynı kanıtlara ulaşması durumunda bile anlaşmazlığın daha keskinleşmesi olan tutum kutuplaşmasını, doğru olmadığının kanıtları gösterilmesine rağmen inançlarda ısrar, ilk olarak edinilen bilgiye daha fazla güvenme olan irrasyonel öncüllük etkisi ve iki olay ya da durum arasında bir bağlantı olduğuna dair yanlış algılama olan yanılsama korelasyonunu açıklamak için kullanılır.

Belleksel uydumculuk, sosyal yayılma teorisi olarak da bilinir, bir insanın bir anıyla ilgili anlatısının diğer bir insanın aynı anıyla ilgili anlatısını etkilemesi durumunu ifade eder. Bu karıştırma genellikle bireylerin gördükleri ya da deneyimledikleri şeyleri tartışmasıyla ortaya çıkar ve diğer bir insanın anlatısından etkilenmiş anıların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Belleksel uydumculuk hakkındaki çalışmalar telkine açıklığın önemli yasal ve sosyal çıkarımlarla birlikte birçok sonucu olduğunu gösterir. Bu, hafıza üstündeki pek çok sosyal etkileşimden biridir.

Sahte anı, bir insanın olmamış bir anıyı anımsamasıyla meydana gelen psikolojik bir olaydır. Sahte anı genelde, çocukluktaki cinsel istismarlar ile ilgili adli durumlarda göz önüne alınır. Sahte anı, ilk olarak psikoloji öncülerinden Pierre Janet ve Sigmund Freud tarafından araştırıldı. Freud bastırılmış cinsel çocukluk anıları konusundan ‘Histeri ile Mücadele’ kitabında bahsetmiştir. Elizabeth Loftus, 1974’teki ilk araştırma projesinden beri, hafıza kurtarımı ve sahte anı alanlarında öne çıkmıştır. Sahte anı sendromu, sahte anıyı insanların düşüncesini ve günlük yaşamını etkileyen ve hayatlarında çok yaygın olarak yaşadıkları bir durum olarak tanımlar. Sahte anı sendromu, sahte anıdan bazı yönlerden ayrılır. Sendrom kişinin hayatındaki yöneliminde oldukça etkiliyken; sahte anı bu önemli etki olmadan da meydana gelebilir. İnsanlar etkileyici anılarının doğru olduğunu düşündüklerinden bu sendrom etkisini gösterir. Ancak, sendrom ile ilgili araştırmalar tartışmalı ve bu yüzden sahte anı sendromu ruhsal bozukluk kategorisinden, dolayısıyla Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’ndan çıkarılmıştır. Sahte anı, psikolojik araştırmaların önemli bir parçasıdır çünkü çok fazla ruhsal bozukluk ile bağlantılıdır.

Görgü tanığının ifadesi, kişinin tanık olduğu olaya dair bilgi ve gözlemleri hakkında, adli bir süreç kapsamında verdiği ifade. İdeal bir durumda, tanığın hatırladıklarının ayrıntılı olması beklenir ancak bu her zaman gerçekleşmez. Tanığın hatırladıkları, tanığın bakış açısından bakıldığında ne yaşandığını kanıtlamak için kullanılır. Anıları bellekten çağırma işlemi geçmişte güven duyulan bir işlemdi. Ancak günümüzde, psikologların “Anılar ve bireysel algılar güvenilmezdir. Kolaylıkla manipüle edilebilir ve değişime uğrayabilirler” savını destekleyen adli tıp uzmanları tarafından bu güven çürütüldü. Bu nedenle birçok devlet, bu günlerde görgü tanıklığının mahkemelerde kullanımıyla ilgili değişikliklere gitmeyi planlıyor. Görgü tanıklığı aynı zamanda bilişsel psikoloji alanının özel bir odağı olma özelliğini taşıyor.

Proteus etkisi, çevrimiçi sanal oyun içindeki bireyin davranışlarının, kendi avatarının görsel özellikleri ile ilişkili olarak değişmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu değişim, o sanal ortama dahil diğer kullanıcıların bu karakterlerle tipik bir biçimde eşleştirdiği davranışlar hakkındaki bilgiden kaynaklanmaktadır. Değişken (protean) sıfatına benzer olarak, kavramın ismi Yunan tanrısı Proteus'un şekil değiştirme yeteneğine yapılan bir imadır. Proteus etkisi ilk kez 2007 Haziranında Stanford Üniversitesi'nde Nick Yee ve Jeremy Bailenson tarafından kullanılmıştır.

Ara verme etkisi öğrenmenin zamana yayıldığında daha iyi olması, sıkıştırılmış tekrarlama yerine aralıklı tekrarlamanın tercih edilmesidir. Pratik olarak bu etki "tıkınma" denebilecek sınav gecesi çalışmasının uzun bir zaman çerçevesinde aralıklı çalışmak kadar etkili olmayacağını öne sürer. Bu etki öğreneni zorlar, ancak uzun süreçte daha iyi öğrenme sağlar.

Psikolojide konfabulasyon, kişinin kendisi ya da dünya hakkında uydurma, çarpık veya yanlış yorumlanmış anılar üretmesi olarak tanımlanan bir bellek hatasıdır. Konfabulasyon sergileyen insanlar, “ince değişikliklerden tuhaf uydurmalara” kadar, geniş bir ölçekte çeşitlenen yanlış anılar sunarlar ve çelişkili olduklarına ilişkin kanıtlara rağmen genellikle hatırladıkları anılardan çok emindirler.

<span class="mw-page-title-main">Seri konum etkisi</span>

Seri konum etkisi, bir kişinin, bir serideki ilk ve son ögeleri en iyi; ortanca ögeleri en kötü hatırlama eğilimidir. Bu terim, Hermann Ebbinghaus tarafından kendi üzerine yaptığı çalışmalar ile oluşturulmuştur ve bu terim, hatırlama doğruluğunun, bir ögenin bir çalışma listesindeki konumunun bir fonksiyonu olarak değiştiği bulgusuna değinmektedir. Sırası fark etmeksizin listedeki ögelerin hatırlanması istenildiğinde, insanlar listenin sonundaki ögeleri hatırlamaya başlama eğilimindedir ve bu ögeleri en iyi şekilde hatırlarlar. Daha önceki liste ögeleri arasında, ilk birkaç öge, orta ögelerden daha sık hatırlanır.

Flaş bellek, duygusal olarak uyarıcı bir anın veya olayların detaylandırılmış ve son derece can alıcı parçalarının 'enstantene' resmidir. Flaş bellek terimi şaşkınlık uyandıran, gelişigüzel aydınlanmalar, detay, görüntünün özü gibi kelimeleri akla getirir. Bununla beraber flaş bellekler bir parça gelişigüzel ve tamamlanmışlıktan da uzaktır. İnsanlar genellikle hatıralarından bir hayli emin de olsalar, araştırmalar bu hatıraların birçok detayının unutulduğunu göstermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Yeniden yapılandırılan bellek</span>

Yeniden yapılandırılan bellek, hatırlama eyleminin algı, hayal gücü, semantik bellek ve inançlar gibi çeşitli bilişsel süreçler tarafından etkilendiği bir anı hatırlama teorisidir. İnsanlar bir anıyı hatırlarken epizodik belleklerinin tutarlı ve doğru olduğuna; hatırlama anında bakış açılarının hatasız olduğuna inanmaktadır. Halbuki, hatırlamanın yeniden yaratım süreci, bireysel algılar, sosyal etkiler ve genel kültür gibi yeniden yaratma sürecinde hatalara sebep olabilecek etkenlerce bozulmaktadır.

Serbest hatırlama, belleğin psikolojik açıdan çalışılmasında kullanılan temel bir paradigmadır. Bu modelde, katılımcılar her bir denemedeki ögelerin bir listesini inceler ve ardından onlardan ögeleri herhangi bir sırada hatırlamaları istenir. Ögeler kişilere genellikle birer birer, kısa süreli olarak sunulur ve bu ögeler adlandırılabilen herhangi bir materyal grubundan seçilebilir. Hatırlama süresi tipik olarak birkaç dakika sürer ve sözlü veya yazılı hatırlamayı içerir. Standart model, listedeki son ögeden hemen sonra başlayan hatırlama süresini içerir; bu, gecikmiş serbest hatırlama (DFR) 'dan ayırt etmek için anında serbest hatırlama (IFR) olarak adlandırılabilir. Gecikmeli serbest hatırlama işleminde, listedeki son öge ile hatırlama sürecinin başlangıcı arasında dikkat dağıtıcı kısa bir süre yer alır. Bu bağlamda hem anında serbest hatırlama hem de gecikmeli serbest hatırlama, hatırlama testleri sırasında ortaya çıkan ilklik etkisi ve sonluk etkisi gibi belirli etkileri test etmek için kullanılmıştır.

Hazırlama etkisi, bir uyarana maruz kalmanın, bilinçli bir rehberlik ya da niyet olmaksızın bir sonraki uyarana tepkiyi etkilediği bir olgu. Örneğin, HEMŞİRE kelimesi DOKTOR sözcüğünü takip ederek EKMEK sözcüğünü takip etmekten daha çabuk tanınır. Hazırlama, algısal, çağrışımsal, tekrarlayıcı, pozitif, negatif, duyuşsal, anlamsal veya kavramsal olabilir. Bununla birlikte, araştırma henüz hazırlama etkilerinin süresini kesin olarak belirlememiştir, ancak başlangıcı neredeyse anlık olabilir.

<span class="mw-page-title-main">Elizabeth Loftus</span> Amerikalı psikolog

Elizabeth F. Loftus Amerikalı bilişsel psikolog ve insan belleği konusunda uzmandır. İnsan belleğinin şekillendirilebilirliği üzerine araştırmalar yapmıştır. Loftus en çok yanlış bilgi etkisi, görgü tanığı belleği ve çocukluktaki cinsel istismarın geri kazanılan anıları da dahil olmak üzere sahte anıların yaratılması ve doğası konusundaki çalışmaları ile bilinmektedir. Loftus, laboratuvar içindeki çalışmalarının yanı sıra araştırmasını yasal ortamlara uygulamakla da ilgilenmiştir; yüzlerce dava için danışma ya da bilirkişi tanıklığı sağlamıştır. 2002 yılında, Loftus Genel Psikoloji İncelemesi'nde 20. yüzyılın en etkili 100 psikolojik araştırmacıları listesinde 58. sırada yer alarak listede en üst sırada yer alan kadın araştırmacı olmuştur.

Psikoloji biliminde Simon etkisi, uyaran ve tepkinin aynı tarafta ve farklı tarafta olduğu denemeler arasında tepkinin doğruluğunda ya da reaksiyon süresinde bir fark olduğunu söyleyen bulgudur. Uyaran ve tepki zıt taraflarda olduğunda tepkiler genellikle daha yavaştır ve daha az doğrudur. Terimin ismi, bu etkiyi 1960'larda ilk ortaya atan J. R. Simon'dan gelmektedir. Simon'ın etkiyle ilgili orijinal açıklaması, uyaranın kaynağına doğru tepki vermeye doğuştan bir eğilimin olduğu yönündedir.

Hayal gücü enflasyonu, hiç yaşanmamış bir olayı hayal etmenin olay hafızasına olan güveni arttırdığı bir tür hafıza bozukluğudur

<span class="mw-page-title-main">Hafıza ve yaşlanma</span>

Bazen "normal yaşlanma" olarak tanımlanan yaşa bağlı hafıza kaybı, Alzheimer hastalığı gibi demans türleriyle ilişkili hafıza kaybından niteliksel olarak farklıdır ve farklı bir beyin mekanizmasına sahip olduğuna inanılır.

Öz-referans etkisi, insanların kendilerinin olayın içinde yer alıp almadıklarına bağlı olarak bilgiyi farklı şekilde kodlama eğilimidir. İnsanlardan kendileriyle ilgili olan bilgileri hatırlamaları istendiğinde, hatırlama ihtimalleri daha yüksektir.

Çürüme teorisi ya da bozunma teorisi, sadece zamanın geçmesi nedeniyle hafızanın kaybolduğunu öne süren bir teoridir. Bu nedenle bilgi, zaman geçtikçe ve hafızanın yanı sıra hafıza gücü de yıprandıkça daha sonraki erişim için daha az kullanılabilir hale gelir. Birey yeni bir şey öğrendiğinde, nörokimyasal bir "hafıza izi" yaratılır. Ancak zamanla bu iz yavaş yavaş parçalanır. Bilginin aktif olarak tekrarlanmasının, bu geçici düşüşe karşı koyan önemli bir faktör olduğuna inanılıyor. Nöronların biz yaşlandıkça yavaş yavaş öldüğüne yaygın olarak inanılır, ancak bazı eski hatıralar en son deneyimlenen hatıralardan daha güçlü olabilir. Bu nedenle, çürüme teorisi çoğunlukla kısa süreli bellek sistemini etkiler, diğer bir daha eski anıların genellikle beyindeki şoklara veya fiziksel saldırılara karşı daha dirençli olduğu anlamına gelir. Ayrıca zamanın geçmesinin tek başına unutmaya neden olamayacağı ve çürüme teorisinin zaman geçtikçe meydana gelen bazı süreçleri de hesaba katması gerektiği düşünülmektedir.

Çoklu Mağaza veya Modal Model olarak da bilinen Atkinson-Shiffrin Modeli, 1968 yılında psikolog Richard Atkinson ve Richard Shiffrin tarafından önerilen bir bellek modelidir. Modele göre insan hafızasının üç ayrı bileşeni vardır:

  1. Duyusal Kayıt adı verilen duyusal bilgilerin belleğe girdiği bileşen
  2. Hem duyusal kayıttan hem de uzun vadeli bellekten girdi alan ve tutan Kısa Süreli Depo
  3. Kısa süreli depoda tekrarlayarak, prova yaparak hatırlanan, bilgilerin süresiz olarak tutulduğu Uzun Süreli Depo