İçeriğe atla

Wu deneyi

Wu deneyi 1956'da Washington DC Ulusal Standartlar Bürosu düşük sıcaklık laboratuvarında,  yapılmıştır. Kobalt-60, dedektörler ve alan sargısı içeren dikey vakum haznesi arka plandaki elektromıknatıs içine yerleştirilmeden önce; radyoizotopu adiyabatik demagnetizasyon ile mutlak sıfıra yakın bir seviyeye serinletecek bir termos içine konumlandırılır.
Wu deneyine adını veren Chien-Shiung Wu, deneyi tasarladı ve paritenin korunumunu test eden takıma önderlik etti.

Wu deneyi, 1956'da Çin asıllı Amerikan fizikçi Chien-Shiung Wu ile  Birleşik Devletler Ulusal Standartlar Bürosu düşük sıcaklık grubu tarafından yürütülmüş bir nükleer fizik deneyidir.[1] Deneyin amacı önceden elektromanyetik ve güçlü etkileşimlerde korunduğu belirlenen dönüşümçarpanının (parite) zayıf etkileşmelerde de korunup korunmadığını belirlemekti (P-korunumu). Eğer P-korunumu doğru olsaydı evrenin bir ayna yansıması versiyonu da (sağın sol ve solun sağ olduğu) şimdiki evrenin ayna görüntüsü gibi davranacaktı. Eğer P-korunumu ihlal edilirse, evrenin ayna yansıması gibi davranan versiyonu ve şimdiki evrenin ayna görüntüsünü ayırt etmek mümkün olacaktı.

Deney, parite korunumunun zayıf etkileşim tarafından ihlal edildiğini (P-ihlali) belirledi. Bu sonuç, önceden pariteyi korunumlu nicelik kabul eden fizik camiası tarafından beklenmiyordu. Paritenin korunumsuz olduğu fikrini ortaya çıkaran ve deneyini öneren Tsung-Dao Lee ve Chen-Ning Yang 1957 yılında bu sonuçla Nobel Fizik Ödülü'nü kazandılar.

Tarihçe

1927'de Eugene Wigner şimdiki evren ve onun ayna görünümü biçimindeki bir başka evrenin, tek farkın sadece sağın ve solun ters çevrilmiş olduğu (örneğin; saat yönünde dönen bir saat, ayna görüntüsünü inşa ederseniz saatin tersi yönünde dönecektir), bunun dışında aynı şekilde davrandıkları parite korunumu ilkesini biçimlendirdi (P-korunumu).[2]

Bu ilke fizikçiler tarafından yaygın biçimde kabul edildi ve P-korunumu elektromanyetik ve güçlü etkileşimlerde doğrulandı. Ancak, 1950'lerin ortaları boyunca, kaonları içeren belirli bozunmalar P-korunumunun var sayıldığı teorilerle açıklanamamıştı. İki piona ve üç piona bozunan iki tip kaon var gibi görünüyordu. Bu da τ–θ bilmecesi olarak bilinmekteydi.[3]

Teorik fizikçiler Tsung-Dao Lee ve Chen-Ning Yang tüm temel etkileşimlerde parite korunumu üzerine bir literatür taraması yaptı. Zayıf etkileşim varlığında P-korunumunu kabul eden veya aksini gösteren bir deneysel verinin olmadığı sonucuna vardılar.[4] Kısa bir süre sonra çeşitli deney fikirleriyle, beta bozunumu spektroskopisi konusunda bir uzman olan Chien-Shiung Wu ile görüştüler. Kobalt-60'ta beta bozunumunun yönelim özelliklerini test etme fikri üzerinde uzlaştılar. Daha sonra Wu, düşük sıcaklık fiziğinde geniş çapta tecrübesi olan Henry Boorse ve Mark W. Zemansky ile iletişime geçti. Boorse ve Zemansky'nin ısrarı ile Wu, deneyin Aralık 1956'da  Ulusal Standartlar Bürosu (NBS) düşük-sıcaklık laboratuvarında yapımını ayarlayacak olan ve NBS çalışanı olan Ernest Ambler ile de temas kurdu.[3]

Wu deneyini teşvik eden Lee ve Yang, deneyin yapılışından kısa bir süre sonra 1957 yılında Nobel ödülü ile ödüllendirildi.

Deney

Nükleer beta bozunumunda parite ihlalini keşfetmeyi hedefleyen 1956 Wu deneyinin prensibi

Deneyin kendisi, mutlak sıfıra yakın bir seviyeye soğutulan ve düzgün bir manyetik alanda hizalanan kobalt-60 atomlarını görüntülüyordu.[3] Kobalt-60 (60Co), kobaltın beta bozunumu ile kararlı Nikel-60'a (60Ni) bozunan kararsız bir izotopudur. Bu bozunum esnasında, kobalt-60'ın çekirdeğindeki nötronlardan biri bir elektron (e) ve elektron antinötrino (ννe) yayarak protona bozunur. Bu da kobalt-60 çekirdeğini nikel-60 çekirdeğine dönüştürür. Ancak sonuçta ortaya çıkan Nikel çekirdeği bir uyarılmış durumdur ve hemen iki gama ışını (γ) yayarak temel durumuna bozunur. Bunun sonucu olarak tüm nükleer tepkime denklemi şu hali alır:

Gama ışınları aslında fotonlardır ve Nikel-60 çekirdeklerinden salınmaları bir elektromanyetik (EM) süreçtir. Bu önem arz etmektedir çünkü EM sürecin P-korunumuna riayet ettiği bilinmekteydi. Böylece yayılan gama ışınlarının dağılımı, tıpkı kobalt-60 atomlarının tek-biçimliliğinin işaretçisi olduğu gibi, zayıf etkileşim vasıtasıyla yayılan elektronların kutuplanmasının kontrol mekanizması olarak da davranacaktır. Wu'nun deneyi gama ışınlarının dağılımını ve ters yönelimli nükleer spinli elektron yayınımını karşılaştırmaktaydı. Eğer elektronların gama ışınlarında olduğu gibi her zaman aynı yönde ve aynı oranda yayıldığı bulunsaydı, P-korunumu geçerli olacaktı. Eğer bozunumların yönlerinde bir sapma varsa, yani elektronların dağılımı gama ışınlarının dağılımını takip etmiyorsa, o zaman P-ihlali tespit edilmiş olacaktı.

Materyal ve metot

Wu deneyinin şema gösterimi

Bu deneydeki zorluk kobalt-60 çekirdeğinin olası en yüksek kutuplanmasını sağlamaktı. Elektronla karşılaştırıldığında çekirdeklerin çok küçük kalan manyetik momentleri yüzünden, sıvı helyumun kendi başına soğutmayı başarabileceğinden çok daha düşük sıcaklıklarda yüksek manyetik alanlar gerekiyordu. Düşük sıcaklıklar adiyabatik demagnetizasyon yöntemi kullanarak elde edilmişti. Radyoaktif kobalt, yüksek anizotropik Landé g-faktörüne sahip bir paramanyetik tuz olan Seryum-Magnezyum Nitrat kristali üzerine ince yüzey katmanı olarak depolandı.

Tuz, yüksek g-faktörü ekseni boyunca manyetize edildi ve sıcaklık Helyum'u düşük basınca pompalayarak 1.2 K değerine düşürüldü. Yatay manyetik alanın kapatılamsıyla sıcaklığın 0.003 K değerine kadar düşmesiyle sonuçlandı. Kobalt çekirdeklerini yukarı veya aşağı doğru hizalayan bir dikey selenoidin de dahil edilmesini sağlayan yatay mıknatıs açıldı. Selenoidin manyetik alan yönelimi düşük g-faktörü yönünde olduğundan dolayı, selenoid mıknatıs sadece ihmal edilebilir bir seviyede sıcaklık artışına sebep oldu. İyi kutuplanmış 60Co çekirderklerinin bu şekilde elde edilişi Gorter ve Rose tarafından başlatılmıştır

Gama ışınlarının üretimi, ekvatoral ve kutupsal sayaçların kutuplanmanın bir ölçüsü olarak kullanılmasıyla görüntülendi. Gama ışını kutuplanması takip eden on beş dakika (kristalin ısınıp anizotropinin kaybolduğu) boyunca sürekli olarak görüntülendi. Aynı şekilde, beta-ışını yayınımı da bu ısınma periyodu boyunca sürekli olarak görüntülenmiştir.[1]

Sonuçlar

Wu tarafından gerçekleştirilen deneylerde gama ışını kutuplanması yaklaşık olarak %60 değerindeydi.[1] Yani, yaklaşık olarak gama ışınlarının %60'ı tek bir yönde, kalan %40'ı ise diğer yönde yayılıyordu. Eğer, P-korunumu beta bozunumunda geçerliyse, elektronların nükleer spine bağlı olarak tercih edecekleri bir bozunum yönü olmayacaktı. Ancak, Wu elektronların gama ışınlarının tersi istikametinde yayıldıklarını gözlemledi. Yani, elektronların çoğu nükleer spininkine ters olarak şekilde belirli bir bozunum yönünü tercih ediyordu.[1] Daha sonradan P-korunumunun aslında en yüksek seviyede olduğu tespit edildi.[3][5]

Kaynakça

  1. ^ a b c d Wu, C. S.; Ambler, E.; Hayward, R. W.; Hoppes, D. D.; Hudson, R. P. (1957).
  2. ^ Wigner, E. P. (1927). "Über die Erhaltungssätze in der Quantenmechanik" 15 Ocak 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi..
  3. ^ a b c d Hudson, R. P. (2001).
  4. ^ Lee, T. D.; Yang, C. N. (1956).
  5. ^ Ziino, G. (2006).

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Radyoaktivite</span> Atom çekirdeğinin kendiliğinden parçalanması

Radyoaktivite, radyoaktiflik, ışınetkinlik veya nükleer bozunma; atom çekirdeğinin, daha küçük çekirdekler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanmasıdır. Çekirdek tepkimesi sırasında veya çekirdeğin bozunması ile ortaya çıkar. En yaygın ışımalar alfa(α), beta(β) ve gamma(γ) ışımalarıdır. Bir maddenin radyoaktivitesi bekerel veya curie ile ölçülür.

<span class="mw-page-title-main">Işık</span> elektromanyetik spektrumun insan gözü tarafından algılanabilen kısmı içindeki elektromanyetik radyasyon

Işık veya görünür ışık, elektromanyetik spektrumun insan gözü tarafından algılanabilen kısmı içindeki elektromanyetik radyasyon. Görünür ışık genellikle 400-700 nanometre (nm) aralığında ya da kızılötesi ve morötesi arasında 4.00 × 10−7 ile 7.00 × 10−7 m dalga boyları olarak tanımlanır. Bu dalga boyu yaklaşık 430-750 terahertz (THz) frekans aralığı anlamına gelir.

<span class="mw-page-title-main">Nötron</span> Yüke sahip olmayan atomaltı parçacık

Nötron, sembolü n veya n⁰ olan, bir atomaltı ve nötr bir parçacıktır. Proton ile birlikte, atomun çekirdeğini meydana getirir. Bir yukarı ve iki aşağı kuark ve bunların arasındaki güçlü etkileşim sayesinde oluşur. Proton ve nötron yaklaşık olarak aynı kütleye sahiptir fakat nötron daha fazla kütleye sahiptir. Nötron ve protonun her ikisi nükleon olarak isimlendirilir. Nükleonların etkileşimleri ve özellikleri nükleer fizik tarafından açıklanır. Nötr hidrojen atomu dışında bütün atomların çekirdeklerinde nötron bulunur. Her atom farklı sayıda nötron bulundurabilir. Proton ve nötronlar, kuarklardan oluştukları için temel parçacık değildirler.

<span class="mw-page-title-main">Gama ışını</span> elektromanyetik bir rasyasyon (ışıma) türü

Gama ışını veya gama ışıması, atom altı parçacıkların etkileşiminden kaynaklanan, belirli bir titreşim sayısına sahip elektromanyetik ışınımdır; genelde uzayda gerçekleşen çekirdeksel tepkimelerin sonucunda üretilirler. X ışınlarının ötesinde yer alırlar.

<span class="mw-page-title-main">X ışını</span> Elektromanyetik radyasyon

X ışınları veya Röntgen ışınları, 0,125 ile 125 keV enerji aralığında veya buna karşılık, dalgaboyu 10 ile 0,01 nm aralığında olan elektromanyetik dalgalar veya foton demetidir. 30 ile 30.000 PHz (1015 hertz) aralığındaki titreşim sayısı aralığına eşdeğerdir. X ışınları özellikle tıpta tanısal amaçlarla kullanılmaktadırlar. İyonlaştırıcı radyasyon sınıfına dahil olduklarından zararlı olabilirler. X ışınları 1895'te Wilhelm Conrad Röntgen tarafından Crookes tüpü (Hittorf veya Lenard tüpleri ile de) ile yaptığı deneyler sonucunda keşfedilmiştir. Klasik fizik sınırları içinde, X-ışınları aynı görünür ışık gibi bir elektromanyetik dalga olup, görünür ışıktan farkı düşük dalga boyu, dolayısıyla yüksek frekansları ve enerjileridir. Morötesi'nin ötesidir. X Işınlarının ötesi ise Gama ışınları'dır.

<span class="mw-page-title-main">Kobalt bombası</span>

Kobalt bombası, fizikçi Leó Szilárd tarafından teorik olarak 1950 yılında ortaya konulmuş "tuzlanmış" nükleer bomba. Szilárd, bu tarz bir bombayla dünya üzerindeki tüm yaşamın yok edilebileceğini öne sürmüştür. Silahın sıkıştırması, uranyum 235 gibi ikinci bir fisyona uygun materyal yerine sıradan [kobalt] metaliyle yapılmaktadır. Bu sayede nükleer bombanın ilk çekirdeğinden oluşan nötron yağmuru, kobalt atomlarını bombalayarak 60Co'ya dönüşmesine sebep olacaktır. 60Co, beta bozunumuna uğrarken çok güçlü gama ışınları da yayımlar; bu sebeple radyoterapi uygulamalarında da kullanılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Nükleer fizik</span> atom çekirdeğinin yapısı ve davranışı ile uğraşan fizik alanı

Nükleer fizik veya çekirdek fiziği, atom çekirdeklerinin etkileşimlerini ve parçalarını inceleyen bir fizik alanıdır. Nükleer enerji üretimi ve nükleer silah teknolojisi nükleer fiziğin en çok bilinen uygulamalarıdır fakat nükleer tıp, manyetik rezonans görüntüleme, malzeme mühendisliğinde iyon implantasyonu, jeoloji ve arkeolojide radyo karbon tarihleme gibi birçok araştırma da nükleer fiziğin uygulama alanıdır.

<span class="mw-page-title-main">Nötrino</span> atom altı ya da temel parçacıklardan biri

Nötrino, ışık hızına yakın hıza sahip olan, elektriksel yükü sıfır olan ve maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacıklardandır. Bu özellikleri nötrinoların algılanmasını oldukça zorlaştırmaktadır. Nötrinoların çok küçük, ancak sıfır olmayan durgun kütleleri vardır. Yunan alfabesindeki ν (nü) ile gösterilir.

Yoğun madde fiziği, maddenin yoğun hallerinin fiziksel özellikleriyle ilgilenen bir fizik dalıdır. Yoğun madde fizikçileri bu hallerin davranışını fizik kurallarını kullanarak anlamaya çalışır. Bunlar özellikle kuantum mekaniği kuralları, elektromanyetizma ve istatistiksel mekaniği içerir. En bilinen yoğun fazlar katı ve sıvılardır, harici yoğun fazlar ise düşük sıcaklıktaki bazı materyaller tarafından gösterilen üstünileten faz, atom kafeslerindeki dönüşlerin ferromanyetik ve antiferromanyetik fazları ve soğuk atom sistemlerinde bulunan Bose-Einstein yoğunlaşması. Araştırma için uygun sistemlerin ve fenomenlerin çeşitliliği yoğun madde fiziğini modern fiziğinin en aktif alanı yapıyor. Her 3 Amerikan fizikçiden biri kendini yoğun madde fizikçisi olarak tanımlıyor ve Yoğun Madde Fiziği Bölümü Amerikan Fizik Topluluğu’ndaki en geniş bölümdür. Bu alan kimya, malzeme bilimi ve nano teknoloji ile örtüşür ve atom fiziği ve biyofizikle de yakından ilgilidir. Teorik yoğun madde fiziği teorik parçacık ve nükleer fizikle önemli kavramlar paylaşır.

W ve Z bozonları, zayıf etkileşime aracılık eden temel parçacıklardır. Bu bozonların keşfi parçacık fiziğinin Standart Modeli için büyük bir başarının müjdecisi oldu.

<span class="mw-page-title-main">Zayıf etkileşimli büyük kütleli parçacık</span>

Zayıf etkileşimli büyük kütleli parçacık, egzotik parçacıklardan oluşan karanlık madde adayıdır.

<span class="mw-page-title-main">Kozmik ışın</span> Çoğunlukla Güneş sistemi dışından kaynaklanan yüksek enerjili parçacık

Kozmik ışınlar, temelde Güneş Sistemi'nden yıldızlardan hatta uzak galaksilerden kaynaklanan, yüksek enerjili bir parçacık yağmurudur. Bu ışınlar Dünya atmosferi ile etkileştiğinde, bazen yüzeye ulaşan ikincil kozmik ışın duşlarını üretebilir. Öncelikle yüksek enerjili protonlardan ve atom çekirdeğinden oluşan bu ışınlar güneş veya güneş sistemimizin dışından kaynaklanır. Fermi Uzay Teleskobu'ndan (2013) elde edilen veriler, birincil kozmik ışınların önemli bir bölümünün yıldızların süpernova patlamalarından kaynaklandığının kanıtı olarak yorumlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Radyasyon</span> Uzayda hareket eden dalgalar veya parçacıklar

Radyasyon veya ışınım, elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar biçimindeki enerji yayımı ya da aktarımıdır. "Radyoaktif maddelerin alfa, beta, gama gibi ışınları yaymasına" veya "Uzayda yayılan herhangi bir elektromanyetik ışını meydana getiren unsurların tamamına" da radyasyon denir. Bir maddenin atom çekirdeğindeki nötronların sayısı, proton sayısına göre oldukça fazla veya oldukça az ise; bu tür maddeler kararsız bir yapı göstermekte ve çekirdeğindeki nötronlar alfa, beta, gama gibi çeşitli ışınlar yaymak suretiyle parçalanmaktadırlar. Çevresine bu şekilde ışın saçarak parçalanan maddelere radyoaktif madde denir.

Ayna örtüşmezliği bir cismin aynadaki yansımasıyla birebir aynı olmaması durumudur. Fizikteki temel parçacıkların spinleri bu duruma örnek teşkil ederler ve bu spinler bu parçacığın sağ elli veya sol elli olarak tanımlanmasına olanak sağlarlar. Eksenlerin eksi dönüşümü (parity) sağ elli ve sol elli parçacıklar arasında dönüşüme olanak sağlar. Dirac fermiyonlarının eksi dönüşümü altında değişmemesine ayna örtüşmezliği korunumu denir.

<span class="mw-page-title-main">Gama ışını astronomisi</span>

Gama-ışını astronomisi, foton enerjileri 100 keV'den yüksek olan elektromanyetik radyasyonun en yüksek enerjili formu olan gama ışınlarının astronomik gözlemleridir. 100 keV altı radyasyonlar X-ışınları olarak sınıflandırılır ve X-ışını astronomisinin konusudur. Astronomik literatür genelde “gama-ışınlarını” sıfat olarak kullanıldığı zaman tire ile, isim olarak kullanıldğında “gamma ray” şeklinde tiresiz yazar.

<span class="mw-page-title-main">Chien-Shiung Wu</span>

Chien-Shiung Wu, , Radyoaktivite alanında önemli katkıları olan Çin kökenli Amerikalı bir deneysel fizikçidir. Manhattan Projesi'nde çalışmış, gaz yayınımıyla (difüzyon) uranyum metalini U-235 ve U-238 izotoplarına ayrıştıran bir yöntem geliştirmiştir. Eşlem korunumu çürüten ve Wu'nun önderliğinde yapılan Wu Deneyi en önemli çalışmalarından birisidir. Bu çalışması çalışma arkadaşları Tsung-Dao Lee ve Chen-Ning Yang’a 1957 Nobel Fizik Ödülünü kazandırmış, ayrıca Wu’ya da 1978 yılında Wolf Fizik Ödülünü kazandırmıştır. Deneysel fizikteki ustalığı sık sık Marie Curie ile karşılaştırılmasına neden olmuş, ayrıca ‘Fiziğin Leydisi’, ‘Çinli Madam Curie’, ‘Nükleer Araştırmanın Kraliçesi’ gibi saygın takma isimler kazandırmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Nükleosentez</span> Başta proton ve nötronlar olmak üzere önceden var olan nükleonlardan yeni atom çekirdekleri yaratan süreç

Nükleosentez, daha önceden var olan çekirdek parçacıklarından, esasen proton ve nötronlardan, yeni atomik çekirdeklerin yaratılması sürecidir. İlk atomik çekirdekler, Büyük Patlama'dan yaklaşık üç dakika sonra, Büyük Patlama nükleosentezi olarak bilinen sürecin sonunda oluşmuştur. Hidrojen ve helyumun ilk yıldızların bileşenlerini oluşturması ve kainatın bugünkü hidrojen/helyum oranı o zamanlara dayanır.

<span class="mw-page-title-main">Antimadde roketi</span>

Antimadde roketi, güç kaynağı olarak antimadde kullanması önerilen bir roket sınıfıdır. Bu hedefi gerçekleştirmeye kalkışan birçok tasarım vardır. Bu tür roketlerin yararı madde-antimadde karışımının değişmez kütlesinin büyük bir kısmının antimadde roketlerinin diğer önerilen roket sınıflarından çok daha fazla enerji yoğunluğunun ve özgül itici kuvvetinin olmasını sağlayan enerjiye dönüşebilmesidir.

Parçacık fiziğinde, Yük-Parite (YP) ihlali, kabul edilen YP-simetrisinin bir ihlalidir: Y-simetrisinin ve P-simetrisinin birleşimi. YP-simetrisi, bir parçacık antiparçacığı ile değiş-tokuş edildiğinde ve uzaysal koordinatları ters çevrildiğinde fizik kurallarının aynı kalacağını belirtir. YP ihlalinin nötr kaonların bozunumuyla yapılan keşfi, bulucuları James Cronin ve Val Fitch için 1964 yılında Nobel Fizik Ödülü ile sonuçlanmıştır.

Nötron yakalama, bir atom çekirdeğinin ve bir veya daha fazla nötronun daha ağır bir çekirdek oluşturmak için çarpıştığı ve birleştiği bir nükleer reaksiyondur. Nötronların elektrik yükü olmadığından, elektrostatik olarak itilen pozitif yüklü protonlardan daha kolay bir şekilde çekirdeğe girebilmektedirler.