İçeriğe atla

Vita Contemplativa

Vita Contemplativa (latince: De vita contemplativa; grekçe: Περί βίου θεωρητικού), anlam olarak derin düşünce demektir. Sosyolojik araştırmaların gerçekleştirildiği çağdaş döneme gelmeden önce, derin düşünceyi içeren yaşamın doğası gereği aktif yaşamdan daha üstün olduğu görüşü hakimdir. Bu durum insanların bir eyleme kalkışmaksızın sadece düşünerek esas mutluluğa ulaşacağı düşüncesinin sonucu niteliğindedir. Bu anlamda çağların getirileri olarak vita contemplativa ve vita activa kavramları birbirleriyle sürekli karşılaştırılmış, kimi dönemlerde vita contemplativanın kimi dönemlerde ise vita activanın daha üstün olduğu savunulmuştur. Vita activa ile vita contemplativanın anlamları birbirleriyle tamamen zıt yöndedir. Öyle ki vita activa ise hareketli yaşam anlamına gelmektedir. Vita activa mutluluğa ulaşmanın düşünmekle değil eylemlilikle mümkün olacağını nitelendirmektedir.

Antik Yunan’da Vita Contemplativa

Antik Yunan’da vita contemplativanın yani derin düşüncenin eylemlilikten daha önemli olduğu düşüncesi hakimdir. İnsanlar gerçek mutluluğa ancak boş zamanlarında düşünerek kavuşabilirler. İnsanlara mutluluk verecek olan durum onların hakikate ulaşabilmeleridir. Bu anlamda eylemlilik alanı mutluluğa erişebilecek kimseler için kısıtlı bir alan olmalı ve sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Eylemlilik alanı kendi içerisinde politikayı da barındırır ve bu alan filozofların yaşamında ya da filozofça yaşamda sadece bir araç niteliğindedir. Kaldı ki metafizik gelenek de eylemlilik alanını yani vita activayı Platon’un mağara alegorisi ile hiyerarşik olarak ezmiş, küçümsemiş ve hakikat alanının dışına itmiştir. Platon’un mağara alegorisinde insanlar, kendilerine gösterilen gölgelerin varlığını ancak düşünerek kavrayabilmektedir. İnsanların hareket etmeleri sürekli olarak kontrol altında tutulmakta ve onların gerçek hakikati düşünerek bulmaları istenmektedir. Bu düşünce sistemine göre insanlara has olan hareket alanı mağara teoreminde ki karanlık ve kör alana denk gelmektedir. Antik Yunan’da bir hayli etkin olan kölelik sistemi neticesinde eylemlilik alanı kölelere atfedilmiştir. Kaldı ki bir kölenin mutluluğa ulaşabilmesi ancak sahibine itaat etmesiyle mümkündür. Bu ortamda kölelere sahip olan kimselerin eylemlilik alanında aktif olamayacaklarından dolayı onlar hakikate ulaşmak adına boş zamanlarını derin düşünceye dalarak değerlendirmektedir ki bu ortamda yapılması gereken asıl şeyin bu olduğu kabul edilmektedir.

Hannah Arendt

Hannah Arendt, 14 Ekim 1906 yılında Hannover’de, bir Yahudi mühendisin tek çocuğu olarak doğmuştur. Marburg ve Freiburg’da üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Heidelberg’de Martin Heidegger ve Karl Jaspers’ten felsefe öğrenmiş ve 22 yaşında yine burada doktorasını vermiştir.[1] Hannah Arendt, İnsanlık Durumu adlı eserinde vita contemplativa ve vita activa kavramlarını açıklamış ve vita contemplativadan vita activaya geçiş sürecini değerlendirmiştir. Öncelikle Arendt, vita contemplativa ve vita activa ayrımıyla başlamıştır. Bunlardan vita contemplativa düşünce ve tefekkür esaslı iken vita activa ise eylemi, pratik ve politik yaşamı esas almıştır.[2] Eski düşünürlerin fikirleri ekseninde vita contemplativa mutluluğa ulaşmanın tek ve esas kaynağı olarak kabul edilirken Hannah Arendt’e göre eylem ve pratik/politik yaşam alanı insan varoluşunun en temel ve ayırt edici alanıdır.[3] Hannah Arendt için bu iki kavram arasında ayrım yapmak hiç de kolay olmamıştır. Bu süreç içerisinde Arendt, vita melancholia durumunu yaşamış ve kendisi için bu duruma odaklanmak bir hayli zaman almıştır

Vita Melancholia

İlkçağlardan beri bir düşünme ve araştırma konusu olan melankoli kimi düşünürler tarafından yaşam koşulları karşısında bir güçsüzlük durumu olarak nitelendirilmiştir. Melankolik olarak nitelendirilebilecek öyle insanlar vardır ki hayatları başarılarla doludur. O insanlar her ne kadar duygusal ve hayat karşısında güçsüz olarak nitelendirilse de hayata karşı bir başkaldırma gücüne sahiptirler. Her ne kadar melankolik olarak nitelendirilse de güçlü bir başkaldırma potansiyeline sahip olan insanlardan birisi de Hannah Arendt’tir. Hannah Arendt, 19 Temmuz 1947’de arkadaşı Kurt Blumenfeld’e yazdığı bir mektupta kullandığı, “Bir çeşit melankoli yaşıyorum ve bununla savaşmanın tek yolu anlamak ve konular üzerine düşünmek.” cümlesiyle içinde bulunduğu ruh durumunu, hayata bakışını ya da bir anlamda kendi kişiliğinin yapısını açığa çıkarmıştır.[4] Melankoli durumu kişinin içinde bulunduğu yaşam koşullarına göre de değişiklik göstermektedir. Öyle ki insanların içinde bulunduğu toplumların sosyokültürel yapıları bu durumu farklılaştıran en önemli unsurdur. Arendt’in melankoli olarak nitelendirilmesinin nedenlerine bakacak olursak yaşadığı dönemde soykırımların olması, radikal kötülüğün dünyanın dört bir yanında hakim olması ve atom bombası unsuru göze çarpmaktadır.[5] Ancak Arendt bu melankoli durumunu kendi lehine çevirmeye yönelik çalışmalar yapmış ve nitekim içinde bulunduğu bu melankoli durumundan kurtulduğunda vita contemplativa ve vita activa arasında ayrımlar yapabilmiş ve vita melancholiadan vita activaya geçiş yapabilmiştir. Bu durum Binkert’in “Arendt’te melankoli, eğer kabuğuna çekilen melankolik, kabuğunu kırıp dışarı çıkabilirse, vita activa ve vita contemplativa arasında, durmak ve ilerlemek arasında bir arabulucu ve yaşamla başa çıkmanın yaratıcı bir biçimde olma potansiyeline sahiptir.” cümlelerini doğrulayacak niteliktedir.[6] Arendt’in duyduğu bu melankoli hissi sonrasında bir dünya sevgisine dönüşecektir. Nitekim bu kez de 1958 yılında hocası Karl Jaspers’e bir mektup yazacak ve mektupta “Çok geç kaldım, ancak son yıllarda gerçek anlamda dünyayı sevmeye başladım. Siyaset kuramları adlı kitabıma Amor Mundi (Dünya Aşkı) adını vererek minnettarlığımı göstermek istiyorum.”[7] cümlelerini kullanacaktır. Hannah Arendt’in içinde bulunduğu melankoli durumundan kurtulması onun ilerleyen zamanlarda vita activa ve vita contemplativa arasında ayrım yapmasını sağlayacaktır.

Hannah Arendt’in Vita Contemplativa Çözümlemesi

Hannah Arendt melankoliden çıkmak için eylemde bulunmanın önemini kavramış, bu kişilik halindeki kabuktan kurtuluşun doğum gibi yeni bir mucize şeklinde olacağını vurgulamıştır. Melankoli halinde ölüme, dünyadaki acı çeken insanları düşünerek acı çekmeye ve ruhen acı çekmeye son vermenin zor olduğu, bazılarının bu durumu hastalık olarak görürken bazılarının ise aykırı insan kişiliği olduğu söylenmektedir. Melankoliden çıkış sonrası vita activa ve vita contemplativa arasında kalacak olan insan, ikisinden birini seçerek düşünce ve eylem arasında seçim yapmak zorunda kalır. Vita contemplativa düşünce halinde olma durumu olduğu için melankoli yapıda olan insan acı çekmeyerek zaten bu durumda olduğunu bir nevi göstermektedir. Melankoli hali fiziksel acıdan çok zihinsel, düşünce yoluyla kazanılan acı hissiyatı olduğu için acılarından kurtularak vita contemplativa duruma gelmiş olur. Kardeşi ölen ve “öyle sevinçliyim ki, öylesine sevinçliyim ki yaptıklarım için… Eğer bunu yapmamış olsaydım, kendimi öldürmekle vereceğim ceza bile çok hafif olurdu benim için. Kişiler yaşantılarıyla kendilerini ortaya koymak zorundadırlar. Yoksa insan, insan olmaktan çıkar, batan gemilerden kaçışan farelere döner.”[8] sözlerini gömdükten sonra söyleyen Antigone vita melancholia halinin vita activa haline döndüğünü vurgulamış böylece eylem yapmanın vita activa hali olduğunu söylemiştir. “ Antigone ya da Arendt hayatı ve dünyayı seviyor mu? Evet, Antigone abisinin gömülmediği, Kreon’un zalim buyruklarına göre hareket etmek zorunda kaldığı o adaletsiz dünyayı, Arendt, milyonlarca insanın ölüme gönderildiği bir dünyayı, o çöl dünyayı elbette ki sevmiyor. Her ikisi de trajik insan olmanın gerekliliği olarak bütün bunlara hayır diyor, fakat bu hayırın ve reddedişin içine tıkılıp kalıyor, var olanı değiştirmeye ve iyileştirmeye çalışıyor. Eylemde bulunma mucizesi gerçekleştiriyor ve her ikisi de kendi ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Vita melancholiadan vita activaya doğru bir yolculuğa çıkıyor.”[9] Bu ayrımda sonra Arendt nezdinde vita contemplativa kavramını inceleyecek olursak, vita contemplativa eylemsizlik hali olarak yansımaktadır. Vita contemplativa insanı, rahat ve sükûnet içinde olan, modern düşünce biçiminden kopuk olan, reaksiyon vermeyen kişilik halidir. Vita contemplativa beraberinde melankoli ve teslimiyetçi düşünceleri getirdiği için vita activayı insanlıktan iyice koparmıştır. Bu uzaklaştırma siyaset felsefesinde kendini göstermiştir. Hannah Arendt siyaset felsefesini yeniden kurgular. “Dünyanın ihtiyacı olan, ne eylemsizliği seçip, vita contemplativanın kanatları altına sığınarak, sadece düşünmek ne de düşünmeden, düşüncesizlikle eylemektir. Berktay da ‘Hannah Arendt: Bir İnci Avcısı’ makalesinde, Arendt’ın vita activa ile vita contemplativa arasındaki ayrımı sona erdirme çabasının, yani düşünen ve eyleyen varlığı birleştiren zemini gözlerimizin önüne getirme çabasının, siyasi düşünüşün kendisinin siyasi bir eylem haline geldiği sonucuna varmamıza neden olabileceğini belirtir.”[10] Böylece bu iki kavramı aynı zeminde birleştirerek aslında siyaset felsefesini teorik olmaktan çıkarıp düşünce biçimini eyleme dönüştürmeyi amaçlamıştır. Çünkü felsefenin Sokrates’ten sonra başlamış, insanların düşünce biçimi olarak vita contemplativa, boş zamanlarını doldurdukları ama bu düşüncelerini hayata geçirmedikleri için eylemsizlik olarak değerlendirir. Günümüzde siyaset filozoflarının toplumun sorunlarını idealist bir biçimde çözmeye çalıştıkları bu yüzden bir çözüm için eylemde bulunmadıkları genellikle vita contemplativa içinde olup sadece bu sorun hakkında düşündüklerini belirtip doğa filozoflarından sonra insan odaklı felsefelerini vita contemplativadan vita activaya geçiremedikleri için gelenekselleşen bir metafora döndüğünü açıklamıştır. Dünyayı değiştirmek için siyaset felsefesinin metotlarının değişmesini vurgulayan, bu yüzden melankoli durumundan çıktıktan sonra bu iki kavramı birleştirip vita activanın da felsefedeki önemimi gözler önüne sermiştir. Düşünce ve eylem arasındaki farkların ehemmiyetini irdeleyerek açıklamıştır.

Sonuç

Hannah Arendt vita contemplativadan vita activaya geçişi insanın kendi kabuğunu kırıp boş olan zamanını değerlendirmesiyle açıklamıştır. Haksızlık ve adaletin düşünerek yok olmayacağını bunlara karşı formüller geliştirerek aktivite yapmak gerektiğini söylemiştir. Antik Yunan’da filozoflar asil ve zengin oldukları için iyi ve doğrunun asıl kaynağına inmek istemişlerdir. Bunu yaparken çalışma görevi ise kölelere düştüğü için bu asillerin boş zamanları çok olduğundan felsefeye önem vermişledir. Dünya tarihinde filozofun en çok olduğu ve felsefenin en çok yapıldığı dönem Antik Yunan dönemidir. Bu dönem filozofları için vita contemplativa halinde olmak doğal ve gereklidir. Çalışmak ve para kazanmak onursuz bir davranış biçimi olarak nitelendirildiği için dönemin insanları felsefeye ağırlık vermişlerdir. Hannah Arendt ise artık böyle bir gerekliliğin olmadığını, insanların eylemlerde bulunarak dünya koşullarına ayak uydurmaları gerektiğini vurgulamıştır. Bunun için siyaset felsefesini değiştirmek istemiş ve bu bilim dalını incelemiştir. “Kullanmaktan kaçındığım, siyaset felsefesi değimi, geleneğin aşırı ölçüde sıkboğaz ettiği bir ifadedir. Akademik bağlamda olsun ya da olmasın bu gibi şeyler hakkında konuştuğumda hep, felsefe ile siyaset arasında çok önemli bir gerilim olduğundan söz ederim. Yani düşünen bir varlık olarak insan ile eyleyen bir varlık olarak insan arasında, söz gelimi doğa felsefesinde var olmayan, bir gerilim vardır. Herkes gibi filozof da doğa karşısında nesnel olabilir; doğa hakkında düşündüklerini dillendirdiğinde bütün insanlık adına koşuşuyordur. Fakat siyaset karşısında nesnel ya da tarafsız olamaz. Platon’dan beri olamaz”[11] diyen Hannah Arendt böylece siyaset felsefesinin amacının artık vita activaya uygun olarak gerçekleşmesi gerektiğini savunur.

Kaynakça

  1. ^ "Hannah Arendt (1906-1975)". Kim Kimdir?. 30 Ocak 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Mayıs 2020. 
  2. ^ "Teknoloji ve Araçsalcılık, Vita Activa (Hannah Arendt, İnsanlık Durumu" (PDF). Açıkders Ankara. 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Mayıs 2020. 
  3. ^ "Teknoloji ve Araçsalcılık, Vita Activa (Hannah Arendt, İnsanlık Durumu)" (PDF). Açıkders Ankara. 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Mayıs 2020. 
  4. ^ Özüaydın, Coşkun (2017). "Kara Güneşin Işığında Vita Melancholia'dan Vita Activa'ya Antigone ve Arendt". 9 Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 4 (2). s. 24. 29 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2020. 
  5. ^ Özüaydın, Coşkun (2017). "Kara Güneşin Işığında Vita Melancholia'dan Vita Activa'ya Antigone ve Arendt". 9 Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 4 (2). s. 26. 
  6. ^ Özüaydın, Coşkun (2017). "Kara Güneşin Işığında Vita Melancholia'dan Vita Activa'ya Antigone ve Arendt". 9 Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 4 (2). s. 27. 29 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2020. 
  7. ^ Özüaydın, Coşkun (2017). "Kara Güneşin Işığında Vita Melancholia'dan Vita Activa'ya Antigone ve Arendt". 9 Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 4 (2). s. 26. 29 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2020. 
  8. ^ Demirel, Kemal (2011). Antigone. İstanbul: YABA Yayınları. 
  9. ^ Özaydın, Coşkun (2017). "Kara Güneşin Işığında Vita Melancholia'dan Vita Activa'ya Antigone ve Arendt". 9 Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi. 4 (2). s. 32. 29 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Mayıs 2020. 
  10. ^ Fatmagül, Berktay (2002). Hannah Arendt: Bir İnci Avcısı. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi. ss. 255-271. 
  11. ^ Coşkun, Bergen. "Hannah Arendt'te Dünya Kavramı ve Amor Mundi". dspace@maltepe. 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 8 Mayıs 2020. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Etik veya ahlak felsefesi, doğru davranışlarda bulunmak, iyi bir insan olmak ve insani değerler hakkında düşünme pratiğidir. Etik sözcüğü Yunanca "kişilik, karakter" anlamına gelen "ethos" sözcüğünden türemiştir.

<span class="mw-page-title-main">Deneycilik</span> bilginin sadece veya öncelikle duyusal deneyimden geldiğini belirten teori

Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha gibidir.

<span class="mw-page-title-main">Baruch Spinoza</span> Hollandalı filozof

Baruch Spinoza, Yahudi kökenli Hollandalı filozof. Aydınlanmanın erken dönem düşünürlerinden olan Spinoza, evren ve insan hakkında modern fikirler ileri sürerek öncü ahit eleştirileri yapmış ve zamanla 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Descartes'ın fikirlerinden etkilenen Spinoza, Hollanda Altın Çağının önde gelen filozofu olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Hannah Arendt</span> Alman asıllı Amerikalı filozof, tarihçi ve yazar (1906-1975

Hannah Arendt, Almanya doğumlu Yahudi kökenli Amerikalı siyaset bilimcidir. Çoğu kişi tarafında felsefeci olarak da bilinmekle birlikte, kendi felsefenin "bireyin kendi"ne dair sorunlarla uğraştığını söyleyerek bu sıfatı reddetmiştir. Siyaset bilimci olarak tanımlanmayı istemesinin sebebi çalışmalarının "tekil olarak insana değil, dünyada yaşayan ve dünyayı kaplayan insanlığa" odaklanmış olmasıdır.

<span class="mw-page-title-main">Thomas Hobbes</span> İngiliz filozof (1588-1679)

Thomas Hobbes, felsefede materyalizmi, etikte haz ahlakını, siyasette monarşiyi benimseyen bir İngiliz filozoftur. En tanınmış eseri olan 1651 tarihli Leviathan, Batı siyaset felsefesinin izleyeceği yolu çizmiş ve baş ucu eseri olmuştur. Leviathan, Tevrat'ta geçen bir canavarın adıdır ve Hobbes'ta her şeye egemen olan devletin simgesidir. Bir siyaset felsefecisi olarak tanınsa da, tarih, geometri, etik ve genel felsefe gibi pek çok alanla ilgilenmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Siyaset felsefesi</span> felsefe ve siyaset bilimi alt disiplini

Siyaset felsefesi, devlet, hükûmet, siyaset, özgürlük, mülkiyet, meşruiyet, haklar, hukuk gibi konular hakkındaki, bu kavramlar nedir, neden ihtiyaç vardır, bir hükûmeti ne meşru kılar, devlet hangi özgürlükleri ve hakları neden korumalıdır, hangi biçimde kurumsallaşmalıdır, kanun nedir, vatandaşın devlete karşı yükümlülükleri nelerdir, bir hükûmet yasal olarak neden ve nasıl görevden çekilmelidir gibi temel sorulara cevap arayan ve bu konuları felsefeden faydalanarak inceleyen sosyal bilim dalıdır.

<span class="mw-page-title-main">Plotinos</span> Filozof

Plotinos, Neoplatonizmin kurucusu antik filozof. Plotinos hakkındaki bilgilerimizin çoğu, kendisi de filozof olan Porfirios'un Plotinos'un baş eseri Enneadlar'a yazdığı önsözden gelmektedir. Plotinos'un mistik felsefesi Yahudi, Hristiyan, gnostik ve Müslüman filozoflara ve mistiklere yüzyıllar boyunca esin kaynağı olmaya devam etmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Batı felsefesi</span>

Batı felsefesi, Antik Yunan'dan başlayıp günümüze kadar gelen Batılı felsefe tarihi anlayışı. Özellikle Avrupa'nın ve batı olarak adlandırılan dünyanın 19. yüzyıl'da felsefe tarihini yazarken kategorize ettikleri düşünce geleneği Batı felsefesi olarak adlandrılır. Platon'dan başlayıp modern zamanlara uzanan belirli bir felsefe yapma tarzı batı felsefesinin ayırıcı özelliği, daha ayrıcalıklı özelliği olarak anlaşılır. Bu eğilim genel bir yaklaşımla "Doğu'da felsefe yoktur" savını ileri sürer. Antik Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint kültürleri tarih olarak çok daha eski olmalarına ve buralarda yaşayan insanların belirli düşünce geleneklerine sahip olmalarına rağmen, Batı felsefesi Antik Yunan dönemiyle birlikte başlatılır ve bunlar dışta bırakılır. Doğu felsefesi, Hint ve Çin felsefeleri dahil olmak üzere çok önceleri başlamıştır, bu gelenekler etkileşimlerle sürekli varlıklarını devam ettirmişlerdir, ancak Batı felsefesi bu gelenekleri felsefe-dışı sayma yönelimindedir. Felsefe tarihi kitapları, genel bir eğilim olarak, MÖ 500'lerden başlayarak bugüne kadar, batı olarak addedilen bölgelerde ve batılı düşürlerce ortaya konulan felsefe yapma geleneği Batı felsefesi olarak görülür.

Alman felsefesi, 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarından itibaren belirgin bir ağırlık kazanan, bir bakıma felsefenin yurdu hâline gelen Alman felsefe geleneğini ya da başka bir açıdan farklı felsefi eğilimlere sahip olan Alman felsefecilerinin bütünlüğünü ifade etmektedir.

<span class="mw-page-title-main">19. yüzyıl felsefesi</span>

19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür. Fransız felsefesinde bir yanda Charles Fourrier, Pierre-Joseph Proudhon, Claude Henri de Saint-Simon gibi reformcu düşünürler; öte yanda da August Comte ile pozitivizmin belirginleştiği görülür. Tarihçi Tocqueville ile sosyolog ve düşünür olan Emile Durkheim'ı da buraya eklemek gerekir.

<span class="mw-page-title-main">Epikür</span> Antik Yunan filozofu

Epikuros veya kısaca Epikür, felsefe tarihinin en etkili okullarından biri olan Epikürcülüğün kurucusu Antik Yunan filozoftur.

<span class="mw-page-title-main">Samsara</span> Kavram

Samsara ya da saṃsāra, Sanskrit kökenli modern dillerde birincil olarak "dünya" anlamında kullanılır. Hinduizm, Budizm, Jainizm, Sihizm dinlerinde reenkarnasyon ya da yeniden doğum döngüsünü anlatan bir kavramdır.

<span class="mw-page-title-main">Felsefe</span> soyut, genel ve temel birtakım probleme ilişkin yapılan sistematik çalışma

Felsefe veya düşünbilim; varlık, bilgi, değerler, gerçek, doğruluk, zihin ve dil gibi konularla ilgili soyut, genel ve temel problemlere ilişkin yapılan sistematik çalışmalardır. Felsefe ile uğraşan kişilere filozof denir.

<span class="mw-page-title-main">Filozof</span> kapsamlı bir felsefe bilgisi olan kişi

Filozof, felsefe ile uğraşan kişidir. Filozof kelimesi Antik Yunanca bilgelik aşığı anlamına gelen φιλόσοφος (filasofos) kelimesinden gelir. Cicero ve Diogenes Laertius’un, Eflâtun’un öğrencisi Herakleides Pontikos’un bugün elde bulunmayan bir eserine dayanarak verdikleri pek kesin olmayan bir rivayete göre filozof kelimesini ilk kullanan düşünür Pisagor olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Kıta felsefesi</span>

Kıta felsefesi, Avrupa'daki 19. ve 20. yüzyıl felsefe geleneklerini tanımlamakta kullanılan terim. 20. yüzyılın ikinci yarısında anadili İngilizce olan filozoflar tarafından, analitik felsefenin dışında kalan görüş ve düşünceler için kullanılmaya başlanmıştır. Kıta felsefesi, şu akımları içinde barındırır: Alman idealizmi, fenomenoloji, varoluşçuluk, yorumsama, yapısalcılık, postyapısalcı felsefe, Fransız feminizmi, Frankfurt Okulu'nun eleştirel teorisi ve Batı Marksizmi ile psikoanalitik teorinin ilgili alanları.

Adriana Cavarero bir İtalyan felsefeci ve feminist düşünür. Verona Üniversite'sinde siyaset felsefesi profesörlüğü yapmaktadır. Ayrıca Berkeley ve Santa Barbara'da, Kaliforniya Üniversitesi'nde görev yapmaktaydı. Cavarero İtalya'da Avrupa'da ve İngilizce konuşulan camiada Feminizm, cinsiyet ayrımı, Plato, Hannah Arendth, anlatım teorileri, siyaset felsefesi ve edebiyatı üzerine geniş kapsamlı yazılarıyla oldukça tanınır.

Bonnie Honig (1959), demokratik teoride uzmanlaşmış bir politikacı, feminist ve hukuk teorisyenidir. 2013 ve 2014 yılları arasında, Brown Üniversitesi’nde, Siyaset Bilim ile Medya ve Modern Kültür alanında Nancy Duke Lewis profesörlüğü unvanını aldı. 2014 ve 2015 yılları arasında, Anne Fausto Sterling’den bölüm başkanlığını devraldı. Honig daha önce Northwestern Üniversitesi’nde politik bilim alanında Sarah Rabecca Roland profesörüydü ve Amerikan Baro Kuruluşu’nda araştırma profesörüydü. Nisan 2013’te, Avustralya, Sidney’de ‘’Thinking Out Loud’’ konferanslarını verdi. ‘’Kamusal Konular’’ başlıklı konferansta, kamusal konuların demokratik yaşamdaki önemini kavratmak için D.W Winnicot ve Hannah Arendt‘in çalışmalarını öne sürdü. Honig bu teoriyi ‘’Kamusal Konular İçin Savaş’’ başlığı altında, Utah Üniversitesi’nde, siyasal teori ve karşılaştırmalı siyaset konusunda her yıl düzenlenen Neal A. Maxwell Konferansı’nda, ayrıntılı bir şekilde anlattı. Daha sonra bu anlatım, Political Research Quarterly dergisinde sempozyumun bir parçası olarak yayımlandı.

Vita Activa, insan etkinliklerinin tümünü temsil eden bir terimdir.

<i>Eichmann in Jerusalem</i>

Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil politik teorist Hannah Arendt'in 1963 çıkışlı kitabıdır. Arendt, Adolf Hitler'in iktidara yükselişi sırasında Almanya'dan kaçan bir Yahudidir ve Adolf Eichmann'ın duruşmasında The New Yorker için muhabirlik yaptı. Revize edilmiş ve genişletilmiş bir baskısı 1964 yılında yayımlandı.

<span class="mw-page-title-main">Yaşam felsefesi</span>

Yaşam felsefesi, yaşamın anlamı ya da yaşamın nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin herhangi bir genel tutum ya da felsefi görüştür.