İçeriğe atla

Uluslararası sistem teorisi

Uluslararası sistem teorisi, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilerde yaygın olarak kullanılan yaklaşım. Sistem analizi, siyasette yaklaşımı siyasal olaylar arasındaki ilişkileri anlamak ve çözümlemek için bir uygulamadır. Uluslararası sistem siyasal, toplumsal ve ekonomik bir sistemdir. Uluslararası sistem teorisi, devletler arasındaki güç dağılımını, devletlerin birbiriyle ve çevreleri ile olan ilişkilerini, ulus devletlerin oluşturduğu yapıyı inceler.

Teoriler

Sistem kavramı, farklı yazarlar tarafından farklı şekillerle değerlendirilmiştir. Morton A. Kaplan'a göre sistem, "birbiriyle çok sıkı ilişki halinde olan ve kendilerine özgü davranışsal özelliklerle dış çevreden ayrılan değişkenler dizisi" olarak tanımlanmaktadır.[1] McClelland'a göre sistem, "kendilerini dış çevreden ayıran ve belirlenebilen sınırlar içinde etkileşmekte olan bir bütündür."[2] K. J. Holsti'ye göre uluslararası sistem, "kabileler, şehir devletleri, imparatorluklar ya da ulusal devletler gibi bağımsız siyasal varlıkların herhangi bir şekilde toplamı" olarak tanımlanmaktadır.[3] Richard N. Rosecrance'ye göre uluslararası sistem, "bozucu girdilerden, düzenleyici, mekanizmalardan çevresel kısıtlayıcılardan meydana gelen bir yapıdır."[4] Sistemler arasında bağlılık vardır. Sistemin herhangi bir öğesinde oluşan değişiklik sistemin tamamını olumlu ya da olumsuz yönde etkiler. Aynı olay uluslararası sistem içinde geçerlidir. Örneğin; Yugoslavya ve Sovyetler Birliği'nin 1989-1990'da meydana gelen gelişmelerle dağılmaları, 2011'de Arap dünyasında meydana gelen gelişmelerle Tunus, Mısır ve Libya gibi devletlerin varlıklarını sürdürürken otoriter bir yapıdan daha demokratik bir yapıya dönüşmeleri söz konusu olmuştu. Diğer bir örnek ise Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin hegemonyasına dayalı ve Doğu-Batı bloku ekseninde sürdürülen iki kutuplu sistemin yerini Amerika Birleşik Devletleri'nin egemen olduğu çok kutuplu sistemin alması ve bununla beraber Doğu blokunun tamamen sona ermesidir.

Uluslararası siyasal sistem

Uluslararası siyasal sistemleri, Richard Rosecrance, dokuz tarihsel döneme ayırarak yapmıştır. Bu dokuz uluslararası sistemi de ikiye indirgemiştir. K. J. Holsti ise hiyerarşik sistem, güç dengesi sistemi, gevşek iki kutuplu sistem, sıkı iki kutuplu sistem ve çok kutuplu sistem olmak üzere uluslararası sistem modelini beşe ayırmıştır. Morton A. Kaplan ise uluslararası siyasal sistemi altı başlık altında toplamıştır bunlar;

  1. güç dengesi sistemi,
  2. gevşek iki kutuplu sistem,
  3. sıkı iki kutuplu sistem,
  4. evrensel sistem,
  5. hiyerarşik sistem
  6. ve son olarak birim veto sistemidir. Morton A. Kaplan'a göre tarihte gerçekleşen tüm sistemler güç dengesi ve gevşek iki kutuplu sistemi yansıtmaktadır.[5] Kaplana göre her sistemi incelemeye yarayan beş değişken dizisi vardır:
  1. Temel kurallar
  2. Girdilerle ilgili değişim kuralları
  3. Aktör sınıflandırıcı değişkenler
  4. Güç öğelerine ilişkin kapasite değişkenleri
  5. İletişim düzeyiyle ilgili enformasyon değişkenler[6]

Morton A. Kaplan bu değişkenlerden en çok temel kurallar üzerinde durmaktadır. Sistemdeki dengenin korunması için gerekli ve karakteristik davranışları ifade eden ve istikrarın korunmasına yönelik bu temeller, her sisteme göre farklılık göstermektedir. Uluslararası sistem devletlerin dış politikasını belirler. Morton A. Kaplan'a göre uluslararası sistem teorisinde farklı karakterlere sahip devletler, benzer koşullarda aynı politikayı izler. Devletlerin içsel yapılarını dikkate almamı, devletlerin dış politikaya olan etkilerini göz önünde bulundurmuştur. Bununla birlikte, geliştirdiği sınanabilir nitelikteki varsayımlarla devletlerin belirli durumlarda nasıl davrandıklarını veya gelecekte nasıl davranacaklarını öngördüğü bir analiz çerçevesi oluşturmuştur. Morton A. Kaplan'ın uluslararası sistem teorisi modellerinden ilki güç dengesi sistemi (balance of power), esas olarak XVIII. ve XIX. yüzyılda Avrupa'da yaşana klasik güç dengesi sisteminden yola çıkarak gerçekleştirilmiştir. Güç dengesinin en az beş devletten oluşması ve bu devletlerin güçleri arasında büyük bir fark olmaması gerekmektedir. Devletler arasındaki güç yaklaşık olarak eşit olduğundan dolayı hiçbir devlet diğer devletler üzerinde sürekli bir üstünlük kuramaz. Güç dengesi sisteminin temelinin oluşturan çıkarlar her an değişebileceğinden devletler istikrarsızdır.[]

Güç dengesi sistemi

Bir güç dengesi sisteminin devamı açısından gerekli olan ve Morton A. Kaplan'ın temel aktörler adını verdiği bu devletlerin sayıları hakkında bazı yazarlar farklı şeyler söylemektedir. Waltz ve Morgenthau gibi özellikle realist okula mensup yazarlar, bir güç dengesi sisteminin devam edebilmesi için, birbirine yakın güçte üç devletin yeterli olabileceğini belirmektedir (Waltz, 1969:304-305;Morgenthau, 1970:224-57). Diğer taraftan K. J. Holsti, bir sayı vermekten ziyade, bunun yerine çok sayıda devlet ifadesini kullanırken Deutsch ve Singer, sistemde devlet sayısının arttığı ölçüde istikrarın artacağını belirtmektedir (Deutsch ve Singer, 1969:317-19). Güç dengesi sisteminde, sistemin bozulmaması içi zayıf devletin yanında yer alarak, sistemin yıkılmasını önleyen dengeleyici bir devlet bulunabilir. Dengeleyici devletin amacı güç dengesinin bozulmamasıdır. Örneğin; XVIII. ve XIX. yüzyıllarda İngiltere, Avrupa güç sisteminin dengesi konumunda olmuştur. Bu dengeleyici konumunu XX. yüzyılın başına kadar başarılı bir şekilde sürdüren İngiltere'nin hem eski gücünü kaybetmesi hem Avrupa'nın İngiltere'yi içine alacak şekilde genişlemesi hem de Sovyetler Birliği'nin gücünün artması, İngiltere'yi, Avrupa güç dengesi sisteminin taraflarından biri konumuna getirmiştir.[]

Güç dengesi sisteminin temel davranış kuralları:

  1. Savaş yerine diplomatik görüşmeleri tercih etmek,
  2. Temel aktörlerden birinin ortadan kaldırılması söz konusu ise savaşı durdurmak,
  3. Sistem içinde başat veya koalisyonlara izin vermemek,
  4. Uluslar üstü ilkelere bağlanma doğrultusunda hareket eden devletleri sınırlamak
  5. Yenilmiş veya yıkılmış bir temel aktörün sisteme dönmesine veya aktör sayısının çoğalmasına çalışmak,
  6. Bütün ortaklara karşı kabul edilebilir ortak olarak davranmak.[7]

Kaplan'a göre bir güç dengesi sisteminde, ittifakların dışında kalan devletlerin çok olması istikrar unsurudur. Aynı şey ittifakların gevşek yapılı ve esnek olduğu durumlarla sistemdeki devlet sayısının çok olduğu durumlar için de geçerlidir. Fakat tersinin söz konusu olduğu durumlarda, sistemdeki devlet sayısı az ise, sistemdeki dengeleyicinin rolü sürekli bir dengesizliğe yol açabilmekte, hatta böyle durumlarda sistem çökebilmektedir.[]

İki Kutuplu Sistem

Güç dengesi sisteminden sonra Morton A. Kaplan'ın üzerinde durduğu bir diğer sistem ise iki kutuplu sistemdir. Gevşek iki kutuplu sistemin en büyük özelliği devletler iki blok etrafında yoğunlaşmışlardır. Fakat bloklara katılmayıp tarafsız politikalar izleyen devletler de vardır. Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB yanında yer almayarak, 1950'lerin ortalarından sonraki dönem itibarıyla, Hindistan, Mısır, Endonezya, Gana gibi bağlantısız devletler bunların örneklerini oluşturmuştur. Ayrıca bu tür sistemlerin bir başka özelliği, sistemde hemen hemen bütün devletlerin üye olduğu Birleşmiş Milletler gibi evrensel aktörlerin, örgütlerin bulunmasıdır. Her iki blokta da ABD ve SSCB gibi blok önderleri ve Nato ile Varşova Paktı gibi blok örgütleri bulunmaktadır. Gevşek iki kutuplu sistemde, güç dengesi sisteminden farklı olarak, dengeleyici rolü yerine ara bulucu rolü vardır. Bu işlevi ya bağlantısızlar gibi blok dışı devletler ya da evrensel örgüt yerine getirmektedir. Gevşek iki kutuplu sistemde, bloklardan birinin askeri bakımdan güçlenmesi. sistemin istikrarını sarsacağından bu anlamda ikinci vuruş gücü önem kazanmaktadır. Nükleer silahların caydırıcı etkisi sistemin devam etmesi yönünden önemlidir. Gevşek iki kutuplu sistem, blokların örgütleme durumuna göre bazı sonuçlar gösterebilir. Eğer bloklar hiyerarşik ise bütünleşme fazla olduğundan üyelerini bir arada tutar. Hiyerarşik örgütleme yapısına sahip olan blokun varlığı diğer bloku da etkiler bu da hareket serbestliğini kısıtlar. Eğer bloklar hiyerarşik bir örgütlemeye sahip değil ise bağlar gevşek olduğundan devletlerin belirli ölçüde serbestlikleri vardır. Gevşek iki kutuplu sistemin temel davranış kuralları şunlardır:

  1. Hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip olan blok, karşı bloku ortadan kaldırmaya çalışır, savaş yerine görüşmeleri, büyük savaş yerine küçük savaşı, gerekirse büyük savaşı tercih eder,
  2. Hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip olmayan blok, savaş yerine görüşmeleri, büyük savaştan kaçınır, gerekirse küçük savaşı tercih eder,
  3. Tüm blok üyesi devletler karşı blok sistemde üstünlük peşindeyse bunu kabul yerine savaşı tercih eder,
  4. Bloksuz devletler ve evrensel aktörler blok devletler arasındaki savaşı önlemeye çalışır,
  5. Tüm blok üyesi devletler evrensel aktörün amaçlarını karşı blokun amaçlarına üstün tutarlar.[8]

Morton A. Kaplan'ın tanımladığı uluslararası sistem modellerinden üçüncüsü, sıkı iki kutuplu sistemdir. Gevşek iki kutuplu sistemle oldukça benzerdir. Ancak aralarında önemli farklar vardır. Sıkı iki kutuplu sistemde aktör sayısı azdır. Sıkı iki kutupludaki bütün aktörler bloklardan birine üye veya taraftır. Sıkı iki kutuplu sistemde iki blok arasında hiyerarşik örgütlenme yok ise sistem, gevşek iki kutuplu sisteme dönüşebilir. Bu sistemde, bütünleştirici ve ara bulucu rolü ya yoktur ya da görülemeyecek kadar azdır. Sıkı iki kutuplu sistem istikararlı bir sistem olarak düşünülemez.

Evrensel sistem

Morton A. Kaplan'ın dördüncü sistemi ise evrensel sistemdir. Evrensel sistem bağımsız kuruluşlar tarafından kurulan bir siyasi sitem görünümündedir. Evrensel sistem, bütünleştirici bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla sistem, bütünleştirici ve istikrarlı bir yapıya sahiptir. Bu tür sistemlerde devletler, amaçlarına barışçıl yollardan ulaşmaya çalışırlar. Morton A. Kaplan'ın beşinci sistemi hiyerarşik sistem, evrensel sistemdeki uygulamalar başarılı ise demokratik ya da herhangi bir devletin veya blokun başat konuma gelmesiyle ortaya çıkmışsa otoriter nitelikte olabilir. Sistem bir dünya devleti veya imparatorluk sistemi görünümündedir. Sistem oldukça bütünleşmiş bir yapıya sahip olduğundan istikrarlı bir sistemdir. Sistemden ayrılmanın bir maliyeti vardır. Bu yüzden ayrılmalar çok görülen bir olay değildir. Morton A. Kaplan'ın uluslararası sistem modellerinden altıncısı birim veto sistemidir. Birim veto sistemi, yirmi ya da daha fazla devletin nükleer silaha sahip olmasıyla, sorunların tırmanma haliyle, top yekün bir nükleer savaşa başvurma ihtimalini bulunduran bir modeldir. Sistemin yapısı, savaş olasılığını ortadan kaldırmak ve korkuya dayalı bir savaştan kaçınmaktır. Nükleer devletler arasında, ideolojiden kaynaklanmayan ayrılıklar görülebilir.Bu sistemde hegemonik amaçlar güden devletlere rastlanmaz.[] Sistemde devletin kullanacağı nükleer güç diğerlerini caydıracağı için sistem genelde istikrarlıdır. Birim veto sisteminde nükleer savaşlar görülmez. Eğer nükleer silahlar kullanılacak ise bu uyarı amacı taşıyan misilleme ya da diğer sınırlı amaç ve yollarla olur. Çünkü tırmanma ve misilleme korkusu karşı tarafı caydırır. Morton A. Kaplan bu altı sistemin dışında, çok gevşek iki kutuplu sistem, detant sistemi, istikrarsız blok sistemi ve tamamlanmamış nükleer yayılma sistemi diye adlandırdığı dört sistem daha geliştirmiştir.[]

Bu modellerden, çok gevşekli iki kutuplu sistemde, bloklar varlıklarını devam ettirmekle beraber zayıflamış durumdalardır. Bir tırmanma ortamı oluşmadığı sürece, nükleer denge ABD ve SSCB arasındaki doğrudan savaşı önler. Bu tür sistemlerde, nükleer silahlarda sınırlı da olsa bir yayılma vardır. Morton A. Kaplan'ın sonradan geliştirdiği bir sistemlerden diğeri detant(yumuşama) sistemidir. ABD ve SSCB'de, olumlu gelişmelerin gözlemlendiği sistemdir. Helsinki Nihai Senedi'nin imzalandığı dönem ve 1970'li yıllarda iki blok arasındaki ilişkiler, bu modelin özelliklerini yansıtmaktadır. Detant sisteminin sonucu olarak, her iki blokun örgütlenmelerinde zayıflamalar görülmektedir. İstikrarsız blok sistemindeyse uluslararası ilişkiler, detant sisteminin tersine bir gelişme içindedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki gerginlik artmıştır. Silahsızlanmayla ilgili antlaşmalar yok denecek kadar azdır. Son olarak, tamamlanmamış nükleer yayılma sistemi, istikrarsız blok sisteminin değişimiyle ortaya çıkmıştır. ABD ve Sovyetler Birliği dışında on beş yirmi devletin daha nükleer güce sahip olduğu sistemdir. Uluslararası hukuk normlarına eğilim azalmakla birlikte iç işlere müdahale çok yoğundur.

Sistem teorisi, devletlerin dış politikalarının, yine devletler tarafından oluşturulan yapı tarafından etkilendiğini varsayan bir teoridir. Kenneth Waltz'a göre uluslararası sistem bir üst otoritenin ya da merkezi bir devletin bulunmadığı anarşik bir yapıdır. Devletlerin güvenlikleri kendileri tarafından karşılanacağından, güç, bu amaç için başlıca araçtır. Morton A. Kaplan'ın uluslararası sistem yaklaşımıyla benzerlikler bulunsa da Kaplan'ın tanımladığı sistem modelleri anarşik değildir. İki yaklaşımın ortak yanları, uluslararası sistemi devletlerden oluşan bir yapı olarak görmeleri, yani uluslararası ilişkileri devlet merkezli olarak tanımlamalarıdır. Kaplan'ın modeli daha bilimsel ve daha davranışsalcıdır. Diğer taraftan, Wallerstein'in sistem yaklaşımında ise dünya sistemi, ekonomik faktörlerle tanımlamakta, uluslararası iş bölümü ve üretim ilişkileri temel alınarak, dünya sisteminin kapitalist olduğu, bu yapının bazı ülkelerin gelişmesine imkân tanırken diğerlerinin geri kalmasına yol açtığı belirtilmektedir. Dolayısıyla dünya sistemi yaklaşımı devletlerin dış politikalarını açıklamada yeterli bir analiz çerçevesi sağlamamaktadır. Waltz tarafından merkezi otorite yokluğuna bağlı anarşik olarak tanımlanan sistem, Wallerstein'da ekonomik nedenlerle kapitalist olarak tanımlanmaktadır. Her üç sistemci yaklaşımın ortak özelliği devletlerin politikalarının sistemin karakterleriyle açıklanmaya çalışılmasıdır. Her üç varsayımın bir diğer ortak özelliği ise devletlerarası farklılıkları göz ardı ederek, benzer koşullarda tüm devletlerin benzer politikalar izleyeceklerini varsaymalarıdır. Kaplan'ın sistem modellerine yöneltilen eleştirilerde, güç dengesi ve gevşek iki kutuplu sistem modeli dışındaki söz konusu modellerin, varsayımsal nitelikte oluşunun, bilimselliklerini tartışmalı hale getirdiği ileri sürülmektedir. Ayrıca içsel unsurları ve her devlete özgü farklı nitelikleri göz ardı edilerek, tüm devletlerin, benzer koşullarda benzer politikayı izleyeceklerini kabul edilmesi de eleştirilmektedir. Güç dengesinin devamı ya da korunması için öngörülen kurallar, oldukça soyut olup bu kuralların, değişip değişmeyeceği de belirtilmemektedir. Bunların dışında sistem teorisi, devletlerin davranışlarını yapısal nedenlere dayandırması, devlet adamları ve karar vericilerle ilgilenmemesi, rasyonel davranışın sistemin kuralları doğrultusunda hareket etmek olduğu, tüm devletlerin aynı şekilde davranacağını varsayarak irrasyonel unsurları ya da öznel koşulları yadsıması, ülkelerin farklı siyasal koşullara sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmesi nedeniyle de eleştirilmiştir.[9]

Kaynakça

  1. ^ System and Process in International Politics, New York: Wiley and Sons, 1957.
  2. ^ Theory and the International System. New York: MacMillan, 1966.
  3. ^ International Politics, A Framework for Analysis, 2nd ed. London: Prentice/Hall International, 1974.
  4. ^ Action and Reaction in World Politics. Boston: Little, Brown, 1963.
  5. ^ Uluslararası İlişkiler Kuramları-I
  6. ^ "Uluslararası Siyasal Sistemler". 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  7. ^ "Güç Dengesi Sistemi". 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  8. ^ "Gevşek İki Kutuplu Sistem". 16 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  9. ^ Uluslararası İlişkiler Kuramları-I, Sistem Modellerine Yönelik Eleştiriler

İlgili Araştırma Makaleleri

Uluslararası ilişkiler, siyaset biliminin bir dalıdır ve "uluslararası sistem" içindeki aktörlerin, özellikle de uluslararası ilişkilerin temel aktörü olarak kabul edilen devletlerin, diğer devletlerle, uluslararası/bölgesel/hükûmetler arası örgütler, çok uluslu şirketler, uluslararası normlar ve uluslararası toplumla olan ilişkilerini inceleyen disiplinlerarası bir disiplindir.

Bretton Woods sistemi, II. Dünya Savaşı sırasında Temmuz 1944'te ABD'nin küçük bir kasabası olan Bretton Woods'da toplanan Birleşmiş Milletler Para ve Finans konferansında ortaya çıkan iktisadi sistemdir. Bu konferansa 44 ülkenin temsilcileri katılmıştır ve bu konferansa gelen devletlerin yarısından fazlası az gelişmekte olan ülkelerdir. Ayrıca Romanya dışındaki sosyalist ülkeler fona üye olmamış ve sistemin dışında kalmışlardır. Aynı zamanda Bretton Woods sisteminin kurulma sebeplerinden biri olan 1929 yılında yaşanan ekonomik buhran ve hemen ardından gelen dünya savaşı ile ekonomisi dibe vuran ülkeler, uluslararası alanda yaşanan para değişiminin duraksama noktasına gelişi ve savaş sebebiyle ülkeler arası alım satım ticaretinin durması, uluslararası alanda tekrar parasal döngünün düzelmesi ve ekonomik istikrarın sağlanması için böyle bir sistemin kurulması amaçlandı.

Pluralizm veya Çoğulculuk, birçok mutlak ilke, güç, enerji veya madde kabul eden teori veya sistemleri tanımlar. Farklı konularda, bu (aynı) temelden hareket eden çeşitli kullanımları vardır. Politikada, çoğulluğun kabulü ile beliren birkaç siyasi partiye dağıtılmış güçler dağılımını içeren herhangi bir politik teori veya sistemi tanımlamakta kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Soğuk Savaş</span> 1947–1991 yılları arasında Batı Bloku ve Doğu Bloku arasında geçen jeopolitik gerginlik süreci

Soğuk Savaş, iki Süper güç olan ABD önderliğinde Batı Bloku ile Sovyetler Birliği'nin önderliğinde Doğu Bloku ülkeleri arasında Truman Doktrini'nin ilanından (1947) SSCB'nin dağılmasına (1991) kadar devam ettiği kabul edilen uluslararası siyasi ve askeri gerginlik. Soğuk Savaş dönemi, Amerika liderliğinde batı dünyası ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin önderliğindeki komünist blok arasındaki dünya üzerinde geniş bir nüfusu etki etmesine verilen isimdir. Soğuk Savaş döneminde NATO, "Batı İttifakı" olarak da biliniyordu. Batı Bloku, NATO üyesi ülkeler ile NATO üyesi olmayan ancak ABD ile müttefik olan kapitalist ve antikomünist ülkelerden, Doğu Bloku ise Varşova Paktı'na üye olan komünist ve bu pakta üye olmayan diğer komünist ülkelerden oluşuyordu. Bu iki karşıt blokun yanı sıra hiçbir bloku desteklemeyen Bağlantısızlar Hareketi isimli üçüncü bir blok daha vardı. Çin ve Yugoslavya hem Doğu Bloku ülkeleri, hem de Bağlantısızlar Hareketi ülkeleriydi. Bu iki komünist ülkenin her iki blokta da olmasının nedeni Sovyetler Birliği ile olan görüş farklılıklarıydı.

Johnson Mektubu, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye başbakanı İsmet İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini önlemek amacıyla yazılmış mektup. Mektup, Amerika Birleşik Devletleri-Türkiye ilişkilerinde yaşanan ilk pürüz olarak nitelenir. Varlığı ilk günden bilinen mektup kamuoyunda resmen 1966'da yayınlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Realizm (uluslararası ilişkiler)</span>

Realizm, uluslararası ilişkiler teorisi geleneklerinden biridir. Uluslararası anarşi ve güç politikası konularını merkeze alan Realizm felsefi olarak temelde Thomas Hobbes ve Niccolo Machiavelli’nin çalışmalarına dayanmaktadır. Realizm bir uluslararası ilişkiler yaklaşımı olarak, 20. yüzyılda iki savaş arası dönemde ortaya çıkmıştır.

Uluslararası ilişkiler teorileri uluslararası ilişkilerin kuramsal perspektiften çalışma alanıdır. Analiz edilebilen uluslararası ilişkilere kavramsal çerçeveden bakılabilmeye olanak sağlar. Ole Holsti uluslararası ilişkiler teorilerini, yalnızca teoriyle alakalı göze çarpan olayları görmeye olanak sağlayan renkli bir güneş gözlüğüne benzeterek tanımlamaktadır. Örneğin realizmi savunan bir kimse, konstrüktivizmi savunan bir kimsenin çok önemli gördüğü bir olayı tam aksine hiç umursamayabilir. Uluslararası ilişkiler teorilerinde üç temel teori vardır: realizm, liberalizm ve inşacılıktır.

<span class="mw-page-title-main">İşlev modeli</span>

Sistem ve yazılım mühendisliğindeki işlev modeli modellenen sistem veya konu alanının işlevlerinin yapısal temsilidir.

Modern Dünya Sistemi Teorisi, Immanuel Wallerstein'ın küresel ekonomik yapıyı merkez (center) ve çevre (periphery) kavramları aracılığıyla analiz ederek bağımlılık ilişkileri çerçevesinde yorumladığı bir teoridir.

Neorealizm veya yapısal gerçekçilik, 1979'da Kenneth Waltz'un Uluslararası Politika Teorisi kitabının yayınlanmasıyla ilişkilendirilebilen uluslararası ilişkiler teorisinde bir eğilimdir. Waltz sistematik bir yaklaşımı savunuyor: uluslararası yapı devlet davranışında bir kısıtlama görevi görüyor, böylece sadece sonuçları beklenen eylem aralığına giren devletler hayatta kalıyor. Bu sistem, firmaların piyasaya dayalı bir dizi ürün ve miktar için fiyat belirledikleri bir mikroekonomik modele benzerdir.

Jeopolitik teoriler arasında Fransız okulu olarak bilinen çevresel akımın temsilcileri, Lucien Febvre ve Vidal de la Blache, Anglo Amerikan ve Alman jeopolitik kuramların "deterministlik" yaklaşımını reddederek "Posibilist" (olasılıkçı) düşüncenin jeopolitik alanda temsilcileri olmuştur. Çevresel kuramda Fransız okulu olarak bilinen temel akımın ve “Posibilist” düşüncelerinin temsilcisi olan başta Lucien Febvre ve Vidal de la Blache, Angelo Amerikan ve Alman jeopolitik kuramcıların “deterministik” yaklaşımını kabul etmeyip reddetmektedirler. Fransız coğrafya okulunun düşüncesine göre, insan kendi doğal çevresini değiştirilebilen ve kendisine yönelik seçenekleri en sonunda kendisi belirleyebilen bir karaktere sahiptir. XX. Yüzyıl'ın jeopolitiklerinin hemen hemen hepsi, bu iki uç yaklaşım arasında düşüncelerini sergilemekte ve fikirlerini bu çizgide belirtmekte ve yer almaktadırlar. Bu üçüncü gruba göreyse çevre, insan davranışlarının Sınırlarını tek başına belirleyemez, fakat, eylemler üzerinde sınırlı da olsa, “koşullu” bir etkiye sahip olduğunu kabul etmek gerekir. Posibilist (olasılıklı) düşünceyi savunan ve jeopolitik teorinin önde gelen yazarlarından Harold Hance Sprout ve Margaret Sprout’a göre, coğrafya bize ne yapmamızı emredici bir öge olmayıp, tercihlerimizi oluşturmada yol göstericidir. Coğrafya ve çevresel faktörler bu anlamda insan davranışlarını koşullandırma yerine, diğer politika davranışlarının oluşmasında karar vericinin önündeki seçeneklere işaret etmektedir. Lucien Febvre ve Vidal de la Blache’dan etkilenmişle olan Amerikalı siyaset bilimcilerden, Sprout’lar’n jeopolitiğe getirdikleri bu farklı bakış açısı, 1930’lar ile 1970’ler arası dönemde uluslararası ilişkileri önemli ölçüde etkilenilir. Dolayısıyla olasılık teori, sadece “devlet çevre” ilişkisi üzerinde duran deterministi teoriden göstermektedir. Bu bağlamda, çevresel olasılıkçılar coğrafyanın karar vericinin kararlarını belirlediği ya da kontrol ettiği biçimindeki determinist bir anlayışla karşı çıkarlar. Olasılıklı doktrine göre; çevre ve değil ortam, karar vericiyi bir davranışla zorlayan bir unsuru olmayıp, karar vericinin önündeki imkânlara, seçeneklere ve sınırlamalara dikkat çekmektedir. Çevresel sınırlamalarını, genel ya da dar olabildiği gibi, algıya göre de denilebilir. Star'a göre, varlık çevre iliklisinde, çevrenin varlık tarafından nasıl algılandığının önemli olduğunun kabul edilmesi, determinist modeli sayımına karşı ciddi bir argümandır. Gerçek dünyanın algıladığına bağlı olarak çevrenin birim üzerindeki etkisi de denilebilir. Osterud'a göre; jeopolitik genişlik topoğrafya, konum ve iklimi de içermektedir. Harold South’a göreyse jeopolitik varsayım, güç konfigürasyonu, kara ve denizlerin oranı, doğal kaynakların dağılımı ve iklimin yanı sıra, nüfus, toplumsal ve siyasal kurumlar ve davranış biçimleri gibi çok sayıda toplumsal ögeyi de kapsamaktadır. jeopolitik faktörler, kısıtlamalar ve imkânlara işaret eden çevresel faktörlerdir. Coğrafik yapıyı da içeren jeopolitik yapı, karar vericilerin karşı karşıya oldukları politikaya ilişkin olanak ve sınırlamalar anlamına gelmektedir. Bu çerçevede bazı genellemeler de yapılmıştır; mesela coğrafyanın birinci yasası da denen, “mesafe uzadıkça devletin etkisinin azalacak ya da “devlet ülkesel (alansal) olarak büyüdükçe etkileyeceği mesafenin artacağı gibi yaklaşımlar sayılabilir. Ancak bu düşünceler elbette teknolojinin özellikle de bilgi, iletişim ve ulaştırma teknolojilerinin yüzyılımızda büyük hızla gelişmesi sonucunda denilmektedir. Siyasal coğrafyanın uluslararası› ilişkilere en önemli katkısı, aktörlerin eylemlerini ve hareket alanlarını doğru bir şekilde belirlemede anlamlı çerçeveler sunmasıdır. Uluslararası ilişkilerin boşlukta cereyan etmediğine göre, mekan (yer) unsuru, analizin çerçevesini meydana getirmektedir. Uluslararası ilişkilere yönelik ikinci bir katkısıysa model kurmaya ilişkindir. Coğrafya, dışı politika analizlerinde bir perspektif sağlayarak, araştırmaları daha da kolaylaştırmaktadır. Özellikle ittifak (bloklar) ve komşuluk ilişkilerine yönelik olarak devletlerin davranışlarını analiz etmeyi amaçlayan araştırmalarda, jeopolitik modeller sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Jeopolitikçilerin üzerinde durduğu bir diğer nokta da mekânsal heterojenle ve mekânsal bağımlılıktır.

Uluslararası siyasal sistem, uluslararası ilişkileri ve uluslararası ağları oluşturan, çok boyutlu bir ağda bir araya gelen egemen devletlerin ve egemen olmayan aktörlerin takımyıldızıdır. Uluslararası siyaset karmaşık bir ilişkiler ağı olduğu için bu çok daha karmaşık bir sistemdir. Uluslararası ilişkilerdeki kutupluluk, iktidarın uluslararası sistem içindeki düzenini ifade eder. Kavram, Soğuk Savaş sırasında iki kutupluluktan doğmuş; uluslararası sistem iki süper güç arasındaki çatışmanın egemenliğinde, teorisyenler tarafından geriye dönük olarak uygulanmıştır. Uluslararası ilişkiler alanındaki sistemci yazarlar, genellikle tarihsel bir yaklaşım benimsemekle beraber uluslararası ilişkileri devletlerin yapıları, sayıları, örgütleniş biçimleri, davranış kuralları ve ilişkileri gibi faktörleri dikkate alarak, farklı sistem modelleri ve türleri geliştirmiştir. Sistemlerin temel özelliği denge arayışı içinde olmasıdır. Fonksiyonel ve coğrafi olmak üzere iki çeşit alt sistem mevcuttur. Fonksiyonel sistemde daha çok örgütler ön planda olmasına rağmen, coğrafi sistem daha çok bölge ile ilgilidir.

Morton A. Kaplan'ın tanımladığı uluslararası sistem modellerinden üçüncüsü sıkı iki kutuplu sistemdir. Pek çok yönüyle gevşek iki kutuplu sisteme benzemektedir fakat bunun yanında önemli farklılıklar da vardır. Sıkı iki kutuplu sistemde aktör sayısı daha azdır ve tüm aktörler bloklardan birine üyedir ya da taraftardır. Bu tür sistemlerde, bloksuz aktörler ve evrensel aktörler ya yoktur ya da önemli ölçüde etkileri görülmediği için yok sayılır. Sıkı iki kutuplu sistemde, eğer her iki blok ta hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip değilse, sistem gevşek iki kutuplu sisteme dönüşebilir. Gevşek iki kutuplu sistemde, blok devletleri için geçerli olan kurallar sıkı iki kutuplu sistem için de geçerlidir. Nitekim bu tür sistemlerde "bütünleştirici" ve "ara bulucu" rolleri ya hiç görülmez ya da etkileri çok zayıftır. Bu nedenlerden dolayı sıkı iki kutuplu sistemleri, çok istikrarlı ve bütünleşme derecesi yüksek bir sistem olarak düşünmek mümkün değildir.

Morton A. Kaplan tarafından geliştirilen uluslararası siyasi sistem modellerinden dördüncüsü, evrensel sistemdir. Uluslararası ilişkilerde Morton A. Kaplan, varsayımsal nitelikte altı çeşit sistem modeli oluşturmuştur. Sistemler birbirleriyle bağlantılıdır ve her biri kendi içlerinde düzenlere sahiptirler. Kaplan'ın dördüncü modeli olan evrensel sistem, gevşek iki kutuplu sistemdeki evrensel aktörün işlevinin genişlemesiyle ortaya çıkacak bir sistem olarak düşünülmektedir. Sistem, konfederal bir sistem olarak görülmektedir. Evrensel sistem, siyasal, ekonomik, idari ve yargısal işlevleri görecek bütünleştirici bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla sistem bütünleşmiş ve istikrarlı bir sistem olarak kabul edilir. Fakat sistem bu duruma gelinceye kadar uzun bir istikrarsızlık dönemi geçirebilir. Bu tür sistemlerde devletler amaçlarına barışçıl yollarla ulaşmaya çalışırlar. Çatışmalar sistemin kurallarına göre çözümlenir. Uluslararası örgütlerde görev alanlar, öncelikle uluslararası sistemin gereklerine göre davranırlar. Diğer bir deyişle kararlarını ulusal gereklerin baskısı altında kalmadan verirler. Bununla beraber, ulusal devletler sistemin işleyişinin devamı için kendi siyasal ve toplumsal yapılarında gerekli değişiklikleri yapmak istemediklerinde veya gerektiği ölçüde özveride bulunmadığı takdirde sistem, hiyerarşik, iki kutuplu ya da güç dengesi sistemine dönüşebilir. Kısaca; evrensel aktörün genişlemesi ile oluvereceği öngörülür. Bütünleşmiş ve istikrarlı bir sistem olup devletler hedeflerine barışçıl yollardan ulaşmaya çalışır.

Morton A. Kaplan ABD'li ekonomi dalında çalışmalar yapan bilim insanıdır.

Birim-veto sistemi uluslararası sistem ve bir politika teorisidir. Bu teori ilk olarak Morton A. Kaplan tarafından 20. yüzyılın ortalarında (1950-1960) ortaya atılmıştır. Teorisinde sisteme dâhil olan bütün ülkelerin nükleer güce sahip olması gerektiğine, bu durumun iki kutuplu sistemi değiştireceğine ve silahlanma yarışını farklı bir boyuta taşıyıp daha çok ülkenin savaş ve barışta söz sahibi olacağını söylemiştir. Sistemdeki bütün ülkelerin kendini koruyacak, düşmanlarını caydıracak kadar veya nükleer bir savaş başlatacak kadar nükleer silahlara sahip olacaklardır. Bu durum iki veya tek kutuplu sistemi ortadan kaldırıp; çok kutuplu sistem ile dengelenmesine ve genel bir barış ya da savaşa yaşanacağını söyler. Nükleer silahların uluslararası sistem üzerindeki bazı etkilerini dikkate almak için büyük ölçüde zihin germe egzersizi olarak geliştirilmiştir. Günümüz de birim-veto sistemi henüz gerçekleşmese de bütün dünya ülkeleri silahlanma ve ekonomik olarak bu sisteme doğru ilerlemektedir. Birim-veto oldukça entegre olmayan bir sistemdir. Formülasyon nükleer stratejinin güvence altına alınmış bir imha anlayışına dayanırken, daha sonraki sürüm daha gelişmiş nükleer stratejik kavramlarla tutarlıdır. Sistemin yapısı belki de yirmi küsur nükleer yetenekli aktörleri içerir. Bu aktörler inanılmaz bir vuruş yeteneğine sahip değiller. Bu aktörler rakibini yok etmek için kesin bir kabiliyete sahip olmayacakları, ancak bir rakibin kuvvetlerini büyük bir ölçüde azaltmak için yeterli kabiliyete sahip olabileceği anlamına gelir. Bu nedenle bir savaş başlatmak düşünülebilir. Hizalamalar bu sistemde çok değerli olmayacak ve temel aktörler olma eğiliminde olacaklardır. Meydana gelen herhangi bir rol değişimi, aktörlerin yeteneklerine dayana bilecektir. Güvenilir ikinci vuruş yeteneklerine sahip büyük nükleer güçler, muhtemelen nükleer yetenekli aktörlerin bir alt kümesi olacaktır. En azından önemli sayıda nükleer yetenekli aktör için, savaş sırasında kesintisiz bilgi sağlamak için yeterli komuta ve kontrol kaynakları olmalıdır. Ancak bu tür aktörlerin önemi 1945 sonrası Bi-polar sistemde olduğundan daha sınırlı olacaktır. Şekillendikçe bunlar ideolojik olmalı ve saldırganlara karşı misilleme yapmaya kararlı olmalı. Bir anlaşmazlık doğrudan karışmayan aktörler, anlaşmaya aracılık etmeye çalışmalıdır. Ancak başarıları zayıf olabilir. Öte yandan, tehlike muhtemelen müdahale ölçeğine toleransı arttıracaktır. Sistem bir liderlik rolü için herhangi bir aktörü atar çünkü büyük nükleer güçler tehdit olma eğilimindedir. Büyük nükleer güçlerin uzaklığı, küçük aktörler arasında sınırlı savaşları teşvik etme eğiliminde olacaktır. Büyük nükleer güçler, küçük güçleri de kendine çekebilir veya tehdit edebilir. Aktörlerin sayısı azaldıysa veya sınırlı satın almalar bazı ülkeler arasındaki tampon bölgeyi azalttıysa, düşman potansiyeli olacaktır. Dahası sistem inanılmaz bir ilk vuruş kabiliyetinin eşiği üzerinde değil, güvenilir veya görkemli çok sayıda nükleer gücün varlığına dayanıyor. Tabii ki bu sistemin istikrarından bağımsız olarak, ampirik olarak istenmeyen olmasına rağmen teorik olarak ilginçtir. Gerginlik derecesi o kadar büyük olabilir ki sistem Kavacık hale gelir veya gerilim aktörlerin evrensel veya hiyerarşik bir uluslararası sistemin oluşumunu kabul etmelerine izin veren değer değişiklikler üretebilir. Böyle yüksek gerginlik yaratacak kadar rasyonel bir çözüm üretmek için olası değildir. Bu nedenle de birim veto sistemi son derece ilginç olmasına rağmen son derece kararsız olduğunu kanıtlayacak tır. Hiçbir varsa varyasyon birim veto sistemi oluşturursa önlemek, imha, misilleme imkânı verir. ortak anlaşmazlıklar misillemeye karşı herhangi bir oyuncu bir saldırılar gerçekleştirebilir. Bu tüm hava üstlerinin bir sürpriz darbe ile nakavt edilebileceği riskine karşı sigortalanır. Bu durumda bipolar sistemin bazı unsurları birim veto sistemine eklenebilir. Ancak bir tür koşullar stratejik koşullar kadar çok blog üretecektir, tansiyon Garanti gibi gözüküyor.

ABD, II. Dünya savaşı sonunda liberalizm ve demokratik kriterlerin temsilcisi olarak kendini ön plana çıkarmış ve rızaya dayalı hegemonyasının dünya üzerinde kurmayı amaçlamış ve neticesinde başarılı olmuştur. Amerikan hegemonyası terimi ise II. Dünya Savaşı sonrasında dünya ekonomisinde ABD'nin başat gücünü uluslararası ortamda herkesin kabul görmesiyle, kurulacak yeni dünya düzeninde liderliği Amerika'nın alması yani Amerikan iktidarlığı anlamına gelmektedir. Amerika'nın dünya üzerindeki evrensel iktidarlığı. Amerikan hegemonyası reel sosyalist blokun çöküşü ile 1990'larda başladı. Önceleri bu gücüyle kendi kendine yetmekten ziyade yeni dünya düzeninin öncüsü rolüne soyunmuş gözükürken 2000'li yıllara yaklaşıldığında 11 Eylül'den sonra 21. yüzyılın "Amerikan yüzyılı" olacağı, olması gerektiği görüşüne gelindi.

<span class="mw-page-title-main">Güç dengesi (uluslararası ilişkiler)</span>

Uluslararası ilişkilerde güç dengesi teorisi, devletlerin herhangi bir devletin diğerlerine üstünlük kuracak kadar askerî güç kazanmasını önleyerek hayatta kalmalarını güvence altına alabileceğini öne süren teoridir. Teori, bir devlet çok daha güçlü hale gelirse daha zayıf komşularından yararlanacağını ve böylece onları savunma amaçlı bir koalisyona iteceğini öngörür. Bazı realistler, rakip koalisyonlar arasında güç dengesi olduğunda saldırganlığın karlı olmamasından dolayı güç dengesi sisteminin, baskın bir devletin olduğu bir sistemden daha istikrarlı olduğunu savunurlar.

Büyük Güç Siyasetinin Trajedisi, Amerikalı akademisyen John Mearsheimer’ın 2001 yılında yayınladığı uluslararası ilişkiler teorisi konulu kitabıdır. Mearsheimer, “saldırgan realizm” teorisini, temel varsayımlarını, erken dönem realist teoriden evrimini ve öngörü kabiliyetini belirterek açıklamakta ve savunmaktadır. Kitaptan uyarlanan bir makale daha önce Foreign Affairs dergisinde yayınlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Dengeleme (uluslararası ilişkiler)</span>

Dengeleme kavramı, realist düşünce ekolünün en etkili teorisi olan ve çok devletli bir sistemde hegemonya oluşumunun ulaşılamaz olduğunu çünkü hegemonyanın diğer devletler tarafından bir tehdit olarak algılandığını ve bunun da potansiyel bir hegemona karşı dengeleme yapmalarına neden olduğunu varsayan güç dengesi teorisinden türemiştir.