İçeriğe atla

Uluslararası ilişkiler

Uluslararası ilişkiler, siyaset biliminin bir dalıdır ve "uluslararası sistem" içindeki aktörlerin, özellikle de uluslararası ilişkilerin temel aktörü olarak kabul edilen devletlerin, diğer devletlerle, uluslararası/bölgesel/hükûmetler arası örgütler, çok uluslu şirketler, uluslararası normlar ve uluslararası toplumla olan ilişkilerini inceleyen disiplinlerarası bir disiplindir.

Disiplinler arası bir disiplin olması sebebiyle siyaset bilimi, iktisat (uluslararası iktisat, uluslararası politik ekonomi), tarih (siyasi tarih), hukuk (anayasa hukuku, yönetim hukuku ve özellikle uluslararası hukuk), felsefe (siyaset felsefesi ve etik), sosyoloji, psikoloji, coğrafya, antropoloji, sosyal çalışma, kriminoloji, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve kültürel çalışmalar gibi pek çok farklı disiplinden faydalanır.

Uluslararası İlişkilerin çalışma alanı oldukça geniştir. Küreselleşme, devlet egemenliği, uluslararası güvenlik, ekolojik sürdürebilirlik, nükleer silahların yayılması, milliyetçilik, ekonomik kalkınma, küresel finans, terörizm, organize suç, insan güvenliği, dış müdahalecilik ve insan haklarına kadar pek çok konuyu uluslararası düzeyde inceler.

Tarih

Uluslararası İlişkiler tarihinin başlangıcı çoğu akademisyen tarafından 1648 tarihli Westphalia Barışı devlet sisteminin oluşturulma kavramının kabul edilmesi ve eski Orta Çağ Avrupası'nın din dayanaklı sisteminin terkedilmesidir. Westphalia Barışı ile birlikte devlet yöneticilerinin sınırları içinde tek egemen oldukları ve devletleri dışında bir merciye bağlı olmadıkları belirtilmiş, ayrıca ulus devlet kavramının oluşturulmasına destek ve yükselmesine olanak sağlanmıştır. Bu gelişmeler sayesinde devletler bürokratik, diplomatik ve askeri kurumsallaşmaya yönelmiştir. Avrupa kökenli bu sistem kolonileşme süreciyle tüm dünyaya yayılmış ve medeniyetin şartları olarak gösterilerek, çoğu zaman zorla, benimsetilmiştir. Günümüz uluslararası sistemine geçiş ise Soğuk Savaş ve bu süreçte gerçekleşen kolonilerden çekilme ve eski sömürgelerin bağımsızlıklarını ilan ederek çoğunlukla ulus devletler örneğinde kurulmalarıyla gerçekleşmiştir.

Teoriler

Pozitivist Teoriler

Realizm

Realizme göre tüm devletlerin ortak özelliği hepsinin idealler veya etik değerler yerine çoğunlukla ekonomik ve askerî güç peşinde olmasıdır. Realizm, temelde devletlerin birbiriyle iş birliği yapmaya yanaşmayacağını, iş birliği halinde dahi öncelikli olarak kendi çıkarlarını gözeteceğini belirtir. Bu bağlamda realist teoriler güç dengesi, çıkar optimizasyonu gibi konularla yakından ilişkilidir. Bu teoriye göre devletler arasındaki işbirlikleri kısa süreli ve rastlantısaldır. II. Dünya Savaşı ile yükselişe geçen realizmin kurucuları Thucydides, Morgenthau, Machiavelli ve Thomas Hobbes olarak kabul edilir.

Neorealizm

Neorealizmin kurucusu kuşkusuz olarak Kenneth Waltz'dır. Neorealizm, Klasik ve Neoklasik realizmin bazı noktalarını kabul eder - örnek olarak egemen devletlerin uluslararası anarşi içinde varolduklarını ve işlediklerini -fakat asıl ayrılma noktası insan doğası ve devlet yönetiminin ahlaki boyutunu reddederek daha bilimsel bir açıklama getirmeye çalışmasında yatmaktadır. Devletlerin dışişlerinde uyguladıkları yıkıcı ve çıkarcı tavrın sebebinin uluslararası anarşi olduğunu ve devletin iç politikalarıyla uluslararası arenadaki tavrının açıklanamayacağını, çünkü devletlerin diğer devletlerle ilişkilerini göreceli kazanç ve güç odaklarına karşı denge sağlama amacıyla sürdürdüğünü belirtir. Neorealizm realizmden farklı olarak uluslararası sistemdeki aktör davranışlarını aktör bazında değil uluslararası sistem bazında değerlendirme eğilimdedir.

Liberalizm

Liberalizm, tartışmalı da olsa Uluslararası İlişkilerin ilk teorisidir. I. Dünya Savaşı sonrasında devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde savaşı engelleyememeleri ve kontrol edememelerine bir tepki olarak yükselir. Woodrow Wilson teorinin ilk destekçilerindendir. Uluslararası sistemde kurumlara vurgu, serbest pazar, insan hakları ve hukuk vurgu yaptığı olgulardır.

Neoliberalizm

Neoliberalizm, neorealist bir öneri olan uluslararası ilişkilerde anahtar oyuncuların devletler olduğunu kabul ederek realizmi güncelleştirmeyi amaçlar fakat Uluslararası Örgütlerin ve devlet dışı aktörlerin önemini de vurgular. Teori, neoliberal ekonomik teoriden etkilenmiştir. Soğuk Savaş süresince artan devletlerarası bağımlılık teorinin şekillenmesinde etkili olmuş ve bu yüzden liberal kurumsalcılık olarak da adlandırılmıştır. Teorinin öncüleri Robert O. Keohane ve Joseph S. Nye olarak kabul edilir.

Post-pozitivist Teoriler

Feminizm

Feminist Teori, 1980'lerden sonra uluslararası ilişkiler disiplininde yer almaya başlamıştır. bunun nedeni ise, uluslararası ilişkiler disiplininin diğer sosyal bilimlerden daha çok erkek egemenliğini dayanan kavram ve teorilerin hakimiyetinde olmasıdır. Uluslararası İlişkiler Disiplini içerisinde alternatif yaklaşımlardan biri olan feminist teori, erkeklere tanınan toplumsal, ekonomik ve siyasal hakların tamamının kadınlara da verilmesini savunan ve kadının toplum içindeki rolünü genişletmek isteyen bir doktrindir.[1] Dünya üzerindeki tarih, iktisat ve siyaset bilimleri gibi bilim dallarının kadınların gelişim ve değişimlerini göz ardı ettiklerini ve bunun nedeninin de erkeklerin hemen her toplumda iktidar sahibi olarak hüküm sürmeleri olduğunu ileri sürer. Günümüzde de devam etmekte olan erkek egemen dünyada, feminist teoriye göre kadınlar, genellikle özel alan (aile ve ev içi hizmetler) içerisinde tutulmakta ve kamusal alan’da (toplum ve devlet düzeni) rolleri yedekte tutulmaktadır. Ancak erkeklerin bulunmadığı durumlarda kadınlar istihdam edilebilmektedir. Bu düzenlemeler nedeniyle ortaya çıkan kadın ezilmişliği ve dışlanmışlığı kavramları feminist teorinin temel aldığı kavramlardır.

Uluslararası toplum teorisi

Uluslararası toplum teorisi, devletlerin ortak değer ve ilkelerini ve bunların uluslararası ilişkilere etkilerini inceler. Bu ilkelerin örnekleri diplomasi, düzen ve uluslararası hukuku insani müdahaleyi savunurken, çoğulcular ülkelerin egemenliğine ve uluslararası düzene daha çok önem verirler. Teorinin önde gelen isimleri çoğulcu Hedley Bull ve dayanışmacı Nicholas Wheeler'dir.

İnşacılık

Devletlerin uluslararası arenadaki davranışlarının kökenlerine inerek açıklamayı hedefler. Bu kökenleri üç kavram üzerinden açıklar ve birleştirir. Bunlar; kimlik, çıkarlar ve normlardır. Nicolas Onuf ve Alexander Wendt'in öncülüğünü yaptığı bu teori aktör-yapı ilişkileri üzerinde çalışmaktadır. Uluslararası sistemin verili olmadığını aktörler tarafından kurgulandığı görüşünü savunmaktadır.

Küresel Yönetişim

Küresel Yönetişim dünya hükûmeti anlamına gelmemektedir. Uluslararası İlişkilerdeki artan resmi kurumsallaşmaya ve bu kuruluşlar aracılığıyla artan devletler arası bağımlılığa dikkati çekmektedir. Mülteciler, çevre sorunları, kalkınma, suç şebekeleri, küresel terörizm gibi konuların gittikçe karmaşıklaştığını ve sadece devletler arası resmi iş birliği ile çözülebileceğini belirtir. Küresel yönetişim anlamında aktörlerin çeşitlenmesi ve aralarındaki ilişki modellerinin gelişmesine bağlı olarak karar alma mekanizmasındaki değişimle beraber yönetim tek taraflı olmaktan çıkmış karşılıklı yönetilen süreçlerle belirlenir hale gelmiştir.

Eleştirel teori

Kritik teori, doğası gereği pek çok sosyal bilimi kapsar ve sadece bir uluslararası ilişkileri teorisi değildir. Devlet merkezli bir teoridir ve diğer uluslararası ilişkiler teorilerine eleştirel bir bakış açısıyla gerektiğini ve devletlerin görevlerinin azaltılarak hizmetlerin ve bireylerin güvenliğinin sağlanmasıyla sınırlı kalması gerektiğini savunur. Devletlerin kendi üstünlüğünü halka kabul ettirdiğini belirtir.

Uluslararası İlişkilere Sosyolojik Yaklaşım

Uluslararası İlişkiler disiplini ve Sosyoloji tarih boyunca farklı yolları benimsemişlerdir. İlk olarak makro düzeyde milletlerarası ilişkileri ve ikinci olarak daha mikro düzeyde toplumların incelemesine odaklanmıştır. Ancak son yıllarda Konstrüktivizm (inşacılık), Tarihsel Sosyoloji, Uluslararası Siyaset Sosyolojisi gibi yeni yaklaşımlar ve sosyolojik yöntemler, disipline girdikten sonra iki disiplininde yakınlaşmasına neden olmuştur. İlk olarak Uluslararası İlişkilerin sosyal teorisi olan Konstrüktivizme değinilmelidir. Konstrüktivizm, realizm ve idealizmden farklı olarak sosyal gerçekçiliğin sabit ve doğal olmadığını, aksine insan aktörlerinin düşünce ve öznellerarası uzlaşmasına bağlı olduğu ve sosyal olarak inşa edildiğini vurgulamaktadır. Yani, insanın fikir ve davranışları, onun doğayla ve çevresiyle (aktör, yapı), belli bir sosyal yapı içerisinde ve birtakım kurallara bağlı olarak sürekli etkileşim sonucunda oluştuğunu ifade etmektedir. Yine, bu insan (amil ya aktör) kendi davranışlarıyla çevreyi (yapıyı) etkilemektedir ve böylece birbirlerine karşı bir tekrar oluşur. Teoriye göre, uluslararası politika sosyal yapılarından ibarettir. Uluslararası ilişkiler ise fikirlerin uluslararası yapıyı nasıl tanımladığı; bu yapıların devletlerin kimliklerini, çıkarlarını ve dış politikalarını nasıl şekillendirdiği; devlet ve devlet dışı aktörlerin bu yapıyı nasıl yeniden ürettikleri ile ilgilenmektedir. Konstrüktivizm, milletlerarası münasebetlerde devleti ana aktör olarak kabul etmekle beraber, kimliklerin, devletlerin çıkarlarının belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. İşte bu devlet kimliklerinin hangi sosyolojik aşamaların sonucunda biçimlenmesini ancak sosyolojik teori ve perspektiften yola çıkarak açıklanması mümkün olacaktır. Konstrüktivizm, uluslararası sistemin maddi ilişkilerin yanı sıra sosyal ilişkilerden oluştuğunu vurgulamaktadır.[2]

Kavramlar

Temel kavramlar

Güç kavramı, uluslararası ilişkilerde, kaynaklara (askeri ve ekonomik) erişim, kabiliyet, devletlerarası sisteme etkinin büyüklüğü olarak tanımlanır ve bunlar aracılığıyla ölçülür. Genellikle katı güç (ing. hard power) ve yumuşak güç (hafif güç) (ing. soft power) olarak ikiye ayrılır. Katı güç askeri kabiliyeti tanımlarken, hafif güç ise ekonomi, diplomasi ve kültürel etkiyi tanımlar.

Kutuplaşma kavramı, uluslararası sistem içindeki güç düzenine işaret eder. Kavram özellikle Soğuk savaş döneminde iki süpergücün çekişme halinde bulunduğu iki kutuplu düzenle ortaya çıkmıştır. Bu kavram çerçevesinde 1945 öncesi sistem gücün büyük devletler tarafından paylaşılması sebebiyle çok kutuplu olarak isimlendirilir. Benzer biçimde SSCB'nin 1991'de dağılmasıyla ABD'nin tek Süper güç kalmasıyla oluşan düzen de pek çok akademisyen tarafından tek kutuplu sistem olarak adlandırılır.

Uluslararası bağımlılık, yani karşılıklı sorumluluk ve başkalarına bağımlı olma, çoğunluğun görüşüne göre uluslararası sistemin karakteridir. Bu görüşün savunucuları küreselleşmeye, özellikle ekonomik ilişkilere işaret ederek, Uluslararası örgütlerin rolünün ve uluslararası ilişkilerde giderek artan belirli ilkelerin kabul edilmesinin uluslararası sistemin ana ilkesinin uluslararası bağımlılık olduğunu belirtmektedirler.

Bağımlılık, uluslararası bağımlılıktan farklı bir şekilde, marksizmle yakından ilişkili bir teori olan bağımlılık teorisini belirtir. Bu teoriye göre gelişmiş merkez devletler, kendi refahları için, zayıf çevre devletleri sömürürler.

Uluslararası ilişkilerin araçları

  • Diplomasi, devletler arasındaki müzakerelerin, temsilciler vasıtasıyla yürütülmesidir. Bir bakıma, uluslararası ilişkilerin tüm diğer araçları diplomasinin başarısızlığı sonucu kullanılırlar.
  • Yaptırım, diplomasi başarısızlığa uğradığında başvurulan ilk yöntem ve devletleri anlaşmalara zorlamanın ana yollarından biridir. Yaptırımlar, diplomatik ve ekonomik şekillerde olabilir ve diplomatik ilişkilerin kesilmesi, ekonomik bariyerler ve ambargoları da içerir.
  • Savaş ya da güç kullanımı, uluslararası ilişkilerde son çare olarak kabul edilir. Çağımızda savaş sadece devletler arasında yapılmamaktadır. Uluslararası ilişkilerde "Savaş çalışmaları" ve "Stratejik çalışmalar" disiplinlerinde incelenir.
  • Uluslararası bilgilendirme de uluslararası ilişkilerin bir aracı olarak düşünülebilir. Bir ülkenin işlediği suçların uluslararası düzeyde kamuoyuna açıklanarak devletlerin haysiyetlerinin alçaltılaması yoludur. BM'nin İnsan Hakları Komisyonu'nun 1235. prosedürüyle insan hakkı ihlalinde bulunan ülkeleri teşhir etmesi buna bir örnektir.

Kuruluşlar

Bölgesel veya küresel çapta, birden fazla ülkenin bir araya gelip resmi anlaşmalar ve görüşmeler sonucunda askeri, ekonomik veya hukuki örgütler kurması, uluslararası ilişkiler disiplininin ilgi alanına girer. Geçmişten günümüze gelene kadar tarihte birçok ülke uzlaşmaya vararak ve işbirliği yaparak ortak çıkarlar doğrultusunda çeşitli örgütler kurmuşlardır.

Günümüzde bu uluslararası kuruluşlardan en önemli ve en etkili olanları Avrupa Birliği, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'dur.

Yargı

Güvenlik

Ekonomi

Diğer

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  • Uluslararası Politika, Mehmet Gönlübol, Siyasal Kitabevi, 2000

Dipnotlar

  1. ^ Andree Michel, Feminizm, Çev: Şirin Tekeli, İstanbul: Kadın Çevresi Yayınları, 1984, s.17’den Muhittin Ataman, “Feminizm: Geleneksel Uluslararası İlişkiler Teorilerine Alternatif Yaklaşım Demeti,” http://www.alternatifpolitika.com/Tr/Yayimlanmis_Sayilar/Nisan_2009_Sayi_1/1-Muhittin_Ataman_Tam_Metin.pdf [], (19 Ekim 2010).
  2. ^ Masroor, Abdul Qudous (29 Eylül 2020). "Uluslararası İlişkilere Sosyolojik Yaklaşım". Küresel Siyaset. 2 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Kasım 2020. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Pluralizm veya Çoğulculuk, birçok mutlak ilke, güç, enerji veya madde kabul eden teori veya sistemleri tanımlar. Farklı konularda, bu (aynı) temelden hareket eden çeşitli kullanımları vardır. Politikada, çoğulluğun kabulü ile beliren birkaç siyasi partiye dağıtılmış güçler dağılımını içeren herhangi bir politik teori veya sistemi tanımlamakta kullanılır.

Uluslararası politik ekonomi, uluslararası ilişkileri, politik ekonomiden faydalanarak inceleyen, sosyal bilimlere ve tarihe bir bakış açısıdır. Kısaca, uluslararası politik ekonomi, devlet politikalarının ve pazar ekonomisinin birbirleriyle olan ilişkilerinin sonuçlarını uluslararası düzeyde incelemekle görevlidir.

<span class="mw-page-title-main">GUAM Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü</span> 1997de kurulan demokrasi ve ekonomik kalkınma örgütü

GUAM Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü; Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova gibi ülkelerin bulunduğu örgüttür. 10 Ekim 1997 yılında kurulmuştur. 1999-2005 yıllarında Özbekistan da örgüte katılmıştır. Örgütün adı, üye ülkelerin İngilizce isimlerinin baş harflerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Özbekistan'ın üye olduğu dönemde örgüt GUUAM adını taşıyordu. Örgüte üye ülkeler Gürcistan, Azerbaycan, Ukrayna, Moldovadır, örgüte sonradan Özbekistan'da katılmıştır. Türkiye ve Letonya ise gözlemci ülkeler arasında yer alır.

Uluslararası İlişkilerde Güç birkaç farklı şekilde tanımlanabilir. Siyaset Bilimciler, tarihçiler ve diplomatlar siyasi gücün aşağıdaki kavramlarını kullanırlar:

<span class="mw-page-title-main">Realizm (uluslararası ilişkiler)</span>

Realizm, uluslararası ilişkiler teorisi geleneklerinden biridir. Uluslararası anarşi ve güç politikası konularını merkeze alan Realizm felsefi olarak temelde Thomas Hobbes ve Niccolo Machiavelli’nin çalışmalarına dayanmaktadır. Realizm bir uluslararası ilişkiler yaklaşımı olarak, 20. yüzyılda iki savaş arası dönemde ortaya çıkmıştır.

Uluslararası ilişkiler teorileri uluslararası ilişkilerin kuramsal perspektiften çalışma alanıdır. Analiz edilebilen uluslararası ilişkilere kavramsal çerçeveden bakılabilmeye olanak sağlar. Ole Holsti uluslararası ilişkiler teorilerini, yalnızca teoriyle alakalı göze çarpan olayları görmeye olanak sağlayan renkli bir güneş gözlüğüne benzeterek tanımlamaktadır. Örneğin realizmi savunan bir kimse, konstrüktivizmi savunan bir kimsenin çok önemli gördüğü bir olayı tam aksine hiç umursamayabilir. Uluslararası ilişkiler teorilerinde üç temel teori vardır: realizm, liberalizm ve inşacılıktır.

Arnavutluk'un dış ilişkileri, ülkenin diğer hükûmet ve halklarla olan ilişkilerini ifade eder. Dış ilişkiler, başkent Tiran'da bulunan Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yürütülür. Mevcut bakan Ditmir Bushati'dir. Güneydoğu Avrupa'da bulunan ve Akdeniz'e kıyısı olan Arnavutluk, 28 Kasım 1912'de bağımsızlığını ilan ederek egemen bir devlet oldu. Tüm ülkelerle dostça ilişkiler kurmayı hedefleyerek tamamlayıcılık politikasını sürdürür. 1990'da komünizmin çöküşünden sonra dünya genelindeki diğer uluslarla iyi ilişkiler kurarak sorumluluklarını ve konumunu genişletti.

Neo-Marksizm, Marksizmi ve Marksist teoriyi tipik olarak eleştirel teori, psikanaliz veya varoluşçuluk gibi diğer entelektüel geleneklerden unsurları birleştirerek değiştiren veya genişleten 20. yüzyıl yaklaşımlarını kapsar.

Neorealizm veya yapısal gerçekçilik, 1979'da Kenneth Waltz'un Uluslararası Politika Teorisi kitabının yayınlanmasıyla ilişkilendirilebilen uluslararası ilişkiler teorisinde bir eğilimdir. Waltz sistematik bir yaklaşımı savunuyor: uluslararası yapı devlet davranışında bir kısıtlama görevi görüyor, böylece sadece sonuçları beklenen eylem aralığına giren devletler hayatta kalıyor. Bu sistem, firmaların piyasaya dayalı bir dizi ürün ve miktar için fiyat belirledikleri bir mikroekonomik modele benzerdir.

Bağımlılık teorisi, Marx ve Lenin'in ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin çatışma odaklı ilişkiler ağı olduğunu ve sistemin ekonomik gücün durumuna göre evrildiğini ileri süren, günümüzdeki küresel eşitsizliği açıklamayı amaçlayan uluslararası politik ekonomi teorisidir.

Birim-veto sistemi uluslararası sistem ve bir politika teorisidir. Bu teori ilk olarak Morton A. Kaplan tarafından 20. yüzyılın ortalarında (1950-1960) ortaya atılmıştır. Teorisinde sisteme dâhil olan bütün ülkelerin nükleer güce sahip olması gerektiğine, bu durumun iki kutuplu sistemi değiştireceğine ve silahlanma yarışını farklı bir boyuta taşıyıp daha çok ülkenin savaş ve barışta söz sahibi olacağını söylemiştir. Sistemdeki bütün ülkelerin kendini koruyacak, düşmanlarını caydıracak kadar veya nükleer bir savaş başlatacak kadar nükleer silahlara sahip olacaklardır. Bu durum iki veya tek kutuplu sistemi ortadan kaldırıp; çok kutuplu sistem ile dengelenmesine ve genel bir barış ya da savaşa yaşanacağını söyler. Nükleer silahların uluslararası sistem üzerindeki bazı etkilerini dikkate almak için büyük ölçüde zihin germe egzersizi olarak geliştirilmiştir. Günümüz de birim-veto sistemi henüz gerçekleşmese de bütün dünya ülkeleri silahlanma ve ekonomik olarak bu sisteme doğru ilerlemektedir. Birim-veto oldukça entegre olmayan bir sistemdir. Formülasyon nükleer stratejinin güvence altına alınmış bir imha anlayışına dayanırken, daha sonraki sürüm daha gelişmiş nükleer stratejik kavramlarla tutarlıdır. Sistemin yapısı belki de yirmi küsur nükleer yetenekli aktörleri içerir. Bu aktörler inanılmaz bir vuruş yeteneğine sahip değiller. Bu aktörler rakibini yok etmek için kesin bir kabiliyete sahip olmayacakları, ancak bir rakibin kuvvetlerini büyük bir ölçüde azaltmak için yeterli kabiliyete sahip olabileceği anlamına gelir. Bu nedenle bir savaş başlatmak düşünülebilir. Hizalamalar bu sistemde çok değerli olmayacak ve temel aktörler olma eğiliminde olacaklardır. Meydana gelen herhangi bir rol değişimi, aktörlerin yeteneklerine dayana bilecektir. Güvenilir ikinci vuruş yeteneklerine sahip büyük nükleer güçler, muhtemelen nükleer yetenekli aktörlerin bir alt kümesi olacaktır. En azından önemli sayıda nükleer yetenekli aktör için, savaş sırasında kesintisiz bilgi sağlamak için yeterli komuta ve kontrol kaynakları olmalıdır. Ancak bu tür aktörlerin önemi 1945 sonrası Bi-polar sistemde olduğundan daha sınırlı olacaktır. Şekillendikçe bunlar ideolojik olmalı ve saldırganlara karşı misilleme yapmaya kararlı olmalı. Bir anlaşmazlık doğrudan karışmayan aktörler, anlaşmaya aracılık etmeye çalışmalıdır. Ancak başarıları zayıf olabilir. Öte yandan, tehlike muhtemelen müdahale ölçeğine toleransı arttıracaktır. Sistem bir liderlik rolü için herhangi bir aktörü atar çünkü büyük nükleer güçler tehdit olma eğilimindedir. Büyük nükleer güçlerin uzaklığı, küçük aktörler arasında sınırlı savaşları teşvik etme eğiliminde olacaktır. Büyük nükleer güçler, küçük güçleri de kendine çekebilir veya tehdit edebilir. Aktörlerin sayısı azaldıysa veya sınırlı satın almalar bazı ülkeler arasındaki tampon bölgeyi azalttıysa, düşman potansiyeli olacaktır. Dahası sistem inanılmaz bir ilk vuruş kabiliyetinin eşiği üzerinde değil, güvenilir veya görkemli çok sayıda nükleer gücün varlığına dayanıyor. Tabii ki bu sistemin istikrarından bağımsız olarak, ampirik olarak istenmeyen olmasına rağmen teorik olarak ilginçtir. Gerginlik derecesi o kadar büyük olabilir ki sistem Kavacık hale gelir veya gerilim aktörlerin evrensel veya hiyerarşik bir uluslararası sistemin oluşumunu kabul etmelerine izin veren değer değişiklikler üretebilir. Böyle yüksek gerginlik yaratacak kadar rasyonel bir çözüm üretmek için olası değildir. Bu nedenle de birim veto sistemi son derece ilginç olmasına rağmen son derece kararsız olduğunu kanıtlayacak tır. Hiçbir varsa varyasyon birim veto sistemi oluşturursa önlemek, imha, misilleme imkânı verir. ortak anlaşmazlıklar misillemeye karşı herhangi bir oyuncu bir saldırılar gerçekleştirebilir. Bu tüm hava üstlerinin bir sürpriz darbe ile nakavt edilebileceği riskine karşı sigortalanır. Bu durumda bipolar sistemin bazı unsurları birim veto sistemine eklenebilir. Ancak bir tür koşullar stratejik koşullar kadar çok blog üretecektir, tansiyon Garanti gibi gözüküyor.

Modern uluslararası sistem içinde devletler güç, çıkar ve prestij mücadelesine girdikleri için birbirleri potansiyel düşman olarak görürler. Liberal yaklaşıma göre devletler birbirleri arasında uluslararası güvenliği ve ülke içi refahı arttırmada işbirliği yapabilecekleri ortaklar olarak görerek işbirliği yaparlar. Yardımlaşma kendi gücümüz ve olanaklarımızı başkalarının iyiliği için kullanmaktır dayanışma topluluğu oluşturan bireylerin bir konuda duygu düşünce ve karşılıklı çıkar Birliği içinde olmalarıdır Her ülke doğal afetlerden ve çevre sorunlarından zarar görenlere yardım etmek amacıyla yardım kurumları kurmuşlardır ödemeyecekler doğal afetler ve çevre sorunları ile karşılaştıkları zaman diğer ülkelerden yardım alırlar doğal afetler ve çevre sorunu ortaya çıkması sonucu birçok uluslararası yardım kuruluşları ve sivil toplum örgütleri işbirliği yaparak insanlığa hizmet etmektedirler hızlı teknolojik gelişmeler çevre sorunları da beraberinde getirmiştir bu sorunlarla başa çıkmak için ülkeler uluslararası konferanslar düzenleyip uluslararası sözleşmeler yapmaktadır der Örneğin kiato Anlaşması gelişmiş ülkelerin Sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008-2012 yılları arasında yüzde 5,2 düşünmelerini öngörmektedir pek çok çevre sorunu sınırları Aşan niteliktedir ve küresel bir kapsama sahiptir yalnız uluslararası işbirliği ile Etkin biçimde çözebilirler AÇA ve Eionet Kur'an yönetmelik açanın çalıştığı temel alanlarda Etkin uluslararası işbirliği öngörmektedir açanın görevleri arasında Avrupa'ya daire çevre bilgilerin uluslararası çevre ve denetim programlarına dahil edilmesi Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Çevre programı bölgesel ve uluslararası örgüt ve problemlerle işbirliği ve Buna ek olarak AB dışı ülkelerle kuruluşlarla birlikte çalışması yer almaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Kalkınma teorisi</span>

Kalkınma teorisi, toplum içerisinde istenilen ve hayal edilen değişimin nasıl başarılacağına dair fikirler içeren bir teori türüdür. Kalkınma teorisi altında birçok teori bulunmaktadır. Bu makale içerisinde de farklı teorilerin bakış açıları "kalkınma teorisi"ne göre belirtilmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Suriye'de siyaset</span> Suriyenin siyasi sistemi

Suriye Arap Cumhuriyeti'nde siyaset, çok partili temsili olan yarı başkanlık cumhuriyeti çerçevesinde gerçekleşir. Devlet Başkanı Beşşar Esad ve onun Arap Sosyalist Baas Partisi, 1970 darbesinden bu yana ülke siyasetinde baskın güçler olarak kaldılar.

Finansal İstikrar Kurulu (İngilizce: Financial Stability Board, küresel finansal sistemi izleyen ve hakkında tavsiyelerde bulunan uluslararası bir organdır. Nisan 2009'daki G20 Londra zirvesinden sonra Finansal İstikrar Forumu'nun halefi olarak kurulmuştur. Kurul, tüm G20 büyük ekonomilerini, FSF üyelerini ve Avrupa Komisyonu'nu içerir. Uluslararası Ödemeler Bankası tarafından barındırılan ve finanse edilen yönetim kurulu İsviçre yasalarına göre kâr amacı gütmeyen bir dernek olarak kurulmuştur. Merkezi Basel'de yer almaktadır.

Savunmacı realizm ya da savunmacı neorealizm, uluslararası ilişkilerde neorealizm ekolünden yapısal bir teoridir. Teori, siyaset bilimci Kenneth Waltz’un Uluslararası Politika Teorisi’nde temellenmektedir. Waltz, uluslararası sistemin anarşik yapısının, devletleri millî güvenliklerini sağlamak için ılımlı ve çekingen politikalar izlemeye teşvik ettiğini ileri sürmektedir. Buna karşılık, saldırgan realizm ise devletlerin tahakküm ve hegemonya yoluyla güvenliklerini sağlamak için güçlerini ve etkilerini en üst düzeye çıkarmaya çalıştıklarını varsaymaktadır. Savunmacı neorealizm, saldırgan neorealistler tarafından teşvik edilen saldırgan politikaların devletlerin güç dengesi teorisine uyma eğilimini bozduğunu ve birincil hedef olarak iddia ettikleri güvenlik durumunu bozduğunu ileri sürer. Savunmacı realizm ne devletlerarası çatışmanın gerçekliğini ne de devlet genişlemesi için politikaların varlığını reddeder, ancak bu teşviklerin düzensiz olduğunu ileri sürerler. Savunmacı neorealizm, çatışmanın patlak vermesini açıklamak için güvenlik ikilemine, coğrafya gibi “yapısal değişkenlere” ve elitlerin inanç ve algılarına işaret eder.

Uluslararası ilişkiler teorisinde anarşi kavramı, dünyanın herhangi bir üst otoriteden veya egemenden yoksun olduğu fikrine dayanır. Anarşik bir devlette anlaşmazlıkları çözebilecek, hukuku uygulayabilecek veya uluslararası politika sistemini düzenleyebilecek hiyerarşik olarak üstün, zor kullanma tekeline sahip bir güç yoktur. Uluslararası ilişkilerde de anarşi, teorinin başlangıç noktası olarak kabul edilir.

Anarşi Devletler Ne Anlıyorsa Odur: Güç Politikalarının Sosyal İnşası, Alexander Wendt tarafından 1992 yılında International Organization dergisinde yayınlanan ve uluslararası ilişkiler teorisine konstrüktivist bir yaklaşımın ana hatlarını çizen bir makaledir.

Hegemonyadan Sonra, Robert Keohane tarafından 1984 yılında yayımlanan bir kitaptır. Liberal kurumsalcı bir uluslararası ilişkiler teorisinin önde gelen metinlerinden birisidir. Kitap, anlamlı bir uluslararası işbirliğinin mümkün olmadığına dair neorealist iddialara ve uluslararası işbirliğinin yalnızca hegemonya altında mümkün olduğun dair hegemonyacı istikrar teorisi iddialarına meydan okumaktadır. Kitap, yeni kurumsal iktisadın içgörülerini uluslararası ilişkilere uygulamaktadır. Kitap, aktörler ve uluslararası sistem hakkındaki realist varsayımların mantıksal olarak anlamlı bir işbirliğinin mümkün olduğu sonucuna nasıl yol açabileceğini göstermektedir.

Uluslararası ilişkilerde konstrüktivizm ya da inşacılık, uluslararası ilişkilerin önemli yönlerinin düşünsel faktörler tarafından şekillendirildiğini ileri süren bir sosyal teoridir. En önemli düşünsel faktörler kolektif olarak sahip olunanlardır, kolektif olarak sahip olunan bu inançlar aktörlerin çıkarlarını ve kimliklerini inşa eder.