İçeriğe atla

Türkiye'de toplantı ve gösteri özgürlüğü

Türkiye'de toplantı ve gösteri özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın kişilerin temel hak ve ödevleriyle ilgili toplantı hak ve hürriyetleri başlığı altında düzenlenmiştir.[1] Toplanma eylemi kişilerin ortak menfaatlerini koruma, savunma veya tartışma amaçlarıyla önceden organize olarak geçici olmak suretiyle bir araya gelmelerinden oluşur.[2] Temel hürriyetler sınıfında yer alan toplanma hürriyeti ilk kez Türk Anayasası'na 1924 Anayasası'nın 70 ve 79. maddeleri ile girmiştir.[3]

Tarihçe

Türkiye'deki yasal düzenlemeler

Kanun-i Esasi dönemi

Türkiye'nin (o dönemde Osmanlı İmparatorluğu) ilk yazılı anayasası olan Kanun-i Esasi, padişah iktidarını yazılı hukuk kuralları çerçevesinde sınırlandırmıştır. Anayasa içerisinde düzenlenen haklar arasında kolektif haklara yer verilmemiştir. Toplanma hürriyeti adına düzenlenmiş bir madde olmadığı gibi yazılı haklar da yine padişahın sınırlandırmalarına tabi şekilde düzenlenmiştir.[4]

1909 değişiklikleri

1909 değişiklikleri ile anayasanın ilk şekli üzerine yeni hak ve özgürlükler eklenmiştir. Eklenen 120. madde, "kanun-u mahsusuna tebâiyet şartı ile Osmanlılar hakkı içtimaa maliktir" ifadesiyle Osmanlıların toplanma hürriyetine sahip oldukları belirtilmiştir. Anayasanın ilk versiyonunda kanunla düzenleme maddesi sebebiyle bu hakkın kullanılması padişahın arzusuna bırakılmıştır. Bu neden sebebiyle toplanma hukuku bakımından geçerli bir adım sayılmamaktadır.[5][6]

1921 Anayasası dönemi

20 Ocak 1921 tarih ve 85 sayılı kanunla kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yirmi maddeden oluşan bir anayasadır. Anayasa içerisinde yer alan konulardan yalnızca devletin kuruluşuna ilişkin maddeler düzenlenmiş,[7] toplanma özgürlüğüne ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır.[8]

1924 Anayasası dönemi

1924 Anayasası ile, 1876 tarihli Kanun-i Esasi yürürlükten kaldırıldı. Doğal haklar doktrini ve 1789 Fransız Beyannnamesi'nin bireyci anlayışları ön planda tutularak düzenlemesi yapılmıştır. Toplanma hürriyetine ilk kez 70 ve 79. maddeleri ile yer veren anayasadır. Temel Hürriyetler sınıfında yer alan toplanma hürriyeti ilk kez Türk Anayasası'na 1924 Anayasası'nın 70 ila 79. maddeleri arasında yer almıştır.[3] 1924 Anayasası beşinci faslında "Türklerin Hukuku Ammesi" başlığı ile temel hak ve hürriyetler listesi yapılmıştır. 70. Madde "..içtima.. Türklerin tabii hukukundandır" ibaresiyle toplanma hürriyeti Türk Anayasası'nda yerini almıştır. 79. madde de "..içtimaatın hududu hürriyeti kanunlar ile musarrahtır" ibaresiyle toplanma hürriyetine getirilecek sınırlamanın kanunlarla belirleneceği de belirtilmiştir.[9] İkinci kanuni düzenleme 24 Temmuz 1953'te altı maddelik Vicdan ve Toplanma Hürriyetinin Korunması Hakkında Kanun'un kabulü ile gerçekleşmiştir.[10]

1961 Anayasası dönemi

1961 Anayasası'nın 28. maddesi ile düzenlenmiştir. 1924 Anayasası içerisinde sınırlı kullanım hakkı 1961 Anayasası ile "sadece kamu düzenini korumak adına" sınırlanabileceği ibaresi ile genişletilmiştir. 10 Şubat 1963 tarihli ve 171 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanun ile toplanma hürriyeti, üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve müdahalelerin azaltılması adına kapsamlı şekilde düzenlenmiştir.[11] 1971 ve 1973 tarihlerinde Anayasa'da yapılan değişiklikler ile, bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli genel sınırlama hükümleri getirilmiş, yasal sınırlama sebepleri artırılmış ve temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması yasaklanmıştır.[12]

1982 Anayasası dönemi

1982 Anayasası ile birlikte toplanma hürriyetinin kullanım esasları 34. madde üzerinde şekillenmiştir. Toplanma eylemlerinde alınması gereken izinler, yapılması gerekli görülen bildirimler, düzenleme kurulu görevleri, yapılan sınırlandırmalar en geniş çerçevede düzenlenmiştir.[13] Buna göre herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız olmak kaydıyla toplantı yapabilir ve gösteri yürüyüşü düzenleyebilir. Anayasa, baştan toplantıların ve yürüyüşlerin silahsız ve saldırısız olarak düzenlenebileceğini belirtmek suretiyle hakkı sınırlamıştır. Bununla birlikte bu hak; milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesini önleme, genel sağlık ve ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve yalnızca kanunla sınırlanabilir.[14] Bu doğrultuda 6 Ekim 1983 tarihinde kabul edilen 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, 8 Ekim 1983 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.[15]

Uluslararası düzenlemeler

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 11. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı düzenlenmiştir. Sözleşmenin ilgili maddesine göre herkes, barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için sınırlanabilir. Bu sınırlama ancak yasal olarak yapılabilir.[16]

2001 yılında Anayasa'da yapılan değişiklikler ile Anayasa hükmü ile AİHS hükmü arasında paralellik sağlandığı, ancak Anayasa'da yapılan düzenlemelerin 2911 sayılı Kanun'a yeterince yansıtılamadığı, bu nedenle Türkiye'nin AİHS m. 11'i ihlal ettiğine dair AİHM kararlarının arttığı belirtilir. Kanunun, Anayasa'da ve AİHS'de güzergah belirlemeye ve izin almaya ilişkin bir şart olmamakla birlikte bunu öngörmüş olması ve kolluk kuvvetlerinin şiddet kullanmasının da AİHM'nin Türkiye aleyhine verdiği kararlarda artışa sebep olduğu vurgulanır.[17]

Kaynakça

  1. ^ "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası" (PDF). mevzuat.gov.tr. 7 Ocak 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 2 Ocak 2024. 
  2. ^ Erdoğan, Mustafa (2016). İnsan Hakları Teorisi ve Hukuku (5. bas.). Ankara: Orion Kitabevi. s. 233. ISBN 978-9944-769-63-1. 
  3. ^ a b https://www.filizkitabevi.com/turk-anayasa-metinleri-ve-ilgili-mevzuat 26 Haziran 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. s. 297
  4. ^ "Arşivlenmiş kopya". 22 Şubat 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  5. ^ "Arşivlenmiş kopya" (PDF). 28 Şubat 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  6. ^ "Arşivlenmiş kopya" (PDF). 24 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  7. ^ T.Z.TUNAYA. Hürriyetin İlanı. İstanbul 1959 s 18
  8. ^ "Arşivlenmiş kopya". 26 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  9. ^ "Arşivlenmiş kopya". 24 Aralık 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  10. ^ "Arşivlenmiş kopya" (PDF). 19 Ağustos 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  11. ^ "Arşivlenmiş kopya" (PDF). 26 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  12. ^ Gözler 2014, s. 41.
  13. ^ "Arşivlenmiş kopya" (PDF). 25 Temmuz 2011 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Haziran 2020. 
  14. ^ Gözler 2014, ss. 151-152.
  15. ^ "2911 sayılı Kanun" (PDF). mevzuat.gov.tr. 2 Ocak 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 2 Ocak 2024. 
  16. ^ "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi". echr.coe.int. 27 Haziran 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Ocak 2024. 
  17. ^ Kaboğlu, İbrahim (2021). Anayasa Hukuku Dersleri (16. bas.). İstanbul: Legal Yayıncılık. ss. 275-276. ISBN 978-605-315-940-7. 
  • Gözler, Kemal (2014). Türk Anayasa Hukuku Dersleri (16. bas.). Bursa: Ekin Basım Yayın Dağıtım. ISBN 978-605-5048-73-0. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">12 Mart Muhtırası</span> 1971 yılında III. Demirel Hükûmetini istifaya zorlayan askerî uyarı

12 Mart Muhtırası, 12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Komuta Kademesinin; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra vererek 32. Türkiye Hükûmetini istifaya zorladığı askerî müdahaledir.

<span class="mw-page-title-main">Anayasa</span> devleti yöneten temel ilkeler bütünü

Anayasa, ülke üzerindeki egemenlik haklarının kullanım yetkisinin içeriğinde belirtildiği şekliyle devlete verildiğini belirleyen toplumsal sözleşmelerdir. Hans Kelsen'in normlar hiyerarşisine göre diğer bütün hukuki kurallardan ve yapılardan üstündür ve hiçbir kanun ve yapı anayasaya aykırı olamaz. Devletin temel örgüt yapısını kuran, önemli organlarını ve işleyişlerini belirleyen; ayrıca temel hak ve özgürlükleri tespit edip, sınırlarını çizen hukuk metinleridir. Toplumsal bir sözleşme niteliği taşır. Devlet faaliyetlerini ve oluşum biçimini düzenleyen yasa metnidir.

Kanun hükmünde kararname (KHK), yasama organının konu, süre ve amacı belirleyen bir yetki kanunu ile verdiği yetkiye veya doğrudan doğruya anayasadan aldığı yetkiye dayanarak, hükûmetin çıkardığı, maddi anlamda kanun gücüne sahip, parlamentonun tasdiki ile şekli ve organik anlamda kanun gücünü kazanacak olan kararnamelerdir. Türkiye'de 1982 Anayasası'nın 87'nci maddesi ile "bakanlar kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek" TBMM'nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi</span> Türkiyedeki en yüksek yargısal devlet organı

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi (AYM), Türkiye'de anayasal denetimi yürüten en yüksek yargı organıdır. Kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Görevleri, Türkiye Anayasası'nın 148. ve 153. maddeleri arasında belirtilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">İfade özgürlüğü</span> kişinin görüş ve fikirlerini iletme hakkı

İfade hürriyeti, ifade özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ilan edilen, birçok ülke tarafından kabul edilen, bireylerin veya toplulukların fikir ve görüşlerini sansür, yasal yaptırım veya tehdit korkusu olmaksızın ifade etme hakkıdır. Birçok devlet ifade özgürlüğünü anayasal koruma altına almıştır. Konuşma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü siyasal bağlamda dönüşümlü olarak kullanılan terimler olsa da, ifade özgürlüğünün hukuki anlamı, iletişim araçları arasında fark gözetmeksizin bilgi ve fikirlerin aranması, erişilmesi ve yayılmasına yarayan her tür faaliyeti kapsar.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası</span> 1982 yılından beri yürürlükte olan Türkiye Anayasası

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası veya resmî olmayan kullanımıyla 1982 Anayasası, Türkiye'nin 9 Kasım 1982'den bu yana geçerli olan anayasasıdır. 12 Eylül Darbesi sonrasında askerî yönetimin emriyle Danışma Meclisi tarafından hazırlanmış, 23 Eylül 1982 tarihinde Danışma Meclisi tarafından ve 18 Ekim 1982 tarihinde Millî Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Devlet Başkanı Kenan Evren, Anayasa'nın ilk üç maddesinin "değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini" dördüncü madde olarak taslağa ekletmiştir. 7 Kasım 1982 Pazar günü yapılan halk oylaması sonucu yüzde 91,37 oranında kabul oyu ile kabul edilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1961)</span> Türkiye Cumhuriyetinin anayasası (1961–1982)

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası veya 1961 Anayasası, 9 Temmuz 1961 tarihli referandum ile kabul edilen ve 12 Eylül Darbesi'ne kadar yürürlükte olan anayasadır.

Mülkiyet hakkı, kapitalist ekonomik kurallarının hakim olduğu bölge, sistem veya devletlerde; taşınır (menkul) ya da taşınmaz (gayrimenkul) bir eşya üzerinde hak sahibine kullanma (usus), yararlanma (fructus) ve tasarruf (abusus) yetkisi veren, hukuk düzeninin sınırları içinde kullanılabilen, mutlak ve ayni bir haktır. Mülkiyet hakkına sahip kişi (malik) mülkiyetinde olan nesneyi kullanma, başkalarına devretme, tahrip etme, nesnenin ürünlerinden yararlanma yetkisine sahiptir. Bu hak mutlak nitelikte olduğundan herkese karşı ileri sürülebilir.

<span class="mw-page-title-main">Anayasa hukuku</span>

Anayasa hukuku, ulus devletlerin ve diğer siyasi organizasyonların kurucu ve temel yasaları hakkındaki çalışmaları içermektedir. Anayasalar hükûmetler için bir çatı oluşturur, otorite, yeni yasa ve düzenlemelerin yapılmasında siyasi yapıların işlevlerini sınırlandırabilir veya tanımlayabilir.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye'de yargı teşkilatı</span>

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9. maddesi uyarınca “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” Ancak, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkındaki Kanun içinde yer alan bazı belirleyici hükümler haricinde tüm yargı teşkilatının görev ve yetkisini belirleyen kapsayıcı ve genel bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Dolayısıyla, hangi durumda hangi mahkemenin yetkili olacağı çeşitli kanunlarda dağınık ve sistematikten uzak bir biçimde yer aldığından mevcut mevzuat konuya genel bir bakış sağlamaktan uzak bir görüntü sunmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası</span> Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin anayasası (1985–yürürlükte)

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasası veya 1985 Anayasası, Kuzey Kıbrıs'ın 1985'ten bu yana geçerli olan anayasasıdır. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tek yanlı olarak ilan etmesinden sonra kurulmuş olan Kurucu Meclis tarafından hazırlanmış, 5 Mayıs 1985 günü Kıbrıs Türkü seçmenler tarafından %29,82'ye karşı %70,18 çoğunlukla onaylanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye'de anayasal süreç</span> Türk anayasal sürecinin geçmişi ve bugünü

Türkiye'de anayasal süreç, 1808 tarihinde ilan edilen Sened-i İttifak ile başlayıp günümüze kadar devam etmektedir. II. Mahmud döneminde, Alemdar Mustafa Paşa tarafından hazırlanan Sened-i İttifak, merkezî otoriteyi taşrada hâkim kılmak için Rumeli ve Anadolu âyanları ile Osmanlı Devleti arasında 29 Eylül 1808’de imzalandı. Osmanlı'da Sened-i İttifak ile Türk tarihinde ilk defa devlet iktidarı sınırlandırıldığından, bu belge Türk tarihinde ilk "anayasal belge" kabul edilmektedir. Abdülmecid döneminde 3 Kasım 1839 tarihinde Mustafa Reşid Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı ilan edildi. Bu ferman ile padişah, fermanda ilân edilen ilkelere ve konulacak kanunlara uyacağına yemin etti. Tanzimat Fermanı'nın tamamlayıcısı ve pekiştiricisi olan Islahat Fermanı, Abdülmecid tarafından 1856 yılında "ferman" olarak ilan edildi. Tanzimat döneminde yetişen ve Genç Osmanlılar olarak bilinen aydın ve yazarlar, Avrupa'dan etkilenerek meşrutiyet yönetimini savunmaya başladılar ve meşrutiyeti ilan ettirmek için Abdülaziz’i tahttan indirerek, yerine II. Abdülhamid’i getirdiler. 23 Aralık 1876'da Mithat Paşa’nın hazırladığı Kanun-i Esasi ilan edilerek meşrutiyete geçildi. Kanun-i Esasî, şekli kritere göre bir anayasa olarak kabul edilmektedir. Türk tarihinin ilk anayasası olan ve 12 bölüm ile 119 maddeden oluşan Kanun-i Esasî'nin 113. maddesi gereğince, padişah olağanüstü durumlarda Anayasa'yı askıya alabilirdi. II. Abdülhamid, 1877 yılında Rus savaşlarını neden göstererek Anayasa'yı askıya aldı. 1908 yılındaki askeri ayaklanma sonucu II. Abdülhamid, 1876 Anayasası'nı tekrar yürürlüğe koydu ve böylece II. Meşrutiyet dönemi başladı. 1909 yılında 31 Mart Vakası'nın meydana gelmesinden sonra tahttan indirilen II. Abdülhamid'den sonra 1909 yılında Anayasa'da önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerle 1876 Anayasası, meşruti bir parlamenter monarşi Anayasası haline geldi.

Polonya Anayasası, 2 Nisan 1997'de kabul edilmiş olup Polonya’da halen yürürlükte olan anayasadır. Resmi adıyla Polonya Cumhuriyeti Anayasası, Komünizm’in etkisine son vermek için 1992’de getirilen geçici değişiklikleri kaldırmış ve “sosyal adalet ilkelerini uygulayan bir hukuk devleti” kurmuştur. Polonya Millet Meclisi tarafından 2 Nisan 1997'de kabul edilmiş, 25 Mayıs 1997'de halkoylamasıyla onaylanmış ve 17 Ekim 1997'de yürürlüğe girmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Basın özgürlüğü</span> Çeşitli medya aracılığıyla iletişim ve ifade özgürlüğü

Basın özgürlüğü, haber, fikir ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür. Bilgi ve düşünceleri serbest olarak toplayıp, yorum ve eleştiri yaparak çoğaltabilmek ve bunları serbest olarak yayımlayıp dağıtabilmek haklarını içerir.

Türkiye'de vicdani ret, kanunlarda hak olarak tanınmadığı ve vicdani retçilerle ilgili özel bir düzenleme yapılmadığı için vicdani retçiler, diğer tüm askerlik çağına gelmiş erkek Türk vatandaşları ile aynı şekilde muamele görürler. Türkiye'de vicdani ret kararından sonra alınan cezaya rağmen askerlik görevi için çağrının ve silah altına alınma emrinin devam etmesi sebebiyle retçiler ya retlerinden vazgeçip askerlik görevini yerine getirmekteler ya da sivil itaatsizliğe devam etmekteler. Reddinde ısrar edenler ya firari olarak yaşamakta ya da silah altına alınmalarına rağmen verilen görevleri reddettikleri için askeri cezaevlerine atılmaktadırlar.

Tolga Şirin, Türk avukat ve akademisyen. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku dersleri vermekte ve T24 gazetesinde köşe yazıları yazmaktadır.

Türkiye mevzuatı, Türkiye'de yürürlükte olan yasa, cumhurbaşkanlığı kararnamesi, tüzük ve yönetmelik gibi hukuki düzenlemelerin hepsini ifade eder.

<span class="mw-page-title-main">Kazakistan Anayasası</span> Kazakistan Cumhuriyetinin anayasası

Kazakistan Anayasası, Kazakistan'ın 30 Ağustos 1995'ten bu yana geçerli olan anayasasıdır. Anayasa, 30 Ağustos 1995 tarihinde referandumla onaylanmıştır. Ayrıca her yıl 30 Ağustos, Kazakistan'da Anayasa Günü olarak kutlanmaktadır.

Toplanma ve gösteri özgürlüğü, bireylerin ve kurumların düşüncelerini açığa vurmak amacıyla toplanabilmelerini ve yürüyüş ya da başka yöntemlerle gösteri yapabilmelerini öngören özgürlüktür. İnsan hakları ve Siyasi özgürlükler kapsamında değerlendirilir.

<span class="mw-page-title-main">1973 Suriye Anayasası</span> Suriyenin eski anayasası

1973 Suriye Arap Cumhuriyeti Anayasası 13 Mart 1973'te kabul edildi ve 27 Şubat 2012'ye kadar yürürlükte kaldı. Anayasa, Suriye'nin karakterini Arap, demokratik ve cumhuriyetçi olarak tanımlar. Ayrıca, pan-Arap ideolojisine uygun olarak, ülkeyi daha geniş Arap dünyasının bir bölgesi ve halkını Arap ulusunun ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırır. Anayasa, Arap Sosyalist Baas Partisinin gücünü sağlamlaştırdı. Anayasanın 8. maddesi partiyi "toplumda ve devlette önde gelen parti" olarak tanımlar, oysa Suriye - çoğu kez inanıldığı gibi - resmi anlamda tek partili bir sistem değildi.