İçeriğe atla

Ticaret hukuku

Ticaret hukuku, hukukun, ticaretle ilişkili tüm mevzuatı kapsayan bir alt dalıdır. İşletmeler, tacirler, bireyler arasındaki ticari ilişkileri, alışverişi ve tarafların haklarını düzenler.[1]

Sermaye Piyasası Kanunu, Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ticaret hukuku kanunlarındandır.

Ticaret hukukunun genel kavramları tacir, ticari işletme, ticaret sicili, ticaret unvanı, haksız rekabet, ticari defterler, cari hesap, ticari işler tellallığı, acentelik, ticaret ortaklıkları başlıklarında tanımlanır.

Ticaret ortaklıkları kolektif, komandit, anonim, limited, kooperatif ortaklıklarıdır. Belgelerle ilgili hukuk, kıymetli evrak başlığında toplanmıştır. Düzenlenme biçimleri nama yazılı ve hamiline yazılı olur. Poliçe, bono, çek, emtia senetleri ve taşıma senetleri kıymetli evrak türlerindendir.

Deniz ticaret hukuku, sigorta hukuku (sosyal sigorta hariç) diğer ticaret hukuku konularıdır.

Türk Ticaret Kanunu'nun kapsamı

Türk Ticaret Kanunu'nda (2011'de kabul edilen) 6 kitap bulunmaktadır (başlangıç hükümleri ve son hükümler hariç):

  1. Ticari İşletme
  2. Ticaret Şirketleri
  3. Kıymetli Evrak
  4. Taşıma İşleri
  5. Deniz Ticareti
  6. Sigorta Hukuku

Eski Ticaret Kanunu'nda (1956'da kabul edilen) Taşıma (Nakliye) Hukuku kitabı yoktur. Bu kanun 6 kitaptan oluşmaktadır.

Bankacılık Kanunu'da eski ve yeni Ticaret Kanunlarının kapsamında değildir. Ayrı bir kanun olarak kabul edilmiştir.

Bağlantılı diğer hukuk dalları

  1. Rekabet hukuku
  2. Fikrî mülkiyet hukuku
  3. Sermaye piyasası hukuku

Tarihçe

Ticaret Hukuku pek çok hukuk dalına göre çok geç tarihlerde ortaya çıkmıştır (1500'lü yıllardan başlayarak şekillenmiştir).[2] Ticaret kavramı neredeyse insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen bu konuyu düzenleyen bir hukuk dalının neden bu kadar geç ortaya çıktığının doğru anlaşılması önemlidir.

İnsanlık tarihi içerisinde gücün ölçüsü çok uzun bir süre boyunca toprak olmuştur. Toprak ve üzerindeki hayvan sürüleri ile kölelerin sayısı soylu sınıfın gücünü ve soyluluk iddialarının temelini oluşturmuştur. Yani bir insan o dönemlerde ne kadar toprağa ve üzerinde ne kadar hayvan sürüsüne, ne kadar köleye sahipse o kadar güçlü ve o kadar nüfuz sahibidir. Devletler için de benzer bir durum söz konusudur. Bir devlet ne kadar çok toprağa sahipse o kadar güçlü olmuş ve ele geçirdiği ülkelerden aldığı vergiler ile sağladığı insan gücü devletin gücünü belirleyen şey olmuştur. Para çok eski çağlarda bulunmuş olmasına rağmen daha fazla toprağa ulaşmanın ve daha çok toprak almanın bir aracı olarak algılanmıştır. Köleler tıpkı hayvan sürüleri gibi soylu sınıfın ekonomik gücünün arasında yer almıştır. Köleler iktisadi olarak değerli varlıklardır. Bu nedenle kölesi hastalandığında efendisi onun iyileşmesi için elinden geleni yapar. Çünkü köle onun için çalışmaktadır. Bu düşünce yapısı içerisinde bugünkü anlayışın tersine efendi sınıfın çalışması ayıp sayılmıştır. Çalışmak daha doğrusu fiziksel çalışma yapmak, emeğe dayalı işler görmek kölelerin ve alt tabakadan insanların yapacağı işler olarak algılanmıştır. Ticaret de bu anlayışın içerisinde aynı bakış açısıyla değerlendirilmiştir.

Devletler fetih toplumu anlayışla başka ülkeleri ele geçirmeye çalışmıştır. İnsanlar da devletlerinin toprak büyüklüğü ile övünmüştür. Büyük imparatorluklar kurulmuştur. Roma, İskender, Selçuklu, Osmanlı, Cengiz, Çin, İngiliz Sömürge İmparatorlukları gibi…

Böylece bu anlayış binlerce yıl boyunca devam etmiş ancak 1600 ve 1700’lü yıllardan itibaren hızlı bir biçimde değişmiştir. Bu yıllarda Reform, Rönesans, Fransız İhtilali, Coğrafi Keşifler, Sanayi devrimi hep peş peşe gelmiştir. Bu dönüşüm süreci içerisinde ticaretle uğraşan, böylece sermaye birikimini sağlayan Burjuva sınıfı ortaya çıkmış ve toprağa dayalı güç anlayışını reddetmiştir. Burjuva sınıfı kesinlikle soylu sınıf olmayıp sonradan ticaretle zengin olmuştur.[3] Kendisine atalarından toprak miras kalmamıştır. Kendi yeteneği ve çalışmasıyla zengin olmuştur. Erken dönemlerde Burjuva sınıfı da elde ettiği parayla o günün anlayışına uygun olarak toprak satın almaya çalışmıştır. Daha ileri zamanlarda Burjuvazi asıl gücün toprak değil para olduğunu net bir biçimde kavrayarak toprağa dayalı güç ve mülkiyet anlayışını bütünü ile reddetmiştir. (Gerçekten de günümüzde devletlerin gücü sahip oldukları toprakların büyüklüğü ile ölçülmez. Pek çok küçük ülke kendisinden kat kat büyük başka ülkelerden her açıdan daha güçlü olabilmektedir. Bireysel olarak insanlar için de benzer bir durum söz konusudur. İnsanların zengin olabilmesi için toprak günümüzde bir zorunluluk değildir. Hisse senedi, banka hesabı hatta sahip olduğu yolcu uçakları bir kişiyi son derece zengin ve nüfuz sahibi yapmaya yetebilir.)

Toplumsal sınıfların çıkarları birbiri ile çatışır. Yeni doğan bir toplumsal sınıf da kendisinden önceki toplumsal sınıflarla çatışacaktır. Burjuva sınıfı ülke yönetiminde söz sahibi olmak istemiş, soylu sınıf buna şiddetle karşı çıkmıştır. Bu çatışma bazen düşünsel olarak bazen siyaseten hatta bazen de gerçek anlamda silahlı mücadele şeklinde olmuştur. Soylu sınıf sahip olduğu topraklara geleneksel olarak ve çoğu zaman atalarının mirası olduğu için duygusal bir bağ ile bağlıdır. O dönemki anlayışa göre bu toprakları satmayı asla düşünmez. Ancak soylu (asil) kişi toprak üzerindeki çalışmayı asla kendisi yapmaz. Aristo bugüne ulaşan eserlerinde çalışmanın soylular için iğrenç bir iş olduğunu söylemiştir. Aristo’ya göre bu iğrenç işi ancak köleler ve ayak takımı tabir ettiği toplumun en alt kesimindeki insanlar yapmalıdır.[4] Ülkeyi soylular ve seçkinler sınıfının yönetmesi gerektiğini savunmuş bunun içinde sanatla, siyasetle, bilimle, edebiyatla, müzikle uğraşmaları gerektiğini öne sürmüştür. Fakat bu arada bedensel çalışmayı bıraktıkları için hantallaşıp aşırı kilo alma sorunlarıyla karşılaşacaklardır ve sağlıkları bozulacaktır. Bunun için ise soylu sınıfa spor yapmalarını tavsiye etmiş ve ilk spor salonlarının açılmasına öncülük etmiştir. Sporun ve jimnastiğin yaygınlaşmasına ön ayak olmuştur. (İstanbul’un fethi ile bu düşünce tarzı Osmanlı toplumunda da örneklenmiş ve biraz biçim değiştirerek Ticaret yapmak Müslüman halk için ayıp sayılmıştır. Bu yaklaşım aslında İslam Dini’nin ticarete bakış açısına bütünüyle aykırıdır.) Böylece ticaret azınlıklar tarafından yapılmıştır. Burjuva sınıfı ise emeğini, bedensel çalışmasını da ortaya koyduğu için soylu sınıfın tepkilerine maruz kalmış, hatta aşağılanmıştır. Soylu sınıf ülkeyi yönetimde söz sahibi olmak isteyen Burjuvaziyi baldırı çıplaklar, görgüsüzler olarak nitelemiş ve onları siyasetten, sanattan anlamayan bir kitle olarak görmüştür. Fakat Burjuvazi ilerleyen zamanlarda daha da güçlenmiş ve toplumsal konumunu sağlamlaştırmıştır. Böylece sınıf bilincine ulaşmıştır. Dolayısıya ticaret artık toprak mülkiyetinden daha önemli bir konuma gelmiştir.

Bir örnek vermek gerekirse Burjuva sınıfının güçlenmesi üzerine İngiliz Parlamentosunda zaten var olan Lordlar Kamarası’nın yanı sıra seçim ile oluşturulan Avam Kamarası kurulmuştur. Her ne kadar bütün halkın seçilme şansı var olsa da özellikle ilk dönemlerde Avam Kamarası’nın büyük çoğunluğu zengin tüccarlardan oluşmaktaydı.Diğer bir örnek ise Amerikan Kuzey-Güney iç savaşıdır. Amerika kıtasına sanayileşme kuzeyden girmiş, ABD’de kuzey eyaletleri çok sayıda fabrika kurmuş fakat çalıştıracak işçi bulamamıştır. Avrupa’dan gelen işçiler de yeterli olmamıştır. Bunun üzerine ucuz iş gücü oluşturmak amacı ile köleliğin kaldırılmasını istemişlerdir.[5] Tarım ve hayvancılıkla uğraşan güneydeki toprak sahipleri buna karşı çıkmıştır. Ellerindeki köleleri kaybetmek istememişleridir. Böylece bir iç savaş çıkmıştır. Mavi üniformalılar (Yankee’ler) ve Gri üniformalılar (Dixie’ler) olarak da bilinen iki ordudan oluşan bu eyaletler savaşı sonunda kuzey galip gelmiş ve kölelik kaldırılmıştır. Köleliği kaldıran yasayı onaylamasının ardından ABD başkanı Abraham Lincoln bir hafta sonra gittiği bir tiyatro oyunundan çıkarken suikast sonucu öldürülmüştür.[6] Fakat buna rağmen yasa yürürlüğe girmiş, özgürleşen köleler karın tokluğuna günlük yevmiye ile uzun çalışma saatleri ile buldukları ilk fabrikaya işçi olarak girmişlerdir.

Tam da bu dönüşüm sürecinde artık patron anlayışını da ifade etmekte olan Burjuva sınıfı kendi hukukunu istemiştir. Gerçekten de ilk ticaret hukuku örnekleri ticareti düzenlemekten daha çok tacirlerin haklarını korumayı amaçlamıştır. Bu süreç içerisinde Avrupa’da Merkantilizm akımı ortaya çıkmıştır.

Tarih İçinde Ticaret Hukuku Sistemleri

1) Subjektif Sistem (Tacir Esası): Bu sistem ticari faaliyetin öznesi olarak “Tacir” esas alınmaktadır.[7] Tacirlerin haklarını korumayı amaçlar.

  • 1673 ve 1681 yıllarında Fransa'da John Babtiste Colbert tarafından hazırlanan 1. ve 2. Kara ve Deniz Ticareti Ordonans’ı bu sistem esas alınarak hazırlanmıştır. (Ordonans: Kararname, Kanunname.) Bunlar Dünya’daki ilk ticaret kanunları olarak kabul edilir.

2) Objektif Sistem (Ticari İşlem Esası): Bu sistem gereği ticaret hukuku tacirlere değil, kimin yaptığına bakılmaksızın tarafları kim olursa olsun her tür “Ticari işlem” için uygulanır. Artık gerçek anlamda bir ticaret hukukundan söz etmek mümkündür. Ticaret düzenlenmektedir.

3) İsviçre Sistemi (Karma Esas): Bu sistem hem Taciri hem de Ticari işlemi esas alır. Çift odak noktası vardır. 1926 tarihli ticaret kanunumuz o dönemde Dünya’da geçerli olan karma sistemdir.

Not: Osmanlı Devletinde ticareti azınlıklar (Ermeniler, Rumlar, Yahudiler) yaptığı için etkin bir Ticaret Hukuku oluşturulmamıştır. Tanzimat döneminde 1807 tarihli Fransız Ticaret Kanunu’nun bir kısmının tercümesiyle 1850 tarihli Kanunname-i Ticaret yürürlüğe girmiştir.

4) Modern Sistem (Ticari İşletme Esası): Bu sisteme göre, ticaret hukukunun esasını (anahtar kavramını) “Ticari işletme” kavramı oluşturur. Yani artık Ticari İşletmelerin hukuku söz konusudur, 1957 tarihli ticaret kanunumuz ve 2011 tarihli yeni kanunumuz bu sistemi esas almıştır.

Ticaret Hukuku ve Borçlar Hukuku karşılaştırması

Borçlar Hukuku tüm herkesi (tüm vatandaşları) ve istisnai olarak Esnafları ilgilendirir. Ticaret Hukuku ise -istisnalar hariç- Tacirleri (mesleği ticaret olanları) ve Ticari işletmeleri ilgilendirir.

a. Borçlar Kanununda "Şekil Serbestisi" ilkesi geçerlidir; Hukuki İşlem çizilen sınırlar içinde istenilen biçimde yapılır. Seçme hakkı vardır. (Borçlar Kanununda benimsenen ilkedir.) Örneğin: İstenildiği biçimde borç verilebilir; Sözlü, Şahitle, Basit Yazılı, Senetle, Noterde…

b. Ticaret Kanununda "Şekil Şartları" ilkesi geçerlidir; Hukuki İşlem yalnızca hukukun belirlediği tek bir biçimde yapılabilir. Seçme hakkı yoktur. (Ticaret Kanunundaki ilkedir.) Örneğin: Evler yalnızca Tapu Dairesinde, Motorlu Taşıtlar ise Noterde satılabilir. Başka bir yerde yapılan işlem kesinlikle geçersizdir.

Esnaf işletmesi ve Ticari işletme ayrımı

  • Esnaf İşletmesi: İktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlayacak düzeyde bulunan işletmelerdir. TTK’na göre; “İster gezici olsun, ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan (geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan) ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.”[8]
  • Ticari İşletme: Yıllık gelir düzeyi Esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan işletmelerdir.
Borçlar Hukuku Esnaf Esnaf İşletmesi Adi İş
Ticaret Hukuku Tacir Ticari İşletme Ticari İş

Kaynakça

  • Ticaret Hukuku Bilgisi; Prof.Dr. Fatih BİLGİLİ, Doç.Dr. Ertan DEMİRKAPI, Dora Yayınları, 19. Baskı, Ekim 2020
  • Ticaret Hukuku Ders Kitabı - Ayşe Sumer, 2020, Beta Kitap
  • Ticaret Hukuku 1 Kasım 2017 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Prof. Dr. Mustafa Çeker, Karahan Kitabevi, 2013
  • Ticaret Hukuku 2 Haziran 2022 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Prof.Dr. Mehmet BAHTİYAR, Anadolu Üniversitesi, - Açıköğretim Fakültesi Yayınları, Yayın No: 2905/1862, Yıl: 2019
  • Ticari İşletme Hukuku, Sabih ARKAN, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2021, ISBN 9789755372815
  • Ticari İşletme ve Şirketler Hukuku; Öğr. Üyesi Selma Çetiner, Doç. Dr. Armağan Ebru Bozkurt Yüksel, Eylül 2021, 5. Baskı
  • F. Braudel, The Wheels of Commerce: Civilization and Capitalism, 15th to 18th Century (U of California Press, 1992) (İngilizce)

Dipnotlar

  1. ^ "Commercial Law: An Overview". Legal Information Institute. 7 Temmuz 2012. (İngilizce)
  2. ^ Modernisation, National Identity and Legal Instrumentalism (Vol. I: Private Law): Studies in Comparative Legal History, Brill, 2019 (p. 118)
  3. ^ Bourgeois: Oxford Dictionary of English 2e, Oxford University Press, 2003.
  4. ^ ARİSTOTELES, DEVLET, KÖLELER VE VATANDAŞLIK 8 Şubat 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Prof.Dr. Abdullah Kıran, Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, Sayı: 44, Kış-2019, (350-359)
  5. ^ [1] 12 Ekim 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 13. yasa değişikliği(İngilizce), Library of Congress
  6. ^ [2] 5 Ekim 2013 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Abraham Lincoln suikastı, The Library of Congress
  7. ^ Dr. Serhan DİNÇ,Ticaret hukukunun düzenlenmesinde benimsenen sistemler ve etkilediği kanuni düzenlemeler, Bozok Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
  8. ^ Türk Ticaret Kanunu 19 Mart 2013 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Madde; 15, Kanun No: 6102, Kabul Tarihi: 13/1/2011

Ayrıca bakınız

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

Özel hukuk, toplumun birbiriyle eşit haklara sahip üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk alanıdır. Medeni hukuk, ticaret hukuku, devletler özel hukuku ve borçlar hukukunu kapsar. Türkiye'de bu alanı düzenleyen başlıca yasalar Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'dur.

<span class="mw-page-title-main">Feodalizm</span> ekonomik örgütleniş biçimi

Feodalizm ya da derebeylik, başta Ortaçağ Avrupası olmak üzere tarihin birçok evresinde rastlanan toplumsal, siyasal ve ekonomik bir örgütleniş biçimidir. Feodalizm kelimesi, Latince feodum (tımar) ile taşınabilir değerli mal anlamına gelen Latin kökenli bir kelimeden türetilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Muhasebe</span> Ekonomik kuruluşlarla ilgili finansal bilgilerin ölçülmesi, işlenmesi ve iletilmesi

Muhasebe, bir işletmenin varlıkları ve kaynakları üzerindeki mali nitelikteki bilgileri kayıt, sınıflandırma, özetleme, analiz etme ve yorumlama gibi fonksiyonlar ile takip eden bilimsel bir sistemdir.

<span class="mw-page-title-main">Kölelik</span> bir insanın başka birinin malı ve mülkü olması

Kölelik, bir insanın başka birinin malı ve mülkü olması. Başka bir kişinin malı ve mülkü olan kişiye köle, memlûk veya kul; köle sahibine ise efendi veya mevla denir.

<span class="mw-page-title-main">Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelik</span> Osmanlı ekonomisinde ve toplumunda insan köleliği

Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelik, Osmanlı İmparatorluğu'nun ekonomisinin ve geleneksel toplumunun yasal ve önemli bir parçasıydı. Köle edinilen ana kaynaklar Güney Avrupa, Doğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya'daki savaşlar, siyasi olarak organize edilmiş köleleştirme seferleri ve Afrika'dan getirilen siyahilerin satıldığı köle ticaretiydi. Büyük askeri seferlerin ardından köle satış fiyatlarının düştüğü bilinir. Osmanlı İmparatorluğu'nun idari ve siyasi merkezi olan İstanbul'da, 16. ve 17. yüzyıl nüfusunun yaklaşık beşte biri kölelerden oluşuyordu. Bu yüzyılların gümrük istatistikleri, İstanbul'un Karadeniz'den yaptığı ilave köle ithalatının 1453'ten 1700'e kadar toplam 2,5 milyon civarında olabileceğini gösteriyor.

<span class="mw-page-title-main">Burjuvazi</span> kentli kişi

Burjuva; köylü, işçi ya da soylu sınıfına dahil olmayıp, sosyal statüsünü ve gücünü, eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alan kentli kişi. Bu kimselerin oluşturduğu sosyal sınıfa burjuvazi denir. Bu kavram Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından yazılan Komünist Manifesto'da "kapitalist orta sınıf" anlamında kullanılmıştır. Zaman zaman eleştirel olarak "materyalist veya basmakalıp uygulamalara sadık" anlamında kullanılır.

Borçlar hukuku, bir özel hukuk dalıdır ve eşitler arasında meydana gelen ve borç ilişkisi adı verilen hukuki ilişkilerin incelendiği bir disiplindir. Borçlar Kanunu özel hukukta borçlar hukukuna kaynaklık eder ve borçlar hukuku alanına giren borç ilişkilerini düzenleyen bir kanundur. Borç ilişkisi kavramı, özel hukuk açısından tanımlandığında, alacaklı ve borçlu adı verilen iki taraf arasında meydana gelen ve borçlu olan tarafın alacaklıya karşı belli bir davranış biçiminde (edimde) bulunmakla yükümlü olduğu, alacaklının da borçludan bu davranış biçiminin yerine getirilmesini isteyebileceği hukuki bir bağdır.

<span class="mw-page-title-main">Esnaf</span>

Esnaf, kelime anlamı olarak sınıflar anlamına gelir. Bağımsız çalışan, yaptığı iş sermayeden ziyade kol ve beden gücüne (emeğe) dayanan girişimcileri tanımlamak için kullanılır. Zanaatkâr ve küçük ticarethane sahipleri esnaf olarak anılır. Esnaf ile taciri ayırmada temel olarak emek-sermaye yoğunluğu dikkate alınır.

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devlet siyasal bir birliktir. Bunun için her şeyden önce devleti kuran bireyler arasında kültürel bir birlik lazımdır. Ancak kültürel birlik devletin yaşaması için yeterli değildir. Tarihte görülen birçok iç savaş, kültürel birliğin devlet kurulmasında yeterli olmadığını göstermektedir. Amerikan İç Savaşı'nın anayasal düzenin kurulmasının ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyması ve savaş kültürü yerine hukuk devlet ilişkisinin kavranması açısından önemi büyüktür.

Şirket, Türkiye yasalarına göre iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişinin bir araya gelerek emek veya mallarını müşterek (ortak) bir amaçla bir sözleşme ile birleştirmeleri sonucu ortaya çıkan ticari işletmedir.

<span class="mw-page-title-main">Üretim biçimi</span> Ekonomik Teori

Üretim biçimi ya da başka bir deyişle Üretim tarzı, Marksist teoride genel olarak belirli bir tarihsel dönemdeki üretimin niteliğini ya da üretimin karakteristik formunu ifade etmek anlamında kullanılır. Esas itibarıyla üretim sürecinin nihai sonucuyla üretim araçları arasındaki ilişkiyi belirtir. Bu kategori, Marks'ın şekillendirdiği tarih anlayışının temel kavramlarındandır. Kavramın içerimleri farklı şekillerde ele alınıp farklı vurgularla değerlendirilmekle birlikte, genel anlamda, tarihsel gelişmenin Marks'ın formüle ettiği anlamda Materyalist bir şekilde açıklanmasında bu kavram temel bir rol oynar. Ekonomi-politiğe ait bir kavram olmakla birlikte, Marks'ın kuramında bu terim çok daha genel bir kuramsal yapının ögesi durumundadır. Üretim ilişkileri ve üretici güçler kavramları, belirli bir tarihsel andaki ilişkileriyle üretim biçiminin niteliğini belirlerler.

<span class="mw-page-title-main">Atina demokrasisi</span> Antik Yunan şehir devletlerinde uygulanmış olan demokrasi çeşidi

Atina demokrasisi veya Klasik demokrasi, Antik Yunan şehir devletlerinde uygulanmış olan demokrasi çeşididir. Atina devlet yönetimi, antik çağın bilinen ilk demokrasisi ve belki de en önemlisidir. Diğer Yunan şehirleri de demokrasi yönetimi kurmalarına rağmen ya Atina modelini seçmemişler ya da istikrarı sağlayamamışlardır. Bilinen ilk doğrudan demokrasi denemesidir. Doğrudan demokrasi, Atina'da yaşayan herkesin devlet yönetimine katılma hakkı olduğu anlamına gelmez. Fakat, karar alıcı sistemin içinde yer alanlar için ekonomik düzey gibi herhangi bir ölçüt de yoktur. Atinalı vatandaşlar temsilci seçmezler, onun yerine yasaları ve vergi icralarını oylayarak karar verirlerdi.

<span class="mw-page-title-main">Atina (şehir devleti)</span> Yunan anakarasında yer alan antik kent

Atina Uygarlığı, 2500 kilometrekare büyüklüğündeki "Attika yarımadası" üzerinde kurulmuş olup denize yakın ve yalnızca Sefis Nehri tarafından sulanan verimli bir ova üzerinde yer almıştır. Liman olarak şimdiki Pire limanını kullanırlardı. Atina'daki Akropol, ülkenin yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Yaşlılar Kurulu ise az ötede Ares tepesi denen tepede toplantı yaparlardı. Halk Meclisi, Phyx Tepesinin eteklerinde toplantı yaparlardı. Atina uygarlığında bu düzeni sağlayan kral, belgelerde Theseus olarak görülmektedir.

12 Levha Kanunları, MÖ 451–MÖ 449, Roma Hukukunun gelişiminde, yazılı olmayan hususların yazılı biçimde hukuki kurallar haline getirilmesi devrine ait olan ve günümüz Avrupa Hukukunun temelini oluşturan hukuk kaynağıdır. Roma İmparatorluğu dönemine ait ilk yazılı kanunlar olan 12 Levha Kanunları, Roma toplumundaki Patrici ve Pleb arasındaki sınıf mücadelesi sonucu hazırlanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Roma hukuku</span> Antik Romanın hukuk sistemi

Roma hukuku, Antik Roma'nın hukuk sistemidir. Kamu hukuku ve özel hukuk ayrımına dayanmaktadır. Bu ayrım ilk kez Roma hukukunda yapılmıştır.

Tacir ya da tüccar, başkası tarafından üretilen malların ticaretini yapan kimse.

<span class="mw-page-title-main">Üretim araçları</span> Varlık oluşturma amacıyla kullanılan insan dışı araçlar

Üretim araçları, somut ve insansız girdilerin -fabrikalar, makineler ve gelir meydana getirmede kullanılan araçlar- üretim sürecinde kullanılması. Marksizm, terim olarak üretim araçları sermaye, toprak, emek ve hammaddeden oluşan ve artık değer üretiminde kullanılan ögelere tekabül eder. Üretim araçlarını elinde tutanlara "kapitalist" ya da "burjuva", kendi emeğini bile bir üretim aracı kullanma yetisinden arındırılmış ve mülk sahibi olmayan insan topluluğuna da "proleterya" denmektedir.

Ticari işletme, insanların oluşturduğu bir pazarın, piyasası olan gereksinimlerini, yani iktisadi anlamda talebi, karşılama ve bu arzdan kâr etme amacı güden kuruluşlardır.

Ekonomik sistem, bir toplumda mal ve hizmetlerin üretimini, ticaretini, dağıtımını ve kaynakların üretime tahsis edilmesini düzenleyen, ayrıca üretimi kimlerin yapacağına karar veren uygulama ve ilkeler bütünüdür.

Sosyalist hukuk, komünizmin hakim olduğu eski SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinde ve günümüzde Küba, Kuzey Kore ve yumuşatılmış şekilde Çin'de uygulanan Marksist-Leninist ideolojiye dayalı hukuk sistemi.