İçeriğe atla

Tarih öncesi Asya

  Kuzey Asya
  Orta Asya
  Doğu Asya
  Batı Asya
  Güney Asya
  Güneydoğu Asya

Tarih öncesi Asya, yazı sistemlerinin icadından veya kayıtlı tarihin belgelenmesinden önceki dönemlerde Asya'daki insan varlığını ifade eder. Buna, şu anda veya geleneksel olarak Asya kıtası olarak kabul edilen Avrasya kara kütlesinin bazı kısımları da dahildir. Kıta genel olarak Ural Dağları, Kafkas Dağları, Hazar Denizi, Karadeniz ve Kızıldeniz'in doğusunda yer alan Büyük ve Hint okyanusları ile Kuzey Buz Denizi arasında sınırlanan bölge olarak tanımlanmaktadır.

Genel bakış

Eski Dünya karalarından biri olan Asya, dünyanın en büyük kıtasıdır. Doğuda Büyük Okyanus, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, güneyde Hint Okyanusu ile sınır olan kıtanın batısı ise kuzeyden güneye doğru uzanan Ural Dağları, Karadeniz, Ege Denizi ve Kızıldeniz boyunca uzanır.

Çok büyük bir alana yayılmış olan Asya kıtasında dünyanın en yüksek dağları bulunur. Yine dünyanın en geniş ve en kurak çölleri bu kıtada yer alır. Engin ovaları, yağmur ormanları, tropikal alanları, zengin bitki, hayvan ve maden kaynakları açısından bölgesel büyük farklılıklar gösteren bir kıtadır.

Kıtanın bu genel görünümü kronolojik olarak Homo erectus kanıtlarının ilk ortaya çıkmasından çok daha geç tarihi çağlara kadar, bölgede 2 milyon yıllık bir geçmişi kapsar. Bu geniş zaman aralığı içinde, insanın yeryüzündeki dağılımı ile ilgili bölgeler arası kontağın dikkate değer kanıtları ticaret yolları ve çok daha sonra imparatorluk saraylarına kadar insanlığın kültürel gelişiminin tüm safhalarıyla ilgili arkeolojik belgeler oldukça çoktur ve günümüze kadar korunagelmişlerdir.

Asya'nın en eski yerleşimleri yaklaşık 2 milyon yıl önce Homo erectus tarafından yapılmıştır. Bu iskân tartışmalı olarak 200.000-58.000 yıl öncesine kadar uzanır. Homo erectus fosil kalıntıları oldukça seyrek bulunurken, bu dönem müddetince tüm bölgelerde ortaya çıkan sitler klasik Alt Paleolitik taş alet buluntu topluluklarını içerirler. Homo erectus'un bulunduğu belli başlı sitler:

  • Mojokerto: Cava adasının doğusunda yer alır. 1936 yılında Mojokerto çocuğu olarak adlandırılan 3 yaşındaki bir çocuğa ait Homo erectus kafatası bulunmuştur. Bu buluntu günümüzden 1.800.000 yıl öncesine tarihlenmektedir.
  • Lantiyen: Çin'de Sarı Irmak'ın orta kısımlarında yer alan bir açık hava sitidir. Homo erectus'a ait bir alt çene ve kafatasının üstü bulunmuştur. Kafatası parçası 800.000, alt çene 500.000'e tarihlenmiştir. Kafatası deforme olmuş ve tam değildir. Lantiyen insanı olarak bilinen buluntu çok arkaik karakterler gösterir.
  • Zhoukoudian Lokalite I: Çin'de Pekin'in 47 kilometre güneybatısında bulunur. Zhoukoudian'deki stratigrafik mağara ve yarılmış dolgular bilimsel olarak ilk defa 1927 yılında incelenmiştir. Çinli ve Avrupalı bilim adamları tarafından yıllardır sürdürülen kazılar çok sayıda insan fosili, özellikle de Homo erectus fosil kalıntıları vermiştir. Zhoukoudian'in I. Lokalitesi en azından tabakalaşarak dolmuş 17 seviyeli karstik bir mağara sitidir. Bu seviyelerden en üstteki 13'ü en azından 40 Homo erectus bireyinin kalıntıları, büyük ocak izleri, hayvan kemikleri ve bazı bitki kalıntılarının yanı sıra 100.000'den fazla yontma taş aleti de içerir. Bu tabakalardan uranyum serileri, fizyon izleri ve TL yaşları, Lokalite I'deki iskanın GÖ 460.000 ve 230.000 yılları arasında olduğunu göstermiştir. Orta Pleistosen'in oldukça nemli ve sıcak bir dönemi sırasında insanların periyodik olarak bu mağarayı iskân ettiği anlaşılmıştır.

Asya'da arkaik Homo sapiens'in görünüşü gerçekten problemlidir. Çin'de GÖ 280.000-100.000 yılları arasına tarihlenen çok sayıda sit vardır. Bunların en önemlileri Dali, Jinniushan, Hexian, Dingcun ve Maba'dır. Ancak arkaik Homo sapiens fosil verilerinin çok az ve ikna edicilikten uzak olması nedeniyle bu konudaki çalışmaların daha çok bu insanların Asya kıtasına intikalleri konusuna yönelmiş olduğu belirtilmektedir. Söz konusu Çin açık hava sitlerine ilaveten Kore'de de 3 mağara siti vardır ve bunlar GÖ 200.000-50.000 arasına tarihlendirilmişlerdir. Bu mağara sitlerinin isimleri Yanggok-dong, Daehyun-dong ve Dokch'on'dur.

Fosil kalıntılar bir yana bırakılacak olursa söz konusu dönem müddetince baştan aşağı tüm Asya'da bölgesel farklılıklar ve çok uzun bir süreç gösteren kıyıcı ve kıyıcı alet gelenek vardır.

Yaklaşık 50.000 yıl önce Asya'nın her tarafında görülen önemli değişiklikler, anatomik olarak modern Homo sapiens'lerin kıtayı işgalleriyle oluşmaya başlamıştır. Bu değişim teknolojik olarak da kendini gösterir. Çok amaçlı aletlerin yapımında kullanılan ve mikro dilgilerle takip edilen dilgi üzerine yapılmış taş aletler kendini göstermeye başlar. Bir genellemeye gidilecek olursa tipik bir şekilde görülen avcı-toplayıcı ekonomiyle ilgili veriler kıtanın güneyinde, kuzeyinde ve doğusunda önemli sayıda sitlerden elde edilmiş bulunmaktadır. Örneğin; güneyde Sri Lanka'dan Sanghao Mağarası (GÖ 38.000-18.000) ve kuzeyde Moğol steplerinde Sjara-osso-gol (GÖ 50.000-30.000) bunlardan ikisidir. Aynı tür ekonomi doğuda Japonya'da GÖ 50.000-12.000 arasına tarihlenen sitlerden de bilinmektedir. Mağara ve kaya sığınaklarında mükemmel bir şekilde korunmuş olan dolgular, yontma taş aletlere bağlı olarak çok karmaşık kültür materyali gösterirler. Bitkisel ve faunasal kalıntılar yabani bitki yiyeceklerinin, büyük ve küçükbaş hayvanların, balıkların ve denizel kökenli kabuklu hayvanların mevsimsel olarak kullanıldıklarına işaret ederler. Bu ekonomik geleneğin Güneydoğu Asya'nın kıyı bölgeleri ile Japonya'da, Güney Asya iç bölgeleri ve Kore Yarımadası'ndakilerden çok dama uzun sürdüğü görülmektedir.

Örneğin Japonya'da Jomon Dönemi GÖ 12.000 civarında başlayan ve basit bir çanak-çömlek üretimiyle GÖ 2200'de sona eren bir kültürdür. GÖ 2200'lerde pirinç tarımı ve metalürji Kore Yarımadası'nda gelişmeye başlamaktadır. GÖ 13.000'den sonra Japonya'da Erken Holosen Dönem'de gelişen kültürler topluca Jomon olarak bilinirler.

Sabit adaptasyonun benzer örnekleri aynı zamanda Tayland'da Ruh Mağarası ile Banyan Vadisi Mağarası ve birçok Vietnam sitinde de kaydedilmiştir. Bu örnekler GÖ 13.000-7.200 yılları arasında gelişen ve Hoabinhian olarak adlandırılan bir kültüre aittirler. Hoabinhian terimi yaklaşık GÖ 13.000'den M.Ö. 3000'den sonra pirinç tarımının yapılmasına kadar Kuzey Sumatra ve Güneydoğu Asya anakarasındaki mağara ve açık hava sitlerinde bulunan arkeolojik buluntu topluklarını ifade eder.

Yaklaşık GÖ 14.000'den sonra başlayan bitki toplayıcılığından bitki üreticiliğine geçiş Güney Asya'da ve Çin'de birkaç yerde olmuştur. Çeşitli bitki ve farklı bölgelerde hayvan evcilleştirilmesine dayanan bir tarımsal ekonomiye geçiş esasen GÖ 9000'lerde tamamlanmıştır.

Güney Asya

Güney Asya'da en eski insan yerleşimleri çok iyi bir şekilde tanımlanamamıştır. İnsan evrimiyle ilgili en önemli kanıtlardan biri Sivalik Tepelerinde ele geçen Miyosen'e ait fosil hominoid kalıntılarıdır. Paleoantropolojik araştırmalar son 40 yıldır Pakistan, Keşmir ve Hari Talyanagar'da sürdürülmektedir. Fosil maymunlar Ramapithecus ve Sivapithecus genuslarına aittir. Bu türler daha çok modern gibbonlara daha yakındırlar. Bu fosil kalıntılar yaklaşık 11.8 milyon yıl ile 7.2 milyon yıl arasına tarihlenirler.

Bölgenin Pleistosen dönemine ait buluntularından en iyi belgelenmiş insan fosili Narmada yatağında bulunan arkaik Homo sapiens'tir. Olasılıkla arkaik Homo sapiens'e ait ikinci bir hominid fosili, Afganistan'da Darra-i-Kur Orta Paleolitik taş endüstrisi ile bulunmuştur. Bu bölgede fosil insan kanıtları eksik olmasına karşın Alt Paleolitik aletlerin bolluğu tam bir tezat teşkil eder. Çekirdek biçimli iki yüzeyliler, tek ve iki yüzden kıyıcıları içeren yüzlerce sit vardır. Alt Paleolitik aletler Sind'in güneyi, Belucistan, Bangladeş ve Sri Lanka hariç Güney Asya'nın birçok önemli bölgesinde saptanmıştır.

GÖ 2 milyon yıla tarihlenen aletler, Pakistan'ın Pothohar Platosu'nda Rivat'ta bulunmuştur. Ancak bu bir iddiadır ve devam eden araştırmalarla aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Çirki ve Paisra'da yapılan sistematik kazılar in situ oturma ve çalışma tabanları meydana çıkarmıştır. Doğu Hindistan kıtanın içlerine kadar uzanan Hoabinhian alet yapım tekniğine ait kanıtlara sahiptir.

Güney Asya'nın Orta Paleolitik dönemi yaygın bir şekildeki yerleşim yerleriyle belgelenmiştir. Fakat Darra-i-Kur buluntuları hariç insan fosilleriyle bir birliktelik yoktur. Yontma taş endüstri sınırlı sayıda Levallois kanıtlar gösteren bir yonga endüstrisidir. Orta Paleolitik sitler Belucistan ve Doğu Hindistan hariç, Güney Asya'nın çoğu ana bölgesinden bilinmektedir. Ancak Orta v malzemenin genelinde gözle görülür bir tipolojik farklılık vardır.

Güney Asya'nın Üst Paleolitiği ise Orta Paleolitiği kadar iyi belgelenememiştir. Gücerât, Racastan, orta ve doğu Hindistan'ın tepelikli alanlarındaki birçok sitte ve Pakistan'ın Potvar Platosu'nda ayrıca çok tanınmış bir sit olan Sri Lanka'daki Sanghao Mağarası'nda Üst Paleolitik görülür. Bu sitlerden bazıları prizmatik çekirdeklerden çıkarılmış dar-uzun dilgiler içerir. Diğer sitlerde örneğin Sanghao Mağarası'nda taş aletler küçük düzensiz yongalardan oluşur. Bu mağaradan alınan bir seri C14 yaşı tutarlı sonuçlar verir ve mağaranın derin bir şekilde tabakalaşmış dolguları yaklaşık GÖ 40.000-20.000 arasına tarihlendirilmiştir.

Güney Asya'nın Mezolitiği en iyi Sri Lanka'dan bilinmektedir. Bu döneme ait 32 adet C14 yaşı vardır. Batadombalena ve Belilena mağaralarından alınan bu yaşlar GÖ 28.500-10.000 yılları arasındadır. Güney Asya'da anatomik olarak en eski modern Homo sapiens GÖ 28.5000'e tarihlendirilmiş seviyelerle birlikte Batadombalena'dan elde edilmiştir. Ayrıca Sri Lanka'da Fa Hien Mağarası'nda daha erkene tarihlenmiş insan fosilleri bulunmuştur ki bölgenin tarih öncesi yaşantısı GÖ 31.000'lere kadar gerilere çekilmiştir. Günel Asya Mezolitik buluntu toplulukları mikro dilgi, lünet, yarımay, üçgen, trapez ve mikrolitik alet takımının geri kalan elemanlarını içerir. Bunların bazıları Erken Holosen ve Geç Buzul periyodunun sonuyla çağdaş avcı-toplayıcı toplulukların sitlerinden elde edilir.

Mikrolitik alet çantası sadece avcı-toplayıcı olan toplulukların değil, birçok topluluklar tarafından kullanılmıştır. MÖ 6000'lerde mikrolitik alet kullananlar aynı zamanda büyükbaş sığır, koyun ve keçi sürülerini güdüyorlardı.

Güneydoğu Asya

Güneydoğu Asya'da arkeoloji, Fransız koloni sömürgeciliğinin yayılımı sırasında yüzyıl öncesinde başlamıştır. 1870'li yıllarda yapılan kazılar ve yüzey araştırmaları Avrupa'da aynı zamanla paralel bir ardıllık gösterir. Ancak bazı kronolojik konular bugüne kadar hala çözümlenememiştir. En basit konularda bile bir fikir birliği yoktur.

Geç Pleistosen çok az bilinmektedir fakat Lang Rangrien sığınağında yapılan çalışmalar sonucu GÖ 37.000'e ait bir yaş elde edilmiştir. Malay Yarımadası'ndaki bu sığınak deniz seviyesinin çok daha alçak ve iklimin olasılıkla daha soğuk ve kuru olduğu bir dönemde aralıklarla iskân edilmiştir.

Denizin yükseldiği yani iklimin daha sıcak ve daha rutubetli olduğu Holosen'de bölgenin yerleşme açısından çekiciliği devam etmiştir. Bu döneme ait yani Geç Pleistosen-Erken Holosen kontekste ait olan sitler aynı zamanda Vietnam'da da bulunmuştur. Vietnam'da bunlar Sơn Vi kültürü olarak bilinir. Con Moong Mağarası'nda, Sơn Vi taş endüstrisi Hoabinhian'a atfedilen materyalin altında tabakalamıştır. Kızıl Nehir vadisinde, Vietnam'ın kuzeyinde yontma taş endüstrisi hem çakıl taşı hem de kuvars ve kuvarsit yongalar üzerine yapılmış olan Sơn Vi kültürü, Hoabinhian kültürün habercisi olarak bilinir. Bu kültürün yaşlandırılması MÖ 120.000-9.000 arası olarak kabul edilse de tartışmalıdır.

Hoabinhian kültür orijinal olarak Kuzey Vietnam'daki çok sayıda kaya sığınağında devam eden kazılar sonucu tanımlanmıştır. Madeleine Colani'nin keşfettiği taş endüstri bir kenarı boyuncu yongalanmış çakıllar ve zengin bir kemik endüstrisi, avcılık, balıkçılık ve toplayıcılığa dayalı bir geçim ekonomisine işaret etmektedir. Kültürün ilk safhaları yaklaşık MÖ 11.000'e tarihlenmiştir. Kızıl Nehir çevresindeki platolarda bu endüstrinin sonu GÖ 5000'e tarihlenmiştir. Bu tarihte çanak-çömlek, cilalı taş baltalar ve öğütme taşları yapımına bir eğilim vardır. Bununla birlikte, yiyecek üretiminin herhangi bir formu için inandırıcı bir kanıt ile karşılaşılmamıştır.

Orta Asya

Araştırılan bölge batıda Hazar Denizi'nden doğuda Pamir Dağları ve Tanrı Dağlarına, kuzeyde İrtiş nehri ve güney Ural yamaçlarından, güneyde Pamirler ve Kopet Dağlarına kadar uzanan alanları kapsar. Burası çok değişken iklim koşullarının olduğu bir alandır. Bu alanın farklı bölgeleri, farklı jeolojik ve çevresel özelliklere sahiptir. Genel olarak Orta Asya'nın Geç Senozoyik dönemi palinolojik renk skalasında açık bir şekilde gösterilen iklimin artan kuraklığı ile karakterize edilir. Aynı zamanda hem Pleistosen hem Holosen dönemler, ilk insanlar için yeterince uygun olan nispeten daha nemli dönemlere tanıklık etmişlerdir. Holosen'in varlığı, mağaraları ve açık hava yerleşimlerini, değişik süreli ve değişik amaçlı işlik yerlerini ve atölyeleri kapsayan birçok Paleolitik sitlerle belgelenmektedir. Bu oluşumların bazıları sadece tek tip taş aletler verirken, diğerleri ise on binlerce etkili buluntularla bilinirler. Sitlerin çoğu bölgenin güneydoğusundaki dağlık bölümünde yoğunlaşır fakat aynı zamanda batı ve kuzeydeki çöllük alanlarda da Paleolitik sitlerin kesin izleri vardır.

Orta Asya'nın en eski yerleşimi, Güney Tacikistan'daki Kuldara'dır. Sitin arkeolojik koleksiyonu büyük değildir. Yassı ve yuvarımsı çakıllardan yapılmış 52 adet küçük ve kaba alet bu sitin malzemesini oluşturur fakat Tacik Çöküntüsü'nün tabakalaşmış ve iyi çalışılmış lös depolarında derince gömülmüş olan Paleosoller 12-11 ile bu buluntuların birlikteliği, onların kronolojisinin kurulması için benzersiz bir fırsat sağlar. Kuldara, kesin olarak Alt Pleistosen'in sonuna yani yaklaşık GÖ 850.000- 800.000 arasına tarihlenebilir. Bunun anlamı ise bölgede ilk insanın 800.000 yıl öncesinde görünmesidir. Eldeki veriler ışığında bu tarih Asya'daki en eski arkeolojik sitlerin kronolojisi için oldukça mantıklı görünür. Çin, Endonezya, Hindistan ve Pakistan'dan elde edilen hominid kemikleri ve sözde taş aletler için 1,5 milyon yıl öncesinden daha eski ve hatta 2 milyon yıl öncesi olarak iddia edilen tarihler bir zaman kontrolüne dayanmamasına rağmen en azından Alt Pleistosen'in sonu için az da olsa bir şüphe vardır. Güney ve Doğu Asya şimdiden bir ya da daha fazla insan etkileşimine tanıklık eder.

Kuldara'nın bölgenin tek Alt Pleistosen siti olduğu görülür. 600.000 yıldan daha eski olabilecek Tacik Çöküntüsü'nün 9-8 Paleosollarından elde edilen tek izole buluntular, Kuldara ile Karatau 1, Lakhüti, Obi-Mazar gibi Orta Pleistosen'in ikinci yarısına ya da ortasına tarihlenen buluntu toplulukları arasındaki boşluğu doldurur. Bu buluntu toplulukları, Doğu Asya ve Hindistan'ın kuzeyinden bulunanlara benzer, kaba yonga aletler ve kıyıcıların olduğu yontuk-çakıl endüstrilerini verirler.

Bir diğer çok önemli Alt Paleolitik sit, deniz seviyesinden yaklaşık 2000 metre yükseklikte Soh nehri vadisinde bulunan Kırgızistan'daki Sel-Ungur mağarasıdır. Faunal malzemeyle birlikte palinolojik veriler, üst kültürel tabaka üzerindeki kattan alınan bir traverten örnek üzerine elde edilmiş GÖ 126.000 ± 5000 veren bir uranyum-toryum yaşıyla bütünüyle uyuşan Paleolitik tabakalar için Orta Pleistosen çağı işaret eder. Taş aletler ve hayvan kemiklerine ilaveten mağara dolguları, bazı insan ve insan olduğu varsayılan kalıntıları da içerir: dişler, bir kol kemiği parçası ve artkafa kemiği olabilecek bir parça.

Bu buluntuları çalışan paleoantropologlar, Sel-Ungur hominidlerini bazı gelişmiş özelliklere sahip Homo erectus'un örnek olarak gösterilebilecek yerel özelleşmiş bir türü olarak düşünürler. Aletler; kıyıcıları, basit düz ya da dışbükey kenar kazıyıcıları, çontuklu ve dişlemeli aletleri, düzeltili yongalar ve parçalarını kapsar. Ayrıca, en azından bir nacak tanımlanabilmiştir. Sel-Ungur'un hafirleri, endüstriyi Aşölyen olarak kabul etme eğilimindedirler ama bir yandan gerçek iki yüzeyli aletlerin yokluğu ve öte yandan Tacik Çöküntüsü'nün yontuk çakıl buluntu toplulukları ile açık benzerliklerinin varlığı böyle bir tanımlamayı eleştiriler karşısında çok zayıf kılar. Sel-Ungur'u Orta Asya'nın Alt Paleolitik yontuk çakıl endüstrileri sınıfına sokmak için daha iyi sebepler olduğu tartışılabilir.

Daha çok Geç Aşölyen'e atfedilen ve Alt Paleolitik döneme ait olduğu düşünülen sitlerin birkaçı Orta Asya'nın batı ve kuzeyinde, Türkmenistan'ın ve Kazakistan'ın kurak stepleri ile çöllerinde keşfedilmiştir. Yandaja (Batı Türkmenistan), Esen (Karakalpakistan), Mugojar, Vişnevka (Kazakistan) ve bazı öteki konumlardan elde edilen koleksiyonlar gerçek el baltalarını da içeren çok sayıda ve farklı tiplerde iki yüzden çalışılmış formları kapsar. Bunların tamamı yüzey buluntularıdır ve jeolojik yaşı tatmin edici bir biçimde saptanamaz.

Bir yandan yontuk çakıl endüstrilerinin coğrafik dağılımı, öte yandan el baltası buluntu toplulukları, bir doğu-batı karşıtlığının varlığını göstermesi açısından ilginçtir. Bilinen tüm el baltaları batıda ve kuzeydedir fakat çekirdek ve yonga endüstrileri güneydoğuda yoğunlaşırken, el baltaları güneydoğuda neredeyse hiç yoktur. Bu fenomenin mümkün olabilecek yorumlarından biri, Orta Asya'nın batı ve kuzey kısımları aslında Kafkasya'dan gelen hominidler tarafından yerleşilmişken Orta Asya'nın güneydoğu kısımlarının ilk yerleşimcilerinin ise Doğu Asya'dan (yontuk çakıl endüstrileri baskındır) gelmiş olabilecekleridir. Yine de ekolojik yorum eşit bir olasılığı gösterir: Çekirdek ve yonga endüstrilerinin neredeyse yalnız dağlık alanlarla ve el baltalarının ise ovalarla ilişkili olduğu işaret edilmektedir.

Kaynakça

 İşbu madde Harun Taşkıran tarafından CC BY 4.0 lisansı altında yayımlanan metin içermektedir.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Eski Taş Çağı</span> çağlar

Kaba Taş Devri, Yontma Taş Devri veya bilimsel adıyla Paleolitik Çağ olarak tanımlanan Eski Taş Çağı günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce başlamış ve 12.000 yıl önce son bulmuştur. Ancak verilen bu tarihlerin dünya geneli içinde geçerli olduğunu ve yerel olarak değişmeye açık bulunduğunu da belirtmek gerekir. İnsanlık tarihinin %99'u gibi çok büyük bir bölümünü kapsayan bu çağ, aynı zamanda ilk insan atalarının ortaya çıkışı ve ilk aletlerin üretimi yoluyla insanın kavrama yeteneği ve temsil etmesiyle de söz konusu tarihin gelişimi içinde çok önemli bir yer tutmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Aşölyen</span>

Aşölyen, Paleolitik Çağ'da Homo sapiens ve Homo erectus'un el baltaları ve yongalardan hazırlanmış kesici alet kullanımıyla standartlaştırdıkları kültürdür. Adını Fransa, Somme'daki Saint-Acheul'den alır.

<span class="mw-page-title-main">İnsanın evrimi</span> anatomik olarak modern insanların ortaya çıkmasına yol açan evrimsel süreç

İnsanın evrimi, modern insanın evrimsel kökenini ve ne tür evrimsel süreçlerle ortaya çıktığını incelediği gibi insanın en eski atalarını ve atasal kökenlerini de konu edinir. Bunun yanında insanla ortak ataları paylaşan ve insan ile yakın akraba olan türlerin evrimini ve kökenini de araştırır. İnsan evrimi, konu olarak 1863 yılında T. H. Huxley tarafından oluşturulan bilim dalı primatolojiyi ve günümüz maymunlarının tüm canlılar ile onların eski atalarının fosillerini de dikkate almaktadır. Bunun yanında insanın evrimsel tarihi üzerindeki çalışma ve araştırmalar fiziksel antropoloji, paleoantropoloji, primatoloji, arkeoloji, dilbilim, genetik ve embriyoloji dâhil olmak üzere birçok bilimsel alanı de içerir.

<span class="mw-page-title-main">Karain Mağarası</span> Döşemealtıda bir mağara

Karain Mağarası, Türkiye'nin en büyük doğal mağaralarından biridir. Denizden yüksekliği 430-450 metredir. Antalya'nın 30 km kuzeybatısında eski Antalya-Burdur kara yoluna 5–6 km uzaklıkta bulunan Yağca mahallesi sınırları içinde bulunur. Antalya-Burdur kara yolunun 13. km'sinde Karain işaret levhasından sola dönülerek Karain Mağarası yoluna girilir. Antalya'ya uzaklığı 27 km'dir.

<i>Homo</i> i̇nsan ve yakın akrabalarını içeren insansı cinsi

Homo, modern insanı ve yakın akrabalarını içeren insansı cinsine verilen ad. Cinsin üyeleri genelde "insan" adıyla birlikte anılır. En erken üyesi, en eski kalıntıları 2.3 milyon yıl öncesine tarihlenen Homo habilis olup modern insan dışındaki yaşayan son türü olan Homo neanderthalensis'in (Neandertal) yaklaşık 40.000 yıl öncesine kadar yaşadığı düşünülmektedir. Homo floresiensis türünün ise 50.000 yıl öncesine kadar var olduğu düşünülüyor. Homo, Paranthropus cinsi ile birlikte, muhtemelen Australopithecus africanus ile kardeştir ve kendisi de Pan soyundan, şempanzelerden ayrılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Yarımburgaz Mağarası</span>

Yarımburgaz Mağarası, 400.000 yıllık geçmişiyle dünyanın en eski yerleşim yerlerinden olan ve 2001 yılında 1. Derece Arkeolojik-Doğal Sit Alanı statüsüne alınan bir mağaradır. Mağara Afrika'dan dünyaya yayılan Homo erectus'un Avrupa'ya geçiş rotasındaki yerleşimlerinden biridir.

<i>Homo heidelbergensis</i> soyu tükenmiş insan türü

Homo heidelbergensis, Pleyistosen'de yaşamış, soyu tükenmiş insan (Homo) türü. Kalıntıları ilk kez 1907 yılında Heidelberg yakınlarında bir taş ocağındaki çene kemikleri ile keşfedilmiştir. Bulunan çene, modern insanlar gibi küçük dişli olsa da modern insanın aksine çene kemikleri fazlasıysa geniş ve ağırdır.

<span class="mw-page-title-main">Fa Hien Mağarası</span>

Fa Hien Mağarası, aynı zamanda Pahiyangala Mağarası, Sri Lanka'nın Batı Eyaleti, Kalutara ilçesinde yer alan bir mağaradır. Yerel bir efsaneye göre, adını geçmiş bir tarihte ikamet eden Budist keşiş Faxian'ın adından almıştır. Ancak bu efsaneyi destekleyecek arkeolojik veya tarihi kanıtlar bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 1960'larda, 1980'lerde ve 2013'teki kazılar sırasında mağaranın çökeltilerinde Geç Pleistosene tarihlenen fosilleşmiş insan iskelet kalıntıları keşfedildiğinden, site arkeolojik öneme sahiptir.

<span class="mw-page-title-main">Güney Asya Taş Devri</span>

Güney Asya taş devri Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik çağları kapsar. Modern İnsan'dan önce Homo Erectuslar varlık gösterdi. 75.000 yıl önce günümüzden ilk defa Homo Sapiensler geldi. Paleolitik çağ MÖ 2.500.000 - 250.000 yılları arasında yaşanmıştır. Neolitik çağ ise 10.800 - 3300 yılları arasında yaşanmıştır. 9000 yıl önce ise yerleşik hayata geçiş yapıldı.

<span class="mw-page-title-main">Ndutu kafatası</span> Tanzanyada bulunan erken insan kafatası

Ndutu kafatası, Kuzey Tanzanya'daki Ndutu Gölü'nde bulunan, Orta Pleistosen'den bir geç Homo erectus, Homo rhodesiensis, veya erken Homo sapiens'e çeşitli şekillerde atanan bir hominin kısmi kafatasıdır. 2021 yılında, yeni tanımlanan Homo bodoensis türüne ait olabileceği önerildi.

Apidima Mağarası, Güney Yunanistan'da, Mani Yarımadası'nın batı kıyısında yer alan ve dört küçük mağaradan oluşan bir komplekstir. Mağaranın sistematik olarak incelenmesi sonucunda Paleolitik çağa ait Neandertal ve Homo sapiens fosilleri ortaya çıkarıldı.

<span class="mw-page-title-main">Kozarnika</span>

Kozarnika veya Peshtera Kozarnika, kuzeybatı Bulgaristan'da Alt Paleolitike kadar erken bir tarihe tarihlenen, barınak olarak kullanılmış bir mağaradır. Cebelitarık rotasından önce, Balkanlar aracılığıyla Afrika'dan Avrupa'ya erken insan göçünün ilk rotalarından birisi üzerinde yer alır. Mağara muhtemelen insanlara ait sembolik davranışların en eski kanıtlarına ev sahipliği yapmaktadır ve en erken Avrupa Gravette çakmak taşı toplulukları Kozarnika'da bulunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Romuald Mağarası</span>

Romuald Mağarası, Hırvatistan'ın Istria İlçesinin batı kesiminde, güneydoğu Avrupa'da bilinen en eski mağara resimlerinin yanı sıra hem hayvan hem de insan Üst Paleolitik yerleşiminin izlerini içeren bir mağaradır. Mağaradaki araştırmalar 19. yüzyılın sonlarından beri sürdürülmekte olmasına rağmen, resimler 2010 yılında Profesör Darko Komšo tarafından bulundu, bulgular 2019'da Antiquity'de yayımlandı.

<span class="mw-page-title-main">Petralona mağarası</span>

Petralona mağarası, ayrıca Kızıl Taşlar Mağarası olarak da bilinir, Yunanistan'ın Halkidiki yarımadasındaki Selanik şehrinin yaklaşık 35 kilometre (22 mi) güney doğusunda, Petralona köyünün yaklaşık 1 kilometre (0,62 mi) doğusunda, Katsika Dağı'nın batı eteğinde deniz seviyesinden 300 m (984 ft) yükseklikte yer alan bir karstik oluşumdur. 1960 yılında fosilleşmiş bir arkaik insan kafatası bulunduğunda bölge halkın dikkatini çekti. Mağara, erozyon nedeniyle kayada yarıklar oluşmasından sadece bir yıl önce (1959) tesadüfen keşfedilmişti. Etkileyici sarkıt ve dikit oluşumlarıyla dikkat çeken ve yoğun miktarda fosil barındıran mağara kısa sürede jeologları ve paleontologları kendisine çekti. Onlarca yıl süren kazılardan sonra mağara halka açıldı ve bilimsel çalışmalara ait belgeler bitişikteki bir arkeoloji müzesinde sunulmaya başlandı.

<span class="mw-page-title-main">Okladnikov Mağarası</span>

Okladnikov Mağarası ,güney Sibirya, Rusya'daki Altay Krayı'nda, Soloneshensky Rayonu'ndaki Altay Dağları'nın eteklerinde bulunan bir paleoantropolojik sit alanıdır. Mağara güneye bakar ve aşağıdaki Anuy Nehri'nin bir kolu olan Sibiryachikha Nehri vadisinin sol kıyısından yaklaşık 14 metre (46 ft) yukarıda yer alan Devoniyen bir karstik yamaçta bulunur.

<span class="mw-page-title-main">Risovača Mağarası</span>

Risovača Mağarası, Sırbistan'ın merkezindeki Aranđelovac kasabasının tam girişinde, Kubršnica nehri vadisinin 17 metre (56 ft) yukarısında yer alan bir mağaradır. Kragujevac yakınlarındaki Gradac Mağarası'nın yanı sıra Sırbistan'daki Paleolitik döneme tarihlenen en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Keşfi, Sava - Tuna hattının güneyindeki Paleolitik kültürün varlığını doğruladı ve Avrupa'daki tarih öncesi insanların yaşamı hakkında yeni bilgiler sağladı.

<span class="mw-page-title-main">Betal Kaya Sığınağı</span>

Betal Kaya Sığınağı, aşağı Pivka Nehri Vadisi'nin güneydoğu kenarında, Postojna'dan Bukovje'ye giden yolun hemen üstündeki bir yamaçta yer alan bir karstik mağara; taş alet kalıntıları, eserler ve çağdaş hayvanların sayısız fosilleşmiş kemikleri ile zengin kültürel tortu katmanlarının bulunduğu bir sit alanıdır. Girişi, Pivka Nehri'nin suları tarafından oyulmuş 174 m (571 ft) uzunluğundaki mağaranın tavanının çökmesiyle oluşmuştur.

Çirki, Hindistan'ın Carkhand eyaletinin Giridih bölümü Dumri alt bölümünün Pirtand blokuna bağlı bir köydür. En yakın tren istasyonu Parasnath'ta olup köye 19 kilometre mesafededir. 2015 itibarıyla nüfusu 13.601 olarak tespit edilmiş olup Pirtand ile komşudur.

<span class="mw-page-title-main">Tarih öncesi Afrika</span>

Tarih öncesi Afrika, yazı sistemlerinin icadı ve kayıtlı tarihin belgelenmesinden önceki dönemlerde Afrika'daki insan varlığını ifade eder.

<span class="mw-page-title-main">Olduvai Geçidi</span>

Olduvai Geçidi ya da Oldupai Geçidi, dünyadaki en önemli paleoantropolojik bölgelerden biri olup burada açığa çıkarılan pek çok alana erken insan evriminin anlaşılması adına paha biçilemez önem atfedilmektedir. Tanzanya'nın kuzey kesiminde yer alan Olduvai Geçidi, Büyük Rift Vadisi'ne yakın bir yerde bulunur. Her ne kadar arkeolojik potansiyeli özellikle 1950'li ve 1960'lı yıllarda Louis ve Mary Leakey'in çalışmalarıyla tanınmışsa da burası ilk kez 1913 yılında Reck isimli biri tarafından keşfedilmiştir. Olduvai Geçidi yaklaşık 15 km uzunluğunda ve 100 m derinliğinde, takriben 2 milyon yıllık bir zaman dilimi içinde çökelmiş göl havzasından kaynaklanan bir seri dolguyu gösterir.