İçeriğe atla

Tarih öncesi Afrika

Homo erectus (sarı), Homo neanderthalensis (turuncu) ve Homo sapiens (kırmızı) türlerinin Afrika'dan dünyaya yayılım yollarını gösteren harita.

Tarih öncesi Afrika, yazı sistemlerinin icadı ve kayıtlı tarihin belgelenmesinden önceki dönemlerde Afrika'daki insan varlığını ifade eder.

2,5 milyon yıldan daha eskiye uzanan insan faaliyetlerinin arkeolojik kayıtları, tropikal Afrika'da dünyanın başka yerlerinden elde edilen kanıtlardan daha çoktur. Günümüzde insan evrimiyle ilgili bilinen en eski kanıtlar, daha çok Doğu ve Güney Afrika'dan elde edilmişlerdir. Ayrıca Etiyopya, Kenya ve Tanzanya'da en erken Australopithecus ve hominid kalıntıları veren ülkelerdir. Söz konusu bu bölge şimdilerde 5-4 milyon yıl gerilere uzanan farklı primat fosil kalıntılarını gittikçe artarak vermektedir. Bipedalizm yani iki ayak üzerinde dik durabilmenin tarihi yaklaşık 2,5 milyon yıl önce Kuzey Kenya'da Turkana Gölü'nün kıyısında bulunan Koobi Fora gibi arkeolojik sitlerde ele geçen taş aletler ve diğer protoinsan (insan öncesi) kültürlerinin ilk ortaya çıkışından daha eskidir. Eskiden sulu ve gölgelik olan kuru dere yataklarında yer alan bu en eski sitler, kırılmış hayvan kemikleri ve kaba taş aletlerin dağınık olarak bulunduğu geçici konaklama yerlerinden daha küçüktür. İlk insanların faaliyetleriyle ilgili kanıtların çoğu, Mary ve Louis Leakey tarafından kazılmış olan Kuzey Tanzanya'daki Olduvai Geçidi'nde I. Yatak'taki klasik sitlerden elde edilmişlerdir.

Tarihlendirmesi 2 milyon yıla yakın olan bu küçük aletler ve dağınık kemikler çok tartışılan bir konudur. Buralarının şimdilerde bir kamp yerinden çok, en erken hominidlerin leş yiyicilerden arta kalan etleri yediği ve sakladığı bir yer olarak kabul edilmektedir.

En eski insanın yaşam biçimi Homo habilis ile birlikte insandan çok daha maymunumsuydu ve olasılıkla diğer hominidler hem yenebilir bitkilere hem de çöplerdeki av etlerine güveniyorlardı. Daha ileri gitmiş olan Homo erectus Afrika'da eski kronolojiye göre yaklaşık 1.8 milyon yıl önce, yeni kabul edilen kronolojiye göre ise 2.6 milyon yıl önce evrimlenmiş gibi görünmektedir. Aynı zamanda bazı Homo erectus grupları Güneydoğu Asya'da da yaşıyorlardı. Bu yüzden eğer bu arkaik insanlar Afrika'da evrimlendiler ise çok süratli bir şekilde Afrika'nın dışına yani diğer tropikal bölgelerin içlerine doğru yayılmış olmalıdırlar. Bazı araştırmacılar kalıntıların çok eksik olmasına karşın Homo erectus hakkında bilinenleri analiz etmişler ve bu insanların 1,5 milyon yıldan daha önce modern formlara doğru çok yavaş bir şekilde evrimlendiğini ileri sürmüşlerdir.

Afrika kıtası dünya prehistoryasında eşsiz bir konuma sahiptir. Afrika'nın eşi benzeri olmayan uzun süreli arkeolojik katlaşımı, hominidlerin ve dolayısıyla onların farklı davranışlarının ilk defa bu kıtada evrimlenmiş olmasındandır. Okuryazarlığın son birkaç yüzyılla sınırlı olmasından dolayı, Yarı Sahra bölgelerdeki arkeoloji son zamanlar için bile bilgilerin baş kaynağıdır. Tepesi karlı buzul dağlarından çok sıcak yağmur ormanlarına ve tamamen bitki örtüsünden yoksun kurak çöllere kadar Afrika kıtasının zengin bir ekolojik çeşitliliğe sahip olması tüm çağlar boyunca insanın yaratıcılığını ve çevreye uyumunu gözlemlemek için emsalsiz bir fırsat sağlar. Bu çevre büyük çaplı endüstrileşme ya da makineleşmiş tarımla değişmemiş, modern çağlara kadar hayatta kalabilmiştir. Bu nedenle geleneksel Afrikalı yaşam biçimlerinin devam etmesi arkeolojik kayıtların yorumuna fevkalade aydınlatıcı bilgiler sağlamıştır.

İnsanlığın ilk dönemleriyle ilgili keşifler, Doğu ve Güney Afrika'da yapılmıştır. Bu bölgelerdeki iklim ve çevre koşulları, en eski hominidlerin kemiklerinin ve onların yapmış oldukları taş aletlerin korunması açısından uygundu. Ayrıca doğal erozyonlar ve mevcut taş ocaklarının faaliyetleri de bunların keşfedilmeleri açısından elverişliydi. Kıtanın bu kısmında yapılan arkeolojik araştırmaların yoğunluğu, en eski hominidlerin Afrika'nın sadece bu kısımlarında sınırlandığı anlamına gelmez. Olasılıkla onların doğuda ve güneyde bulunmalarının nedeni sürekli olmasındandı. Bununla birlikte bu genel bölgedeki çevre koşulları muhtemelen canlıların yaşamları ve faaliyetleri için batıdaki alanlardan daha uygundu.

Kuzey Afrika

Afrika'nın kuzey kısmı Paleolitik dönem açısından önemli bir kara parçası olarak her zaman önemini korumuştur. Zira Afrika'da ortaya çıkan bazı Paleolitik kültürlerin ve fosil insanların Pleistosen dönemlerde bu kıtanın kuzeyinde oluşan bazı kara köprülerinden, özellikle de Cebelitarık Boğazı'ndan Avrupa kıtasına ulaştığı ileri sürülen en büyük tezlerden birisidir.

Ateryen kültür

Orta ve Üst Paleolitik dönemlerde bütün Kuzey Afrika'da yaygın olarak görülen yontma taş alet geleneğidir. Eskiden bu kültüre Kuzey Afrika Musteryeni denilmekteydi ancak bu kültürde klasik Musteryen'de rastlanılmayan bazı unsurlar yer aldığından Ateryen olarak tanımlanması daha doğru bulunmuştur.

Ateryen özellikle Fas, Tunus ve Cezayir'de görülür. Aynı zamanda doğuda Libya'dan Mısır'a, güneyde Sahra'ya ve hatta Nijerya'ya kadar uzanan alanlarda tanınan bir Orta Paleolitik kültürdür. İsmini Cezayir'deki Bir el Ater yerleşiminden almıştır. Bu kültür, iki yüzden düzeltili uçlar ve saplı parçaların varlığıyla karakterize edilir. Yani Ateryen aletlerin ayırt edici özelliği tutmayı kolaylaştırmak için yapılmış sap ya da kulplardır. Bu sap kısmı oluşturma işi özellikle mızrak ve ok başlarında, daha az olarak da kazıyıcılar ve diğer kesici aletlerde uygulanmıştır.

Ok ve yayın ilk kez Ateryen kültürde kullanıldığına inanılmaktadır. Bazı araştırmacılar Ateryen taş aletleri aslında Avrupa'daki Levallois geleneğinin Afrika'daki çöl koşullarına uyarlanmış daha gelişmiş bir biçimidir şeklinde yorumlamışlardır. Aynı zamanda Musteryen kültürün etkilerini de görmek olanaklıdır. Ancak Ateryen endüstrinin evriminde, Musteryen etkilerin yavaş yavaş gerilediği görülür ve iki yüzden düzeltili parçalar çoğalmaya başlar. Musteryen ile Ateryen arasında stratigrafik bir süreklilik olduğuna şüphe yoktur. Bu devamlılık fosil insan kalıntılarının incelenmesiyle de ortaya konmuştur.

Selâ ve Ternifine'de bulunan Homo erectus, Cebel İhud'da bulunan Proto sapiens moustériens ve Dârü's-Sultan ile Harhura'da bulunan Cromagnoides archaiques atériens fosil insan kalıntıları bu konuya açıklık getiren en güzel örneklerdir. Dârü's-Sultan II ve Harhura'da görülen insan yerleşimi düzenlenmiş taş döşemelerle, Taforalt ve Dârü's-Sultan'daki İberomaurisyen'den farklılık gösterir.

Ateryen en azından 40.000 yıl önce görülmüştür. Cezayir Çölü'nde görülenler ise 39.000 ve 38.000'e tarihlenmişlerdir. Yaklaşık 30.000 yıl önce ise Ateryen kaybolur.

Taforalt'ta Ateryen kültürün sonu, Fas'taki Ayn Marûf ve Cezayir'deki Ayn Tagurayt yerleşim yerlerinde elde edilen ve kalibre edilmiş rakamlarla 34.450 ve 32.370'e tarihlenmiştir. Kuzey Afrika'da Ateryen yerini mikrolitik endüstrili İberomaurisyen'e bırakır. Taforalt'a kronolojik olarak bakıldığında son Ateryen yerleşimi ile ilk İberomaurisyen'in görülmesi arasında 10.000 yıllık bir hiatüs (zaman boşluğu) vardır.

Sahra'da Ateryen, batıda Atlantik'ten Mısır'a ve güneye doğru Nijerya'ya kadar her yerde görülür. Kuzey Afrika'nın doğusunda Libya'da da Ateryen kültür tanınmıştır. Çok gelişmiş bir safhası ile de Mısır'daki Harga'da ortaya çıkar. Ateryen kültür bu alanlarda da Kuzey Afrika'da olduğu gibi önemli bir hiatüse uğramış ve özensiz yapılmış bir endüstrinin görünümüyle kötü bir evrimlenmeye maruz kalmıştır. Bunda elverişsiz iklim koşullarının büyük rol oynadığı sanılmaktadır. Mısır'da Sebilyen, Libya'da Dabba uygarlığı (dilgisel bir endüstri) ve Sahra'da henüz bilinmeyen ara safhaların varsayımına karşın şüphesiz Neolitik'tir.

Ateryen'in iki yüzden düzeltilenmiş mızrak uçları çok ince bir yontma tekniği ile üretilmişlerdir. Bu tekniğin uygulanması, Musteryen geleneği gibi daha sonraki alet yapım biçimleri kadar zordur. Yaprak biçimli Ateryen parçalar (bıçaklar) Solutréen dönem bıçaklarına benzetilmiştir. Hatta çoğu kez Ateryen kültürün, İber Yarımadası'na Solutréen dönemden gelmiş olabilecekleri ileri sürülmüştür.

İberomaurisyen kültür

Ateryen kültürün son evresinden itibaren Kuzeybatı Afrika'da görülen bir kültürdür. Özellikle Fas ve Tunus'un denize yakın olan bölgelerinde bu kültüre rastlanır.

İberomaurisyen kültür bir mikrolitik kültürdür. En yaygın alet tipleri arasında sırtlı dilgicikler, ön kazıyıcılar, minik taş kalemler, yarımaylar ve çeşitli geometrik mikrolitler bulunur. Her ne kadar bu alet tipleri Mezolitik ya da Epipaleolitik dönemin tipik unsurları ise de stratigrafi içindeki konumları, bu kültürün Pleistosen dönemin sonlarına ait olabileceğini ortaya koymuştur. Bölgedeki Paleolitik sitlerin tabakalaşmalarına bakıldığında İberomaurisyen'in genellikle Ateryen'den sonra gelen ve olasılıkla da Ateryen'in sonu ile çağdaş olan bir kültür olduğu anlaşılmaktadır.

Kapsa kültürü

Kuzey Afrika'nın iç bölgelerinde rastlanan bu kültür Geç Ateryen ve İberomaurisyen ile çağdaştır. Ancak İberomaurisyen'den kemik endüstrinin ortaya çıkmasıyla farklılık gösterir. Kemik, özellikle bızların yapılmasında kullanılmıştır. Ayrıca Kapsa kültüründe sırtlı dilgicikler ve taş kalemler İberomaurisyen'e göre çok daha yoğun olarak bulunurlar.

Kapsa kültüründe de mikrolitik unsurların bulunması bazı araştırmacılar tarafından Kapsa'nın bir Mezolitik kültür olduğu şeklinde yorumlanmasına neden olmuştur. Ancak, İberomaurisyen'de olduğu gibi Kapsa da bir Üst Paleolitik kültürdür. Bu kültürleri Avrupa Mezolitiği ile karıştırmamak gerekir. Çünkü Kapsa'nın tabakalaşması da Pleistosen'in sonlarında başlar ve bundan dolayı da Üst Paleolitik bir kültür olarak değerlendirilmesi daha doğru olur.

Kapsa ile İberomaurisyen arasında fazla bir fark olmadığı, görülen farklılıkların ise tamamen ekolojik nedenlerden kaynaklandığı artık bilinmektedir. Kapsa kültürü önceleri Cezayir'in güneyindeki yüksek yaylalarda görülmüş ancak bu bölgelerde kışların sert geçmesi nedeniyle insanların bir kısmının kış aylarında sahil kesimine göç ettikleri anlaşılmıştır.

Kaynakça

 İşbu madde Harun Taşkıran tarafından CC BY 4.0 lisansı altında yayımlanan metin içermektedir.

İlgili Araştırma Makaleleri

Tarih öncesi veya Prehistorya, insanlığın yazının bulunmasından önceki dönemidir.

<span class="mw-page-title-main">Eski Taş Çağı</span> çağlar

Kaba Taş Devri, Yontma Taş Devri veya bilimsel adıyla Paleolitik Çağ olarak tanımlanan Eski Taş Çağı günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce başlamış ve 12.000 yıl önce son bulmuştur. Ancak verilen bu tarihlerin dünya geneli içinde geçerli olduğunu ve yerel olarak değişmeye açık bulunduğunu da belirtmek gerekir. İnsanlık tarihinin %99'u gibi çok büyük bir bölümünü kapsayan bu çağ, aynı zamanda ilk insan atalarının ortaya çıkışı ve ilk aletlerin üretimi yoluyla insanın kavrama yeteneği ve temsil etmesiyle de söz konusu tarihin gelişimi içinde çok önemli bir yer tutmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Aşölyen</span>

Aşölyen, Paleolitik Çağ'da Homo sapiens ve Homo erectus'un el baltaları ve yongalardan hazırlanmış kesici alet kullanımıyla standartlaştırdıkları kültürdür. Adını Fransa, Somme'daki Saint-Acheul'den alır.

Orta Taş Çağı, Orta Taş Devri veya Mezolitik dönem, M.Ö. 22.000-10.000. Paleolitik ve Neolitik arası bir geçiş dönemidir. Taştan aletler daha çeşitlidir. Köpek ilk evcil hayvan olarak görülür. Gıda birikimine de başlanır. Mağara resimleriyle ilk resim sanatı ortaya çıkmıştır. Önemli bazı merkezler Samsun Tekkeköy, Karain ve Beldibi'dir.

<span class="mw-page-title-main">Azıh Mağarası</span>

Azıh mağarası ,Azerbaycan'ın güneybatısındaki Küçük Kafkas Dağları'nın güneydoğu yamacında, Karabağ'ın Kuruçay vadisinde, Tuğ çöküntüsünde, Kuruçay nehrinin sol kıyısında, nehirden 3 km uzaklıkta, Kuruçay'ın modern yatağından 100-120 metre yukarıda yer almaktadır. Karabağ'ın Hocavend ilçesinde Azıh ve Salaketin köyleri arasında, Füzuli şehrinden 14 km kuzeybatıda, deniz seviyesinden 900 metre yükseklikte bulunan bir mağara kompleksidir. Azıh mağarasının alanı 800 km²'dir. Burada uzunluğu 600 metreye kadar uzanan 8 koridor bulunmaktadır. Koridorların bazıları 20-25 metre yüksekliğe kadar ulaşmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Orinyasiyen</span>

'Orinyasiyen' (Aurignacian), Üst Paleolitik dönem içinde önemli bir arkeolojik dönemi temsil eder. Bu dönem Erken Avrupa modern insanının (EEMH) ortaya çıkışıyla yakından ilişkilidir ve yaklaşık 43.000 ila 26.000 yıl öncesine kadar sürdüğü tahmin edilmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Arkeolojik sit</span> Geçmişin kalıntılarının korunduğu yer

Arkeolojik sit, geçmişten bugüne izler taşıyan ve arkeolojinin ilgi alanına giren yer ya da yerlerin genel adı. Arkeolojik sit alanları, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre "İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar ulaşan eski uygarlıkların yer altında, yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığı yerleşmeler ve alanları" olarak tanımlanır. Bunun yanında; 'sitin' tanımı, çalışmaya konu olan döneme ve arkeologun kuramsal yaklaşımına bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir.

<i>Homo heidelbergensis</i> soyu tükenmiş insan türü

Homo heidelbergensis, Pleyistosen'de yaşamış, soyu tükenmiş insan (Homo) türü. Kalıntıları ilk kez 1907 yılında Heidelberg yakınlarında bir taş ocağındaki çene kemikleri ile keşfedilmiştir. Bulunan çene, modern insanlar gibi küçük dişli olsa da modern insanın aksine çene kemikleri fazlasıysa geniş ve ağırdır.

<i>Cava insanı</i> Homo erectus alt türü

Cava insanı ya da Cava adamı, 1891'de Endonezya'nın Java Adası'nda bulunan insan (Homo) fosillerine verilen isim. Eugène Dubois'in öncülük ettiği kazı grubu; diş, kafatası parçası ve uyluk kemiği keşfetti. Fosillerin, insanlar ve insansı maymunlar arasındaki "kayıp halka" olduğunu savunan Dubois, türe "Anthropopithecus erectus" ismini verdi, fakat sonra "Pithecanthropus erectus" olarak değiştirdi.

<span class="mw-page-title-main">Atapuerca Dağları</span>

Atapuerca Dağları,, İspanya'nın kuzeyindeki Kastilya ve Leon'daki Atapuerca kasabası yakınlarında yer alan karstik bir tepedir. Hâlen devam etmekte olan kazı çalışmalarında, Batı Avrupa'daki en eski Homo sakinlerine atfedilen yerel mağaralar kompleksinde zengin fosil yatakları ve taş alet toplulukları keşfedildi. Atatuerca Dağları, Homo erectus, Homo antecessor ve Homo heidelbergensis topluluklarının tercih ettiği "olağanüstü veri rezervi", Alt Paleolitik Çağ'da çökelmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Tarih öncesi Gürcistan</span>

Tarihöncesi Gürcistan, bugünkü Gürcistan topraklarına ilk insanların yerleştiği dönem ile Asur, Urartu ve Klasik dönem yazarlarının bahsettiği proto-Gürcü kabilelerinin görülmeye başladığı dönem arasındaki zaman dilimine verilen addır.

Tarih öncesi dönemde Polonya bölgesi, günümüz Polonya topraklarında Homo türlerinin ilk ortaya çıkışından, yaklaşık 500.000 yıllık bir zaman dilimi olan MS 10. yüzyılda Polonya devletinin kurulmasına kadar izlenebilir.

Afrika tarihi, Afrika kıtasında olan olayları kapsar. Afrika, modern insanın ilk ortaya çıktığı bilinen yerdir. Daha sonraki dönemlerde Kuzey Afrika'da Antik Çağ'da Mısır, Kartaca gibi medeniyetler ortaya çıkmış olmakla birlikte, kıtanın güney kısımlarında göçebe hayat devam etmiştir. Kıta, Roma'nın, Bizans'ın, Arapların, Osmanlı'nın ve en sonunda Avrupalıların işgaline uğramış, bu işgaller kıtanın sömürülmesine ve farklı fikirlerin ve dinlerin yayılmasında etkili olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Güney Asya Taş Devri</span>

Güney Asya taş devri Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik çağları kapsar. Modern İnsan'dan önce Homo Erectuslar varlık gösterdi. 75.000 yıl önce günümüzden ilk defa Homo Sapiensler geldi. Paleolitik çağ MÖ 2.500.000 - 250.000 yılları arasında yaşanmıştır. Neolitik çağ ise 10.800 - 3300 yılları arasında yaşanmıştır. 9000 yıl önce ise yerleşik hayata geçiş yapıldı.

<i>Lantiyen insanı</i> Asyada bulunmuş hominid fosili

Lantiyen insanı, 1963'te Lantian County, Loess Platosu'ndaki Chenchiawo Köyü'nden neredeyse tam bir çene kemiğinden ve 1964'te keşfedilen Gongwangling Köyü'nden kısmi bir kafatasından bilinen, bir Homo erectus alt türüdür. Kalıntıların ilki yaklaşık 710-684 bin yıl öncesine, ikincisi ise 1.65-1.59 milyon yıl öncesine dayanıyor. Bu, Lantiyen insanını Afrika'nın ötesinde keşfedilmiş ikinci en yaşlı H. erectus ve Doğu Asya'nın en yaşısı yapar. Fosilleri ilk olarak 1964 yılında Woo Ju-Kan tarafından tanımlandı ve bir diğer H. erectus olan Pekin insanının atası olarak kabul edildi.

<span class="mw-page-title-main">Okladnikov Mağarası</span>

Okladnikov Mağarası ,güney Sibirya, Rusya'daki Altay Krayı'nda, Soloneshensky Rayonu'ndaki Altay Dağları'nın eteklerinde bulunan bir paleoantropolojik sit alanıdır. Mağara güneye bakar ve aşağıdaki Anuy Nehri'nin bir kolu olan Sibiryachikha Nehri vadisinin sol kıyısından yaklaşık 14 metre (46 ft) yukarıda yer alan Devoniyen bir karstik yamaçta bulunur.

<span class="mw-page-title-main">Betal Kaya Sığınağı</span>

Betal Kaya Sığınağı, aşağı Pivka Nehri Vadisi'nin güneydoğu kenarında, Postojna'dan Bukovje'ye giden yolun hemen üstündeki bir yamaçta yer alan bir karstik mağara; taş alet kalıntıları, eserler ve çağdaş hayvanların sayısız fosilleşmiş kemikleri ile zengin kültürel tortu katmanlarının bulunduğu bir sit alanıdır. Girişi, Pivka Nehri'nin suları tarafından oyulmuş 174 m (571 ft) uzunluğundaki mağaranın tavanının çökmesiyle oluşmuştur.

Azerbaycan'daki Taş Devri, Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik dönemlere ayrılmıştır. Karabağ, Kazah, Lerik, Kobustan ve Nahçıvan'da Taş Devri ile ilgili araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Kazah bölgesindeki Gyrag Kasaman köyü yakınlarında bulunan Şorsu vadisinde Taş Devri'ne ait taş malzemeler Mammadali Hüseynov tarafından bulunmuştur. Hüseynov'un araştırmalarına göre, insanlar ilk olarak 2 milyon yıl önce Azerbaycan topraklarına yerleşmişlerdir. Taş Devri'nde bölgede iki farklı insan türü yaşamaktaydı: Homo neanderthalensis ve Homo sapiens.

<span class="mw-page-title-main">Tarih öncesi Asya</span> Vikimedya anlam ayrımı sayfası

Tarih öncesi Asya, yazı sistemlerinin icadından veya kayıtlı tarihin belgelenmesinden önceki dönemlerde Asya'daki insan varlığını ifade eder. Buna, şu anda veya geleneksel olarak Asya kıtası olarak kabul edilen Avrasya kara kütlesinin bazı kısımları da dahildir. Kıta genel olarak Ural Dağları, Kafkas Dağları, Hazar Denizi, Karadeniz ve Kızıldeniz'in doğusunda yer alan Büyük ve Hint okyanusları ile Kuzey Buz Denizi arasında sınırlanan bölge olarak tanımlanmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Olduvai Geçidi</span>

Olduvai Geçidi ya da Oldupai Geçidi, dünyadaki en önemli paleoantropolojik bölgelerden biri olup burada açığa çıkarılan pek çok alana erken insan evriminin anlaşılması adına paha biçilemez önem atfedilmektedir. Tanzanya'nın kuzey kesiminde yer alan Olduvai Geçidi, Büyük Rift Vadisi'ne yakın bir yerde bulunur. Her ne kadar arkeolojik potansiyeli özellikle 1950'li ve 1960'lı yıllarda Louis ve Mary Leakey'in çalışmalarıyla tanınmışsa da burası ilk kez 1913 yılında Reck isimli biri tarafından keşfedilmiştir. Olduvai Geçidi yaklaşık 15 km uzunluğunda ve 100 m derinliğinde, takriben 2 milyon yıllık bir zaman dilimi içinde çökelmiş göl havzasından kaynaklanan bir seri dolguyu gösterir.