İçeriğe atla

Stratejik özcülük

Stratejik özcülük (İngilizceStrategic essentialism), postkolonyal kuramında sık rastlanan bir kavram. 1980'lerde Hint edebiyat eleştirmeni ve edebiyat kuramcısı Gayatri Chakravorty Spivak tarafından öne sürüldü.[1] Milliyetler, etnik gruplar ya da azınlık gruplarının kendilerini göstermek için kullanabildikleri bir stratejiyi kasteder. Bu grupların içindeki üyelerin arasında büyük farklılıklar var olsa, kendileri arasında da sürekli tartışmalarda bulunsalar da, bazı amaçları karşılamak ya da küresel kültürün düzleştirici etkilerine karşı koymak amacıyla bu kişilerin kendi grup kimliklerini basitleştirilmiş bir şekilde öne sürdürüp kendilerini geçici olarak "özleştirmeleri" bazen daha yararlıdır.[2]

Spivak, bu terimi ilk öne sürdürdükten beri bunun özcülüğün kendisini desteklemek için kullanıldığı şekillerine hoşnut olmadığını ifade etmiştir.[3] Görüşmelerde bu terimi reddetmiş, ancak kavramın kendisini tümüyle bırakmamıştır.

Bu fikir queer kuramı, feminist kuramı ve sağır çalışmalarında da sık rastlanır ve özellikle Luce Irigaray'ın bunu bir mimesis olarak sınıflandırdığı çalışmalarında da bulunur.[4]

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ G. Ritze/J. M. Ryan eds., the Concise Encyclopedia of Sociology (2010) p. 193
  2. ^ B. Ashcroft et al, Key Concepts in Post-colonial Studies (1998) p. 159-60
  3. ^ G. Ritze/J. M. Ryan eds., the Concise Encyclopedia of Sociology (2010) p. 619
  4. ^ ladd, paddy (2003). understanding deaf culture: In search of deafhood. Great Britain: Multilingual matters. s. 81. ISBN 1-85359-546-2. 

Konuyla ilgili yayınlar

A. Prasad, Postcolonial Theory and Organizational Analysis (2003)

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

Antropoloji ya da insan bilimi, geçmiş ve günümüz topluluklarında yaşayan insanların çeşitli yönlerini inceleyen bilim dalı. İnsanın kültürel ve fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasına yardımcı olur. Bu bilim, insanı kültürel, toplumsal ve biyolojik çeşitliliği içinde anlamaya; insanlığın başlangıcından beri toplulukların çeşitli koşullara nasıl uyarlandığını, bu uyarlanma biçimlerinin nasıl gelişip değiştiğini, çeşitli küresel olayların nasıl dönüştüğünü görmeye ve göstermeye çalışır.

Mitoloji, mit veya söylen bilimi belirli bir din veya kültürdeki insanlık ile evrenin yaratılış ve doğasını, geleneklere özgü inanç ve uygulamaların sebebini açıklamaya yönelik söylencelerin tümü. Mit (söylen) sözcüğü gerçekte doğru olmayan bir hikâye veya anlatı için tercih edilir ve çoğunlukla bir yanlışlık, doğru olmayan unsur vurgusu barındırır.

<span class="mw-page-title-main">İslam</span> tek tanrılı İbrahimî bir din

İslam (Arapça: اَلْإِسْلَامُ, romanize:

<span class="mw-page-title-main">Oligarşi</span> küçük ve ayrıcalıklı bir grubun iktidarda olduğu yönetim şekli

Oligarşi veya takım erki, küçük ve ayrıcalıklı bir grubun iktidarda olduğu yönetim şeklidir. Oligarşinin üyesi ya da destekçisi olan kişi ya da grupları tanımlamak için oligark terimi kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Emperyalizm</span> nüfuz yoluyla devletler arasında eşitsiz bir ilişki yaratılması

Emperyalizm, yayılmacılık veya ekspansiyonizm, bir devletin veya ulusun başka devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunmaya çalışmasıdır. Etkileyen devlet, etkilenen devletin kaynaklarından "yararlanma" hakkına sahiptir.

<span class="mw-page-title-main">Jacques Derrida</span> Edebiyat eleştirmeni ve yapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusu

Jacques Derrida, Fransız filozof, edebiyat eleştirmeni ve yapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.

<span class="mw-page-title-main">Varoluşçuluk</span> Felsefi ve edebi akım

Varoluşçuluk veya egzistansiyalizm, 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyılda kendi içlerindeki derin öğretisel farklılıklarına karşın felsefi düşüncenin salt düşünen özne ile değil eyleyen, duyumsayan, yaşayan bir birey olarak insan öznesi ile başladığı inancını paylaşan belli başlı Avrupalı filozofların çalışmalarına karşılık gelen terim. Varoluşçu düşüncede her ne kadar 'özgürlük' yaygın olarak tepe nokta kabul edilse de akımın ilksel erdemi, otantisitedir. Varoluşçuluğa göre bireyin başlangıç noktası "varoluşsal tutum" olarak adlandırılan tutumla, yani görünürde anlamsız veya absürt bir dünya karşısında bir kopma ve keşmekeşlik duygusu ile nitelenir. Pek çok Varoluşçu, geleneksel ya da akademik felsefeyi biçim ve biçemsel yönden gerçek insan deneyiminden fazlasıyla soyut ve uzak olarak görmüştür. Ruhbilimsel ve kültürel devinimlerin bireysel deneyimlerle birlikte var olabileceğini savunan bu felsefi akımda, erdemlilik ve bilimsel düşünce birlikteliğinin insan var oluşunu anlamlandırmak için yeterli olamayacağını, bundan dolayı mevcut birlikteliğin gerçek değer yargıları içinde yönetilen ileri düzey bir kategori olduğu düşünülmüştür. İnsanın varoluşunu anlamlandırma, kesin olarak bahsedilen bu otantik gerçeklikle mümkündür.

Halk bilimi veya folklor, bir ülkede veya bölgede yaşayan halkın kültür ürünlerini, sözlü edebiyatını, geleneklerini, törelerini, inançlarını, mutfağını, müziğini, oyunlarını, halk hekimliğini inceleyerek bunların birbirleriyle ilişkilerini belirten, kaynak, evrim, yayılım, değişim, etkileşim vb. sorunlarını çözmeye, sonuç, kural, kuram ve yasaları bulmaya çalışan bilim dalıdır.

“Das Unbehagen der Geschlechter” kitabının yazarı Judith Butler’ın öncülüğünde eşitlik feminizmi üzerine kurulmuş; ancak bir adım daha da ileriye giderek “toplum cinsiyeti” ve “biyolojik cinsiyet” olmak üzere iki cinsiyetten bahsetmiştir. Cinsiyet kimliklerinin ortak kabul edilebilmesi, cinsiyetler arasındaki farklılıkların daha az güçlü olmasıyla bağlantılıdır.

<span class="mw-page-title-main">İslam sanatı</span>

İslam sanatı, İslâm kültürünün büyük bir bölümünü oluşturur. İslamî sanat(lar) terimi görece yeni bir terimdir ve genel olarak modern bir kavram olarak ele alınabilir. Terim ile kastedilen İslam topraklarında üretilen, İslam kültürünün izini taşıyan sanat eserleridir; eserlerin illâ ki Müslüman için veya Müslümanlar tarafından yapılmış olması gerekmez. Nitekim birçok Hindu, Hristiyan ve Yahudi sanatçılar İslamî sanat eserleri verdikleri gibi, Müslümanlar tarafından yapılan bazı sanat eserlerinin alıcıları, sahipleri gayri müslimdir. Zaman zaman tarihi İslamî sanat eserleri ve sanatçılar çağdaş zamanlarda dinîden ziyade millî sanat açısından değerlendirilmiştirler; bununla birlikte bu genelde yanlış bulunur zira İslamî sanatlarda tarih boyunca ortak olan değer ve vurgu İslamdır ve sanatlar birçok etnik grubun katkısının sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Nitekim o dönemlerde İslam topraklarında bulunan vatandaşların da ayırıcı özelliği etnik gruplarından ziyade dinleriydi ve bu sebeple de bugün birçok tarihî İslamî sanatçının yaşadığı toprağa bakarak etnik kökenini bilmek çok zordur.

<span class="mw-page-title-main">Sosyalist revizyonizm</span> Sosyalist revizyonizm, Marksist hareketin içinde revizyonizm sözcüğü, önemli Marksist öncüllerin çeşitli fikirlerinin, ilkelerinin ve teorilerinin revizyondan geçmesi gerektiğine inanan bir düşünce tarzıdır.

Sosyalist revizyonizm, Marksist hareketin içinde revizyonizm sözcüğü, önemli Marksist öncüllerin çeşitli fikirlerinin, ilkelerinin ve teorilerinin genellikle burjuvazi sınıfı ile birlik olma benzeri değişiklikler içeren bir revizyondan geçmesi gerektiğine inanan bir düşünce tarzıdır.

<span class="mw-page-title-main">Millet (Osmanlı İmparatorluğu)</span>

Millet, Osmanlı Türkçesinde dini grupları belirtmek için kullanılan terimdir. 19. yüzyılda Tanzimat reformlarıyla, hakim sınıf olan Sünniler dışındaki, kanunen korunan dini azınlıkları ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda tüm Sünni gruplar bir millet kabul edilirken, azınlıklar yani gayrimüslimler sadece dine veya mezhebe göre değil aynı zamanda etnik gruplarına göre de ayrı milletler oluştururlardı. Örneğin Ermeniler tek bir millet olmayıp Ermeni Katolik ve Ermeni Protestan milletlerine ayrılırlardı. Millet kelimesi Arapça bir kelime olan mille (ملة)'den gelmektedir. Millet kelimesi günümüzde, Osmanlı'da kullanılandan farklı olarak, dinsel bir anlam değil dilsel bir anlam ifade etmektedir.

<span class="mw-page-title-main">İşlevselcilik</span>

İşlevselcilik (İngilizce:Functionalism), Sosyal Bilimlerde, özellikle Sosyoloji ve Sosyokültürel Antropoloji disiplinlerinde esas olarak en derinde bireysel biyolojik gereksinimleri yerine getirme temelinde ortak çareler arayarak tesis edilmiş olan toplumsal kurumları ya da kurumlaşmayı açıklamaya çalışan bir paradigmadır. Sosyal gereksinimleri yerine getiren sosyal kurumların bunu yerine getiriş biçimlerine; özellikle istikrarlı, kararlı toplum yapısı üzerine odaklanır. İşlevselcilik, yaklaşımın diğer öğretileri ile beraber ana sosyolojik yaklaşımdır. Tıpkı çatışmacı kuram ve etkileşimcilik gibi. İşlevselcilik, önce Emile Durkheim ile şekillenmiş daha sonra ise yakın yüzyılda Talcott Parsons tarafından geliştirilmiştir. Aynı zamanda 20. yy. sosyologları tarafından da kurama çok önemli katkılar yapılmıştır ve bu yaklaşım 1970'lere kadar, yani yeni ve eleştirel argümanlarla karşılaşıncaya kadar popüler etkinliğini sürdürmüştür.

<span class="mw-page-title-main">Le Tigre</span>

Le Tigre; Kathleen Hanna, Johanna Fateman ve JD Samson'ın üyesi olduğu Amerikan feminist punk grubu. Le Tigre, kurucu üyesi ve lider figürü sayılan üyenin Kathleen Hanna olması ve bazı içeriklerinde korunuyor olması sebebiyle genellikle Riot-Grrrl’ın devamı olarak nitelendirilmektedir.

İz sürme Fransız kökenli bir filozof olan Jacques Derrida’ya göre yapısöküm felsefesinin en önemli ana faktörlerinden birisidir.

Konstantinopolis'li Sokrates, ayrıca Sokrates Skolastikos Geç Antik Çağ'da yaşamış bir kilise tarihçisidir, Sozomenos ve Theodoret ile çağdaştır.

Morris Weitz Amerikalı bir estetikçidir. Doktorasını University of Michigan'da yapmıştır. Kariyeri boyunca Vassar College, Ohio State University ve Brandeis University'de dersler vermiştir. En önemli eserleri arasında, sanat felsefesi alanında birçok tartışmaları tetiklemiş ve anti-özcülük adlı akımın içinde yer alan "Kuramın Estetikteki Rolü" adlı yayını sayılabilir. Weitz geleneksel özcü metodolojiye karşı çıkmış ve Wittgenstein'ın aile benzerliği argümanını, sanatsal nesnelerin belirlenmesi için alternatif bir metot olarak kullanmayı önermiştir. Weitz'e göre "sanat nedir?" sorusunu soran esteikçiler tamamen yanlış bir soru sormaktadırlar ve doğru soru "'sanat' nasıl bir kavramdır?" sorusu olmalıdır. Weitz bu soruyu hem Wittgenstein'cı görüşün, hem de 'açık kavram' olarak sanat fikrinin savunması için ileri sürmüştür. Daha sonra Weitz, eleştirmenin tarif etme, yorumlama, değerlendirme ve kuramlaştırma aşamalarını gerçekleştirmesi gerektiğini ileri süren bir eleştiri felsefesi de geliştirmiştir.

Kültürel çalışmalar siyasal, kuramsal ve deneysel olarak kültür analiziyle bağlantılı bir alandır. Çatışmaları ve özellikleri tanımlayarak çağdaş kültürün siyasi dinamiklerine ve tarihi temellerine odaklanır. Kültürel çalışmalar alanındaki araştırmacılar genellikle kültürel uygulamaların daha geniş kapsamlı bir sistem olan güçle nasıl ilişkili olduğunu araştırır. Bu güç sistemi, ideoloji, sınıf yapıları, ulusal oluşumlar, etnik köken, cinsel yönelim, cinsiyet ve nesil gibi toplumsal olgularla ilişkilidir ya da bunlar aracılığıyla faaliyet gösterir. Kültürel çalışmalar kültürleri sabit, sınırlı, değişmeyen ve birbirinden bağımsız olarak görmekten ziyade onları sürekli birbirleriyle etkileşim hâlinde olan, uygulamaları ve süreçleri değiştiren birer oluşum olarak görür. Kültürel çalışmalar alanı çeşitli kuramsal, yöntemsel yaklaşımları ve uygulamaları kapsar. Kültürel çalışmalar, kültürel antropoloji ve etnik çalışmalar gibi alanlardan ayrı tutulsa da, bu alanların her ikisine de destek vermiş ve katkıda bulunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Barış, savaş ve sosyal çatışma sosyolojisi</span>

Barış, savaş ve sosyal çatışmanın sosyolojik incelemesi, grup çatışmalarını, özellikle kollektif şiddeti ve alternatif yapıcı şiddet içermeyen çatışma dönüşümü biçimlerini analiz etmek için sosyolojik teori ve yöntemleri kullanır.

Homoiousios Hristiyan teolojisinden bir terimdir, terim 4. yüzyıldaki özgün bir grup Hristiyan teolog tarafından ortaya atılmıştır, bu grup Oğul Tanrı'nın Baba Tanrı’ya benzer ancak aynı olmayan bir özü olduğuna inanmaktaydı.