İçeriğe atla

Soykırımın on aşaması

Soykırımın on aşaması, eski adıyla soykırımın sekiz aşaması, Soykırım Gözlem Örgütü'nün (Genocide Watch) kurucu başkanı Gregory Stanton tarafından soykırımların nasıl gerçekleştiğini açıklamak amacıyla oluşturulmuş akademik bir araç ve bir politika modelidir. Soykırımın aşamaları doğrusal değildir ve sonuç olarak birkaçı aynı anda meydana gelebilir. Stanton'ın aşamaları, soykırımlara yol açan olayları ve süreçleri analiz etmek için gerçek dünyadan örnekleme içermeyen kavramsal bir modeldir.Bu model aynı zamanda önleyici tedbirleri belirlemek için de kullanılmaktadır.

Stanton, modelini 1996 yılında Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'na "Soykırımın 8 Aşaması" adlı bir brifing belgesi şeklinde sunmuştur.[1] Stanton, sunulan bu brifing belgesinde, soykırımların "öngörülebilir ancak kaçınılmaz olmayan" sekiz aşamada gerçekleştiğini öne sürmüştür.[a][1] Ruanda soykırımından kısa bir süre sonra sunulan bu belge Holokost, Kamboçya soykırımı ve diğer soykırımları analizlerinden oluşmaktadır. Önerilen ABD hükûmeti ve NATO veya Avrupa ülkelerince uygulanabilecek önlemler arasında gerekirse askeri işgal de vardır.

Esasında Stanton bu modeli ilk olarak 1987 yılında Warren Wilson Koleji'nde bu konuda verdiği bir ders sırasında tasarlamış ve yayınlamıştır. Ayrıca 1987 yılında Amerikan Antropoloji Derneği'ne de bu çalışmasını sunmuştur. Öte yandan ABD hükûmetine yaptığı sunum sonrası Stanton 2012 yılında ayrımcılık ve zulüm olmak üzere iki aşama daha ekleyerek çalışmasını genişletmiş ve soykırım 10 aşamasının bulunduğunu belirtip bu modelini günümüzdeki şimdiki haline getirmiştir.[2]

Stanton'ın bu modeli, üniversite derslerinden Dallas Holokost ve İnsan Hakları Müzesi (Dallas Holocaust and Human Rights Museum)'nin de dahil olduğu müze eğitimi'ne kadar çeşitli ortamlarda karşılaştırmalı soykırım çalışmalarının öğretilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

On Aşama

# Aşama Özellikler Önleyici tedbirler
1 Sınıflandırma İnsanlar "onlar ve biz" olarak ikiye ayrılır. "Bu erken aşamada temel önleyici tedbir, bölünmeleri aşan evrenselci kurumlar geliştirmektir."
2 Sembolleştirme Bu sınıflandırmayı güçlendirecek olumlu veya olumsuz sembollerden, sembol kişilerin fikirlerinden bu yöndeki temalardan yararlanılır. (örnek Nazilerdeki gamalı haç) "Semboller nefret ile birleştiğinde, hiç bir toplumsal sınıftan olmayan halk kitlelerinin isteksiz üyelerine -nefret söylemleri- zorla kabul ettirilebilir..." "Sembolleştirmeyle mücadele etmek için, nefret sembolleri de nefret söylemi gibi yasal olarak yasaklanabilir."
3 Ayrımcılık"Ayrımcılık veya apartheid yasaları, oy hakkının reddedilmesi gibi yasal veya kültürel güçler kullanılarak, belli hedeflenen gruplar tamamen veya kısmen medeni haklardan istifaden mahrum bırakılır: ". "Ayrımcılığı yasaklayan yasalar çıkarın ve uygulayın. Tüm gruplar için tam vatandaşlık ve oy hakkı."
4 İnsandışılaştırma"Bir grup diğer grubun insanlığını inkar eder. Diğer grubun üyeleri hayvanlarla, haşaratla, böceklerle ya da hastalıklarla bir tutulur." Hedeflenen grup aşağılanır. "Yerel ve uluslararası liderler nefret söylemini kınamalı ve kültürel olarak kabul edilemez hale getirmelidir. Soykırıma teşvik eden liderlerin uluslararası seyahatleri yasaklanmalı ve dış finansmanları dondurulmalıdır."
5 Organizasyon "Soykırım her zaman yapılacak şekilde organize edilmeye başlanır (planlanmaya başlanır)... Özel ordu birimleri veya milisler genellikle eğitilir ve silahlandırılır..." "BM, soykırım katliamlarına karışan ülkelerin hükümetlerine ve vatandaşlarına silah ambargosu uygulamalı ve ihlalleri araştırmak üzere komisyonlar oluşturmalıdır."
6 Polarizasyon (Kutuplaştırma) "Aşırılık yanlıları grupları birbirinden ayırır... Liderler tutuklanır ve öldürülür... yasalar temel sivil hak ve özgürlükleri aşındırılır." "Önleme, ılımlı liderler için güvenlik koruması veya insan hakları gruplarına yardım anlamına gelebilir... Aşırılık yanlıları tarafından gerçekleştirilen darbelere uluslararası yaptırımlarla uluslararası toplumca karşı çıkılmalıdır."
7 Hazırlık "Toplu katliam planlanmıştır. Kurbanlar etnik veya dini kimlikleri nedeniyle belirlenir ve ayrıştırılır..." "Bu aşamada Soykırım Acil Durumu ilan edilmelidir. Soykırımı önlemek için müdahale hazırlığı da dahil olmak üzere bölgesel örgütler tarafından tam diplomatik baskı uygulanmalıdır."
8 Zulüm"Diğer gruba yönelik kamulaştırma, zorla yerinden etme uygulamalarina başvurulur, gettolar, toplama kampları kurulur". "Mağdur gruplara doğrudan yardım, zulmedenlere karşı hedefli yaptırımlar, insani yardım veya müdahalenin harekete geçirilmesi, mültecilerin korunması."
9 İmhaSoykırım fiilen gerçekleştirilir, "Katiller için bu bir 'yok etme' çünkü kurbanlarının tam anlamıyla insan olduğuna inanmıyorlar". "Bu aşamada soykırımı ancak hızlı ve ezici bir silahlı müdahale durdurabilir. Ağır silahlı uluslararası koruma ile gerçek güvenli bölgeler veya mülteci kaçış koridorları oluşturulmalıdır."
10 İnkâr "Soykırım gerçeklesmesine karşın failler... herhangi bir suç işlediklerini inkar ederler..." "İnkârın karşılığı uluslararası bir mahkeme ya da ulusal mahkemeler tarafından cezalandırılmaktır."

Analiz ve Eleştiriler

Diğer soykırım araştırmacıları bu şekilde bir modelleme ve sınıflandırma yapmak yerine soykırımlara yol açan kültürel ve siyasi koşullara odaklanmışlardır. Bunların ortadan kaldırılması gereğine isaret etmişlerdir. Mesela Sosyolog Helen Fein önceden var olan antisemitizmin Holokost sırasında Avrupa ülkelerinde öldürülen Yahudilerin yüzdesi ile ilişkili olduğunu göstermiştir.[3] Ervin Staub'a göre, ekonomik çürüme, siyasi kargaşa, parçalanma, artan ayrımcılık ve şiddetin genellikle soykırım ve toplu katliam için başlangıç noktası olduğunu göstermiştir. Bunlar, bir grubun ve desteklediği ideolojilerin hedef grubu düşman bir günah keçisi olarak görmesine yol açmıştır. Mağdur grubu değersizleştiren tarih, fail haline gelen gruba karşı geçmişte uygulanan şiddet psikolojik yaralara yol açmış, otoriter kültürler ve siyasi sistemler ile iç ve dış seyircilerin pasifliği şiddetin soykırımla sonuçlanma olasılığına katkıda bulunmuştur.[4] Çözümsüz kalan yoğun gruplar arası çatışmalar giderek içinden çıkılmaz ve şiddet içeren bir hal alır ve soykırıma da yol açabilir. Soykırıma yol açan koşullar,değersizleştirilen grubu insanlaştırmak; tüm grupları kucaklayan ideolojiler yaratmak ve dışarıdan gelen tepkileri harekete geçirmek vs. şekilde erken önleme adımları için rehberlik sağlar.Bunun nasıl yapılabileceğine dair kayda değer araştırmalar mevcuttur, ancak bilginin eyleme dönüşmesi yavaştır.[5]

Afgan tarihçi M. Hassan Kakar ise şunları belirtmektedir:

Soykırımın gerçekleşmesi için bazı ön koşulların yerine getirilmesi gerekir. Bunlardan en önemlisi insan hayatına değer vermeyen bir ulusal kültürdür. Üstün ideolojiye sahip olduğu varsayılan totaliter bir toplum da soykırım için bir ön koşuldur.[6]

Dahası, egemen toplumun üyeleri potansiyel kurbanlarını tam anlamıyla insan olarak görmemelidir: "dinsizler", "vahşiler", "vahşi barbarlar", "kafirler", "verimsiz soysuzlar", "ritüel hukuku kanun kaçakları", "ırksal astlar", "sınıf düşmanları", "karşı devrimciler" vb. Bu terimler tek başlarına faillerin soykırım yapmaları için yeterli değildir. Bunun için - yani soykırım yapmak için - faillerin güçlü, merkezi bir otoriteye ve bürokratik örgütlenmeye, patolojik bireylere ve suçlulara ihtiyacı vardır. Ayrıca, genellikle yeni ideolojiye ve onun sosyal modeline uymaya çalışan yeni devletler veya yeni rejimler olan failler tarafından kurbanların kınanması ve insanlıktan çıkarılması için bir kampanya yürütülmesi de gerekmektedir.[6] M. Hassan Kakar[7]

Barbara Harff ise devletlerin soykırım riskiyle istatistiksel olarak ilişkili siyasi özelliklerini tanımlamıştır: İlgili devlette yargı fonksyonunun düzgün işlememesi yani cezasızlık (dokunulmazlık,yargı bağışıklığı),devletin siyasi kargaşa içinde olması, dışlayıcı ideolojinin, otokrasinin varlığı; kapalı sınırlar kapalı bir toplumun varlığı ve kitlesel insan hakları ihlalleri ile daha önceki soykırımlar gibi etmenlerin ilgili devlette soykırım yaşanması riskinin arttığına yazarca ışaret edilmektedir.[8]

Esasında Stanton'ın modeli Barbara Harff'ın analizindeki risk faktörlerini gözetmiştir ve bunları süreçsel bir yapıya yerleştirmiştir. Örneğin:

  • Siyasi istikrarsızlık, Leo Kuper[9]'in "sınıflandırma "da olduğu gibi derin uçurumları olan "bölünmüş toplumlar" olarak adlandırdığı durumun bir özelliğidir.
  • Grup üyelerinin isimlendirilmesi ve tanımlanması sembolleştirme yoluyla gerçekleşir.
  • Devlet tarafından hedef alınan gruplar "ayrımcılık" kurbanıdır.
  • Dışlayıcı bir ideoloji "insandışılaştırmanın" merkezinde yer alır.
  • Otokratik rejimler nefret gruplarının "örgütlenmesini" teşvik eder.
  • Etnik olarak kutuplaşmış bir elit kesim "kutuplaşmanın (polarizasyonun)" karakteristik özelliğidir.
  • Bir devletin sınırları dışından gelen ticaret ve diğer etkilere açık olmaması (kapalı toplum yapısı) "hazırlık" özelliğidir.
  • Kitlesel insan hakları ihlalleri "zulüm" örnekleridir.
  • Bir grubun tamamen veya kısmen "yok edilmesi" yasal olarak Soykırım teşkil eder.
  • Önceki soykırımlardan sonra cezasızlık "inkâr "ın kanıtıdır.

Stanton, "nihayetinde soykırıma karşı en iyi panzehirin, halk eğitimi ve çeşitliliğe yönelik sosyal ve kültürel hoşgörünün geliştirilmesi olduğunu" öne sürmüştür [2]

Ancak başkaca da bu modellemeye eleştiriler yok değildir. Dirk Moses, "Sosyal Bilimler Araştırma Konseyi" (Social Science Research Council) için hazırladığı bir çalışma raporunda Stanton yaklaşımını şu şekilde eleştirmiştir:

Soykırımların tamamlanması konusundaki oldukça zayıf kayıtlar göz önüne alındığında, "soykırım çalışmaları" paradigmasının neden soykırımları herhangi bir doğruluk veya güvenilirlikle tahmin edemediği ve önleyemediği sorulmalıdır. Şu anda Kuzey Amerika'da geçerli olan 'soykırım çalışmaları' paradigmasının güçlü ve sınırlı yönleri vardır. Ahlaki coşku ve kamusal aktivizm takdire şayan ve olumlu olsa da, paradigma, hem sorunun hem de çözümün bir parçası olan emperyal projeler için kendi sonuçlarını görmezden gelmektedir. ABD hükümeti Darfur'u soykırım olarak nitelendiriyor, çünkü içerideki lobiyi yatıştırmak için ve bu iddia görmezden gelinmiyor. Darfur, bölgedeki büyük güçleri tatmin ettiğinde sona erecektir.

— Dirk Moses[10]

Kısacası burada Moses Batı Dünyasının soykırımlar ve bunların sona ermesi konusunda yanlı şekilde davranmalarını, kendi geçmiş veya gelecek emperyalist politikalarının da buna sebebiyet verdiğini/vereceğini gözetmemelerini de eleştirmektedir.

Ayrıca bakınız

Notlar

  1. ^ FBI'da yaptığı çalışmalarda, nefret grupları oluşurken benzer aşamaların gerçekleştiğini tespit etmiştir

Kaynakça

  1. ^ a b "The 8 Stages of Genocide" (PDF). Genocide Watch. 1996. 19 Kasım 2021 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  2. ^ a b Stanton, Gregory (2020). "The Ten Stages of Genocide". Genocide Watch. 14 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  3. ^ Fein, Helen (1979). Accounting for genocide: Victims and survivors of the Holocaust. New York: Free Press. 
  4. ^ Ervin Staub (1989). "The roots of evil: The origins of genocide and other group violence". Cambridge University Press, New York:. 
  5. ^ Ervin Staub (2011). "Overcoming evil: Genocide, violent conflict and terrorism". Oxford University Press, New York. 4 Ocak 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 18 Ocak 2018. 
  6. ^ a b M. Hassan Kakar. "Chapter 4. The Story of Genocide in Afghanistan". ss. Footnote 9. Horowitz'den aktaran Chalk ve Jonassohn, Genocide, 14. 3 Nisan 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Eylül 2023. 
  7. ^ M. Hassan Kakar (1995). "Afghanistan: The Soviet Invasion and the Afghan Response, 1979-1982". University of California Basın. 3 Nisan 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Eylül 2023. 
  8. ^ Harff, Barbara (2003). "No Lessons Learned from the Holocaust? 1955'ten bu yana Soykırım ve Siyasi Toplu Cinayet Risklerinin Değerlendirilmesi". The American Political Science Review. 97 (1): 57-73. doi:10.1017/S0003055403000522. JSTOR 3118221. 
  9. ^ Kuper, Leo (1981). Genocide (1982 bas.). New Haven: Yale. s. 58. ISBN 0-300-03120-3. 
  10. ^ Dirk Moses (22 Aralık 2006). "Why the Discipline of "Genocide Studies" Has Trouble Explaining How Genocides End?". Social Science Research Council. 18 Ekim 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Ocak 2018. 

Diğer okumalar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Soykırım</span> bir insan topluluğunu ulusal, dinsel ve benzeri sebeplerle yok etme

Soykırım, jenosit veya genosit ; ırk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum veya başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, çıkâr amacıyla, bir plan çerçevesinde ve yok edilmeleri niyetiyle girişilen eylem ve sonuçlar bütünüdür. Tam tanımı, soykırım üzerinde çalışan akademisyenler arasında değişiklik gösterse de 1948'de Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde (SSECS) hukuksal bir tanımı bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesi, soykırımı şu şekilde tanımlamaktadır: "Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: Topluluğun üyelerinin öldürülmesi, topluluğun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi, topluluğun yaşam koşullarının topluluğun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasıtlı olarak bozulması, topluluk içinde yeni doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması, topluluktaki çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi."

<span class="mw-page-title-main">Etnik temizlik</span> bir etnik gruba mensup insanların zorla yerinden edilmesini amaçlayan değişik siyasal politikalar

Etnik temizlik, bir etnik gruba mensup insanların zorla yerinden edilmesini amaçlayan değişik siyasal politikaları ifade eder. Genellikle, zorla göç ettirme, belirli bir nüfusun yerini değiştirme gibi uygulamaların sonucunda ortaya çıkar. Bu terim, etnosid ve jenosid ile yakından ilişkilidir.

Herero ve Namaka Soykırımı ya da Namibya Soykırımı, Afrika Talanı sırasında Alman Güneybatı Afrikası'nda 1904-1907 yıllarında Alman İmparatorluğu tarafından yerli Bantu halklarından Hererolara ve Hotanto halklarından Namalara karşı yapılan soykırım.

<span class="mw-page-title-main">Gulag</span> Sovyet baskılı cezai çalışma kamplarının başındaki hükümet kurumu

Gulag, GULAG veya GULag, Vladimir Lenin'in emriyle kurulan ve 1930'lardan 1950'lerin başına kadar Josef Stalin'in yönetimi sırasında zirveye ulaşan Sovyet zorunlu çalışma kampları ağından sorumlu devlet kurumuydu. Sovyet rejimi karşıtı unsurların hızla kovuşturulması ve toplumdan soyutlanması için 25 Nisan 1930 tarihinde kurulan bir tür yargı ve infaz sistemidir. Zaman içinde Sovyetler Birliği'nin birçok yerinde çok sayıda çalışma kampını da bünyesinde barındırır olmuştur. Bu kamplarda, 1930'dan 1953'e kadar yaklaşık 1,7 milyon mahkûm öldü. Batı dünyası Gulag kavramını ilk kez Aleksandr Soljenitsin'in Gulag Takımadaları kitabıyla tanıdı.

<span class="mw-page-title-main">Ermeni Kırımı</span> Osmanlı İmparatorluğunda ikamet eden Ermenilerin savaş boyunca göçe zorlanması ve sistematik katli

Ermeni Kırımı, 1915 Olayları/Ermeni Tehciri veya Ermeni Soykırımı, Osmanlı hükûmetinin Ermenilere karşı gerçekleştirdiği sürgün ve katliamlardır. Etnik temizliğin sonucunda ölen Ermenilerin sayısı tartışmalıdır; sayı, çeşitli araştırmacılara göre 600.000 ile 1,5 milyon arasında değişiklik gösterir. 1914 yılında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeni nüfusu yapılan farklı tahminler mevcuttur. Osmanlı resmî kayıtlarına göre 1.2 milyon ile Ermeni Patrikhanesi'ne göre 1 milyon 914 bin 620 Ermeni yaşamaktaydı. 1922 sayımlarına göre ise 817 bin Ermeni 'mülteci' olarak Osmanlı topraklarını terk etmiş, 95 bin Ermeni ise din değiştirerek Türkiye topraklarında yaşamaya devam etmiştir. Bu tahminlere göre Osmanlı topraklarında bulunan 900 bin hayatta kalmışken, 300 bin ile 1 milyon arasında Ermeni hayatını kaybetmiştir. Olayların başlangıç tarihi çoğunlukla 250 Ermeni aydının ve komite liderinin Osmanlı yöneticileri tarafından İstanbul'dan Ankara'ya sürüldüğü ve birçoğunun öldürüldüğü 24 Nisan 1915 ile ilişkilendirilmektedir. Ermeni Kırımı, sağlıklı erkek nüfusun toptan öldürülmesi ya da askere alınarak zorla çalıştırılması ve sonrasında kadın, çocuk ve yaşlılarla birlikte ölüm yürüyüşü koşullarında Suriye Çölü'ne sürülmesi gibi olaylarla birlikte I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında iki aşamada gerçekleşti. Osmanlı askerlerinin koruması eşliğinde yaşadıkları yerlerden sürülen Ermeniler; sürgün sırasında yiyecek ve su sıkıntısı yaşadı; ayrıca çeşitli raporlara göre zaman zaman soygun ve katliamlara maruz kaldı. Ülke genelindeki Ermeni diasporası, genel anlamda Ermenilerin Doğu Anadolu'dan sürülme işleminin doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıktı.

<span class="mw-page-title-main">Ermeni Soykırımı'nı Anma Günü</span> Ermenistanda millî gün

Ermeni Soykırımı'nı Anma Günü, her yıl 24 Nisan tarihinde başta Ermenistan olmak üzere Kanada, Fransa ve Ermeni diasporası'nın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Ermeni Kırımı'nda ölen kurbanları anmak için düzenlenen ulusal törenler. Ermenistan'ın başkenti Erivan'da yüz binlerce insan Tsitsernakabert Soykırım Anıtı'na yürüyerek ziyaret eder ve ebedî aleve çiçekler koyar.

<span class="mw-page-title-main">Holokost inkârı</span>

Holokost inkârcılığı ya da Holokost inkârı, II. Dünya Savaşı esnasında, Nazi Almanyası ve başka Mihver Devletlerinin, beş ila altı milyon arasındaki Yahudi’yi sistematik olarak yok etmesini inkâr eden bir düşünce akımıdır. Tarihi revizyonistler ve Holokost inkârcıları, Nazi toplama kamplarındaki gaz odalarının varlığını ve Adolf Hitler'in niyetinin bütün Avrupa Yahudilerini katletmek olduğu iddiasını da reddetmektedirler.

<span class="mw-page-title-main">Rum Kırımı</span> Pontus Rumlarının tarihsel anayurtlarından sistematik olarak sürgün edilmesi

Rum Kırımı, Rum Soykırımı veya Pontus Soykırımı, I. Dünya Savaşı esnası ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşanan, hükûmetin ülkedeki Rum nüfusa karşı uyguladığı politikayla başlayan etnik temizliktir. Bu politika çerçevesinde çeşitli katliamlar, sürgünler ve hak ihlalleri gerçekleştirildi. Pontus olarak bilinen Karadeniz bölgesindeki Rumların bir kısmı kırım sonucunda Rusya'ya kaçtı. 1923 yılında, kırım sonrasında Türk Kurtuluş Savaşı sonucu Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan mübadeleyle Anadolu Rumları Yunanistan'a gönderildi. Kırımın soykırım niteliği taşıyıp taşımadığı konusunda uluslararası akademik camiada fikir birliği yoktur.

<span class="mw-page-title-main">Kızılderili soykırımları</span> Kuzey Amerika, Orta Amerika, Güney Amerika ve Karayiplerdeki Kızılderili halklarının soykırımı

Kızılderili soykırımları, Kristof Kolomb'un 1492'de Amerika Kıtası'na ulaşmasından sonraki beş asır boyunca Avrupalılar tarafından kıtanın yerlileri olan Kızılderililere karşı yapılan soykırımlardır.

<span class="mw-page-title-main">Yuki Soykırımı</span>

Yuki Soykırımı, Kuzeybatı Kaliforniya'da Round Valley vadisinde yaşayan Kaliforniya Kızılderililerinden avcı ve toplayıcı Yukilere karşı 1851–1910 yıllarında valilerin direktifleri doğrultusunda Beyaz Amerikalılar tarafından uygulanan Kızılderili soykırımı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Kaliforniya'daki Avrupalı-Amerikalılar tarafından kendi özel çıkarlarını korumak ve geliştirmek için demokratik süreçleri ve mekanizmaları kullanarak yerli Kaliforniya Kızılderililerine karşı cinayet, tecavüz ve binlerce yerli Kızılderilinin köleleştirilmesi gibi araçlar kullanılarak kitlesel soykırım uygulamıştır.

<span class="mw-page-title-main">Belzec imha kampı</span>

Belzec, Polonya'nın güney doğusunda bulunan Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı yıllarında özellikle Çingene soykırımı (Porajmos) ve Yahudi soykırımı (Holokost) için kullanılmış imha kampı ve toplama kampı. Günümüzde Polonya'nın Lublin Voyvodalığı'nın güney sınırına yakın bir köyde bulunmaktadır. Auschwitz-Birkenau ve Treblinka'nın ardından en büyük katliamın yaşandığı üçüncü toplama ve imha kampıdır.

<span class="mw-page-title-main">Porajmos</span>

Porajmos, Roman Kırımı veya Çingene Soykırımı, II. Dünya Savaşı'nda Nazi yönetimince gerçekleştirilen Çingenelere yönelik soykırımdır. Kelime anlamı olarak yok etme ve yıkım anlamına gelen Porajmos veya Pharrajimos ve yine toplu katliam anlamındaki Samudaripen kelimeleri bu soykırımı ifade etmede kullanılmaktadır.

Yirminci yüzyılda proletarya diktatörlüğünü uygulayan rejimler altında katliamlar yapılmıştır. Tahmin etmekte kullanılan yönteme göre katliamlarda ölenlerin sayısı oldukça büyük farklılıklar göstermektedir. Akademik araştırmalar tek bir toplum içinde katliamların nedeni üzerine odaklaşır ancak katliamların bazı ortak sebepleri olduğuna dair iddialar da bulunmaktadır. Katliamlarda ölenlerin sayısının yüksek olduğu tahminler yalnızca siyasi rakiplerin yok edilmesi, iç savaşlar, terör seferberlikleri ve toprak reformları sırasında gerçekleşen katliam ve idamları değil aynı zamanda savaş, kıtlık, hastalık ve çalışma kamplarında tükenme sonucu olan ölümleri de hesaplamalarına dahil etmektedir. Bu facialara hükûmet politikalarının ve idarede yapılan yanlışlıkların neden olduğuna inanan ve dolayısıyla da çeşitli terimlerle tanımlanan farklı ölüm nedenlerini de bir arada değerlendiren akademisyenler vardır. Bu akademisyenlere göre tanımlandığında toplam ölü sayısı onlarca milyonu aşar ancak bu yaklaşımın geçerliliğini kabul etmeyen akademisyenler de bulunmaktadır. Komünizmin Kara Kitabı'nda yer alan tahminlerin özetinde Martin Malia ölü sayısını 85 ila 100 milyon olarak önerir.

Uluslararası Holokost Anma Birliği,, dünya çapında Holokost hakkında araştırmaları, bilgilendirme ve anma faaliyetlerini teşvik etmek amacıyla 1998 yılında Stockholm'de kurulmuştur. 2013 yılı ocak ayına kadar Task Force for International Cooperation on Holocaust Education, Remembrance and Research olarak adlandırılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Ermeni Kırımı terminolojisi</span>

Ermeni Kırımı terminolojisi İngilizce, Türkçe ve Ermenicede farklıdır ve Ermeni Soykırımı'nın reddi ve Ermeni Soykırımı'nın tanınması sorunları çerçevesinde siyasi tartışmalara yol açmıştır. Çalışmalarını İngilizce dilinde yapan tarihçilerin çoğu olayları tanımlamak için "soykırım" sözcüğünü kullansa da başka terimler de vardır.

<span class="mw-page-title-main">Jasenovac toplama kampı</span> Hırvatistanda topla kampı

Jasenovac, İkinci Dünya Savaşı boyunca Mihver işgâli altında bulunan Yugoslavya'da Bağımsız Hırvatistan Devleti yetkilileri tarafından Jasenovac köyünde kurulmuş toplama ve imha kampı. Avrupa'daki en büyük on toplama kampından biri olan Jasenovac toplama kampı, Avrupa'nın işgâl altındaki bölgelerinde Yahudiler ve diğer etnik gruplara yönelik kendi başlarında imha kampları işleten tek Mihver yanlısı rejim olan Ustaşa rejimi tarafından kuruldu ve işletildi. Kuruluşundan sonra zaman geçtikçe Avrupa'daki en büyük üçüncü toplama kampı hâlini aldı.

<span class="mw-page-title-main">Litvanya'da Holokost</span>

Litvanya'da Holokost, Nazi işgâli altındaki Litvanya SSC'nde kurulmuş Reichskommissariat Ostland'a bağlı Generalbezirk Litauen alanında yaşayan Litvanya (Litvak) ve Polonya Yahudileri'nin neredeyse tümünün imha edilmesine sebep oldu. Yaklaşık 208.000-210.000 Yahudinin arasında tahminen 190.000-195.000'i, çoğu Haziran ile Aralık 1941 arasında öldürülmek üzere İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan önce öldürüldü. Üç senelik Alman işgâli boyunca Litvanya'daki Yahudi nüfusunun %95'inden fazlası katledildi; bu, Holokost'un yer aldığı tüm diğer ülkelerden daha eksiksiz bir yıkımdı. Tarihçiler, bu imha oranını Yahudi olmayan yerel paramiliter oluşumlarının soykırımda Nazilerle kitlesel oranda işbirliklerinde bulunmalarına bağlamıştır, ancak bu işbirliklerinin nedenleri tartışılmaya devam etmektedir. Holokost, Litvanya tarihinde bu kadar kısa bir sürede şimdiye kadarki en büyük can kaybıyla sonuçlandı.

<span class="mw-page-title-main">Holokost için ispatlar ve belgeler</span>

Nazi Almanyası'nın 1941 ve 1945 yılları arasında yaklaşık altı milyon Yahudi'yi öldürmesi olan Holokost, tarihte en iyi şekilde belgelenmiş soykırımlardan biridir. Tüm Yahudi kurbanlarını listeleyen bir belge olmamasına rağmen yaklaşık altı milyon Yahudi'nin öldürüldüğüne dair kesin kanıtlar vardır. Ayrıca; Nazilerin, Yahudileri imha kamplarında ve gaz vagonlarında öldürdüğüne ve bunu Nihai Çözüm planı altında sistematik olarak yaptığına dair kanıtlar vardır.

<span class="mw-page-title-main">1919-1920 İstanbul yargılamaları</span>

1919-1920 İstanbul yargılamaları, I. Dünya Savaşı sonrasında, Mondros Mütarekesi'nden kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun askerî mahkemelerinde görülen davalardır. İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) lider kadrosu ve seçilmiş bazı eski yetkililer, anayasayı ihlal etme, savaş zamanında vurgunculuk ile hem Ermenilerin hem de Rumların katledilmesi gibi çeşitli suçlamalarla itham edildi. Mahkeme, katliamların organizatörleri olarak görülen Enver Paşa, Talât Paşa ve Cemal Paşa ile diğerlerini ölüm cezasına mahkûm eden bir karara vardı.

Soykırım kastı veya soykırım niyeti soykırım suçunun mens rea'sıdır. "Yok etme niyeti" 1948 Soykırım Sözleşmesi'ne göre soykırım suçunun unsurlarından biridir. Bir cinayetin sorumluluğunun bireye zihinsel durumuna bağlı olarak atfedildiği ulusal ceza hukuku ile uluslararası hukukta kasıt kavramı arasında bazı analitik farklılıklar vardır. Uluslararası hukukta sorumluluk, belirli örgütlerin üyesi veya diğer resmi rollerdeki bireylere düşmektedir. Soykırım için niyet daha az doğrudandır. Uluslararası bir mahkeme, sanığın soykırım eylemlerinin planlanmasına katılıp katılmadığına, belki de belirli bir örgütsel yapının himayesinde olup olmadığına veya önceden tasarlanmış böyle bir planın bilgisi dahilinde hareket edip etmediğine bakabilir.