İçeriğe atla

Sosyal temsiller teorisi

Sosyal temsiller teorisi (social representation theory), Fransız sosyal psikolog Serge Moscovici tarafından, sosyal psikolojinin bireylerin bilişsel süreçlerinden çok sosyal biliş süreçlerine önem verilmesi gerektiği eleştirisiyle geliştirdiği teorik bir yaklaşımdır. Teori ilk olarak Moscovici'nin 1950 ve 1960'lı yıllarda Fransız toplumunda psikanalizin sosyal temsillerinin nasıl oluşturulduğunu ve biçimlendirildiğini incelediği çalışması ile ortaya çıkmış ve 1961 yılında La Psychanalyse: son image et son public (Psikanaliz: toplumdaki imajı) başlığı altında yayınlanmıştır.[1]

Teori, sosyal süreçlerin bireylerin ve grupların sosyal psikolojik işleyişini nasıl etkilediğini, grup üyeliklerinin bireylerin bilincini nasıl şekillendirdiği ve sürdürdüğüne odaklanır. Teorinin temel konusu, insanların dünyaya ilişkin paylaştıkları bakış açıları; amacı ise bir grup insanın aynı ya da benzer görüşleri ne zaman ve neden paylaştığını ortaya çıkarmaktır.[2] Teoriye göre sosyal psikolojik fenomenler ve süreçler, tarihi, kültürel ve sosyal koşullar içinde geliştikleri düşüncesiyle ele alındığında anlaşılabilir. Psikolojik deneyim paylaşılan görüş, grup aidiyeti ve dil ile belirlenmektedir. Bu nedenle bireylerin psikolojik işleyişleri, onları kolektif ve kültürel ortamlarında ele almakla ortaya çıkarılabilir.[3]

Sosyal Temsillerin Tanımı

Sosyal temsiller, toplumsal deneyimler içinde sosyal olarak üretilen ve genel bilincin parçasını oluşturmak için insanlar tarafından paylaşılan bilgi, idealar, düşünceler, imgeler, görüş ve inançlardır.[4] Temsiller “sosyal bir nesnenin davranma ve iletişim kurma amacıyla toplum tarafından kolektif işlenişi” olarak tasarlanmıştır. Her türlü nesne ya da sosyal uyaran sosyal temsilin nesnesi olabilir, diğer bir deyişle fiziksel (kalem gibi), kişiler arası (arkadaşlık gibi) ya da hayali her türlü uyarana ilişkin sosyal temsiller oluşturulabilir.[1]

Sosyal temsiller sosyal iletişim aracılığıyla ortaya çıkarlar. Sosyal dünyanın anlamlandırılmasını ve temsillerin paylaşıldığı gruplar içinde etkileşimin gerçekleşmesini sağlarlar. Sosyal temsiller yaratıldıktan sonra, özerk varlıklar olarak hareket ederler, yayılırlar, kaynaşırlar veya birbirleriyle çatışırlar.  Bunun bir sonucu olarak toplumsal etkileşim içerisinde ortaya çıkan temsiller zamanla değişebilirler.[5] Sosyal bir grup içindeki kişilerin söylemlerinde ve davranışlarında ortaya çıkar ve bu kişilerin duygu ve düşüncelerin bir yansıması olarak görülürler.[6][7]

Moscovici'nin sosyal temsilleri, Emile Durkheim'in "kolektif temsiller" kavramından izler taşımaktadır. Durkheim, temsilleri bireysel ve kolektif olarak iki gruba ayırarak kişiyi ve toplumu, sabit ve sabit olmayan bir biçimde birbirinden bağımsız olarak ele alırken sosyal temsiller teorisi böyle bir ayrımdan söz etmemektedir. Teoriye göre toplum-birey ayrımı, kişiler arası ilişki ve etkileşimlerin incelenmesi engellediği için sosyal psikoloji için uygun değildir.[8] Durkheim bu ayrımın sonucunda toplumu bireyin üzerinde görür ve bireyin topluma boyun eğdiğini ifade eder.[9] Sosyal temsiller teorisi ise birey ve toplumu birbirinden ayırmaz ve güç hiyerarşisi içerisinde sınıflandırmaz. Bu teoride bireyler, varlığı ve kimliği kolektif olarak oluşan sosyal birer varlık olarak ele alınır; bireyi ve toplumu ayırmak yerine birey ve toplum diyalektik bir ilişki içerisinde incelenir. Birey hem toplumun (geleneklerin, normların ve değerlerin) bir ürünü hem de toplumu değiştirebilecek aktif bir kişi olarak görülür; bireyin bilişini şekillendiren şey toplumun paylaşılan değerleri ve düşünceleridir; ancak birey aynı zamanda bu değerlerin ve düşüncelerin değişiminde aktif rol oynamaktadır.[3] Bireyi sosyal nesnelerden, sosyal konulardan ve insanlardan ayıran bireyselciliği temel alan yaklaşımların eksikliklerinin bu bakış açısıyla giderilebileceği düşünülmüştür.[10]

Sosyal Temsillerin İşlevleri

Bir sosyal temsil sosyal dünyaya ilişkin paylaşılan sağduyu teorilerinden oluşan sosyal bilgi deposuna işaret etmektedir. Moscovici sosyal temsillerin "sağduyu/ortak akıl"ın bir formu olduğunu belirtir. Temsiller bireylerin günlük söylemlerinde kullandıkları kavramlar, durumlar ve açıklamalardan oluşur ve kendilerini bireylerin düşüncelerinde sürekli olarak uygulamaya koyarlar; ancak bireyler çoğu zaman bu durumun farkında olmadıkları için bu düşünceleri sağduyu olarak görme eğilimindedirler.[3]

Sağduyu olarak görülen sosyal temsillerin temel amacı ve işlevi tanıdık olmayanı tanıdık hale getirmek; tanıdık olmayanı tanıdık olan bir bağlam içerisine yerleştirmektir.[4] Sosyal temsiller teorisine göre tanıdık olamayan yabancı nesneler tehdit edici ve korkutucu olarak görüldükleri için bu nesneleri anlamlandırma ihtiyacı insanlar için önemlidir ve sosyal temsiller bu anlamlandırma sürecine rehberlik etmektedir.[8] Bu anlamlandırma süreci, “çevremizdeki rahatsız edici bilgilerin dışarıdan içeriye, uzaktan yakına transferi” olarak ifade edilebilir.[11] Sosyal temsillerin tanıdık olmayanı tanıdık hale getirme işlevi demir atma ve nesneleştirme olarak adlandırılan iki temel mekanizma aracılığıyla gerçekleşmektedir.[4]

Demir Atma

Demir atma, tanıdık olmayan nesnelerin ya da sosyal uyaranların var olan kategori ve imajlara dönüştürülerek tanıdık hale getirilmesidir. İnsanlar bir konu ya da olgu hakkında herhangi bir fikir sahibi olmadığı durumlarda, o olguyu tanıdık olan bir kavramla ilişkilendirme eğilimindedirler. Örneğin AIDS hastalığı ilk ortaya çıktığı zamanda, insanlar bu hastalığı “Tanrının bir cezası” olarak görmüşlerdir. Yani demir atma mekanizmasıyla bir bilinmeyen olan AIDS hastalığı, Tanrı ve ceza kavramlarının bilinirliği üzerinden açıklanmıştır.[10]

Demir atma mekanizması sınıflandırma ve isimlendirme süreçlerini içermektedir. Sınıflandırılmamış ve isimlendirilmemiş herhangi bir nesne ya da sosyal uyaran insanlara yabancı ve anlamsız geldiği için bunların sosyal temsiller içerisinde yer alması ve aktarılması mümkün değildir. Bu iki süreç nesne ya da uyaranların tanıdık hale getirilerek anlamlandırılmasını ve sosyal temsillere dönüştürülmesini ya da temsiller içerisine yerleşmesini sağlamaktadır.[4] Sınıflandırma sürecinde, yeni uyaranlar çeşitli kategori prototipleriyle kıyaslanarak uyaranların prototiplerle olan ilişkisi belirlenmektedir. Bu kıyaslama sonucunda uyaranın prototipe olan benzerliği ve farklılığına karar verilerek uyaran sınıflandırılmakta ve isimlendirilmektedir. Sınıflandırma sürecinde uyaran ve prototip arasındaki uzaklığın azaltılması ile genelleme, artması ile özelleştirme mekanizmaları devreye girmektedir.[3][4]

Genelleme sürecinde sınıflandırılan uyaranın bir özelliği seçilerek bir kategori haline getirilmektedir. Bu özellik bütün kategoriye atfedildiği için olumlu özellik olumlu içeriklerle, olumsuz özellikler ise olumsuz içeriklerle kodlanır. Özelleştirme sürecinde ise sınıflandırılan uyaran incelenir ve onun kategori ve prototiplerden farklılaşan özellikleri belirlenir.[4]

Tanıdık olmayanın demir atma (sınıflandırma ve adlandırma) mekanizması aracılığıyla tanıdık hale getirilmesi sonucunda oluşan sosyal temsiller, karar verme sürecinde önemli fonksiyonlara sahiptir. Sosyal temsiller insanların gelen bilgiyi nasıl anlamlandıracağı hakkında referans oluştururlar; bilginin nasıl işlemleneceğini ve bu bilgilere nasıl bir yanıt verileceğini belirlemektedir. Teoriye göre uyarana ilişkin tutumların ve kalıpyargıların oluşması bu sürecin sonunda gerçekleşmektedir.[12]

Nesneleştirme

Nesneleştirme tanıdık olmayanı tanıdık hale getiren bir diğer mekanizmadır. Nesneleştirme mekanizmasıyla soyut düşünce, imge ve kavramlar somut ve objektif bir gerçekliğe dönüştürülür. Bu mekanizma insanların kompleks bilgiyi basitleştirme -bilişsel ve ikonik bileşenleri olan temel bir simgeye dönüştürme- eğiliminin bir yansıması olarak görülmektedir.[3] Hristiyan toplumlarında “tanrı” olgusunun “baba” olgusu ile somutlaştırması ya da Moscovici'nin psikanalitik kavramları Fransız toplumunun kesimlerine uyguladığı çalışması nesneleştirme sürecine örnek olarak gösterilebilir.[11]

Moscovici ve Miles Hewstone nesneleştirme süreci içerisinde bilginin sosyal temsillere dönüştürüldüğü üç süreç tanımlamışlardır: Bilgiyi kişiselleştirme (personification of knowledge), simgeleştirme (figuration) ve varlıkbilimsel olarak ifade etme (ontologizing). Kişileştirmeye göre, soyut bir yapı ile bir insan arasında kurulan ilişki, bu ilişkiyi kuran kişinin ilgili soyut yapıyı somut bir varlıkmış gibi algılamasını sağlamaktadır. Simgeleştirmede ise soyut düşünceler, somut ve ulaşılabilir kavramlar aracılığı ile metoforik imajlarla şekillendirilmektedir. Varlıkbilimsel olarak ifade etme ise, soyut bir yapının fiziksel özelliklerle doldurularak maddeleştirilmesini ifade eder.[3]

Sosyal Temsillerin Yapısı: Merkezi ve Çevresel Bileşenler

Sosyal temsillerin yapısal özelliklerini inceleyen Jean-Claud Abric sosyal temsilleri, birincil ve ikincil öneme sahip bir dizi bileşenden oluşan bilgi dizilerine benzetmiştir. Temsillerin birincil öneme sahip bileşenlerini “merkezi ” (central ) ikincil bileşenlerini ise “çevresel” (periphery) olarak adlandırmıştır.[13] Merkezi bileşen, temsilin genel anlamını oluşturan temel bileşenlerden oluşur ve tüm yapının organize edilmesini sağlar. Temsilin olmazsa olmazı olarak değerlendirilmektedir. Bu bileşen, sürekli değişen çevre içerisinde yeni bilgilere nasıl tepki verileceğini belirleyerek temsili kendi nesnesine yönlendirdiği için üretici; tarihi ve ideolojik bir kökene sahip olduğu ve değişime dirençli olduğu için de görece durağan olarak nitelendirilmiştir. Çevresel bileşen ise merkezi bileşeni çevreler ve temsil yapısının daha esnek tarafına işaret etmektedir. Bu bileşenin grup tarafından paylaşılması gerekmemektedir; çevresel pratiklerin, modüllerin ve belirli bilgilerin temsile entegre edilmesinde rol almaktadır. Bu bileşenin diğer bir işlevi merkezi bileşenin içeriğini, temsile ters düşen bilgilere karşı korumaktır; temsilin merkezi bileşenlerine karşı gelen bir bilgiyle karşılaşıldığında çevresel bileşen aktive olur ve karşıtlığı meşrulaştırarak temsilin varlığını sürdürmesini sağlar.[3][13]

Somutlaştırılmış Evren ve Sağduyu Evreni

Moscovici, sosyal temsiller ile bilimin ters yönde ilerlediğini; sosyal temsillerin tanıdık olmayanı tanıdık hale getirirken, bilimin tanıdık olanı daha az tanıdık hale getirdiğini ifade etmiştir. Bilim mantık sistemine dayanır, otoriteden ve geleneklerden bağımsızdır. Dolayısıyla bilim, sosyal temsilleri göz ardı ederek gerçeği bulmaya çalışır.  Bu karşıtlık ve uzman bilgisinin sağduyu bilgisine dönüştürülmesi somutlaştırılmış/bilim evren (reified universe) ve sağduyu evreni (consensual universe) olmak üzere iki farklı gerçekliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.[5]

Somutlaştırılmış evrende bilimsel bilgi yer alır. Bu evrende gerçeklik her zaman mantığa uygun ve ispatlanmış olmak zorundadır. Sağduyu evreni ise insanların günlük yaşamı anlamlandırmak için kullandıkları sosyal temsillerin oluşturulduğu, kullanıldığı ve yeniden yaratıldığı evrendir. Sosyal temsiller teorisine göre sağduyunun oluşmasını sağlayan sosyal temsillerin altında yatan mekanizmaların anlaşılmasıyla birlikte paylaşılan değer ve inançların üretildiği sosyal bağların ve dünyanın anlamlandırılmasını sağlayan anlamların nasıl yaratıldığının ve kullanıldığının anlaşılabileceğini, bu nedenle sağduyu evreninin incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.[3][5]

Yardımcı Kaynaklar

  • Farr, R. (1994). Attitudes, social representations and social attitudes. Papers on social representations3(1), 30-33.
  • Howarth, C. (2006). A social representation is not a quiet thing: Exploring the critical potential of social representations theory. British journal of social psychology45(1), 65-86.
  • Moliner, P. ve Tafani, E. (1997). Attitudes and social representations: a theoretical and experimental approach. European journal of social psychology,27(6), 687-702.
  • Wagner, W. (2012). Social representation theory. The Encyclopedia of Peace Psychology.

Kaynakça

  1. ^ a b Markova, I. (2015). Sosyal Temsiller ve Demokrasi. İçinde, S. Arkonaç (Ed.) Doğunun ve Batının Yerelliği: Bireylik Bilgisine Dair, Hiperlink: İstanbul.
  2. ^ Fraser, C. (1994). Attitudes, social representations and widespread beliefs. Papers on Social Representations, 3, 13- 25.
  3. ^ a b c d e f g h Augoustinos, M. Walker, I. ve Donaghue, N. (2014). Social Cognition: An Integrated Introduction.London: Sage.
  4. ^ a b c d e f Parker, I. (1987). ‘Social representations: Social psychology’s (mis) use of sociology. Journal for the Theory of Social Behaviour, 17(4), 447-469.
  5. ^ a b c Moscovici, S. (1984). The Phenomenon of Social Representations. İçinde, R. Farr & S. Moscovici (Eds.), Social Representations, Cambridge:Cambridge Press.
  6. ^ Moscovici, S. (1963). Attitudes and opinions. Annual Review of Psychology, 14, 231-260.
  7. ^ Wagner, W. (2015). Söylem, Temsil ve Kurumlar. İçinde, S. Arkonaç (Ed.) Doğunun ve Batının Yerelliği: Bireylik Bilgisine Dair, Hiperlink: İstanbul.
  8. ^ a b Moscovici, S. (1988). Notes towards a description of social representations. European Journal of Social Psychology18(3), 211-250.
  9. ^ Bilton, T., Bonnett, K., Jones, P., Lawson, T., Skinner, D., Stanworth, M. I. & Webster, A. (2009). Sosyoloji, (2.Baskı), (Ed. B. Özçelik), Siyasal Kitabevi: İstanbul.
  10. ^ a b Wagner, W., Farr, Robert, Jovchelovitch, S., Lorenzi-Cioldi, F., Marková, I., Duveen, G. ve Rose, D. (1999). Theory and method of social representations. Asian Journal of Social Psychology, 2(1), 95-125.
  11. ^ a b Öner, B. (2002). Sosyal temsiller, Kriz Dergisi, 10(1), 29-35.
  12. ^ De Rosa, A. S. (1993). Social representations and attitudes: Problems of coherence between the theoretical definition and procedure of research. Papers on Social Representations, 2(3), 178- 192.
  13. ^ a b Wachelke, J. (2012). Social representations: A review of theory and research from the structural approach. Universitas Psychologica, 11(3), 729-741.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Michel Foucault</span> Fransız filozof (1926 – 1984)

Michel Foucault, Fransız filozof, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog, psikolog ve sosyolog.

Sosyal biliş sosyal etkileşimde rol oynayan bilgiyi işleme, kodlama, depolama ve hatırlama gibi bilişsel süreçlerdir. İnsanların kendilerini kuşatan fiziksel, sosyal çevrelerini ve çevreleriyle olan ilişkilerini, diğer insanlar ve kendileri hakkında nasıl izlenim oluşturduklarını, nasıl hissettiklerini ve düşündüklerini ve bu türden bir düşünce biçiminin yargıları ve davranışları nasıl etkilediğini incelemektedir. Toplumsal bağlamdan etkilenen ve toplumsal bağlamı etkileyen bilişsel süreç ve yapıları incelemektedir Ancak sosyal biliş terimi diğer psikoloji ve bilişsel sinirbilim alanlarında yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu alanlarda sosyal biliş terimi çoğunlukla otizm ve diğer bozukluklar nedeniyle kesintiye uğrayan çeşitli sosyal becerilere karşılık gelmektedir. Bilişsel sinirbilim alanında ise sosyal bilişin biyolojik temelleri araştırılmaktadır. Benzer şekilde Gelişim psikolojisi alanında da sosyal biliş becerileri gelişimsel perspektifle incelenmektedir.

Toplumsallaşma, sosyalizasyon ya da sosyalleşme, toplumun mevcut değer ve normlarının bireylere öğretilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreç içerisinde birey ferdi olduğu toplum içerisinde nasıl davranacağını öğrenir. Aynı zamanda, bireyin sahip olduğu ya da toplum tarafından verilen rollerin ve sahip olunan statülerin gerektirdiği davranış biçimlerini, toplumun kendilerinden beklentilerini öğrenir. Toplumsallaşma sürecinde birey kendi toplumunun bir üyesi olmayı, toplumu tarafından kabul gören davranış örüntülerini, insanın davranışlarına yön veren, bunları belirleyip şekillendiren temel toplumsal ve kültürel değerleri (normları) öğrenir. Öğrenmekle de kalmayıp bunları içselleştirip kendisine mal eder ve bu değer ve normlar doğrultusunda davranmaya başlar. Daha öz bir anlatımla, birey toplumu ile bütünleşir ve toplumunun bir parçası haline gelir.

<span class="mw-page-title-main">Yapısal işlevselcilik</span>

Yapısal-işlevselcilik : Öncelikle yapısal işlevselcilik ontolojik olarak Holistik paradigma içerisinde değerlendirilebilir. Esas itibarıyla metodolojik bir araç olarak sosyoloji disiplini içerisinde kullanılmakta olan bu yaklaşım; siyaset bilimi, antropoloji, psikoloji, sosyobiyoloji, sosyal psikoloji gibi disiplinler ve alt disiplinler bünyesinde sosyal bilimler alanında önemli bir hareket noktası konumundadır. 19. yy.da Herbert Spencer'ın organizmacı toplum yapısı yaklaşımı ile bağlantılı olarak gelişen, ama asıl olarak işlevselci yaklaşımın devamı niteliğindeki bu metodolojik yaklaşım, özellikle 20. yüzyılda Talcott Parsons ile şekillenmiştir. Kuramsal çerçeve açısından antropoloji disiplinindeki en önemli kuramcıları Bronislaw Malinowski ve Alfred Radcliffe-Brown'dır. Sosyolojik gelişim çizgisinde bu yaklaşımın en önemli kuramcıları Herbert Spencer, Auguste Comte, Emile Durkheim, Talcott Parsons, Robert K. Merton ve David Keen'dir.

Kendini tanıma psikolojide kullanılan bir terimdir ve bireyin “Ben neye benziyorum?” sorusuna cevap verirken kullandığı bilgiyi tanımlar. Bu sorunun cevabına yönelik kendini tanıma süreci, öz farkındalık ve öz bilinç gerektirir.
Kendini tanıma benliğin, daha doğrusu benlik kavramının, bir bileşenidir. Kişinin kendisinin veya özelliklerinin bir bilgisidir ve benlik kavramının gelişimine rehberlik eden bilgiyi aramak için bir arzudur. Kendini tanıma, benzersiz şekilde bizi kendimizle eşleştiren nitelikleri ve bu niteliklerin dinamik olup olmadığı üzerine teorileri içeren şekilde, zihinsel temsillerimiz hakkında bizi bilgilendirir.
Benlik kavramının üç ana yönü olduğu düşünülmektedir:

Bir anının kaynağının yanlış bir şekilde başka bir deneyime atfedilmesi olan kaynak izleme hatası bir çeşit bellek hatasıdır. Örneğin, bireyler henüz yaşanmış bir olayı bir arkadaşlarından öğrenirler, daha sonra bu olayı yerel haberlerde de duydukları zaman, bu olayın kaynağının anısı haberlerden öğrenilmiş gibi yanlış bir kaynağa dayandırılabilir. Bu kaynak izleme hatası, uzun süreli belleğe sınırlı miktarda kaynak bilgisinin kodlanması veya kaynak izlemede kullanılan karar süreçlerinin karışması nedeniyle, normal algısal ve yansıtıcı süreçler kesintiye uğradığında ortaya çıkmaktadır. Depresyon, yüksek stres seviyesi ve beynin sorumlu bölgelerinde meydana gelen hasarlar, bu mekanizmalarda; kesintiye, karışıklığa ve dolayısıyla kaynak izleme hatalarına neden olan faktörlere örnek olarak verilebilir.

Gestalt psikolojisi veya gestaltizm, bilişsel süreçler içerisinde özellikle algı ve algısal örgütlenme konularında yoğunlaşmış psikoloji teorisidir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Almanya'da ortaya çıkmıştır. Gestalt psikolojisi kaotik görünen bir dünyada anlamlı bir algıya sahip olmamızın temelde hangi kanunlara dayandığını anlamaya çalışır. Gestalt psikolojisinin ana prensibi zihnin kendi kendisini algıladığı şeylerde bir bütün görmeye organize etmesidir.

Sistemi meşrulaştırma kuramı, mevcut politik, sosyal ve ekonomik sistemlerin meşrulaştırılmasının ardında yatan psikolojik süreçleri açıklamaya çalışan bir sosyal psikoloji kuramıdır.

Sosyal baskınlık yönelimi (SBY) sosyal ve politik tutumları yordayan bir kişilik faktörü ve yaygın olarak kullanılan bir Sosyal Psikolojik ölçektir. SBY, grup temelli ayrımcılık düzeylerinde bireysel farklılıkların ölçümü olarak kavramsallaşmıştır. Bir başka deyişle, bireyin herhangi bir sosyal sistem içinde hiyerarşi ve düşük statülü gruplar üzerinde otorite kurma tercihinin bir ölçümüdür. Bu, grup içi ve gruplar arası eşitlikçilik karşıtı bir eğilimdir. SBY, sosyal baskınlık kuramının ölçülebilir bir bireysel farklılık bileşenidir.

Sosyal kimlik kuramı, grup olgusunun analizinde iç grup dinamikleri, gruplar arası ilişkiler ve kolektif benliğe yönelik açıklamalar getiren bir sosyal psikoloji kuramıdır. Sosyal psikologlar Henri Tajfel ve John Turner tarafından geliştirilmiştir. Kişisel bilişsel süreçleri, kişiler arası etkileşimleri ve sosyolojik süreçleri bir arada ele alarak sosyal kimlik kavramının farklı analiz düzeylerinden incelenmesini mümkün kılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Stereotip</span> Bir grup insana görünüşlerinden ve haraketlerinden dolayı onlara anlam atfetmek.

Stereotip, sosyal psikolojide belirli birey türleri veya belli davranış biçimleri hakkında yaygın olarak benimsenen herhangi bir düşüncedir. Psikoloji içerisinde ve diğer dallara yayılmış olarak, kendi genişletilmiş tanımlamalarını sağlayan farklı kavramsallaştırmalar ve stereotip kuramları bulunmaktadır. Bu tanımlardan bazıları ortak noktaları paylaşır, ancak her biri diğerleriyle çelişebilecek benzersiz yönleri de barındırabilir.

Sosyal sinirbilim, biyolojik sistemlerin sosyal süreçleri ve davranışları nasıl gerçekleştirdiklerini anlamaya ve sosyal süreçler ve davranış teorilerini bilgilendirmek ve düzeltmek için biyolojik kavram ve yöntemleri kullanmaya adanmış disiplinlerarası bir alandır. İnsanlar temelde bireyciden ziyade sosyal bir türdür. Bu sebeple Homo sapiens bireyin ötesinde çiftler, aileler ve gruplardan şehirler, medeniyetler ve kültürlere kadar çeşitli organizasyonlar oluşturabilir. Bu ortaya çıkan yapılar, onları desteklemek için nöral ve hormonal mekanizmalarla birlikte gelişmiştir çünkü sonuçta ortaya çıkan sosyal davranışlar, bu organizmaların çoğalmayacak kadar uzun süre yavruların hayatta kalmasına, çoğalmasına ve bakımını sağlamasına yardımcı olmuştur. "Sosyal sinirbilim" terimi, üç ayda bir 1988-1994 yılları arasında yayınlanan "Sosyal Sinirbilim Bülteni" adlı bir yayında ilk olarak ortaya kondu. Terim daha sonra John Cacioppo ve Gary Berntson tarafından 1992'de Amerikalı Psikolog'da yayınlanan bir makalede popüler hale getirildi. Cacioppo ve Berntson, sosyal sinirbilimin meşru babaları olarak kabul edilir. Halen genç bir alan olan sosyal sinirbilim, beynin sosyal etkileşimlere nasıl aracılık ettiğine odaklanarak duyuşsal sinirbilim ve bilişsel sinirbilim ile yakından ilgilidir. Sosyal bilişin biyolojik temelleri sosyal bilişsel sinirbilimde incelenir

Psikoloji temel bilimi, psikoloji alanında yapılan araştırmaların bazıları, uygulanan psikolojik disiplinlerde yapılan araştırmalardan daha "temel" dir ve doğrudan bir uygulaması yoktur. Psikoloji içerisindeki temel bilim yönelimini yansıttığı düşünülen alt disiplinler arasında biyolojik psikoloji, bilişsel psikoloji, nöropsikoloji vb. alt dallar sayılabilmektedir. Bu alt disiplinlerdeki araştırmalar, metodolojik titizlik ile karakterizedir. Psikolojinin temel bilim olarak kaygı, davranış, biliş ve duyguların altında yatan yasaları ve süreçleri anlamaktır. Temel bilim olarak psikoloji, uygulamalı psikoloji için bir temel sağlar. Uygulamalı psikoloji, aksine, temel psikolojik bilimlerin ortaya koyduğu psikolojik ilkelerin ve teorilerin uygulanmasını içerir; bu uygulamalar zihinsel ve fiziksel sağlık ayrıca eğitim gibi alanlarda sorunların üstesinden gelmeyi veya refahı artırmayı amaçlamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">İç grup ve dış grup</span>

Sosyoloji ve sosyal psikolojide, iç gruplar, bir kişinin kendisini psikolojik olarak özdeşleştirdiği toplumsal gruplardır. Dış gruplar ise tersine, bireyin kendini özdeşleştirmediği toplumsal gruplardır. İnsanlar; akran grupları, aileler, spor takımları, siyasi partiler, cinsiyetler, dinler veya milletlerle kendini özdeşleştirebilir. Toplumsal gruplarla ve kategorilerle psikolojik olarak özdeşleşme ile çeşitli olgular arasında ilişkiler bulgulanmıştır.

Sosyal öğrenme, akranlar arasındaki sosyal etkileşim yoluyla toplumsal bir ölçeğe kadar bireysel veya grupla öğrenmeden daha geniş ölçekte gerçekleşen öğrenmedir. Tutum ve davranışlarda bir değişikliğe yol açabilir veya açmayabilir.

Geçmişe dönüş ya da istemsiz tekrar eden bellek, bireylerin eski deneyimleri ya da eski deneyimlerin ögelerini ani ve genellikle güçlü bir şekilde yeniden deneyimlediği psikolojik fenomendir. Bu deneyimler sevindirici, üzgün, heyecan verici veya herhangi başka bir duygu olabilir. Geçmişe dönüş terimi, özellikle, anı istemsiz hatırlandığında ve/veya bu anı insanın tekrar yaşayabileceği kadar yoğun olduğunda, bunun gerçek zamanda yaşanmadığını, sadece bir anı olduğunu fark edemeyeceği durumlarda kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Küçük gruplar sosyolojisi</span> Sosyal grup tiplerini inceleyen sosyolojinin alt dalı

Küçük gruplar sosyolojisi, sosyal ilişkilerden kaynaklanan eylem, etkileşim ve bunların sonucunda oluşan sosyal grup tiplerini inceleyen sosyoloji dalıdır. Kavram ilk defa Fransız yazar ve sosyolog Gabriel Tarde tarafından kullanılmıştır. Sosyal hayatta toplum, büyük bir sosyal gruptur, toplumun içinde alt gruplar yer almaktadır. Küçük grupların büyük gruplar içinde olmaları sosyal gruplarla ilgili bir özelliktir. Alan, uluslararası ilişkilerde kullanılan alanlardandır ve grup özelliklerinin karar vermeyi nasıl etkilediği ile ilgili çalışmaları ele alır. Kültürel antropologlar ve siyaset bilimciler tarafından veri toplama amaçlı olarak kullanılmıştır. Küçük gruplar sosyolojisi, toplumların içerisinde barındırdığı çeşitli küçük grupları mikro sosyolojik düzeyde ele alır, küçük grupların iletişimindeki görev, süreç ve ilişki çatışmalarını inceler.

<span class="mw-page-title-main">Sosyolojide sapma</span>

Sapma veya sapma sosyolojisi, resmi kuralları ihlal eden davranışları, eylemleri araştırmaktadır. Örnek olarak sapma sosyolojisi, toplum kuralların ihlalini, suç vb. durumları ele almaktadır.[3]Sapma teriminin olumsuz bir anlamı olsa da, sosyal kuralların çiğnenmesi her zaman olumsuz bir eylem oluşturmamaktadır. Bazı durumlarda kuralların ihlal edilmesine rağmen, davranış olumlu veya toplum tarafından kabul edilebilir olarak adlandırılabilir.

<span class="mw-page-title-main">Sosyal hareket teorisi</span>

Sosyal hareket teorisi, sosyal bilimler içinde, genellikle sosyal mobilizasyonun neden meydana geldiğini, ortaya çıkardığı biçimleri açıklamaya çalışan disiplinler arası bir düşünceler bütünüdür. Sosyal hareketlerin oluşumu ve işleyişinin potansiyel sosyal, kültürel ve politik sonuçları üzerine incelemeler içerir.

<i>Zihin, Benlik ve Toplum</i>

Mind, Self, and Society, Amerikalı sosyolog George Herbert Mead'in öğretilerine dayanan, ölümünden sonra 1934'te öğrencileri tarafından yayınlanan bir kitaptır. Simgesel etkileşim teorisinin temeli olarak kabul edilir. Mind, Self, and Society'nin Charles W. Morris baskısı, kitap sözlü söyleme ve Mead'in öğrencilerinin notlarına dayandığı için kaynak hakkında tartışmalar başlattı. Bununla birlikte, öğrencilerinin derlemesi, Mead'in sosyal bilimlerdeki en önemli çalışmasını temsil eder. Bunların arasında Mead, rol teorisi, folklor metodolojisi, simgesel etkileşimcilik, bilişsel sosyoloji, eylem teorisi ve fenomenoloji gibi çeşitli düşünce okulları dahil olmak üzere insan davranışı, etkileşimi ve organizasyonuna ilişkin kavramsal bir görüş yayınladı.