İçeriğe atla

Sosyal duygusal gelişim

Sosyal duygusal gelişim, çocuk gelişiminin bir alanını kapsamaktadır. Çocukların duyguları anlama, deneyimleme, ifade etme ve yönetme becerilerini içeren bir gelişim alanıdır. Başkalarıyla anlamlı ilişkiler geliştirmesi kendisini daha iyi tanıyabilmesi ve daha iyi kararlar verebilmesi sosyal duygusal gelişimiyle birlikte gelişen becerilerdir. Kapasiteleri doğrultusunda kazandıkları gelişim ögelerini aşamalı olarak hayatlarına geçirdikleri bütünleştirici bir süreçtir.[1] Bununla birlikte sosyal duygusal gelişim birçok ögeyi içeren fakat bunlarla sınırlı olmayan çok çeşitli beceri ve yapıları kapsamaktadır. Bahsedilen bu ögelerden bazıları şunlardır: öz farkındalık, ortak dikkat, oyun, zihin teorisi, öz saygı, duygu düzenleme, arkadaşlıklar ve kimlik gelişimi.

Sosyal duygusal gelişim, çocukların diğer gelişimsel becerileri daha sağlıklı yürütebilmeleri için bir temel oluşturmaktadır. Örneğin, zor bir ev işini tamamlamak için bir çocuğun kardeşinden yardım alma becerisine ihtiyacı olabilmektedir. Bir kavgadan sonra romantik bir ilişki sürdürmek için bir partnerin duygularını ifade edebilmesi ve çatışmayı başarılı bir şekilde çözmek için diğer partnerin bakış açısını alması gerekebilmektedir. Bununla birlikte sosyal duygusal gelişim aynı zamanda diğer gelişimsel alanlarla ilişkili ve bunlara bağlantılıdır.[2]

Majör depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, sınırda kişilik bozukluğu, madde kullanım bozuklukları ve yeme bozuklukları dahil olmak üzere birçok akıl sağlığı bozukluğu en belirgin olarak duygu düzenleme olmak üzere sosyal duygusal gelişim odağında tanımlandırılmaktadır.[3] Otizm spektrum bozukluğunun temel bulgularının çoğu, ortak dikkat[4] dahil olmak üzere sosyal duygusal gelişim alanlarındaki anormallikleri yansıtmaktadır.

Erken çocukluk dönemi (doğumdan 3 yaşına kadar)

Bağlanma

Bağlanma, bireylerin yaşamlarındaki diğer insanlarla kurdukları güçlü bağı ifade etmektedir. Evli partnerler gibi yetişkinlikte önemli diğer kişilerle bağlanma ilişkilerimiz olabilmektedir. Yine de bağlanmanın temeli ve en etkili şekli bebeklik döneminde birincil bakıcıyla olan bağlanma şekliyle oluşmaktadır. John Bowlby ve Mary Ainsworth bağlanma teorisini ilk olarak bir deneyle birincil bakıcıya duygusal bağların hayatta kalmak için kullanıldığı bir süreç olarak tanımlamış ve test etmişlerdir.[5] Bu deneyde, bebek sekiz dakika boyunca bir yabancıyla annesinden ayrı bir odada yalnız kalmaktadır. Bu süreçte iki an çok önem arz etmektedir; anneden ayrılma ve anneyle buluşma anı. Bu iki anda verilen tepkiye göre bebek iki ana bağlanma tarzından birine dahil edilmektedir; güvenli ya da güvensiz. Güvensiz bağlanma da kararsız (ikircikli/iki değerli) ve kaçıngan olarak ikiye ayrılmaktadır. Güvenli bağlanmaya sahip çocuklar anne giderken normal bir gerilim yaşarken anne geri döndüğünde ise mutlu ve sevinçli bir karşılama içine girmektedirler.Kararsız bağlanma tarzındaki çocuk ise anne giderken aşırı bir üzüntü ve ayrılamama davranışı gösterirken anne geri döndüğünde anneye öfkeli ve reddedici davranmaktadır. Kaçıngan çocuklarda ise, ayrılış anı sakin ve neredeyse tepkisizken buluşma anı anneyi reddedici ve uzaklaştırıcı özelliktedir.[6]

Duygusal deneyimler

Duygusal ifadelerden gülümseme, bebeklikte bilinçsiz olarak başlamaktadır. Sonrasında çevresindekilerle etkileşime girdikçe sosyal gülümsemeye doğru ilerler ve büyüdükçe daha bilinçli hale gelmektedir. Doğumdan başlayarak yenidoğanlar, ağrı, açlık, diş çıkarma gibi uyaranlara ve bedensel durumlara yanıt olarak genelleştirilmiş bir sıkıntıyı işaret etme kapasitesine sahiptir.[7] Bu sıkıntılarını genellikle ağlayarak ifade etmektedirler.

Sosyal etkileşimler de ise 3 ila 6 aylık bebekler, genellikle çevresindekiler ile basit karşılıklı alışverişe başlamaktadırlar. Bu alışveriş sözcüklerden değil gülümsemeler veya diğer yüz ifadeleri ile bedensel hareketlerini -kolları kaldırma gibi- kullanmasıyla oluşmaktadır.[8]

Okul öncesi dönemi (3-6 yaş)

Benlik kavramı

Kişinin kim olduğunu tanımlarken tanımladığı nitelikler, yetenekler, tutumlar ve değerler birikimini ifade etmektedir.[7] Temel öz farkındalıkve cinsiyetlerini kendi kendine etiketleme dahil olmak üzere benlik kavramını destekleyen bazı başlangıçlar bu dönemden önce meydana gelse de, bu dönem bazı ilerlemeleri içermektedir. Çocuklar bu dönemde çevresindekilere hangi oyunu iyi oynayabildiğini, hangisini sevdiğini ve nasıl oynayabildiklerini anlatarak kim olduğunu da anlatmaya çalışmaktadırlar.

Başkalarını anlama

Okul öncesi çağındaki çocuklar zihin teorisinin temellerini veya başkalarının bakış açısını anlama ve taklit etme becerisini gösterebilmektedirler. Bununla birlikte bu beceri, çocukların yanlış olsa bile düşüncelerin ve inançların davranışı nasıl etkilediğine dair sınırlı anlayışıyla oluşmaktadır.[7]

Sosyal etkileşimler kurma

Çocuk için sosyal etkileşimin en yüksek olduğu anlar oyun oynadıkları anlardır. Aynı zamanda oyun zamanları genellikle çocukların gelişiminin merkezi bir yapı taşı olarak gösterilmektedir. Öyle ki tüm çocukların bir insan olarak hakları olduğunu belirtmektedir.[9] Oyunun karmaşıklığı ve çeşitliliği okul öncesi yıllarda muazzam bir şekilde artmaktadır. En önemlisi çocukların ortak bir hedef için çalıştıkları işbirliği içindeki oyunların sayısı da drama oyunlarıyla başlamaktadır.[7]

Orta çocukluk dönemi (7-12)

Cinsiyet kimliği oluşturma

Orta çocukluk döneminde erkek ve kızlar cinsiyete göre akran grupları oluşturmaktadırlar. Önceden öğrenilmiş cinsiyet davranışlarını sürdürebilmek için de taklit yeteneklerini kullanabilmektedirler. Okul çağındaki çocuklar sosyal hayattaki karşılaştırmaları kullanarak cinsiyet kimliklerine ne kadar ait olduklarına ilişkin kendileri ve arkadaşları üzerinde gözlemlere başlamaktadırlar.[7]

Kurallara uyma

Duyguları sergileme kuralları bireylerin duygularını ne zaman, nasıl ve kiminle ifade edebileceğini belirleyen kültüre bağlı normlardır. Buna göre, sergileme kurallarını hayata geçirme yeteneği çocukların duygusal ifade ve duygu düzenleme kapasitelerine bağlı olmaktadır. Bu sergileme kurallarına yönelik sosyalleşme bebeklik döneminde başlar ve çocuklar okul öncesi dönemde bir miktar kapasite gösterebilmektedir. Bununla birlikte, ilkokulda çocukların sergileme kurallarını kullanması ve bunların değerini anlama giderek daha karmaşık hale gelebilmektedir.[10]

Duygu düzenleme

Okula başladıktan sonra çocukların duygu düzenleme birikimi giderek daha çeşitli hale gelmektedir.[11] Çünkü çocuk ebeveynleriyle etkileşimleri dışında da sosyal ortamlara girerek yeni birikimler oluşturmaya başlamaktadır. Orta çocukluk döneminde, çocuklar daha karmaşık yolları seçmeye ve öğrenmeye başlamaktadırlar. Örneğin problem çözme becerilerini geliştirmek ve olumluya odaklanmaya çalışmak daha önemli hale gelmektedir.[11]

Ergenlik (13-18 yaş)

Arkadaşlık kurma

Ergenlik arkadaşlık ilişkilerinin giderek daha önemli ve sık görüşmelerin yapıldığı hale geldiği bir zamandır. Bu dönemde ergenlerin akranlarıyla geçirdikleri süre ebeveynleriyle geçirdikleri sürenin çok daha fazlası olarak gözlemlenmiştir.[12]] Aynı zamanda bu dönemde arkadaşlıkların yapılarında gelişimsel bazı değişikler ortaya çıkmaktadır.[13] Ergenlik öncesi dönemde arkadaşlıklar oyun temelli kurulurken bu dönemde bir değişim söz konusu olmaktadır. Ergenlerin arkadaşlıkları artan duygusal destek ihtiyacı, yakınlık kurma, bağlılık oluşturma ve sadakat isteme ihtiyaçlarına hizmet etmektedir.

Kabul Görme

Bu dönemde ortaya çıkan onaylanma ve kabul görme ihtiyacı da sosyal duygusal gelişimin bir parçası haline gelmektedir. Ergenler akranları ve ebeveynleri tarafından onaylanmak ve kabul görmek için bazı davranışlar ortaya koyabilmektedirler. Bu davranışlar bazen bir spor dalıyla uğraşmak gibi faydalı faaliyetler olurken bazen de olumsuz davranışları barındırabilmektedir.

Kaynakça

  1. ^ Cohen, J., Onunaku, N., Clothier, S., & Poppe, J. (2005). Helping young children succeed: Strategies to promote early childhood social and emotional development. In Research and Policy Report. Washington, DC: National Conference of State Legislatures.
  2. ^ Benner, Gregory J.; Nelson, J. Ron; Epstein, Michael H. (2002). "Language Skills of Children with EBD". Journal of Emotional and Behavioral Disorders. 10 (1): 43-56. doi:10.1177/106342660201000105. ISSN 1063-4266. 
  3. ^ Berking, Matthias; Wupperman, Peggilee (2012). "Emotion regulation and mental health". Current Opinion in Psychiatry. 25 (2): 128-134. doi:10.1097/yco.0b013e3283503669. ISSN 0951-7367. 
  4. ^ Bruinsma, Yvonne; Koegel, Robert L.; Koegel, Lynn Kern (2004). "Joint attention and children with autism: A review of the literature". Mental Retardation and Developmental Disabilities Research Reviews. 10 (3): 169-175. doi:10.1002/mrdd.20036. ISSN 1080-4013. 
  5. ^ Bretherton, Inge (1992). "The origins of attachment theory: John Bowlby and Mary Ainsworth". Developmental Psychology. 28 (5): 759-775. doi:10.1037/0012-1649.28.5.759. ISSN 0012-1649. 
  6. ^ SAYAR, TÜZÜN, Kemal, Olcay (2006). "Bağlanma Kuramı ve Psikopatoloji" (PDF). Düşünen Adam Dergisi. 
  7. ^ a b c d e Berk, Laura E. (2013). Child development. 9th ed. Boston: Pearson. ISBN 978-0-205-14976-6. OCLC 774697228. 
  8. ^ "Emotional & Social Development in Babies: Birth to 3 Months". HealthyChildren.org. 27 Aralık 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Mayıs 2021. 
  9. ^ Ginsburg, K. R. (2007). "The Importance of Play in Promoting Healthy Child Development and Maintaining Strong Parent-Child Bonds". PEDIATRICS. 119 (1): 182-191. doi:10.1542/peds.2006-2697. ISSN 0031-4005. 
  10. ^ Saarni, Carolyn (1979). "Children's understanding of display rules for expressive behavior". Developmental Psychology. 15 (4): 424-429. doi:10.1037/0012-1649.15.4.424. ISSN 0012-1649. 
  11. ^ a b Zimmer-Gembeck, Melanie J.; Skinner, Ellen A. (21 Aralık 2010). "Review: The development of coping across childhood and adolescence: An integrative review and critique of research". International Journal of Behavioral Development. 35 (1): 1-17. doi:10.1177/0165025410384923. ISSN 0165-0254. 
  12. ^ Ryan, Allison M. "Peer Groups as a Context for the Socialization of Adolescents' Motivation, Engagement, and Achievement in School". Educational Psychologist. 35 (2): 101-111. doi:10.1207/s15326985ep3502_4. ISSN 0046-1520. 
  13. ^ Bukowski, William M.; Hoza, Betsy; Boivin, Michel (1993). "Popularity, friendship, and emotional adjustment during early adolescence". New Directions for Child and Adolescent Development. 1993 (60): 23-37. doi:10.1002/cd.23219936004. ISSN 1520-3247. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Zekâ geriliği</span> nörogelişimsel bozukluk

Zihin yetersizliği veya mental retardasyon, zihinsel işlev kapasitesi, normal kabul edilen sınırların anlamlı ölçüde altında olan ve uyumsal davranışlarda yetersizlikleri olan bireyleri tanımlamak için kullanılır. Zihinsel işlevlerde görev alan beyin bölgelerinin, sinir hücrelerinin ve beyin ağında meydana gelen bir sapma veya zihinsel işlevlerde görev alan beyin bölgelerinde meydana gelebilecek bir zedelenme sonucu oluşan ve 18 yaşından önce gelişim dönemlerinde farklılık olarak kendisini gösteren Nörogelişimsel bir bozukluktur.

<span class="mw-page-title-main">Otizm</span> Bilinçsel ve zihinsel rahatsızlık

Otizm, üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. Bu belirtiler otizmi, Asperger sendromu gibi daha hafif seyreden otistik spektrum bozukluğundan (OSB) ayırır. Otizm kalıtımsal kökenlidir ancak kalıtsallığı oldukça karmaşıktır ve OSB'nin kökeninin çoklu gen etkileşimlerinden mi yoksa ender görülen mutasyonlardan mı kaynaklandığı çok açık değildir. Nadir vakalarda, doğum sakatlıklarına neden olan etmenlerle yakından bağlantılıdır. Diğer görüşlere göre ise çocuklukta yapılan aşılar gibi nedenler tartışmalıdır ve aşı kökenli varsayımların ikna edici bilimsel kanıtları yoktur. 2007 yılında yapılan araştırmalara göre otizmin prevalansını 1.000 kişiye bir ya da iki vaka olarak tahmin eder, aynı araştırmalardaki tahminlere göre OSB yaklaşık 1.000 kişide altı vakadır ve erkeklerde rastlanma oranı kadınlara göre 4,3 kat daha fazladır. 2022 yılı CDC verilerine göre otizmin görülme sıklığı 44 çocuktan 1'e yükselmiştir. Otizm vakalarının sayısı 1980'lerden beri oldukça fazla oranda artmıştır. Bunun nedeni kısmen tanı koyma yöntemlerindeki değişikliklerdir; gerçek prevalansın artıp artmadığı anlaşılamamıştır.

Özgüven, kişinin kendi değeri hakkındaki subjektif değerlendirmesi ve kişinin kendi özelliklerinin ne ölçüde olumlu ya da olumsuz olduğu hakkındaki yorumudur. Özgüven hem kişinin kendisine ilişkin düşünceleri, hem bu düşüncelerin yol açtığı duyguları, hem de bu duygu ve düşüncelerin ifadesi olan davranışları içerir. Özgüveni süreklilik gösteren bir kişilik özelliği olarak ve geçici bir psikolojik durum olarak düşünmek mümkündür. Son olarak, özgüven sınırlı bir alan için geçerli olabileceği gibi, genel bir kavram olarak da düşünülebilir.

Bağlanma teorisi veya bağlanma kuramı, psikolojide bireyin, başka bir kişiden yakınlık bekleme eğilimi ve bu kişi yanında olduğunda bireyin kendisini güvende hissetmesidir.

Manipülasyon, başkalarını kendi yararı için kullanmak, kontrol etmek veya başka bir şekilde etkilemek için tasarlanmış davranış.

<span class="mw-page-title-main">Ebeveyn</span> biyolojik ya da manevi çocuğa sahip anne/baba

Ebeveyn kavramı, temel anlamda çocuğa bakım vermekle sorumlu olan biyolojik ya da evlat edinen anne ve/veya babayı kapsamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Asperger sendromu</span> belirge

Asperger sendromu (AS) ya da Asperger bozukluğu, sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı, basmakalıp ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik spektrum bozukluklarından (OSB) biridir. AS diğer OSB’lerden dil ve bilişsel gelişimde genel bir gecikme olmamasıyla ayrılır. Her ne kadar standart tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve sıra dışı dil kullanımına sıklıkla rastlanır.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeler içeren beş bozukluğu içeren bir tanı grubudur. En çok bilinen YGB (1) otizmdir, diğer YGB’ler (2) Rett sendromu, (3) çocukluğun dezintegratif bozukluğu, (4) Asperger sendromu ve (5) başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluktur (YGB-BTA).

<span class="mw-page-title-main">Amigdala</span> Beyin lobu

Amigdala beynin medial temporal lobunun derinlerinde yerleşen nöronların oluşturduğu badem şeklindeki beyin bölümü. Amigdala terimi ilk olarak 1822'de Karl Friedrich Burdach tarafından kullanılmıştır. Amigdala adı, yapının badem benzeri şekli nedeniyle "badem" anlamına gelen Yunanca amigdale kelimesinden türemiştir. Duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasındaki birincil role sahip bölge. Limbik sistemin bir parçasıdır.

Azalmış duygulanım, bazen duygusal küntlük, duygusal donukluk veya duygusal uyuşma olarak da bilinir, bireyde azalmış duygusal tepkenlik durumudur. Bu durum, özellikle normalde duygusal tepkiler uyandırması beklenen konular hakkında konuşurken, duyguların sözlü veya sözsüz olarak ifade edilememesi ile karakterize edilir. Bu durumdaki bireylerde, ifade edici jestler nadirdir ve yüz ifadesi veya ses tonlamasında çok az değişiklik vardır. Ayrıca, azalmış duygulanım otizm, şizofreni, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu veya beyin hasarının belirtileri olabilir. Ayrıca bazı ilaçların yan etkisi olarak da gözlenebilir.

Zihin teorisi diğerlerinin bilgi, duygu, inanç, niyet ve zihinsel durumlarını anlama becerisidir. Başlangıçta şempanzelerin zihinsel durumlardan çıkarım yapmaları için kullanılsa da bugün genel olarak insanlar için kullanılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Çocuk gelişimi</span>

Çocuk gelişimi, doğumdan ergenliğin sona ermesine kadar insanlarda meydana gelen biyolojik, psikolojik ve duygusal değişiklikleri içerir. Çocukluk, yaşamın erken çocukluk, orta çocukluk ve geç çocukluk (preadolesans) olmak üzere 3 aşamasına ayrılır. Erken çocukluk tipik olarak bebeklikten 6 yaşına kadar uzanır. Bu dönemde, ilk kelimeler, emeklemeyi öğrenme ve yürümeyi öğrenme gibi yaşamın dönüm noktalarının çoğu bu dönemde gerçekleştiğinden, gelişim önemlidir. Orta çocukluk/ergenlik öncesi ya da 6-12 yaşlarının bir çocuğun hayatındaki en önemli yıllar olduğuna dair spekülasyonlar vardır. Ergenlik, tipik olarak 12-13 yaşlarında ortaya çıkan menarş ve spermarş gibi belirteçlerle tipik olarak ergenliğin ana başlangıcı civarında başlayan yaşam aşamasıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 10-19 yaş olarak tanımlanmıştır. Gelişim sürecinde, bireysel insan bağımlılıktan artan özerkliğe doğru ilerler. Öngörülebilir bir sekansa sahip sürekli bir süreçtir, ancak her çocuk için benzersiz bir seyri vardır. Aynı hızda ilerlemez ve her aşama bir önceki gelişimsel deneyimlerden etkilenir. Doğum öncesi yaşam sırasındaki genetik faktörler ve olaylar gelişimsel değişiklikleri güçlü bir şekilde etkileyebileceğinden, genetik ve doğum öncesi gelişim genellikle çocuk gelişimi çalışmasının bir parçasını oluşturur. İlgili terimler, yaşam boyu gelişime atıfta bulunan gelişim psikolojisini ve çocukların bakımıyla ilgili tıp dalı olan pediatriyi içerir.

Sosyal fobi veya sosyal anksiyete bozukluğu (SAB), sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde kaygı duyma ve korkulan durumlardan kaçınma eğilimi ile tanımlanabilecek bir anksiyete bozukluğudur. Bu korkular, başkalarından algılanan veya gerçekten yapılan bir gözlemleme ile tetiklenebilir. Sosyal anksiyete bozukluğu olan bireyler, diğer insanların onlar hakkında olumsuz bir şekilde düşünmelerinden korkarlar.

İnsanlık, insanların içinde bulundukları durumlarladan türemiş, fedakarlığın temel ahlaki değerleri ile ilişkili bir erdemdir.

<span class="mw-page-title-main">Akran grubu</span> yaklaşık olarak aynı yaştaki ve genellikle benzer rütbe veya sosyal statüdeki ortaklar

Sosyolojide, bir akran grubu hem bir sosyal grup hem de benzer ilgi alanlarına (homofilik), yaşa, geçmişe veya sosyal statüye sahip birincil bir grup insandır. Bu grubun üyeleri, kişinin inançlarını ve davranışlarını etkileyebilir. Akran grupları hiyerarşiler ve farklı davranış kalıpları içerir. Örneğin bir lise ortamında, 18 yaşındakiler 14 yaşındaki bir akran grubudur çünkü okulda benzer ve paralel yaşam deneyimlerini birlikte paylaşırlar. Bunun aksine, öğretmenler öğrencileri bir akran grubu olarak paylaşmazlar çünkü öğretmenler ve öğrenciler iki farklı rol ve deneyime sahiptir.

Duygu düzenleme, bireyin hedeflerine ulaşması için duygusal tepkilerini kontrol edebilmesi, olası duygusal tepkilerini gözlemleyebilmesi, değerlendirebilmesi ve değiştirebilmesidir. Duygu düzenlemenin temel amacı duyguları değiştirmektir. Yani duygu düzenleme sürecinde insanlar, o anki yoğun duygusuyla spontane karar vermemek için epey bir çaba sarf ederler. Ancak duygu düzenlemenin otomatikleşen ve çaba gerektirmeyen şekilde olabileceğine ilişkin görüşler de vardır. Öte yandan duygu düzenleme becerisi, bir duyguyu değiştirmek veya kontrol etmekten çok daha karmaşık bir sürece sahiptir.

<span class="mw-page-title-main">Baumrind'in ebeveynlik stilleri</span>

Baumrind'in ebeveynlik stilleri, gelişim psikoloğu Diana Baumrind'in 1960'larin başında yaptığı araştırmalara dayanarak öne sürdüğü anne baba tutumu sınıflandırmasıdır.

Cinsiyet rolleri, erkekler ve kadınlar için uygun davranış beklentileri yaratan, kültürel olarak etkilenen stereotiplerdir. Bu rollerin anlaşılması, daha dört yaşındaki çocuklarda belirgindir. 3 ila 6 ay arasındaki çocuklar, erkek ve kadın yüzleri arasında ayrım yapabilir. On aya kadar, bebekler belirli nesneleri dişiler ve erkeklerle ilişkilendirebilir, örneğin çekiç erkeklerle veya atkı dişilerle ilişkilendirebilir. Cinsiyet rolleri medya, aile, çevre ve toplumdan etkilenir. Bir çocuğun cinsiyet rollerine ilişkin anlayışı, akranlarıyla nasıl sosyalleştiğini ve ilişki kurduğunu etkiler . Biyolojik olgunlaşmaya ek olarak çocuklar, aile yapısına, doğal oyun modellerine, yakın arkadaşlıklara ve okul hayatının kalabalık sosyal ormanına gömülü, cinsiyete özgü bir dizi sosyal ve davranışsal norm içinde gelişirler . Çocuklukta karşılaşılan toplumsal cinsiyet rolleri, bireyin benlik kavramının şekillenmesinde büyük rol oynar ve bireyin yaşamının ilerleyen dönemlerinde ilişkiler kurma biçimini etkiler.

Sosyometrik statü, kişinin bir grup olarak akranları tarafından sevilme veya sevilmeme derecesini belirlemeye yardımcı olan bir ölçüm sistemidir. Yetişkinler arasında sosyometrik statüyü inceleyen bazı çalışmalar olsa da, bu sistem, akran ilişkileri ve sosyal yeterlilik hakkında çıkarımlar yapmak için çoğunlukla çocuklar ve ergenlerde kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Bibliyoterapi</span>

Bibliyoterapi (kitap terapisi), bireylerin psikolojik, duygusal ve sosyal sorunlarını çözme, anlamlandırma ve iyileştirme sürecinde kitaplardan ve yazılı materyallerden faydalanma yöntemidir. Bu terapi biçimi, okumanın iyileştirici gücünden yararlanarak insanlara duygusal destek sunmayı amaçlar. Bibliyoterapi, edebi eserlerin yanı sıra kişisel gelişim kitapları, şiirler ve bilimsel metinler gibi birçok yazılı kaynağın tedavi amacıyla kullanıldığı bir süreçtir. Bu yöntemde, bireyler kendi yaşantılarına benzer durumlarla karşılaşabilecekleri, kendilerini keşfetme yolunda yol gösterici olabilecek ya da düşünce dünyalarını derinleştirebilecek kitaplarla buluşturulurlar.