İçeriğe atla

Saharasya

Saharasya. Kuzey Afrika, Yakın Doğu ve Orta Asya'yı kapsayan aşırı kurak çöl kuşağı ve bu kuşağın temsil ettiği kültür yapısı. Bu kültür, çocuk ve bebeklerin travmatize edilmesi, cinselliğin baskı altına alınması kadınların toplumdaki düşük konumları ve şiddete eğilimlilik ile karakterize edilir. (James DeMeo, 1990, Kyoto)

Saharasya kuramı, antropolog ve sosyologlar tarafından yaygın şekilde kullanılan Murdock Etnoğrafik Atlası'ndaki 1170 topluma ait antropolojik verilerin James DeMeo tarafından haritalandırılması ile ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, ana-çocuk ve kadın-erkek bağını engelleyen, baskıcı, acı verici, travma yapıcı, şiddet dolu ve kişilik zırhlı davranış biçimi ve sosyal kurumlarının en şiddetlisinin bu çöl kuşağında olduğu görüldü. James DeMeo bu davranış biçimine İngilizce ataerkil, "patriarchal" kelimesinden türetilen "patrist" adını vermiştir. Arkeolojik ve tarihi verilerin sistemli bir şekilde incelenmesi sonucu patrizmin, yaklaşık olarak MÖ 4000 sonrasında, yağışlı bir sistemden kurak çöl koşullarına geçiş sırasında Saharasya bölgesinde ortaya çıktığı görülmüştür. Patrizmin bu bölgenin dışında görülmesini anlayabilmek için ise patrist halkların anavatanlarından dışarıya göç edişleri ve yerleşimleri incelenmiştir. Patrizme karşılık olarak "matrizmin" insanlığın en eski, orijinal ve doğal davranış ve toplumsal örgütlenme şekli olduğu, patrizmin ise travma yaratıcı toplumsal kurumlarla desteklenip sürdürülerek, ilk önce ağır çöl koşulları, açlık ve göç baskısı altında Saharasya halkları arasında geliştiği öne sürülmektedir.

Kuramın temelleri ve çıkış noktaları

Wilhelm Reich'ın psikoanalizden gelişen teorisine göre insan türünün yıkıcı saldırganlığı ve sadistik şiddeti, tam solunumun, duyguların özgürce ifadesinin ve zevk amaçlı güdülerin travma yoluyla kronik bir şekilde engellenmesinden (inhibisyon, tutulma) kaynaklanan anormal bir durumdur. Bu görüş açısına göre engelleme, acı verici ve zevk-engelleyici rituel (adet) ve toplumsal kurumlarla birey içerisinde kronik hale getirilir ve ana-çocuk, kadın-erkek bağı ile bilinçli ya da bilinçdışı ilgi kurarak bunları bozar. Bu rituel ve kurumlar, en ilkellerinden, teknolojik olarak en gelişmişlerine kadar bütün toplumlarda bulunabilir. Bazı örnekleri: yenidoğanlara ve çocuklara bilinçdışı veya rasyonalize edilmiş nedenlerle çeşitli şekillerde acı verilmesi; bebeklerin annelerinden ayrılarak izole edilmesi, ağlamalarına aldırış etmeme, hareketsiz hale getirme, düzenli bir şekilde kundaklama, yeterli şekilde emzirmeme ve sütten erken kesme, genelde cinsel organlar olmak üzere etlerini kesme, travmaya neden olacak şekilde tuvalet eğitimi, maddi cezalar ve tehditlerle korkutarak sessiz, meraksız ve uysal olmasını istemek olarak sayılabilir. Diğer toplumsal kurumlar çocuğun gelişen cinselliğini kontrol etmeye ve ezmeye çalışır, örneğin ataerkil tanrılara tapan bütün toplumlarda olduğu gibi kızlardan istenen bekaret tabusu ve suçluluk duygusu destekli mecburi evlendirme gibi. Acıya dayanıklılık, duyguların bastırılması, "büyüklere" itaat gibi talepler, bu toplumsal kurumların ayrılmaz bir parçasıdır. Bu tür gelenekler toplumdaki ortalama birey tarafından, acı verici, zevk engelleyici veya hayatı tehdit edici sonuçlarına aldırış edilmeksizin "iyi", "karakter geliştirici" veya "geleneğin bir parçası" tecrübeler olarak desteklenir ve savunulur. Wilhelm Reich'a göre, acı verici ve bireyi ezen bu toplumsal kurumların sonucu, insan davranışının nörotik, psikotik, kendini yıkıcı, sadistik bileşenleri ve bireyde oluşan fiziksel ve duygusal "zırh"tır.

James DeMeo'ya göre, acı verici ve zevk engelleyici bu tür gelenek ve kurumlar, geçmişte ve günümüzde pek çok toplumda bulunmasına rağmen, hiçbir zaman evrensel değildirler. Azınlıkta olmakla birlikte, bu tür gelenek ve kurumların bulunmadığı toplumlar da vardır. İlginç şekilde bunlar aynı zamanda şiddetten uzak, sağlam tek eşli evililiklerin ve samimi dostça ilişkilerin hüküm sürdüğü toplumlardır. Bu tür topluluklara ilk işaret eden Trobriand adalarındaki araştırması ile etnoğraf Malinowski olmuştur. Daha sonra bunlara Elwin (1947,1968), Hallet & Relle (1973) ve Turnbull'un (1961) Afrika ve Hindistan'daki tanıklıkları eklenmiştir. Kültürlerarası çalışmalar çocuk ve gençlerini travmatize edip cinsel baskı altına almayan sorunlu/şiddete eğilimli herhangi bir topluluk bulmanın imkânsız olmadığını göstermiştir. DeMeo'ya göre dünya tarihinin sistematik bir araştırması bu buluşları destekler, yani savaşçı, despotik, otoriter merkezi devletlerle, çocukluk travmaları, cinsel baskı, aile içi şiddet ve erkek egemenliği arasında belirgin bir korelasyon söz konusudur.

Patrist/Matrist Şema

DeMeo, Taylor'un (1953) patrist/matrist kavramlarını Reich'ın anlayışına göre geliştirerek aşağıdaki şemayı oluşturmuştur.

Özellik Ataerkil (kişilik zırhlı)Anaerkil (kişilik zırhsız)
Bebekler, Çocuklar, Ergenler Çocuklara gösterilen ilginin azlığıÇocuklara daha fazla ilgi, düşkünlük
Çocuklara gösterilen maddi şefkatın azlığıDaha fazla maddi şefkat
Bebekler travmatize edilmiş Bebekler travmatize edilmemiş
Acı verici İnisiyasyon Törenleriİnisiasyonlarda acının yokluğu
Ailenin baskınlığı Çocuk demokrasisi
Tek cinsli çocuk evleri veya askeri kamplar Karma çocuk evleri
Cinsellik Sınırlayıcı tavır İzin verici tavır
Cinsel Organ Sakatlamaları Cinsel Organ Sakatlamaları Yok
Bekaret tabusu varBekaret tabusu yok
Ergen cinselliği şiddetle yasaklanmışErgen cinselliğine izin verilmiş
Homoseksüel eğilimler ve ciddi derecede tabusu var Homoseksüel eğilim ve tabusu yok
Ensest eğilim ve ciddi tabusu var Ensest eğilim yok, tabusu yok
Cariyelik/fahişelik bulunabilir Cariyelik/fahişelik yok
Kadın Özgürlükte kısıtlamalarDaha fazla özgürlük
Düşük konumdaEşit Konum
Vajinal kan tabusu varVajinal kan tabusu yok
Kendi eşini seçemezKendi eşini seçebilir
İsteğe göre boşanamazİsteğe göre boşanabilir
Doğurganlığı erkekler kontrol eder Doğurganlığı dişiler kontrol eder
Kültürel ve Ailevi Yapı Otoriter Demokratik
Hiyerarşik Eşitlikçi
Atasoylu Anasoylu
Evlilikten sonra erkeğin ailesi yanında yerleşmeEvlilikten sonra kadının ailesi yakınında yerleşme
Zorunlu hayat boyu tekeşlilik Zorunlu tekeşlilik yok
Sıklıkla çokeşli Nadiren çok eşli
Askeri yapı mevcut Sürekli askerlik yok
Şiddet eğilimli, sadistŞiddetten uzak
Din ve İnançlar Erkek/baba yönelimli Dişi/anne yönelimli
Zevkin önlenmesine söz konusu Zevk isteniyor ve kurumsallaştırılıyor
İnhibisyon, doğa korkusuAnlık, doğaya tapılıyor
Tam zamanlı dini uzmanlar var Tam zamanlı dini uzman yok
Erkek şaman Erkek ya da kadın şaman
Katı davranış kuralları Katı davranış kuralları yok

Klinik, kültürlerarası ve tarihsel literatür araştırmaları, yetişkin şiddetinin kaynağı olarak erken çocukluktaki travma ve cinsel baskıyı gösterdiğine göre doğal olarak ortaya çıkan soru, bu travma-şiddet-baskı kültürünün (patrizm) ilk önce ne zaman belirli toplumlarda kültürün bir parçası haline geldiğidir. Patrizmin insan doğasının bir parçası olmaması bunu gerektirir.

DeMeo yukarıdaki sorunun cevabını küresel antropolojik, arkeolojik kayıtlarda bulmuştur. Belirli bölgelerin en derinlerindeki, yani en eski arkeolojik tabakalarındaki veriler barışçı/matrist yaşam koşullarına işaret ederken, daha sonraki dönemlerde şiddete ve erkek egemenliğine bir geçiş gözlenir. Bazı araştırmacılar bu bulguları inkâr edip görmezden gelirken, artan sayıda çalışma, eski zamanlardaki barışçı, demokratik, eşitlikçi koşullardan sonraki zamanlarda erkek egemen ve savaşa, şiddete eğilimli bir yapıya geçişi göstermektedir. (Bell 1971; Eisler 1987a, 1987b; Huntington 1907, 1911; Gimbutas 1965, 1977, 1982; Stone 1976; Velikovsky 1950, 1984) Bu tür bulguların sistematik incelemesinin ortaya çıkardığı sonuçların en önemlisi, Kuzey Afrika, Yakın Doğu ve Orta Asya'da matrizmden patrizme geçişin iklimsel değişimlerle, yani nemli koşullardan, kurak çöl koşullarına geçişle aynı zamana denk düşmesi idi. Bunu göç ve istilalarla bağlantılı olarak, hemen yakın çevredeki geçişler takip ediyordu.

Antropoloji ve İklimbilimin Coğrafi Yönleri

James DeMeo, yaptığı araştırmalarda patrist kültürlere en çok kurak bölgelerde rastladı. Çölleşme faktörünün davranış üzerindeki rolünü belirlemek ve arkeolojik verileri sınamak üzere, kültürlerarası çalışmalarda yaygın olarak kullanlan Murdock'un Etnoğrafik Atlası'nı aldı ve buradaki toplumların her birine oluşturmuş olduğu matrist/patrist şemaya göre belli bir puan verdi. Daha sonra bu toplumların yerlerini harita üzerinde işaretledi. Çıkan sonuca Dünya Davranış Haritası adını verdi. Tahmin ettiği gibi çöl kuşakları patrizmin en yoğun olduğu bölgelerdi.

Dünya Davranış Haritası, değerlendirmede kullanılan 15 farklı değişken ve bunlara bağlı jenital kesmeler, kundaklama gibi değişkenler tarafından da ayrıca desteklendi. Harita, açık bir şekilde patrizmin evrensel ve dağılımının rastgele olmadığını gösterdi. Dahası, en yoğun patrizmin sürekli bir kuşak dahilinde eski dünyanın kurak çöllerinde olduğunu görüldü. James DeMeo bu kuşağa "Sahara" ve "Asya" adlarını birleştirerek Saharasya adını verdi.

Arkeolojik verilere göre Saharasya MÖ 4000 yıllarına kadar yağışlı bir savana görünümündeydi. Yapılan arkeolojik çalışmalarda, çölleşmenin başladığı bu tarihe kadar, ne Saharasya'da, ne de dünyanın başka herhangi bir yerinde savaş, şiddet, sadizm ve gaddarlık belirtilerine rastlanmamıştır. Bu tarihten sonrasına ait buluntular ise savaş silahları, yerleşimlerde yokoluş tabakaları, büyük surlar, tapınaklar, erkek yöneticilere adanan devasa mezarlar, bebek kafatası deformasyonları, genellikle daha yaşlı erkeklerin mezarlarında bulunan törenle öldürülmüş kadın cesetleri, kesilmiş vücutların rastgele atıldığı toplu mezarlar ve çocukların kurban edilmesi, kast sistemi, kölelik, aşırı toplumsal hiyerarşi, çokeşlilik, cariyecilik. vs. ile ilgili bulgular gibi patrist kültürü yansıtan bluntulardır.

Patrist dönemin matrist dönemden sanat konusunda da belirgin farklılıkları vardır. Kadın, çocuk ve günlük hayat manzaraları ortadan kalkmıştır. Gerçekçi kadın heykelleri ve sanat eserleri soyut, gerçekdışı ve kaba bir hale gelmiş, daha önceki nazik özelliklerini kaybetmiş ya da erkek tanrılar ve tanrı-krallarla yer değiştirerek tamamen ortadan kaybolmuştur. Genel olarak sanat eserlerinin kalitesi düşmüş, mimari stiller bozulmuş ve yerlerini daha sonraki anıtsal, savaşçı fallik motiflere bırakmışlardır.

Patrizmin Saharasya'nın Kıyı Bölgelerine Yayılması

Patrizm, ancak ve ancak ilk olarak merkezi Saharasya çekirdeğinde iyice yerleşip geliştikten sonra daha yağışlı Saharasya sınır bölgelerinde ortaya çıktı. Bu kıyı bölgelerinde patrizm açlık travması ve çölleşmeyle değil, işgalci patrist toplulukların yerli matrist halkları yokemeleri, yerlerinden etmeleri ya da kendi toplumsal kurumlarını zorla kabul ettirmeleri ile yerleşti. Örneğin MÖ 4000'den sonra Avrupa, sırasıyla Battle-Axe'ler, Kurganlar, İskitler, Sarmatyalılar, Hunlar, Araplar, Moğollar ve Türkler tarafından işgal edildi. Hepsi savaşmakta, fethetmekte, yağmalamakta ve Avrupa'yı gitgide patrizme çevirmekte kendi sıralarını savdılar. Avrupa'nın toplumsal kurumları gittikçe artan bir şekilde matrizmden patrizme geçti. En batıdaki İngiltere ve İskandinavya'da ise patrizm en son sırada ve öncekilerden daha sulandırılmış bir şekilde gerçekleşti. Saharasya'dan en şiddetli etkilenen Doğu Avrupa ve Akdeniz Avrupası, patrist kurumların Avrupa'da en güçlü olduğu yerler oldu.

Örnek olarak vermek gerekirse, barışçı matrist koşullar Çin'in daha nemli bölgelerinde MÖ 2000 sonrasına, ilk patrist işgalci topluluklar olan Şang ve Çu'lar gelene kadar hüküm sürdü. Japonya'da matrist şartlar MÖ 1000 yıllarında patrist Yayoi'ler gelene kadar devam etti. Indus vadisindeki matrist kültür MÖ 1800 yıllarında çölleşme ve işgalcilerin baskısı ile çöktü. Coğrafi gerçekler, matrizmin neden Saharasya'dan en uzak bölgelerde korunduğunu açıklar. İngiltere, Girit, İskandinavya, Asya Arktiği, Güney Afrika, Güney Hindistan, Güneydoğu Asya ve Adalar Asyası gibi Saharasya'nın en dışındaki bölgeler (özellikle adalar), patrizminm en son ulaştığı ve yerel matrist kültürle uzlaşmak durumunda kaldığı yerler oldu.

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Sosyoloji</span> toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı

Sosyoloji veya toplum bilimi, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. Toplumsal (sosyolojik) araştırmalar sokakta karşılaşan farklı bireyler arasındaki ilişkilerden küresel sosyal işleyişlere kadar geniş bir alana yayılmıştır. Bu disiplin insanların neden ve nasıl bir toplum içinde düzenli yaşadıkları kadar bireylerin veya birlik, grup ya da kurum üyelerinin nasıl yaşadığına da odaklanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">İnsan hakları</span> İnsanlığın evrensel değerleri

İnsan hakları, tüm insanların sadece insan olmakla sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere denir. İnsan hakları; ırk, ulus, etnik köken, dış görünüş, din, dil,ense ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklardır. Bu hakları kullanmakta herkes eşittir. Diğer yandan insan hakları terimi bir ideali içerir. Bu terimi kullananlar, bu alanda olanı değil, olması gerekeni dile getirirler.

Şiddet, bir kişi veya gruba yönelik; mağdurun bedensel bütünlüğüne, mallarına veya simgesel ve kültürel değerlerine zarar verecek şekildeki her türlü davranıştır.

Demir Çağı, demirin çeşitli alet ve silah yapımında esas malzeme olarak kullanıldığı bir arkeolojik devirdir.

<span class="mw-page-title-main">Kent sosyolojisi</span>

Kent sosyolojisi, tanım olarak Batı'da 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış olan disiplinin adıdır. Sosyoloji disiplinleriyle aynı zemini paylaşmakla birlikte büyük ölçüde bu disiplinlerden ayrılan yönlere sahip olarak şekillendi. Kent sosyolojisinin ana sorunu ya da meselesi, modern kent toplumlarının yapısal özelliklerini ve sorunlarını anlamaya çalışmak olarak şekillenmiştir. Buna göre, kent sosyolojisi alanı içinde, belirli bir yöntemsel tercihle araştırmacılar, kentte meydana gelen sosyal gruplaşmaları, bu grupların birbirleriyle olan ilişkilerini, etkileşim ve çatışmalarını, kentsel kurumlaşmaları ve örgütlenme biçimlerini, demografik dağılımın sosyal bağlantılarını ve söz konusu grupların kent sosyal yaşamına uyum problemlerini vb. ele alıp irdeleyebilirler.

<span class="mw-page-title-main">Erkek sünneti</span>

Sünnet veya sirkumsizyon, erkeklerde penis başını örten ve koruyan üstderinin (prepüs) bir kısmının veya tamamının kesilip atılması böylece glansın açıkta kalmasını sağlamaktır. Erkek sünneti, dinî veya kültürel gerekçelerle pek çok din ve kültürde küçük yaşlardaki erkeklere uygulanır.

Çocuk istismarı bir çocuğa bir yetişkin tarafından fiziksel ya da psikolojik olarak kötü davranılmasıdır. Ayrıca çocuklara kötü muamele, çocuk istismarı ve ihmali ile çoğu zaman aynı anlama gelir. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını şöyle tanımlar: "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek uygulanan tüm davranışlar çocuğa kötü muameledir."

<span class="mw-page-title-main">Cinsel istismar</span>

Cinsel istismar, kişinin başkaları tarafından cinsel olarak kötüye kullanılması, suistimal edilmesi, istemediği halde başkalarının cinsel yönelimlerine hedef olması durumudur. Her cinsiyetten, her sosyal sınıftan ve meslek grubundan kişiler cinsel istismara uğrayabilmektedir ancak genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldıkları söylenebilir.

<span class="mw-page-title-main">Aile içi şiddet</span> Bir aile üyesinin; diğer veya eski üyesine fiziksel ya da psikolojik olarak hükmetmesi, zarar vermesi

Aile içi şiddet, bir aile üyesinin; diğer üyesi veya eski üyesine karşı fiziksel ya da psikolojik olarak hükmetme ya da zarar vermesidir.

Toplumsallaşma, sosyalizasyon ya da sosyalleşme, toplumun mevcut değer ve normlarının bireylere öğretilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreç içerisinde birey ferdi olduğu toplum içerisinde nasıl davranacağını öğrenir. Aynı zamanda, bireyin sahip olduğu ya da toplum tarafından verilen rollerin ve sahip olunan statülerin gerektirdiği davranış biçimlerini, toplumun kendilerinden beklentilerini öğrenir. Toplumsallaşma sürecinde birey kendi toplumunun bir üyesi olmayı, toplumu tarafından kabul gören davranış örüntülerini, insanın davranışlarına yön veren, bunları belirleyip şekillendiren temel toplumsal ve kültürel değerleri (normları) öğrenir. Öğrenmekle de kalmayıp bunları içselleştirip kendisine mal eder ve bu değer ve normlar doğrultusunda davranmaya başlar. Daha öz bir anlatımla, birey toplumu ile bütünleşir ve toplumunun bir parçası haline gelir.

<span class="mw-page-title-main">Tarım devrimi</span> kömünal mülkiyet

Tarım devrimi ya da neolitik devrim, insan topluluklarının ilk kez tarım yapmasıyla gerçekleşen ve bu toplumların sosyo-ekonomik yapılarında devrimsel dönüşümler yaratan süreçtir. Bu süreç, insan topluluklarının avcılık ve toplayıcılıktan tarıma ve bir daha bırakmamak üzere yerleşik düzene geçişlerini temsil etmektedir. Bu geçiş, kabaca 2,5 milyon yıllık insanlık tarihinde çok önemli bir dönüm noktasına işaret etmektedir. İnsanlık, bu kadar bir süre sürdürdüğü avcılık-toplayıcılık düzeninden, ihtiyaçlarını karşılamak için yaşadığı çevreyi aktif olarak değiştiren bir türe dönüşmüştür. Arkeolojik veriler, çeşitli bitki ve hayvan evcilleştirmelerinin dünya genelinde altı farklı bölgede, birbirinden etkilenmeksizin bağımsız olarak, 10 bin ile 7 bin yıl öncesinde gelişme gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bilinen en eski kanıtlar bu bölgelerin Güneybatı Asya, Güney Asya, Kuzey ve Orta Afrika ile Orta Amerika’nın, tropik ve subtropik kuşaklarında yer aldığını ortaya koymaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Avcı-toplayıcı</span> Yiyeceklerinin tamamını veya çoğunu toplayan ya da avlayan insanlar

Avcı ve toplayıcı, kültüre alınmış bitkilerin tarımını yapan ya da evcilleştirilmiş hayvanları yetiştiren toplumların aksine, tarım ve hayvancılıkla uğraşmayan, yabani bitkileri toplayıp yabani hayvanları avlayan toplumlardır. Tarımın ve hayvancılığın gelişiminden önce bütün toplumların yaşam tarzı olan avcı ve toplayıcılık, bugün bu uğraşlarla geçimini sağlamayan toplumlarda görülür. Avcılık daha çok erkeklerce yapılırken, yabani bitki ve meyve toplayıcılık da büyük ölçüde kadın ve çocuklarca yapılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Ergenlikte eşcinsellik</span>

Ergenlikte eşcinsellik, ergenlik süresi içerisinde keşfettiği eşcinsel kimliği ya da ergenlikte çocuğun yaşadığı homoseksüellik benzeri eğilim taşıyan davranışlar bütünü. Çocukluk ve ergenlik çağında çocuğun başından geçen eşcinsel dürtü ve eğilimler bütünü olarak adlandırılır. Bu cinsel dürtüler bireyin cinsel yönelimi, cinsel kimlik arayışı sürecinde kendini bulmasında önemli bir yere sahiptir.

Sparta anayasası veya Politeia, Dor şehir devleti olan Sparta'nın MÖ 8. yüzyıldaki efsanevi yasa koyucusu Lycurgus döneminden Sparta'nın MÖ 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu'na dahil edilmesine kadar geçen süre zarfındaki yönetim ve kanun esaslarını kapsar. Bu dönemde Antik Yunan şehirlerinin hepsinin egemen olduğu ve kendi yönetim şekillerine sahip olmasına rağmen Sparta'nın anayasası çok katmanlı toplumsal yapısı ve güçlü askeri örgütlenme yapısıyla özgün yapısıyla dikkat çekmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Dayanışma</span> ortak bir çıkar üzerinde duygu veya eylem birliği

Dayanışma, solidarizm veya solidarite; bir topluluğu oluşturan gruplar veya sınıflar arasında psikolojik bir birlik duygusu yaratan duygu, düşünce ve ortak çıkarlarla birbirlerine karşılıklı olarak bağlanmasıdır. Sınıf işbirliği savunur ve sınıf çatışmasını reddeder. Kolektivizmden farklı olarak dayanışmacılık, bireyleri reddetmez ve bireyleri toplumun temeli olarak görür. Toplum içindeki sosyal ilişkilerden yararlanarak insanların birbirlerine bağlı olduğunu savunur. Terim sosyal bilimlerde, özellikle sosyolojide ve psikolojide yaygın olarak kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Cinsiyet eşitsizliği</span>

Cinsiyet eşitsizliği, bireylerin cinsiyetlerine göre maruz kaldıkları eşit olmayan davranışlar, tutumlar ve algıları anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Kökeni, toplumsal cinsiyet rollerindeki farklılıklardır. Cinsiyet sistemleri genellikle kesin hatlarla ikiye ayrılmış ve hiyerarşik yapıya sahiptir; cinsiyet ikiliği sistemleri günlük yaşamın sayısız boyutunda kendini gösteren eşitsizlikleri yansıtabilmektedir. Cinsiyet eşitsizliği deneysel temellere dayandırılmış ya da toplumsal olarak kabul edilmiş ayrıcalıklardan kaynaklanır.

<span class="mw-page-title-main">Kurumlar sosyolojisi</span>

Toplum, ortak bir coğrafi mekandan, kurumsallaşma davranış biçimleri sergileyen ve bir arada yaşayan bireylerden oluşmuş bir bütündür. Toplumu oluşturan bireyler arasında düzenli ilişkiler ve davranış kalıpları vardır. Davranış kalıpları, dil ve kültür sayesinde oluşur. Toplumun sahip olduğu bu davranış kalıpları zamanla değişebilir.

Psikolojik şiddet, failin mağduru duygusal olarak sindirmek ve aşağılamak, ona yaptırım uygulamak veya cezalandırmak için toplumdan soyutlamak üzere baskı uyguladığı bir saldırganlık ve istismar biçimidir.

Kültürel boyutlar teorisi, farklı kültürlerdeki farklılıkların o kültürlerdeki davranışları nasıl etkilediğini konu alan bir psikolojik çerçevedir. Model 1960'lar ve 1970'lerde IBM'de insan kaynaklarında çalışan Hollandalı psikolog Geert Hofstede tarafından yaratıldı. Hofstede dünyayı dolaşıp çalışanlara anketler yaptı. Bu anketlerde onlara iş ortamında oluşan sorunlara nasıl yaklaştıkları, başkalarıyla birlikte nasıl çalıştıkları ve otoriteye karşı tavırları hakkında sorular sordu. Orijinal çalışmasını 1967 ve 1973 yılları arasında yürüttü ve sonucunda kültürlerin analizi için kullanılabilecek dört boyut teklif etti; güç mesafesi, belirsizlikten kaçınma, erkeklik-kadınlık ve bireysellik-ortaklaşacılık. Daha sonrasında bağımsız araştırmalar ile uzun veya kısa vadeye dönüklük ve heves üzere modele iki boyut daha ekledi.

<span class="mw-page-title-main">Sosyolojide sapma</span>

Sapma veya sapma sosyolojisi, resmi kuralları ihlal eden davranışları, eylemleri araştırmaktadır. Örnek olarak sapma sosyolojisi, toplum kuralların ihlalini, suç vb. durumları ele almaktadır.[3]Sapma teriminin olumsuz bir anlamı olsa da, sosyal kuralların çiğnenmesi her zaman olumsuz bir eylem oluşturmamaktadır. Bazı durumlarda kuralların ihlal edilmesine rağmen, davranış olumlu veya toplum tarafından kabul edilebilir olarak adlandırılabilir.