İçeriğe atla

Ruanda Soykırımı

Katliamda öldürülen Tutsilere ait kafatasları
Nyamata Anıt Alanı, Ruanda.

Ruanda Soykırımı, Ruanda'da 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu'nun, aşırı uç Hutular (Interahamwe) tarafından öldürülmesi olayıdır. Katliam, Tutsi destekli isyancı Ruanda Vatansever Cephesi lideri Paul Kagame'ye bağlı güçlerce, Hutu ağırlıklı hükûmetin düşürülmesi ile son buldu. Ardından yönetimden güç alan Tutsilerin öç bahanesiyle saldırması sonucu yüzbinlerce Hutu, komşu Zaire'e (Kongo Cumhuriyetine) sığındı. Fransa, soykırımı gerçekleştiren Hutu hükûmetinin o dönem içerisinde en yakın dostu ve destekçisi olması sebebiyle Ruanda Soykırımı'ndan en fazla sorumlu tutulan ülkedir.[1]

Öncesi

1890 Brüksel Konferansı'nda Ruanda, bölgede neredeyse hiç Alman olmamasına rağmen egemen devletlerce Almanya idaresine verildi. Doğal kaynaklar açısından zengin diğer devletler varken, kendi payına bu fakir ve karasal devletin düşmesinde yarar görmeyen Almanya, 1907'ye kadar ülkeye bir idareci bile göndermedi. I. Dünya Savaşı'nın ardından Ruanda yönetimi Belçika'ya verildi. Belçikalılar Almanların aksine yönetimle daha fazla ilgilendiler. Doğal yaşam ihtiyaçlarını karşılamak dışında çalışmayan Ruandalılara kahve tarlalarında çalışma zorunluluğu ve çalışmayanlar için kırbaçla cezalandırma gibi yeni kurallar getirildi.

Ülkede o zaman yaşayanların %90'ı Hutu, %9'u Tutsi, %1'i ise Pigmeydi. Pigmeler yaşam alanı ve kültür olarak diğerlerinden farklı olsa da, o güne kadar bir arada yaşayan Tutsi ve Hutular birbirlerinden çok farklı görülmüyordu. Afrika siyasetinde yönetici ve yöneten unsurların birbirinden ayrılması prensibini uygulayan Belçikalılar bu politikayı Ruanda için kontrolün elde tutulmasının garantisi olarak gördüler ve bölgede bulunan azınlıktaki Tutsileri, Hutulara karşı desteklemek amacıyla ırka dayalı bazı ayrıcalıklar verdiler. Koloni güçlerine kolaylık olması amacıyla, herkese ırkını gösteren kimlikler dağıtıldı. Tutsi ve Hutuların aslında ortak olan dil-gelenek-etik geçmişleri ve kültürleri yok sayılarak, bir tür yapay ırksal ayrımcılığa başlandı. Belçikalı yöneticiler ayrımcılığı körüklemek amacıyla, işe alımlardan hastane kabullerine kadar bütün kararları ırksal farklılıklara göre almaya başladılar. Bu dönemde Tutsiler, Hutulara göre çok daha iyi yaşam şartlarına ve daha iyi işlere kavuştu. İnsanların hangi ırktan olduğuna karar verilirken bazı objektiflikten uzak ve akıl dışı kriterler kullanılmıştır. Etiyopya kökenli olduğuna inanılan Nuh'un soyuna dayandırılan Tutsilerin daha ince yapılı ve narin bir görünüşe sahip olduğu iddia edilmiş ve uzun boy, güzel görünüm gibi fiziki özellikleri olanlar Tutsi sayılmıştır. Bunun yanında zengin olanlar, örneğin, 10 inekten daha fazlasına sahip olanlar da Tutsi olarak kaydedilmiştir.

Daha sonra üniversiteler, eğitim ve sosyal olanaklar Hutulara neredeyse tamamen kapanmıştır. 1950'lere kadar Tutsileri Hutulardan üstün tutma siyaseti güden Belçika, bu tarihten sonra savaşın ardından özgürlükçü akımların güç kazanması üzerine, Hutuların üzerindeki baskıyı hafifletmiş, hatta zamanla, sayıca üstünlüklerinden ötürü Hutuları desteklemeye yönelmiştir. Bunun bir sebebi de, uzun vadede ülkedeki yönetimin seçimler aracılığı ile sayıca üstün Hutulara geçme olasılığının artmasıdır. Belçika; Ruanda ve Burundi'yi, 1962 yılında her iki devlet bağımsızlıklarını kazanana kadar yönetti. Bu dönemdeki Belçika yönetimi tıpkı İngilizlerin Güney Afrika Cumhuriyeti'nde uyguladıkları gibi, yerli halk üzerinde acımasız ve adaletsiz olmakla suçlanmıştır.

Başlangıcı

II. Dünya Savaşı'nın bitmesiyle, bağımsızlığa hazırlamak amacıyla Ruanda yönetimi Birleşmiş Milletlere verildi. Beklenen şekilde yapılan seçimlerde Hutu milliyetçisi PARMEHUTU Hareketi (Hutu Özgürlük Hareketi) iktidara geldi. İktidara geldikleri andan itibaren, Belçikalıların desteğiyle, eski yönetimin uzantısı sayılan Tutsilere karşı hemen her bölgede çeşitli faaliyetlerde bulundular. Bu faaliyetlerin sonucunda 20 bin ila 100 bin arasında Tutsi öldürüldü, 160 bin kadarı da komşu ülkelere, Tanzanya ve Uganda'ya sığındı.

Bağımsızlık kazanılmasından sonra PARMEHUTU yönetimi, tek parti iktidarı sırasında da Hutu milliyetçisi bir politika izledi. 1964 ve daha sonra 1974'teki pogrom adı verilen olaylarda birçok Tutsi öldürüldü ya da sürüldü. Bu olaylar sırasında Tutsi öldüren Hutular devlet tarafından korundu. Göstermelik bir iki olay dışında kimse yargılanıp cezalandırılmadı. Tutsilerin nüfusa oranları olan %9 oranı bütün ülkede üst limit olarak tanımlanarak Parlamento başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlardaki eğitimli Tutsiler işten çıkarıldı ve sürgüne zorlandı.

1973'te Hutu Juvénal Habyarimana bir darbeyle iktidarı ele geçirip, PARMEHUTU hareketine son verdi. Ancak kendisi de bir Hutu milliyetçisi olduğundan Tutsiler açısından pek fazla değişiklik olmadı.

1980 yılına kadar komşu ülkelerdeki Tutsi nüfusu 500 binlere kadar ulaştı. Eğitimli ve kalifiye kişiler olmaları sebebiyle gittikleri ülkelerdeki önemli kadroları ele geçirerek ülkelerine dönüş için organize olmaya çalıştılar. Bu amaçla kurulan "Ruanda Yurtseverler Birliği" (RYB) Ruanda hükûmetine baskı kurmaya çalıştı ancak politik bir çözüme varılamadı.

Uganda'daki kamplarından çıkıp Ruanda'da hükûmetle silahlı mücadeleye başladıkları 1 Ocak 1990'dan 1992'ye kadar bir iç savaş yaşandı ancak Ağustos'ta imzalanan ateşkesle geçici olarak savaş durduruldu. Bu sürede soruna "kalıcı çözüm" bulmak isteyen aşırı uçtan Hutular aldıkları kararları hayata geçirmeye karar verdiler.

En ücra köylere kadar her yerde Interahamwe adı verilen yerel yarı-askeri örgütler kurularak Tutsiler ve ılımlı Hutular fişlendi. Ülkenin ekonomisi silah alımına uygun olmadığı için Çin'e yüzbinlerce satır siparişi verildi. Satır verilemeyenlere ise, sivri uçlu sopalar verilerek bunları yakında başlayacak olan "böcek" avında kullanmaları söylendi. Bütün bu hazırlıkların farkında olan Hutu hükûmeti önlem olarak hiçbir şey yapmamıştır.

6 Nisan 1994'te tarihin gördüğü en kanlı katliamlardan birisi radyoda yapılan anonslarla başladı. O gün, bir Hutu olan devlet başkanının uçağı düşürüldü. Ülkede yaşanan kaostan faydalanan Interahamwe üyeleri ellerindeki listelere bakarak, eğitimli Tutsi ve ılımlı Hutular başta olmak üzere kıyıma başladılar.

Somali başarısızlığının etkisiyle bölgeden uzak durmak isteyen ABD, baskı yaparak ve bölgede öldürülen 10 BM askerini sebep göstererek, BM Barış Gücü askerlerinin çekilmesini sağladı. Bunun üzerine katliam daha da şiddetlendi. Hutu milisleri, neredeyse ellerine geçen her aletle, balta, bıçak, satır, taş ile Tutsileri öldürmeye başladılar. Parası olan Tutsiler kurşun parası vererek, acısız ölümü satın alıyorlardı, olmayanlar ise en acımasız şekilde öldürülüyordu. Öldürmekten yorulan Hutular, Tutsilerin kaçmasını önlemek maksadıyla aşil tendonlarını kesiyor, dinlendikten sonra katliamlarına devam ediyorlardı. Kilisede rahipler, hastanede doktorlar, ellerindeki Tutsileri cellatlarına teslim ediyorlardı.

Ceset saklanabilecek her yer cesetlerle dolmuş, cesetlere saldıran köpeklere sinirlenen Hutular, o dönemde neredeyse ülkedeki tüm köpekleri öldürerek yok etmişlerdir. Dünyadaki soykırımlara seyirci kalmayacağını söyleyen Fransa ve ABD gibi ülkeler, bölgeye müdahale etmemek için BM'de soykırım sözcüğünü içeren tüm önergelerde değişiklik isteyerek, belgelerden çıkartılmasını istemişlerdir.

Katliam haberlerini alan RYB üyeleri ülkenin doğusundan girip katliamcılarla savaşarak başkente kadar ülkeyi ele geçirdiler. O ana kadar bölgeye müdahaleden uzak durmaya çalışan Fransa, ani bir kararla, katliamı destekleyen ve o anda legal olarak tanınan Hutu hükûmetine askeri yardıma başladı. Bölgede hızla ilerleyen Fransız askerleri, Kigali'nin batısından Kongo'ya kadar olan bölgenin yönetimini ele geçirdi ve oraya RYB askerlerinin girmesini engelleyip, bölgedeki katliama müdahale etmedi. O ana kadar 600 bin insan öldürülmüşken, kendi sorumlulukları altındaki bölgede 200 bin kişinin daha öldürülmesine seyirci kaldılar.

100 gün içinde bölgede 800.000'e yakın insan öldürülmüş, 2.000.000 Hutu, Tutsilerin ve RYB askerlerinin öç almasından çekindiği için komşu ülkelere mülteci olarak sığınmıştır. Tüm devlet kurumları çökmüş, ekili alan kalmamıştır.

Nedenleri

Soykırımın nedeni olarak, Avrupa kaynaklı ırk temeline dayalı teoriler de öne sürülmektedir. Avrupa'da o dönemde, ırk üzerine düşünce üreten bazı çevrelerce, Ruanda bölgesinde yaşayan insanların, ari ırk ile aşağı ırk olarak kabul edilen zenciler arasında bir tür geçiş ırkı olduğu iddia edilmiştir. Bu yüzden Hutuların, Tutsileri gerçek Ruandalı olarak değil, kendilerini sürekli aşağılayan ve sömüren Avrupalıların ülkelerindeki işgalci akrabaları olarak değerlendirdikleri iddia edilmiştir. Benzer olaylar başka ülkelerde örneğin Sudan'da da görülmüştür.

Bir başka neden olarak, özellikle Tutsi bölgelerinde kalan verimli tarım alanlarının Hutularca ele geçirilme isteği de gösterilmektedir. Zengin komşularının mallarını ele geçirmek isteyen Hutuların, özellikle Tutsileri öldürdükleri ve katliamın bir anda yayıldığı da düşünülmektedir.

Sorumluları

Yaşanan katliamın ardından, sorumluların tespit edilmesi ve yargılanması için çalışmalar yapılmıştır. Ancak sorumluların sayısının fazlalığı ve yaşanan olayların yıkıcılığı yüzünden, yargılamada bazı sorunlar yaşanmıştır. Katliam sırasında neredeyse tümüyle yok olan devlet kurumlarının olmaması sebebiyle, katliam sanıklarının büyük kısmı kendi köylerinde yaşamaya devam etmiştir. Katliamın acısının halk üzerinde yarattığı etkinin dindirilmesi amacıyla, halkın kendi kuracağı mahkemelerde alacağı kararların adli olarak tanınacağının bildirilmesi üzerine "halk mahkemeleri" (gacaca) 3'ten fazla insan öldürenleri yargılamış ve halk kendi cezasını kendisi vermiştir. Daha büyük suçlular için Birleşmiş Milletler gözetiminde Arusha Tanzanya'da bir uluslararası suç mahkemesi kurularak yargılamalar sürdürülmüştür.

Sonuçlar

Bütün politik ve ekonomik yardımlara rağmen Ruanda, yaşanan soykırımın şokunu atlatamamıştır. Ülkenin yakınında meydana gelen Kongo savaşları sebebiyle ülkede ekonomik ve sosyal açıdan istenen ilerleme sağlanamamıştır. 1999'da katliamın ardından yapılan ilk seçim de politik istikrarı sağlayamamıştır.

31 Mart 2005'te, Interahamwe'nın ardından kurulan Demokratik ve Özgürlükçü Ruanda Güçleri (FDLR), soykırımı kınayarak iç savaşa son verdiğini açıklamıştır.

Hayvanlara etkileri

Kurulduğu 1934'ten beri birçok ziyaretçi ağırlayan Akagera Milli Parkı'nda rehberlik yapan Nkusi Hermann soykırımdan gelen mültecilerin parkın değişik bölgelerine inekleriyle beraber yerleştiğini, parktaki aslanların ineklere saldırmasının ardından insanların da aslanları zehirlemeye başladığını belirtmiştir. Soykırım öncesinde 300 kadar aslanın yaşadığı bu alanda 5 yıl içerisinde tüm aslanların öldürüldüğünü ifade eden Hermann, bu hayvanların günümüzde tekrar parka kazandırılmaya başladığını belirtmiştir.[2]

İddialar

Fransa ve ABD'nin özellikle bölgede katliamı başlatan Hutu'ların engellenebileceği zamanlarda Birleşmiş Milletler'i işlevsiz kılmaya yönelik diplomatik girişimleri bu iddialara temel teşkil eder. Ayrıca Fransa Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil. şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak 1998)

1992 yılında Ruanda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları'nı eğitmek için bölgede bulunan emekli Ulusal Jandarma Müdahale Grubu Komutan Yardımcısı Thierry Prungnaud, devlet radyosu France-Culture’e verdiği mülakatta “1992 yılında Fransız askerlerinin Ruandalı sivil milislere atış eğitimi verdiğini gördüm.” diyerek Fransa'nın henüz anlaşılamayan sorumluluğuna değinmiştir. Emekli komutan, mülakatı yapan gazetecinin ‘Fransa’nın Ruandalı milisleri eğittiğini reddettiğini’ hatırlatması üzerine “Fransa bunu her zaman inkâr etti, başka şeyler gibi. Ama önemli değil, ben doğruluyorum.” şeklinde cevap vererek benzer iddialara destek vermiştir.

Kaynakça

  1. ^ Pehlivanoğlu Işıl. Assia Djebar'ın L'amour, la Fantasia ve la Disparition de la Langue Française Başlıklı Romanlarında Sömürgecilik Ekseninde Dil ve Kimlik. T.C. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Batı Dilleri ve Edebiyatları (Fransız Dili ve Edebiyatı) Anabilim Dalı. 2010. URL:http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/6288/ışıl_pehlivanoğlu_tez.pdf.pdf 8 Mart 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.. Erişim tarihi: 2011-12-31. (Archived by WebCite® at http://www.webcitation.org/64LWMWPPu[])
  2. ^ Yükselen Afrika. Ankara: Anadolu Ajansı Yayınları. Temmuz 2018. s. 189. 

Dış bağlantılar

Ayrıca bakınız

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Burundi</span> Afrikanın ortadoğu kısmındaki bir ülke

Burundi, resmî adı ile Burundi Cumhuriyeti, Doğu Afrika ile Afrika Büyük Gölleri'nin kesiştiği Büyük Rift Vadisi'nde denize kıyısı bulunmayan bir ülkedir. Kuzeyde Ruanda, doğu ve güneydoğuda Tanzanya, batıda Kongo Demokratik Cumhuriyeti, güneybatıda ise Tanganika Gölü ile çevrilidir. Ülkenin yönetsel başkenti Gitega, ekonomik başkenti ise Bujumbura'dır.

<span class="mw-page-title-main">Zaire</span> 1971 yılından 1997 yılına kadar bugünkü Kongo DC sınırları içerisinde kurulan devlet

Zaire veya resmî adıyla Zaire Cumhuriyeti, 1971 yılından 1997 yılına kadar bugünkü Kongo Demokratik Cumhuriyeti sınırları içerisinde kurulan devlet.

<span class="mw-page-title-main">Ruanda</span> Orta Afrikada bulunan bir ülke

Ruanda ya da resmî adı ile Ruanda Cumhuriyeti, Afrika kıtasının orta bölümünün doğu kısmında yer alan ve denize kıyısı bulunmayan bir ülkedir. Ülkenin sınır komşularını Uganda, Tanzanya, Burundi ve bir kısmı Kivu Gölü ile olmak üzere Kongo DC oluşturmaktadır. Ülkenin başkenti Kigali'dir.

<i>Hotel Ruanda</i> Dram türü film

Hotel Ruanda, Ruanda Soykırımı'nı konu alan, Dram türü bir filmdir. 2004 tarihli filmin yönetmeni Terry George'dur. Kanadalı, İngiliz, İtalyan ve Güney Afrikalı firmaların ortak yapımı olan filmin başrol oyuncusu Don Cheadle'dir. Filmin yönetmeni olan Terry George, A. Kitman Ho ile birlikte filmin yapımcılarındandır. Ruanda'nın başkenti Kigali'deki bazı çekimler dışında filmin büyük bölümü Güney Afrika'da çekilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Paul Rusesabagina</span>

Paul Rusesabagina Ruanda Katliamı sırasında birçok insanın hayatını kurtarması sebebiyle uluslararası ün ve takdir kazanmış Ruandalı. Katliam sırasında Ruanda'nın başkenti Kigali'deki Hôtel des Mille Collines'in müdür yardımcısı olan Rusesabagina, daha önce de yine Kigali'de bulunan Hôtel des Diplomates'in müdürlüğünü yapmıştı. Katliam sırasında, Rusesabagina daha önceden kurduğu ilişkilerini ve etkisini kullanarak 1260'tan fazla Tutsi ve ılımlı Hutu'nun hayatını kurtarmıştır. Hayatının bu bölümü ve Ruanda Katliamı'nı konu alan Hotel Rwanda isimli 2004 yapımı film ile dünya çapında daha da tanınan Rusesabagina'nın etnik kökeni Hutu'dur. Rusesabagina bugün karısı, çocukları ve evlat edindiği yeğenleriyle birlikte 2021'de hapis cezasına çarptırılana kadar Belçika'da yaşadı.

<span class="mw-page-title-main">Kigali</span> Ruandanın başkenti

Kigali, Afrika kıtasında bulunan Ruanda'nın başkentidir. Ülkenin orta kesiminde Ekvator çizgisinin hemen güneyinde yer alan şehir, bu konumundan dolayı yıl boyu ılıman bir iklime sahiptir. Kigali ve çevresinin Kigali Eyaleti olarak ayrı bir statüsü vardır ve diğer eyaletlere bağlı bir konumda değildir. Şehir kendi içerisinde Gasabo, Kicukiro ve Nyarugenge ilçelerine ayrılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Mobutu Sese Seko</span> 2. Zaire devlet başkanı

Mobutu Sese Seko Nkuku Ngbendu wa za Banga, daha çok Mobutu ya da Joseph Mobutu-Sese Seko olarak tanınır. Doğduğunda adı Joseph-Désiré Mobutu idi. 32 yıl boyunca (1965–1997) o zamanki adıyla Zaire, günümüzdeki adıyla Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanlığını yapmıştır. Bu göreve önceki Devlet Başkanı Joseph Kasavubu'yu devirdiği darbeden sonra gelmiştir. Toplam 32 yıl demir yumrukla ülkeyi yönetmiştir. Çok değerli yeraltı ve yer üstü kaynaklara sahip olan Kongo, yönetim zafiyetleri ve zimmet suçlamalarıyla dünyanın en fakir ülkelerinden biri haline gelmiştir. Başlangıçta zengin batılı devletlerce iktidarı desteklenen ve hatta darbesi Amerikan destekli olan Mobutu, son zamanlarında bu desteği kaybetmiş ve bundan kısa bir süre sonra da iktidardan düşmüştür.

<i>Shooting Dogs</i>

Shooting Dogs 2005 yılı yapımı, Ruanda'da 1994 yılında yaşanan katliamı konu edinen film.

<span class="mw-page-title-main">Paul Kagame</span> 5. Ruanda devlet başkanı

Paul Kagame, Ruandalı siyasetçi. Kagame, Afrika ülkesi Ruanda'da 2000 yılından bu yana devlet başkanlığı makamında bulunmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Goma</span> Demokratik Kongo Cumhuriyetinde şehir

Goma, Afrika kıtasında bulunan Kongo Demokratik Cumhuriyeti devletinde bir şehirdir.

Dominique Mbonyumutwa, Ruandalı siyasetçi. Mbonyumutwa, Afrika ülkesi Ruanda'da bağımsızlığını resmi olarak kazanmasa da 1961 yılında kısa bir süre ülkenin ilk devlet başkanı olarak görev almıştır.

<span class="mw-page-title-main">Grégoire Kayibanda</span> Ruandalı siyasetçi

Grégoire Kayibanda, Ruandalı siyasetçi. Kayibanda, Afrika ülkesi Ruanda'nın seçimle iş başına gelen ilk, genelde de ikinci olmak üzere 1961 ile 1973 yılları arasında devlet başkanlığı makamında bulunmuştur.

Théodore Sindikubwabo, Ruandalı siyasetçi. Sindikubwabo, Afrika ülkesi Ruanda'da 1994 yılında kısa bir dönem devlet başkanlığı makamında bulunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Pasteur Bizimungu</span> 4. Ruanda devlet başkanı

Pasteur Bizimungu, Ruandalı siyasetçi. Bizimungu, Afrika ülkesi Ruanda'da 1994 ile 2000 yılları arasında devlet başkanlığı makamında bulunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Juvénal Habyarimana</span>

Juvénal Habyarimana, Ruandalı asker ve siyasetçidir. Habyarimana, Afrika ülkesi Ruanda'da 1973 yılından öldüğü 1994 yılına kadar devlet başkanlığı makamında bulunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Michel Micombero</span> Burundili asker ve politikacı

Michel Micombero, Burundili asker ve siyasetçi. Micombero, Afrika ülkesi Burundi'de 1966 ile 1976 yılları arasında ülkenin ilk devlet başkanı olarak görev yapmıştır.

Ruanda başbakanı, Afrika ülkesi Ruanda'nın bağımsızlığını kazandığı 1962 yılından önce oluşturulan ve bu yüzden 1961 yılından sonra hükûmetin başında yer alan kişi olarak bu makama getirilen kişiye verilen unvandır.

Georges Anderson Nderubumwe Rutaganda Ruanda Hutu milis Interahamwe 'de ikinci başkan yardımcısıdır.

<span class="mw-page-title-main">Tatiana Rusesabagina</span>

Tatiana Rusesabagina, kocası Paul Rusesabagina ile birlikte 1994 Ruanda soykırımı sırasında Hôtel des Mille Collines'de hayatta kalan ve binden fazla insanı öldürülmekten kurtaran bir Ruandalı. Bu hikâye, Tatiana'nın Sophie Okonedo tarafından canlandırıldığı ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'ne aday gösterildiği 2004 filmi Hotel Rwanda'nın konusu olarak kullanıldı.

Birinci Kongo Savaşı sırasında Ruandalı, Kongolu ve Burundili Hutu erkekleri, kadınları ve çocukların yakalanıp Doğu Zaire'de yapılan toplu katliamlardır.