İçeriğe atla

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Rıza Tevfik Bölükbaşı
Bey
Osmanlıca Edirne mebus-u muhteremi feylesof doktor Rıza Tevfik Bey, 1910.
Doğum1869
Cisri Mustafapaşa, Osmanlı İmparatorluğu
Ölüm30 Aralık 1949 (80–81 yaşında)
İstanbul, Türkiye
Defin yeriZincirlikuyu Mezarlığı, İstanbul
Takma adFeylesof Rıza
MilliyetOsmanlı Türkü

Rıza Tevfik Bölükbaşı (d. 1869, Cisr-i Mustafapaşa – 31 Aralık 1949, İstanbul), Türk şair, filozof ve siyasetçidir.

Hece vezninde yazdığı şiirlerle tanınan Rıza Tevfik Bölükbaşı, felsefeye merakı nedeniyle Feylesof Rıza olarak anılırdı. Tıp eğitimi gören Rıza Tevfik, Osmanlı döneminde milletvekilliği, Millî Eğitim Bakanlığı da yapan çok yönlü bir kişilikti. Politikadaki tutarsızlıkları ve ateşli kişilik yapısı nedeniyle olaylarla dolu bir ömür sürdü. Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı delegesi olarak Yüzellilikler arasında yer aldığı için uzun yıllar sürgünde yaşadı; gurbet acısını, şiirlerinde dile getirdi. Sürgünde iken yazdığı "Uçun Kuşlar" isimli şiirinde yer alan,

"Uçun kuşlar uçun! Burada vefa yok!
Öyle akar sular, öyle hava yok!
Feryadıma karşı aks-i sedâ yok!
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır."

kıt'ası, o zamanki sıla özlemini dile getirir.

Hayatı

Çocukluk, gençlik yılları ve eğitimi

Genç Rıza Tevfik.
Cemiyet-i Tıbbiye-i Mülkiye azasından Dr Rıza Tevfik Bey[1]

Rıza Tevfik, 1869 yılında Cisr, Edirne Eyaleti'nde (günümüzde Bulgaristan'da bulunan Svilengrad'daki Mustafapaşa), Çerkes kökenli bir annenin ve Arnavut kökenli bir babanın ilk çocuğu olarak doğdu.[2][3][4] Daha sonrasında Edirne'de intihar ederek ölen bir de bir erkek kardeşi Besim vardı.

Mülkiye Valisi olan babası tarafından İstanbul'daki bir Yahudi okuluna[5] yerleştirilen Rıza Tevfik, erken yaşta İspanyolca ve Fransızca öğrendi. Öğrenci yılları boyunca önce ünlü Galatasaray Lisesi'nde ve daha sonra İmparatorluk Tıp Okulu'nda (Tıbbiye) öğrenim gördü. Huzursuz bir kişiliğe sahip olduğundan sürekli dikkat çekiyordu. Ancak otuz yaşında tamamen mezun olabildi ve bunun sonunda doktor oldu.

1869 yılında Cisr'de (o yıllarda Edirne vilayetine bağlı bir kaza; günümüzde Bulgaristan’ın Hasköy iline bağlı Svilengrad ilçesi) doğdu. Babası Mülkiye kaymakamlarından Hoca Mehmet Tevfik, annesi Kafkas muhacirlerinden Münire Hanım idi. Mehmet Tevfik Bey’in emekli olmasından sonra ailesi ile gelip yerleştikleri İstanbul’da kardeşi Ahmet Nazif dünyaya geldi. Bir Musevi okulunda öğretmenlik yapan Mehmet Tevfik Bey oğlunu da aynı okula kaydetti.[6] Rıza Tevfik bu okulda Yahudi İspanyolcası ve Fransızca öğrendi.

1879'da babasının savcı yardımcısı olarak atanması üzerine göç ettikleri İzmit’te Münire Hanım sıtmadan hayatını kaybedince aile İstanbul’a döndü. Rıza Tevfik, babasının Gelibolulu bir ailenin kızı olan Şakire Hanım’la evlenmesinden sonra eğitimine bir süre Gelibolu’da bir Ermeni mektebinde devam etti; ardından Gelibolu Rüştiyesi’nde okuyarak okulu birincilikle bitirdi.[6]

1885’te Mektebi Mülkiyeyi Şahane’ye girdi, özellikle edebiyat derslerinde başarılı oldu; ancak üçüncü sınıfta iken babasını kaybetti (1891), arkasından da ihtilalcilikle suçlanarak bazı hocalar ve öğrencilerle birlikte okuldan çıkarıldı.

Doktorluk mesleğine ilgi duymadığı hâlde eğitimine devam edebilmek için Tıbbiye'ye girdi.[6] Öğrencileri etrafına toplayıp Namık Kemal'in hürriyet şiirlerini okuması; cumhuriyet hakkında konuşmalar yapmaya başlaması bu okuldan da uzaklaştırılmasına sebep oldu ancak Umumi Mektepler Nazırı Mustafa Zeki Paşa’ya yazdığı bir dilekçe sayesinde okula geri dönebildi. Ertesi sene Sirkeci'de bir kahvede hürriyet, adalet ve hükûmet şekilleri üzerine yaptığı bir konuşma nedeniyle hapsedildi; bu defa da Zaptiye Nazırı Hüseyin Nazım Paşa'nın aracılığı ile hapisten kurtulup okula dönebildi. Okulu 1897’de bitirip doktor olabildi.

Gümrük idaresinde, sonra Cemiyeti Tıbbiyeyi Mülkiye'de, daha sonra Karantina İdaresinde doktor olarak çalıştı. Tıbbiye’nin son sınıfında iken ilk Türk kadın pedagoji öğretmeni Ayşe Sıdıka Hanım ile evlenerek 3 kız çocuğu sahibi olan Rıza Tevfik 1903’te çocukları henüz 3, 4 ve 7 yaşlarında iken eşini kaybetti. Ertesi yıl ikinci evliliğini Nazlı Hanım ile yaptı; bu evliliğinden iki oğlu oldu.[6]

1908'li yıllarda ise Ulum-u İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası'nın kurucuları arasında yer aldı ve bu dergide çeşitli yazılar yazdı.[7]

Siyasete girişi

Rıza Tevfik Londra’da, 1912.

O dönemde gizli bir cemiyet olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne 1907’de Manyasizade Refik Bey’in ısrarıyla girdi.[6] Ertesi sene Meşrutiyet ilan edildiğinde Rıza Tevfik, Selim Sırrı Bey (Tarcan) ile birlikte İstanbul’da at üstünde dolaşıp nutuklar vererek halkın galeyanını kontrol altına almada başarılı oldu.[a] Devrim günleri boyunca iri cüssesi ile de nam salan Rıza Tevfik, Dersaadet’in en etkili kişileri arasına girdi ve kendisine siyaset yolu açıldı. Genel seçimde Osmanlı parlamentosuna Edirne mebusu olarak girdi.

1910 yılında İttihat ve Terakki Fırkası’nın meclisi feshetmesi üzerine istifa etti; iki yıl sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na girdi. İttihat ve Terakki Fırkası’ndan eski arkadaşları tarafından Sultanahmet’teki cezaevinde bir ay kadar hapsedilen; bir yıl sonra Gümülcine’de 1912 Osmanlı genel seçimleri sırasında propaganda yaparken yine eski partili bir grup tarafından fena hâlde dövülen Rıza Tevfik, ikinci seçimde mebus seçilemeyince siyaseti bir süre için bırakmıştır.[6]

Felsefe dersleri, konferansları

Bu dönemde devrin belli başlı gazete ve dergilerinde şiirler, edebiyat ve felsefe ile ilgili makaleler yazdı; ülkenin I. Dünya Savaşı’na sürüklenmesine karşı çıktı. Tiyatro salonları ve kıraathanelerde halka açık verdiği konferanslar ile tanındı.

Vaniköyü'nde Raif Oğan'ın kurduğu Rehberi İttihad-ı Osmâni özel lisesinde Türkiye'de ilk defa felsefe dersleri verdi.[6] Bu dersler önce “Mebhas-i Marifet (Bilgi Teorisi)” adıyla taş basma olarak basıldıktan sonra 1914’te “Felsefe Dersleri-Birinci Kısım” adıyla yayımlanmıştır. Yakın dostu Tevfik Fikret’in 1915’te ölümünden sonra Arnavutköy Kız Koleji'nde ve Robert Kolej'de Fikret’ten boşalan edebiyat derslerini verdi.

Siyasete dönmesi ve Darülfunun hocalığı

Rıza Tevfik Paris Barış Konferansı için Quai d'Orsay, Paris'te, 1919.
Paris Barış Konferansına giden Osmanlı heyeti, İtilaf Devletlerine ait bir savaş gemisinin güvertesinde. Rıza Tevfik fotoğrafta fes takmış Damat Ferit Paşa'nın sağında.

1918’de siyasete yeniden dönerek son Osmanlı kabinesinde Maârif Nâzırı (Eğitim Bakanı) olarak bulundu. Felsefenin eğitim sisteminde yer alması için çabaladı. Aynı yıl Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın büyük üstadı seçilerek burada bir yıl görev yaptı.[8] 16 Mart 1919'da Meclis-i Âyan üyeliğine atanmıştır. 1919-1920’de Şura-yı Devlet (Danıştay) Reisliği’ne getirildi.

Aynı tarihlerde Darülfünun’da felsefe ve estetik dersleri verdi. Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Paşa'nın ısrar ve baskısı sonucu 1919'da Paris'te toplanan barış konferansına Türkiye temsilcisi olarak katılmak zorunda kaldı. Ertesi yıl ise Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyette yer almak zorunda kaldı. Darülfünun’daki öğrencileri onun Sevr'e imza koyan heyette yer almasını büyük tepki ile karşılayıp derslerini boykot ettiler, protesto gösterileri düzenlediler. Darülfünun grevine yol açan gerilimin son damlası Süleyman Nazif ile Hüseyin Daniş arasında Fuzûlî’nin Türklüğü üzerine yapılan tartışma olmuştur. 29 Mart 1922’de yapılan konferansta hakem rolünü üstlenen Rıza Tevfik, Fuzûlî'nin Türk değil, Acem olduğunu iddia etmiş, “Türk de olsa ne çıkar” diyerek nutkuna devam etmişti. Ertesi gün Edebiyat Fakültesi öğrencileri bir kararname hazırlayarak Rıza Tevfik, Ali Kemal, Hüseyin Daniş, Cenab Şahabettin ve Marujan Barsamiyan’ın görevlerinden istifa etmelerini istediler. Edebiyat Fakültesi’nde başlayan boykot diğer üç fakülteye de sıçradı. Gelişmeler üzerine üniversite nizamnamesi değiştirilerek hocaların durumu hakkında karar verme yetkisi Darülfünun Divanı’na bırakılmış ve Divan söz konusu hocalara süresiz izin vererek bir anlamda öğrencilerin isteklerini yerine getirmiştir.[9] Rıza Tevfik, kurumdan istifa etti.

Sürgün yılları

Rıza Tevfik sürgünde.

Aleyhinde oluşan olumsuz hava nedeniyle korkan Rıza Tevfik, Millî Mücadele aleyhtarı Ali Kemal’in linç edilmesi üzerine Mısır'a gitmekte olan bir yük gemisine binerek 8 Kasım 1922’de ülkeyi terk etti.

Türkiye’den ayrılışından bir buçuk yıl sonra TBMM’nin aldığı bir kararla sürgüne gönderilecek Yüzellilikler listesinde yer aldı. Listede yer almasının nedeni, Sevr’i imzalayan heyette yer alması idi. Sürgün yıllarında Hicaz, Amerika Birleşik Devletleri, Ürdün ve Lübnan'da yaşadı. Ürdün Kralı Emir Abdullah kendisine yakınlık göstermiş, maaş bağlamış; Divan tercümanlığı ve Asarı Atika müdürlükleri görevlerinde bulunmasını sağlamıştır. 1928'de ABD'de bulunan çocuklarını ziyaret edip orada Türk edebiyatı hakkında çeşitli konferanslar veren Rıza Tevfik, 1934'te Ürdün'deki resmî görevinden emekli oldu. Lübnan kıyılarında Beyrut yakınlarındaki Cünye kasabasına yerleşti.

Son yılları

1939’da çıkan Af Kanunu’ndan faydalanarak 1943’te kendi ifadesiyle "hesaplaşmak için değil, helalleşmek için" yurda döndü.

30 Aralık 1949’da felç tedavisi için yattığı İstanbul Vakıf Gurebâ Hastanesi’nde saat 21.30’da zatürreden öldü.[10] Cenaze namazı 1 Ocak 1950’de Şişli Camii’nde kılınmıştır. Defni ardından Rıza Tevfik’i çok seven Refi' Cevad Ulunay mezarı başında insanlara konuşma yapmıştır.[11] Mezarı, Zincirlikuyu Asrî Mezarlığı’nda bulunmaktadır.

Eserleri

Servet-i Fünûn edebiyatının kuruluş yılları olan 1895'ten itibaren devrin edebî dergilerinde Abdülhak Hamit etkisi altında aruz vezniyle şiirler yayımladı. Asıl şöhretini 1913'ten sonra yayımladığı şiirlerle kazandı.[6] Millî edebiyatın oluştuğu bu dönemde hece vezni ve kısmen sade Türkçe ile şiirler yazdı; divan, koşma ve nefes tarzındaki şiirleriyle bir dönemin halk edebiyatının canlanmasına yardımcı oldu.

Rıza Tevfik Bölükbaşı, bütün şiirlerini tek kitabı olan Serâb-ı Ömrüm adlı kitabında bir araya getirmiştir. Bu kitap, 1934’te Lefkoşa’da basıldı.

Halk edebiyatının tanıtılması ile ilgili çalışmalar da yapan Bölükbaşı’nın Ömer Hayyam çevirileri, Tevfik Fikret hakkında incelemesi ve Darülfünun'da vermiş olduğu felsefe derslerinin ders notları kitaplaştırılarak Felsefe Dersleri adıyla yayımlanmış olup felsefi açıdan Türk fikir hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu eserin transkripsiyonu 2001 yılında Dr. Münir Dedeoğlu tarafından günümüz Türkçesiyle yeniden yayımlanmıştır.

"Abdülhak Hamid ve Mülâhazât-ı Felsefiyesi" adlı eserini Abdullah Uçman İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları'ndan çıkarmıştır.

Bazı hatıraları, (İletişim Yayınları) tarafından "Biraz da Ben Konuşayım" başlığıyla yayımlanmıştır.

Notlar

  1. ^ Bu dönemdeki faaliyetleri için bkz. Y. Doğan Çetinkaya, 1908 Osmanlı Boykotu: Bir Toplumsal Hareketin Analizi, (İstanbul: İletişim Yayınları, 2004). Yine Canlı Tarihler (İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1944) serisinin 4. cildinde Selim Sırrı Tarcan bölümüne de başvurulabilir.

Kaynakça

  1. ^ Salname-i Nevsal-i Afiyet_1315. 1315. 
  2. ^ Rıza Tevfik (1950). Bütün cepheleriyle Rıza Tevfik: şiirler, makaleler, hatıralar. Halk Basımevi. s. 8. Rıza Tevfik'in Hayatı ve Eserleri 1868 yılında Rumelinin Mustafapaşa köprüsünde doğan Bm Tevfik Bölükbaşı, baba cihetile Arnavut, ana cihetile Çerkeş olup bu ciheti şu beytiyle açıklamıştır: Babam Arnavuddu, anam Çerkeş Bilmiyen varsa... 
  3. ^ Hilmi Yücebaş; Rıza Tevfik (1958). Filozof Rıza Tevfik: hayatı, şiirleri, hâtıraları. s. 6. ...1868 yılında Rumelinin Cisr-i Mustafa paşa (Tsaribrod) kasabasında doğan Rıza Tevfik Bölükbaşı. baba cihetiyle Arnavut, .. 
  4. ^ Refik Ahmet Sevengil (1968). Türk tiyatrosu tarihi: Neşrutiyettiyatrosu. Maarif Basımevi. s. 8. ...sonraları tanınmış şair Rıza Tevfik Bölükbaşı (Arnavut ve göçmen).. 
  5. ^ Süssheim, Karl (2002). The Diary of Karl Süssheim (1878-1947): Orientalist Between Munich and Istanbul. Franz Steiner Verlag. s. 56. ISBN 978-3-515-07573-2. 16 Şubat 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Mayıs 2020. 
  6. ^ a b c d e f g h A. Can Tuncay, Büyük Üstad Rıza Tevfik, Mimar Sinan Sayı 83, Mart 1992
  7. ^ Aynur Erdoğan. "Meşrutiyet'in Evrimci Dergisi: Ulûm-ı İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası" (PDF). 5 Ekim 2016 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Ekim 2016. 
  8. ^ "Büyük Üstatlar". 19 Eylül 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 23 Eylül 2021. 
  9. ^ "Fazıl Baş,Darülfünun'un Cihan Harbi Yılları, Cihanharbi.com sitesi, Erişim tarihi:07.08.2015". 24 Ocak 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Ağustos 2015. 
  10. ^ 31 Aralık 1949 tarihli Yeni Sabah gazetesi
  11. ^ 2 Ocak 1950 tarihli Akşam gazetesi


İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Yahya Kemal Beyatlı</span> Türk yazar ve siyasetçi

Yahya Kemal Beyatlı, doğum adıyla Ahmed Agâh, Türk şair, mütefekkir, yazar, siyasetçi ve diplomattır.

<span class="mw-page-title-main">Tevfik Fikret</span> Türk şair, öğretmen, yayıncı

Tevfik Fikret, Osmanlı Türkü şair ve öğretmen. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecinde Servet-i Fünûn topluluğunun lideri olan Tevfik Fikret, devrimci ve idealist fikirleriyle Mustafa Kemal başta olmak üzere dönemin pek çok aydınını etkiledi. Türk edebiyatının Batılılaşmasında öne çıkan isimlerden birisi oldu. Farsçada "kuş yuvası" anlamına gelen Aşiyan ismini verdiği semt, yaşamının son yıllarını geçirdiği ve eserlerini kaleme aldığı yerdir.

<span class="mw-page-title-main">Halide Nusret Zorlutuna</span> Türk yazar ve şair

Halide Nusret Zorlutuna, Türk şair, yazar, öğretmen.

<span class="mw-page-title-main">Ali Canip Yöntem</span> Türk yazar, şair ve siyasetçi

Ali Canip Yöntem, Türk şair, yazar, edebiyat tarihi araştırmacısı ve siyasetçi.

Svilengrad veya Osmanlı döneminde kullanılan adıyla Cisr-i Mustafapaşa, Bulgaristan'ın Türkiye ve Yunanistan sınırında ve Meriç Nehri kıyısında bulunan, Hasköy iline bağlı Svilengrad ilçesinin merkezidir. 2005 nüfusu yaklaşık 20.000 kişidir. Ahalisinin ekseriyeti gümrük ve sınır operasyonları ile ilgili işlerde ve transit yolculara hizmet veren otel, kafe ve barlarda çalışmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Şükûfe Nihal</span> Türk şair

Şükûfe Nihal Başar, Türk şair, öğretmen, eylemci ve aktivisttir.

<span class="mw-page-title-main">Cenap Şahabettin</span> Türk şair, anı yazarı ve hekim (1870 - 1934)

Cenap Şahabeddin, Türk şâir ve yazar.

<span class="mw-page-title-main">Orhan Şaik Gökyay</span> Türk edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair, öğretmen (1902 - 1994)

Orhan Şaik Gökyay, Türk edebiyat tarihi ve dil araştırmacısı, şair, öğretmen.

<span class="mw-page-title-main">Ahmet Kutsi Tecer</span> Türk şair ve oyun yazarı

Ahmet Kutsi Tecer, Türk öğretmen, şair, oyun yazarı ve siyasetçi. Halk kültürü alanında çalışmaları ile tanınır. Çalışmaları, Karacaoğlan ve Yunus Emre’nin hayatına ışık tutmuştur. Halk şairi Âşık Veysel’i Türkiye'ye tanıtan, halk müziği derlemecisi Muzaffer Sarısözen'i keşfeden kişidir.

Darülfünun, Arapça dar ve fünun (fenler) sözcüklerinden türetilmiş, "üniversite" anlamında kullanılan bir sözcüktür. Aynı zamanda 1900 yılında Avrupa üniversiteleri tarzında kurulan Darülfünun-ı Şahane veya İstanbul Darülfünununu ifade eder. Bu kurum 1933 reformuyla İstanbul Üniversitesi'ne dönüştürülmüştür.

<span class="mw-page-title-main">Mehmet Emin Erişirgil</span>

Emin Erişirgil, Türk eğitimci, felsefeci, yazar ve siyasetçi, eski Türkiye içişleri bakanı.

Emrullah Efendi, Osmanlı eğitimcisi, siyasetçi, felsefeci.

Ömer Ferit Kam, yazar, şâir, mütefekkir.

<span class="mw-page-title-main">İbrahim Alaettin Gövsa</span> Türk yazar, şair, eğitimci, mizahçı ve siyasetçi (1889 - 1949) Hayatı boyunca hemen her türlü edebiyat dalında yapıt vermiş değerli bir eğitim insanıdır

İbrahim Alaettin Gövsa , Türk yazar, şair, eğitimci, mizahçı ve siyasetçi.

<span class="mw-page-title-main">Mehmet Tevfik Biren</span> Türk devlet adamı

Mehmet Tevfik Biren ya da Mehmed Tevfik Bey, Osmanlı Devleti'nin son döneminde Nazırlık ve Valilik gibi yüksek düzeylerde görev yapmış bir devlet adamı.

<span class="mw-page-title-main">Ali Ekrem Bolayır</span> Türk yazar, devlet adamı, öğretmen (1867-  1937)

Ali Ekrem Bolayır, Türk şair, yazar, öğretmen ve devlet adamı. Namık Kemal'in oğlu olan Ali Ekrem Bolayır, Servet-i Fünûn edebiyatı'nın öncüleri arasında gösterilmektedir.

İnâs Darülfünunu, Osmanlı Devleti’nde kadınların yükseköğrenim görebilmesi için 1914-1915 ders yılında İstanbul’da kurulmuş 3 yıllık bir yükseköğrenim kurumudur.

<span class="mw-page-title-main">Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitim</span> Osmanlı Devletinde eğitim sistemi

Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitim. İslam eğitim sisteminin temel kurumu olan medrese, Osmanlılar dönemininde de eğitimin temeli olmuş, Osmanlı İmparatorluğu'na uygun biçimsel gelişmeler göstermiştir. Medrese sıbyan mektebinden sonra orta, lise, yüksek okul ve üniversite eğitimi veren, İslami kimliği nedeniyle yalnızca Müslümanların devam ettiği bir eğitim kurumu özelliğindedir. İmparatorluk sınırlarındaki Müslümanların eğitimi ulema adı verilen dindar topluluk tarafından İslam dininin hükümlerine göre denetlenmekteydi. II. Mahmut dönemine kadar İslami örgütlenme yürütülmüştür. Bu dönemde batı biçimi kurumlar oluşturulmadan önce, memur yetiştirmek amacıyla Acemi Oğlanlar Ocağı ve Enderûn Mektebi; sivil halkın eğitimi amacıyla Sıbyan Mektepleri ve Medreseler kurulmuş idi. İlk medrese 1331'de kurulan İznik Orhaniyesi'dir.

<span class="mw-page-title-main">Osmanlı İmparatorluğu dağılma dönemi</span>

Osmanlı İmparatorluğu dağılma dönemi, Rus İmparatorluğu ile Yaş Antlaşması'nın imzalandığı 1792 yılından, saltanatın kaldırılarak devletin lağvedildiği 1922 yılına kadar sürer. Bu dönemde devlet en büyük toprak kayıplarını yaşamış ve Kurtuluş Savaşı sayesinde yalnızca Anadolu kurtarılabilmiştir.

Fenarîzade Muhyiddin Çelebi, Osmanlı şeyhülislamı.