İçeriğe atla

Premack ilkesi

Premack ilkesi veya pekiştirmenin görelilik kuramı, daha çok istenen bir davranışı daha az istenen bir davranış ile pekiştirmektir.[1][2]

Köken ve açıklama

Premack ilkesi, David Premack tarafından Cebus maymunları üzerinde yapılan bir araştırma sonucu ortaya çıkmıştır..[3] Bununla birlikte, insanlara uygulandığında açıklayıcı ve öngörücü güce sahiptir ve uygulamalı davranış analizi uygulayan terapistler tarafından kullanılmıştır. Premack ilkesi, eğer bir kişi belirli bir aktiviteyi yapmak isterse, daha çok arzu edilen aktiviteye ulaşmak için daha az arzu edilen bir aktivite gerçekleştireceğini; yani, etkinliklerin kendileri pekiştireç olabilir. Bir birey, sonuç olarak daha çok arzu edilen bir aktiviteye katılacağını bilirse, belirli bir aktiviteyi gerçekleştirmek için daha fazla motive olacaktır. Objektif olarak ifade edilirse, yüksek olasılıklı davranışlar (daha çok istenen davranışlar), düşük olasılıklı davranışlara (daha az istenen davranışlar) bağlı hale getirilirse, düşük olasılıklı davranışların yapılması daha olasıdır. Daha arzu edilen davranışlar, bireylerin izin verildiği takdirde yapmak için daha fazla zaman harcadıkları davranışlardır; Daha az arzu edilen davranışlar, bireylerin hareket etmekte özgür olduklarında yapmak için daha az zaman harcadıkları davranışlardır. "Ödül"ün, "pekiştirme" deneysel olarak çalışılmadan çok önce davranışı değiştirmek için yaygın olarak kullanılması gibi, Premack ilkesi de uzun zamandır gayri resmi olarak anlaşılmış ve çok çeşitli durumlarda kullanılmıştır. Örneğin kitap okumayı pek sevmeyen bir çocuğa eğer kitab okursa ona bilgisayar alacağını söylemek.

Deneysel kanıt

David Premack ve meslektaşları ve diğer araştırmacılar, Premack ilkesinin insanlarda etkinliğini test etmek için çeşitli deneyler yaptılar. İlk çalışmalardan biri küçük çocuklarla yapılmıştır. Premack, çocuklara şeker yemek veya langırt oynamak olmak üzere iki alternatif sundu ve bu davranışlardan hangisini tercih ettiklerini sordu. Çocuklardan bazıları bir aktiviteyi, bazıları ise diğerini tercih etti. Deneyin ikinci aşamasında, çocuklar iki prosedürden biriyle test edildi. Bir prosedürde, yemek yemek pekiştirici tepkiydi ve langırt oynamak da araçsal tepkiydi; yani çocuklar şeker yemek için langırt oynamak zorundaydı. Sonuçlar Premack ilkesiyle tutarlıydı: sadece langırt oynamak yerine şeker yemeyi tercih eden çocuklar bir pekiştirme etkisi gösterdi. Yani sadece şeker yemek yerine langırt oynamayı tercih eden çocuklar pekiştirme etkisi göstermiştir. Bu çalışma, diğerlerinin yanı sıra, yüksek olasılıklı bir aktivitenin, deneğin gerçekleştirme olasılığının daha düşük olduğu bir aktivite için etkili bir pekiştirici olabileceğini göstererek Premack ilkesini doğrulamaya yardımcı olur.[4]

Kaynakça

  1. ^ Jon E. Roeckelein (1998), Dictionary of Theories, Laws, and Concepts in Psychology, Greenwood, 0-313-30460-2 p. 384
  2. ^ Sexual deviance: issues and controversies. SAGE. 2003. s. 66. ISBN 978-0-7619-2732-7. 15 Temmuz 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Temmuz 2021. 
  3. ^ Premack, D. (1959). Toward empirical behavior laws: I. Positive reinforcement. Psychological Review, 66(4), 219-233.
  4. ^ Michael Domjan (2010). The principles of learning and behavior in Belmont, CA: Wadsworth. [6]

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Yapısalcılık</span> Kültür teorisi ve metodoloji

Yapısalcılık, 1950'lerde dilbilimden doğmuş; sanat, antropoloji ve psikolojiyi de etkilemiş bir eleştirel analiz biçimidir. Yapısalcılığa göre, kültürel olaylar sözlü ve sözsüz işaret sistemlerinden oluşur. Bu tür sistemler bir "dil" içerir ve bu diller insan aklının ve davranışlarının belirleyici unsuru olma işlevini taşır.

Davranışçılık veya behaviorizm, I. Dünya Savaşı sıralarında bir grup Amerikalı psikoloğun, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmaları ve bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmaları sonucu ortaya çıkan, bilinç hallerinin değil, davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gerekliliğini savunan psikoloji kuramı akımıdır.

<span class="mw-page-title-main">Laktoz</span>

Laktoz, doğada yalnız sütte bulunan süt şekeri de denilen bir disakkarit. Sütün en önemli karbonhidratıdır. Sütün aromasında önemli bir payı bulunmaktadır.

Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel bir bozukluktur. DEHB dikkat, dürtüsellik ve öz düzenlemeyle ilgili sorunlarla kendini gösterir ; Bazen şiddetli fiziksel huzursuzluk da ortaya çıkabilir.

<span class="mw-page-title-main">Sosyal psikoloji</span> toplumun insanların düşüncelerini ve davranışlarını nasıl etkilediğini araştıran bilim dalı

Sosyal psikoloji bireylerin düşüncelerinin, iç dünyalarının ve davranışlarının başkalarının gerçek, hayalî ve anlaşılan oluşundan nasıl etkilendiğine dair bir bilimsel çalışmadır. Bu alanda araştırma yapanlar genellikle psikolog veya sosyolog'lardan oluşmaktadır. Buna rağmen bütün sosyal psikologlar hem birey, hem de topluluk bazında çalışırlar. Benzerliklerine rağmen iki alan amaçları, yaklaşımları, yöntemleri ve terimlerinde farklılaşırlar. Biyofizik ve kavrama psikolojisi gibi sosyal psikoloji de disiplinlerarası bir alandır.

Güdü, insanların ve diğer hayvanların belirli bir zamanda bir davranışı başlatmasının, sürdürmesinin veya sonlandırmasının nedenidir. Güdü durumları genellikle, hedefe yönelik davranışta bulunma eğilimini yaratan, failin içinde hareket eden güçler olarak anlaşılır. Farklı zihinsel durumların birbirleriyle yarıştığı ve yalnızca en güçlü durumun davranışı belirlediği sıklıkla kabul edilir. Bu, bir şeyi aslında yapmadan da yapmaya motive olabileceğimiz anlamına gelir. Motivasyonu sağlayan paradigmatik zihinsel durum arzudur. Ancak kişinin ne yapması gerektiği veya niyetleri hakkındaki inançlar gibi diğer çeşitli durumlar da motivasyon sağlayabilir. Motivasyon, bir kişinin ihtiyaçlarını, arzularını, isteklerini veya dürtülerini ifade eden motive kelimesinden türetilmiştir. Bireyleri bir hedefe ulaşmak için harekete geçmeye motive etme süreci denilir. İş hedefleri bağlamında insanların davranışlarını körükleyen psikolojik unsurlar veya para arzusunu içerebilir.

<span class="mw-page-title-main">Orta Çağ'da Avrupa mutfağı</span> 5. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar Avrupa kültürlerinin besinleri, yeme alışkanlıkları ve yemek pişirme yöntemleri

Orta Çağ Avrupa mutfağı, 5. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar Avrupa kültürlerinin besinlerine, yeme alışkanlıklarına ve yemek pişirme yöntemlerine verilen genel addır. Bu dönem boyunca beslenme düzeni ve pişirme yöntemleri Avrupa genelinde değişimlere uğramış ve tüm bu değişiklikler Avrupa'nın modern mutfak kültürünün temelini oluşturmuştur.

Şizoid kişilik bozukluğu, insan ilişkilerinde ilgi eksikliği, yalıtılmış bir yaşam tarzı, yalnız yapılan eylemler ve etkinlikleri tercih, içe dönüklük, duygusal soğukluk, davranış ile ilişkilerin mekanik ve tekdüze olması ile karakterize kişilik bozukluğudur. Şizoid kişilik bozukluğuna sahip bireyler, insanlarla yakın duygusal bağlar kurmadıkları gibi bilinç düzeyinde böyle bir bağ kurma ihtiyacı da hissetmezler. Bu sebeple utangaç insanlardan farklıdırlar. Başkalarının duygusal beklentilerine karşılık veremezler. Olumlu veya olumsuz eleştirilere genellikle tepkisiz kalırlar ve duygusal durumları genellikle değişmez. Çevrelerindeki insanlar tarafından soğuk olarak yorumlanmalarının nedenleri bunlardır. Tüm bu özellikler, kişilik yapılarının birer parçasını oluşturduğu için yaşamın sadece belli bir bölümünde değil, genelinde etkilidir.

Zihin teorisi diğerlerinin bilgi, duygu, inanç, niyet ve zihinsel durumlarını anlama becerisidir. Başlangıçta şempanzelerin zihinsel durumlardan çıkarım yapmaları için kullanılsa da bugün genel olarak insanlar için kullanılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Handikap ilkesi</span>

Handikap ilkesi, ilk olarak biyolog Amotz Zahavito tarafından 1975 yılında önerilen bir hipotez olup birbirlerini yanıltma veya blöfle bir şeyi elde etmek amacında olan hayvanlar arasında evrimin "dürüst" ve güvenilir iletişim sinyallerinin de oluşmasına yardımcı olduğunu açıklar. Bu anlamda Handikap ilkesi, güven verici sinyallerin ve buna dair işaretlerin, gönderen birey için çok kıymetli olması gerektiğini ve belli bir özelliğe daha az sahip olan bir canlı bireyin buna gücü yetmeyeceği şekilde gönderen için pahalıya mal olması gerektiğini öne sürer.

Çevre ve cinsel yönelim insanların cinsel yöneliminin gelişimindeki olası çevresel faktörleri konu alır. Bazı araştırmacılar çevresel faktörleri hormonal faktörlerden ayırırken diğerleri doğum öncesi hormonlar gibi biyolojik faktörleri çevresel faktörlerin bir parçası olarak görür.

<span class="mw-page-title-main">Nöroloji ve cinsel yönelim</span>

Cinsel yönelim, bir bireyin, cinsellikle ilgili davranışlarını, düşüncelerini ve/veya duygularını kapsayan kişisel veya toplumsal kimliğini ifade eder. İnsanların cinsel yöneliminin gelişiminin nasıl olduğu ve mekanizmaları belirsizliğini sürdürmektedir. Bu konuda ortaya atılan birçok teori kurgusal ve tartışmalıdır. Ama nöroloji bilimindeki gelişmeler sonucu cinsel yönelimle bağlantılı karakteristikler açıklanabilmektedir. Araştırmalar insanların cinsel yönelimiyle ilgili yapısal sinirler bağlantılar, fonksiyonel ve/veya bilişsel ilişkiler keşfetmiş ve gelişimsel teoriler ortaya atmıştır.

Gestalt psikolojisi veya gestaltizm, bilişsel süreçler içerisinde özellikle algı ve algısal örgütlenme konularında yoğunlaşmış psikoloji teorisidir. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Almanya'da ortaya çıkmıştır. Gestalt psikolojisi kaotik görünen bir dünyada anlamlı bir algıya sahip olmamızın temelde hangi kanunlara dayandığını anlamaya çalışır. Gestalt psikolojisinin ana prensibi zihnin kendi kendisini algıladığı şeylerde bir bütün görmeye organize etmesidir.

Öz belirleme teorisi, kişilik gelişiminin ve davranışların örgütlenmesinin arkasında yatan içsel süreçlere odaklanan bir motivasyon ve kişilik kuramı olarak Edward Deci ve Richard Ryan tarafından geliştirilmiştir. Öz belirleme teorisi davranış düzenlemesi ile ilgili motivasyonları ve kaynakları açıklayan kapsayıcı bir kuramdır. Bu kurama göre, bireyin sosyal etkileşim sürecinde karşılaştığı tutum ve davranışları değerlendirip benimsemesi, güdülenme mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşmektedir.

Dereceli maruz bırakma terapisi olarak da bilinen sistematik duyarsızlaştırma, Güney Afrikalı psikiyatrist Joseph Wolpe tarafından geliştirilen bir tür davranış terapisidir. Klinik psikoloji alanında, birçok insanın klasik koşullanmaya dayanan fobileri ve diğer anksiyete bozukluklarını etkili bir şekilde aşmasına yardımcı olmak için kullanılır ve hem bilişsel-davranışçı terapi hem de uygulamalı davranış analizinin aynı unsurlarını paylaşır. Davranış analistleri tarafından kullanıldığında, meditasyon ve nefes alma gibi karşı koşullandırma ilkelerini içerdiğinden, radikal davranışçılığa dayanır. Bununla birlikte, bilişsel psikoloji bakış açısından, bilişler ve duygular motor eylemleri tetikler.

<span class="mw-page-title-main">Prososyal davranış</span>

Prososyal davranışlar, olumlu sosyal davranışlar ya da başkalarına yarar sağlama niyeti; yardım etmek, paylaşmak, bağış yapmak, işbirliği yapmak ve gönüllülük gibi, diğer insanlara ya da bir bütün olarak topluma fayda sağlayan sosyal davranışlar bütünüdür. Bunlara ek olarak kurallara uymak ya da sosyal olarak kabul edilen davranışlarla uyum içinde olmak da prososyal davranışlar arasında sayılmaktadır.

Hetero-esnek, birincil olarak heteroseksüel yönelimde minimal eşcinsel aktivite ile karakterize edilen bir cinsel yönelim veya durumsal cinsel davranıştır ve onu biseksüellikten ayırabilir veya ayırmayabilir. "Çoğunlukla düz" olarak nitelendirilmiştir. Bazen heteroseksüellik ve biseksüellik arasındaki geniş bir cinsel yönelim sürekliliğini tarif etmek için iki bi-meraklı da eş tutulsa da, diğer yazarlar hetero-esneği, iki bi-meraklının ima ettiği "cinselliği denemek arzusu"ndan ayırıyorlar. Eşcinselliğin baskın olduğu buna karşılık gelen durum da homo-esnek olarak adlandırılmıştır.

Psikomotor retardasyon, bir bireyde düşüncenin yavaşlamasını ve fiziksel hareketlerin azalmasıdır. Psikomotor gerilik, konuşma ve duygulanım da dahil olmak üzere fiziksel ve duygusal tepkilerde gözle görülür bir yavaşlamaya neden olabilir.

Resimlerin Değiş-Tokuşuna Dayanan İletişim Sistemi,(İngilizce kısaltmasıyla; PECS)^a Piramit Eğitimsel Danışmanlık A.Ş. tarafından üretilen ve geliştirilen Arttırıcı ve Alternatif İletişim sistemidir. PECS, 1985 yılında Delaware Otizm Programında Andy Bondy ve Lori Frost tarafından geliştirilmiştir. PECS geliştiricileri; konuşma taklidi, işaret dili ve resim noktası sistemleri dahil olmak üzere geleneksel iletişim tekniklerinin, sosyal etkileşimleri başlatmak için öğretmene dayandığını ve hiçbir iletişim tekniğinin öğrencilerin sosyal etkileşimi başlatmasına odaklanmadığını fark ettiler. Bondy ve Frost, bu gözlemlere dayanarak, çeşitli iletişim sorunları yaşayan bireyler için işlevsel bir iletişim aracı yarattı. PECS başlangıçta otizm spektrum bozukluğu olan küçük çocuklar için geliştirilmiş olsa da, daha sonraları kullanımı daha yaygın hale geldi. Yıllar boyunca, PECS, yaş aralıkları boyunca değişen tanılara sahip bireylerle başarıyla uygulanmıştır. PECS, işlevsel iletişim becerilerinin gelişimi açısından oldukça başarılı olan kanıta dayalı bir uygulamadır.

Gecikmiş tatmin veya ertelenmiş tatmin, uzun vadede değerli ve uzun süreli bir ödül elde etme umuduyla anlık bir zevkin cazibesine karşı dirençtir. Başka bir deyişle, gecikmiş tatmin, özne, daha sonraki bir ödülü tercih ederek hemen bir ödülün cazibesine direndiğinde öznenin maruz kaldığı süreci tanımlar. Genel olarak, gecikmiş tatmin, daha sonra daha büyük veya daha kalıcı bir ödül almak için daha küçük ama daha acil bir ödüle direnmekle ilişkilidir. Giderek artan bir literatür, hazzı erteleme becerisini akademik başarı, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık ve sosyal yeterlilik dahil olmak üzere bir dizi başka olumlu sonuçla ilişkilendirmiştir.