
Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalanmıştır. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdir. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997'de imzalanan protokol, 2005'te yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990'daki emisyonlarının yeryüzündeki toplam emisyonun %55'ini bulması gerekmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya'nın katılımıyla ulaşılabilmiştir.

Fosil yakıt veya mineral yakıt, hidrokarbon ve yüksek oranlarda karbon içeren doğal enerji kaynağı. Kömür, petrol ve doğalgaz; bu türden yakıtlara başlıca örnektir. Ölen canlı organizmaların oksijensiz ortamda milyonlarca yıl boyunca çözülmesi ile oluşur. Fosil yakıtlar endüstriyel alanda çok geniş bir kullanım alanı bulmaktadır.

Orta Doğu, Afrika-Avrasya'da genellikle Batı Asya'yı, tüm Mısır'ı ve Türkiye'yi kapsayan kıtalararası bir bölgedir. Terim, 20. yüzyılın başlarında başlayan Yakın Doğu teriminin yerini almak üzere daha geniş bir kullanıma girmiştir. Daha geniş "Büyük Orta Doğu" kavramı aynı zamanda Mağrip, Sudan, Cibuti, Somali, Komorlar, Afganistan, Pakistan ve bazen Transkafkasya ve Orta Asya'yı da bölgeye dahil etmektedir. "Orta Doğu" terimi, değişen tanımları konusunda bazı karışıklıklara yol açtı.

İklim değişikliği, küresel ısınmayı ve bunun Dünya'nın iklim sistemi üzerindeki etkilerini ifade eder.

Sera gazları, Dünya'nın yüzeyi, atmosferi ve bulutları tarafından yayılan kızılötesi radyasyon spektrumu dahilinde belirli dalga boylarındaki radyasyonu emen ve yayan, atmosferin hem doğal hem de antropojenik gaz hâlindeki bileşenleridir. Bu özellikleri nedeniyle, sera etkisine neden olurlar. Su buharı (H2O), karbondioksit (CO2), nitröz oksit (N2O), metan (CH4) ve ozon (O3) başlıca sera gazlarıdır. Sera gazları olmadan, Dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı mevcut ortalama olan 15 °C yerine yaklaşık -18 °C olurdu.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükûmetlerarası ilk çevre sözleşmesidir. Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir. Sözleşme; hükûmetlerarası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olmasıyla önemli olsa da yaptırım gücü zayıftır, taraf ülkeler iyi niyet düzeyinde sözleşmeyi desteklemişlerdir. Bu sözleşme kapsamında 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü daha somut hedefler içermektedir.
İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Koodinasyon Kurulu (İDHYKK) 2013 yılında İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulunun 2013/12 sayılı Başbakanlık Genelgesi'yle yeniden düzenlenmesiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın koordinörtüğünde çalışan, 20 kurumsal üyeden oluşan; iklim değişikliği ve sera,kirletici gaz emisyonları konuları ile ilgili bir kuruldur. Kurul'un kurumsal üyeleri şunlardır:
- 1. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Koordinatör)
- 2. Avrupa Birliği Bakanlığı
- 3. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
- 4. Dışişleri Bakanlığı
- 5. Ekonomi Bakanlığı
- 6. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
- 7. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
- 8. İçişleri Bakanlığı
- 9. Kalkınma Bakanlığı
- 10. Maliye Bakanlığı
- 11. Milli Eğitim Bakanlığı
- 12. Orman ve Su İşleri Bakanlığı
- 13. Sağlık Bakanlığı
- 14. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı
- 15. Hazine Müsteşarlığı
- 16. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)
- 17. Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD)
- 18. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)
- 19. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)
- 20. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)

Türkiye'de iklim değişikliği, Türkiye iklimindeki değişiklikleri, bu değişikliklerin etkilerini ve ülkenin bu değişikliklere nasıl uyum sağladığını kapsamaktadır. Türkiye'nin yıllık sıcaklıklarının yanı sıra en yüksek sıcaklıkları da yükselmektedir. 2020 yılı, Türkiye'de kayda geçmiş en sıcak üçüncü yıldı. Türkiye, iklim değişikliğinden büyük ölçüde etkilenecek olmakla beraber, şimdiden sert hava koşullarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu durumun başlıca tehlikeleri kuraklık ve sıcak hava dalgalarıdır. Türkiye'nin mevcut sera gazı emisyonları, küresel toplamının yaklaşık %1'ine karşılık gelmektedir ve kömüre yoğun bir şekilde devlet desteği yapılması, Türkiye'nin enerji politikası kapsamındadır. Türkiye, Paris Anlaşması'nı Aralık 2015 yılında imzalamıştır. 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe giren anlaşma, Türkiye tarafından ancak 6 Ekim 2021 tarihinde onaylandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum sağlamasını koordine etmektedir. Nehir havzasındaki su kaynakları ve tarım için iklim değişikliğine uyumu, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından planlanmıştır.

Türkiye'de sera gazı emisyonu ya da salınımı kişi başına yaklaşık 6 tondur. Türkiye her yıl 500 milyon ton sera gazı salmaktadır. Bu oranla Türkiye, dünyanın yıllık salınımının yaklaşık olarak %1'ini meydana getirmektedir. Sera gazı salınımının yaklaşık üçte biri kömür kaynaklıdır. Türkiye, hidroflorokarbon sera gazı salınımının azaltılması hakkındaki Montreal Protokolü'nün Kigali Düzeltmesini imzaladı ve 2021 yılında onayladı.

İklim değişikliğinin hafifletilmesi, uzun vadeli küresel ısınmanın ve ilgili etkilerinin büyüklüğünü veya oranını sınırlayan eylemlerden oluşur. İklim değişikliğinin hafifletilmesi genel olarak insan (antropojenik) sera gazı emisyonlarındaki azalmayı içerir. Karbon yutaklarının kapasitesini artırarak da hafifletme sağlanabilir. Etki hafifletme politikaları, insan kaynaklı küresel ısınmayla ilişkili riskleri önemli ölçüde azaltabilir.

Yvo de Boer uluslararası çevre politikası konusunda danışmandır. De Boer, 2006'dan 2010'a kadar yürüttüğü bir görev olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) eski Genel Sekreteridir. BM görev süresinin ardından de Boer, KPMG'de İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Hizmetleri Küresel Başkanıydı. 2014-2016 yılları arasında de Boer, Seul merkezli uluslararası bir çevre örgütü olan Küresel Yeşil Büyüme Enstitüsü'nün (GGGI) Genel Direktörü olarak görev yaptı.

İklim aktivizmi, iklim değişikliği sorununa dair farkındalık yaratmak, bu sorunun tanınması ve ele alınması için eylemler yapmak ve iklim mücadelesi vermektir.

Avrupa İklim Vakfı veya ECF (European Climate Foundation), Avrupa ölçeğinde, ulusal ve küresel düzeyde net sıfır emisyonlu bir toplumun gelişimini teşvik ederek iklim kriziyle mücadeleyi desteklemek üzere çalışan, bağımsız bir hayırsever kuruluştur. Amacı, 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonlu bir topluma ulaşmak için Avrupa ve diğer önemli küresel oyunculara baskı yapan iklim ve enerji ile ilgili politikaları teşvik etmektir. ECF ayrıca bu hedefe giden yolun adil, ulaşılabilir ve tercih edilir olduğunu göstermede Avrupa'nın öncü bir rol oynamasını sağlamak için çalışmaktadır.

Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC-BMİDÇS) kapsamında sera gazı emisyonlarının azaltılması, düzenlenmesi ve finansmanı ile ilgili 2020 yılından itibaren başlayan bir anlaşmadır. Anlaşma, küresel iklim değişikliği tehdidine yanıt vermek üzere bu yüzyılın küresel sıcaklık artışını sanayileşme öncesi seviyelerin 2 santigrat derecenin altında tutup bu artışı 1,5 santigrat derece ile sınırlamaya yönelik çabaları sürdürmeyi amaçlar.

2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yaygın olarak kullanılan adıyla COP26, 1 Ekim 2021 ile 13 Kasım 2021 tarihleri arasında Glasgow, İskoçya, Birleşik Krallık'taki SEC Centre'da düzenlenen 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği konferansıydı. Konferansın başkanı, Birleşik Krallık kabine bakanı Alok Sharma'ydı. COVID-19 salgını nedeniyle bir yıl ertelenen konferans, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 26. taraflar konferansı, 2015 Paris Anlaşması taraflarının üçüncü toplantısı ve Kyoto Protokolü taraflarının 16. toplantısıydı.

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları sera etkisini güçlendirerek iklim değişikliğine neden oluyor. Çoğu fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan karbondioksittir: kömür, petrol ve doğal gaz. En büyük kirleticiler arasında Çin'deki kömür ile çoğu OPEC ve Rusya'da devlete ait olan büyük petrol ve gaz şirketleri yer alıyor. İnsan kaynaklı emisyonlar, Dünya atmosferindeki Karbondioksiti yaklaşık %50 oranında arttırdı.

Bu, yıllara göre kişi başına toplam sera gazı (GHG) emisyonlarına göre ülkelerin listesidir. Karbondioksit, metan, nitröz oksit, florokarbon, hidroflorokarbon ve Kükürt hekzaflorür emisyonlarının üretime dayalı muhasebesine dayalı veriler sağlar, bunlar her senenin 1 Temmuz günü gerçekleştirilen nüfus tahminleri esas alınarak Dünya Kaynakları Enstitüsü ve Birleşmiş Milletler tarafından derlenir. Emisyon verileri, arazi kullanımı değişikliği ve ormancılığı (LULUCF) veya ithal malların tüketiminden kaynaklanan emisyonları içermemektedir. Paris Anlaşması'na taraf olan tüm ülkeler, 2024'ten itibaren en az iki yılda bir sera gazı envanterlerini bildirecektir. Dünya toplam emisyonlarının yılda yaklaşık 50 milyar ton olduğu tahmin edilmektedir, bu Dünya nüfusuna bölündüğünde kişi başına yılda yaklaşık 6 buçuk tondur. Paris Anlaşması'nın 2050 yılına kadar 1,5 C'nin altında artış hedefine ulaşmak için, kişi başına ortalama emisyonların 2030 yılına kadar kişi başına 2 ton civarında olması gerekmektedir. Ortalamanın üzerindeki ülkelerden karbon vergisi alınması ve toplanan fonların ortalamanın altındaki ülkelere verilmesi önerildi.
Düşük karbon ekonomisi, düşük karbonlu ekonomi veya karbondan arındırılmış ekonomi, düşük düzeyde sera gazı emisyonu üreten enerji kaynaklarına dayalı bir ekonomidir. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları, 20. yüzyılın ortalarından beri gözlemlenen iklim değişikliğinin baskın nedenidir. Devam eden sera gazı emisyonu, insanlar ve ekosistemler için şiddetli, yaygın ve geri döndürülemez etkilerin olasılığını artırarak dünya çapında uzun süreli değişikliklere neden olacaktır. Küresel ölçekte düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli faydalar sağlayabilir. Dünyanın dört bir yanındaki birçok ülke, düşük emisyonlu geliştirme stratejileri tasarlıyor ve uyguluyor. Bu stratejiler, uzun vadeli sera gazı emisyonlarını azaltırken ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı artırırken sosyal, ekonomik ve çevresel kalkınma hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor.

Enerji geçişi, bir enerji sistemindeki enerji arzı ve tüketiminde yapılan büyük bir yapısal değişikliktir. Şu anda iklim değişikliğini hafifletmek için sürdürülebilir enerjiye geçiş süreci devam etmektedir. Sürdürülebilir enerjinin çoğu yenilenebilir olduğundan, yenilenebilir enerji geçişi olarak da bilinmektedir. Mevcut geçiş, çoğunlukla fosil yakıtları aşamalı olarak azaltarak ve mümkün olduğunca çok sayıda süreci düşük karbonlu elektrikle çalışacak şekilde değiştirerek enerjiden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını hızlı ve sürdürülebilir bir şekilde azaltmayı amaçlamaktadır. Bir önceki enerji geçişi belki de Sanayi Devrimi sırasında 1760'tan itibaren odun ve diğer biyokütlelerden kömüre, ardından petrole ve daha sonra da doğalgaza doğru gerçekleşmiştir.

Küresel net sıfır emisyon, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları ile bu gazların uzaklaştırılmasının belirli bir süre boyunca dengede olduğu durumu tanımlamaktadır. Genellikle basitçe net sıfır olarak ifade edilir. Bazı durumlarda emisyon, tüm sera gazlarının emisyonlarını ifade etmekteyken, bazı durumlarda ise yalnızca (CO2 ) emisyonlarını ifade etmektedir. Net sıfır hedeflerine ulaşmak için emisyonları azaltmaya yönelik eylemler gerekmektedir. Fosil yakıt enerjisinden sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş buna bir örnek oluşturmaktadır. Kuruluşlar genellikle karbon kredisi satın alarak artık emisyonlarını dengelemektedir.