İçeriğe atla

Pappenheimer Cadı davası

Pappenheimer cadı Davası; 1600 yılında Almanya'nın Bavyera eyaletinde, büyücülük, cinayet ve hırsızlık suçundan yargılanan ve idam edilen bir ailenin yargılandığı dava. Aile, halkı suçtan caydırmak amacıyla yıllar önce işlenen bir dizi faili meçhul suç için günah keçisi ilan edildi ve göstermelik bir duruşmanın ardından, işkence altında isimlerini vermek zorunda kaldıkları suç ortaklarıyla birlikte idam edildi.[1] Cadı davası on iki kişinin ölümüyle sonuçlandı: İlk duruşmada Pappenheimer ailesinden dört kişi ve suç ortaklarından ikisi, ikinci duruşmada ailenin geri kalan tek üyesi ve diğer beş suç ortağı idam edildi.[1] İdamlar dönemin standarlarına göre bile oldukça acımasızdı. Duruşma, Alman tarihinde en çok bilinen cadı davalarından biridir.[2]

Aile

Pappenheimer ailesi, Paulus ve Anna Gämperl ile onların üç oğlundan oluşuyordu: yetişkin oğulları Michel (bazen Jacob olarak anılır) ve Gummprecht Gämperl ile en küçük oğulları, on yaşındaki Hansel Gämperl (bazen Hoel olarak anılır). Soyadları Gämperl veya Pämb olarak belirtilse de, aile bir bütün olarak sıklıkla Pappenheimer ailesi olarak bilinmiş ve tarihte bu şekilde anılmıştır.[1]

Toplumun alt sınıfına mensuptular ve Swabia'dan gelen başıboş dilencilerdi. Aile, tuvaletleri temizleyerek ve o zamanlar en aşağı meslek olarak görülen mezar kazarak geçiniyordu.[1]

Soruşturma

1600 yılında Bavyera hükûmeti serserilere ve suçlulara karşı bir mücadele yürütüyordu. Hükûmetin yakalayamadığı serseriler tarafından işlenen birçok suç vardı.

Tutuklanan bir hırsız, ailenin iki yetişkin oğlu Michel ve Gumpprecht'i hamile kadınların öldürülmesinde suç ortakları olarak gösterdi ve idam edilmeden önce tüm aileyi soyguncu ve katil olmakla suçladı.[2]

Şubat 1600'de aile tutuklandı. Vali Alexander von Haslang zu Haslangsreut, gözetimi altında Altmannstein'da hapsedildiler. Gece yarısı tutuklanıp yataklarından alınarak cezaevine götürüldüler. Başlangıçta ailenin yalnızca yetişkinleri tutuklandı on yaşındaki Hansel, ev sahibiyle kaldı; o da kısa bir süre hapishanedeki ailesinin yanına konuldu.[2]

Sorgulama ve yargılama

Bavyera Elektörü I.Maximilian emriyle Altmannstein'dan Bavyera'nın başkenti Münih'e götürüldüler ve burada Münih'in Falcon Kulesi'nde hapsedildiler.

Duruşmanın önde gelen yetkililerinden biri, Bavyera'da cadı davalarını teşvik etmek için uzun süredir girişimlerde bulunan dük'ün meclis üyesi Johann Sigismund Wagnereckh'ti ; ancak 1589-90'daki bazı davalar dışında, cadı davaları, genel olarak Bavyera'da yaygın değildi. Bavyera seçkinleri arasında bu tür davalara karşı çıkılıyordu. Wagnereckh, ağır işkence kullanarak aileyi birkaç kez sorguya çekti.[2] Wagnereckh'in ana kaygılarından biri, Pappenheimer ailesinin, çocukları ellerini öğüterek yiyebilecekleri bir toz elde etmek için öldürdükleri suçlamasıydı; bu, onlara sihirli güçler verecek ve cinayetlerinde ve soygunlarında onlara yardımcı olacaktı.[2]

Görünüşe göre Dük'ün hükûmeti, çözemediği pek çok suçun olduğu bir dönemde aileyi günah keçisi olaraka kullanmak istiyordu.[2] Pappenheimer'lar göstermelik bir duruşmaya tabi tutulmuş ve örnek teşkil edilmek istenmiş ve "Son birkaç yılın çözülmemiş suçlarından mümkün olduğu kadar çok sayıda suçun faili olarak sorumlu gösterilmişlerdi." [1]

Hansel ilk önce işkenceye maruz kaldı çünkü çocuk olduğu için ilk önce kendisinin kırılması bekleniyordu.[2] Aile üyeleri bastonla dövüldü, vücutları dağlandı ve askıya alındılar.[1]

Başlangıçta suçlamaları reddettiler ama o kadar şiddetli ve uzun süreli işkenceye maruz kaldılar ki, Hansel dışında herkes suçlandıkları şeyi itiraf etti. Şeytan'la cinsel ilişkiye girdiklerini ve onunla bir anlaşma yaptıklarını, para ve mal mülk karşılığında ona yardım edeceklerine söz verdiklerini itiraf ettiler.[1] Anlaşmayı Şeytan'a başlarının sol yanından, koltuk altlarından ve avret yerlerinden kılları, sol ayağının başparmağından bir parça çivi ve "çocuk elleri pudrası" vererek yaptılar. Şeytan daha sonra onların sol yanlarını çizerek kanlarını akıttı ve "küçük bir kutuda topladı; bir kağıt çıkardı [1] dizinin üzerine koydu ve içine bir kalem koyup imzaladı.[1] Okuma-yazma bilmedikleri için yazarken Şeytan ellerini yönlendiriyordu. "Sonra kendisine verdikleri her şeyi kağıda sardı ve yanına aldı".[1]

İşkence, aileye, son on yılın neredeyse tüm çözülmemiş büyük ve küçük suçlarını kapsayan çok sayıda suçu itiraf ettirdi. Ailenin kasıtlı olarak göstermelik bir duruşmaya tabi tutulduğu ve örnek teşkil edilmesi amaçlandığı anlaşılıyor ve "Son birkaç yılda işlenen çözülmemiş suçlardan mümkün olduğunca fazlası ailenin hesabına aktarılacaktı." [1] Bu, doğmamış çocuklarının ellerini büyücülükte kullanmak üzere hamile kadınları öldürdüklerinin itirafını da içeriyordu.[1]

"Paulus Gämperl'in 'aşağılık herif büyücülük ile yüz küçük çocuğu ve on yaşlı insanı sakat bıraktığı ve öldürdü. Kalabalık aynı zamanda 'hancıların ve diğer halkın mahzenlerine nasıl girdiğini, eline geçen yiyecek ve içecekleri utanmadan tükettiğini' de duydu. Ayrıca, "on kilise soygunu gerçekleştirdiğini, kırk dört kişiyi tek başına vahşice öldürdüğünü, evleri veya ahırları sekiz kez ateşe verdiğini, on dört kez gece evlere girdiğini, evleri yağmalayıp soyduğunu, yolda yolcuları soyduğunu" da itiraf etmişti. beş kez yola çıktı ve dört hırsızlık daha yaptı'" (Kunze 399).
"Aynı şekilde, altmış yaşındaki karısı Anna Gämperl, büyüleriyle yüz bebeğe ve on dokuz yaşlıya saldırdı, onları sakatladı ve bir şekilde öldürdü; sekiz kez kilerlere girdi, kendi eliyle bir cinayet işledi, başkalarının evlerini iki kez ateşe verdi, dört fırtınaya ve doluya neden oldu, çayırları zehirledi ve sığırları o kadar sık hasta etti ki sayısını kendisi bile bilmiyor" (Kunze 399).
"İki oğlunun en büyüğü olan Gumpprecht, büyücülük yoluyla otuz çocuk ve yetişkinin ölümüne neden oldu: on iki kez mahzenlere girdi, dokuz kiliseyi soydu ve ateşe verdi, yirmi dört cinayet, dokuz eve geceleyin zorla girdi ve altı kez ev soydu. Dört kez yol soygunu yaptı, sayısız tarlaları ve sığırları zehirleyip mahvetti. (Kunze 400).
"Diğeri, yirmi bir yaşındaki oğlu Jacob, büyücülükle altmış beş bebek ve beş yetişkini katletmiş, on kez mahzenlere girmiş, kiliselerden beş hırsızlık yapmış ve otuz üç kişiyi öldürmüştür. kendi eliyle beş ev yaktı, beş kez gece yarısı yola çıktı ve dört hırsızlık daha yaptı, on fırtınaya ve doluya neden oldu, yirmi altı kez tarlaları ve hayvanları zehirledi." [1]

Ayrıca suç ortaklarının isimlerini vermek için işkenceye maruz kaldılar ve aralarında var gibi görünmeyen kişilerin de bulunduğu dört yüzden fazla kişiyi suç ortakları olarak belirlediler [1] 1600 yazında iki adam daha suç ortağı olarak tutuklandı: Çiftçi Ulrich Schülz ve terzi Georg Schmülz.[1]

İnfazlar

İlk idamlar

Ailenin ebeveynleri ve onların en büyük iki oğlu, kendileriyle suçlanan iki adamla birlikte ölüm cezasına çarptırıldı. Paulus Gämperl grubun lideri olarak kabul edildi.

On yaşındaki Hansel Gämperl ölüm cezasına çarptırılmadı, ancak Wagnereckh, ailesinin infazına katılmasını ve onların ölmesini izlemesini emretti çünkü bunun kendisi üzerinde olumlu bir etki sağlayacağını düşünüyordu.[2] Şerif, Hansel'i atıyla idama götürmüş ve nezaret altında seyircilerin arasına karışmasına, nasıl davrandığını, ne söylediğini not etmesi emriyle izin vermişti.[2]

Altısı da kızgın maşayla vücutlarının altı yerinden etleri koparıldı. Anna Gämperl'in göğüsleri vücudundan kesildi ve kesilen göğüsler Anna'nın ve oğullarının ağzının etrafına sürüld. Bu son derece alışılmadık bir cezaydı.[2] Bunun ardından mahkûm edilen altı kişi araba ile infaz yerine nakledildi. Şerife göre, iki arabayı izleyen Hansel şunları söyledi:

"Bakın, bakın! Annemle babam için ne muhteşem bir düğün! O kadar çok silahlı adamları var ki Dük'ün kendisinin o kadar çok adam yok!" [1]

Arabalar Neuhaus kapısının yanında bir haçın yanında durduruldu ve geleneklere göre zincirlerle dua etmeye götürüldüler.[1]

İnfaz yerinde beş erkeğin kolları tekerlek üzerinde kırıldı. Şerifin notlarına göre Hansel, 'Bakın babamın kollarına nasıl vuruyorlar! dedi.[1] Baba Paulus Gämperl, anüsüne ve bağırsaklarına keskin bir kazık sokularak idam edildi. Normalde bu noktada Bavyera da uygulanmayan bir cezaydı.[2] Sonunda bütün mahkûmlar tahta sandalyelere bağlanıp diri diri yakılarak idam edildiler.[2] Normalde Bavyera'da yakarak infaz, önce mahkûmun boğdurulmasıyla yapılıyordu, ancak yasa, caydırıcı olarak gerekli görülmesi halinde insanların diri diri yakılmasına da olanak tanıyordu.[1] Şerifin notlarına göre, şerifin atındaki Hansel, yürek parçalayan çığlıklar attı: 'Annem kıvranıyor!' çaresizlik içinde ağladı. " [1]

Hansel, idamın ardından yeniden vaftiz edildi ve Cyprus olarak yeniden adlandırıldı.

İkinci infaz

İlk infazı, Pappenheimer'ların işkence altında suç ortağı olarak adlandırdığı kişilerin tutuklanması, sorgulanması ve yargılanması izledi. Altı kişi daha: iki erkek ve üç kadın (bir anne ve kızı), suç ortaklarını itiraf etmek ve isimlerini vermek için işkence gördükten sonra büyücülük suçundan yakılmaya mahkûm edildiler. Geriye kalan mahkûm ise on yaşındaki Hansel Gämperl'di. Hansel'in infaz sırasındaki davranışları ve sözleri hakkında şerifin hazırladığı raporu inceledikten sonra Hansel Gämperl, yaşına rağmen ölüm cezasına çarptırıldı.[1]

26 Kasım 1600'de, on yaşındaki Hansel Gämperl ve diğer beş mahkûm Münih'te yakılarak idam edildi.[1]

Sona erme

Hansel Gämperl ve yakın zamanda idam edilen diğer kişiler, işkence altındaki suç ortaklarının isimlerini vermişti. Johann Sigismund Wagnereckh, adı geçenleri tutuklayarak cadı avına devam etmek istiyordu.[2]

Ancak bazı Bavyeralı avukatlar ve yetkililer, işkence altında yapılan itirafın yasal olarak haklı olup olmadığını sorgulamaya başladılar.[2] Dahası, cadıları ihbar eden kişiler bilgi, bağlantı ve kendilerini savunma becerisine sahip, daha yüksek sosyal konuma sahip kişilerdi.[2]

Bu durumda Dük, yasal prosedürdeki usulsüzlüklere atıfta bulunarak cadı avının durdurulmasını emretti.[2] Ancak kimse cezalandırılmadı ve Johann Sigismund Wagnereckh hükûmet hiyerarşisinde başarılı bir kariyere sahip olmaya devam etti. Ancak cadı davaları azaldı.[2] 1629-1630 yıllari arasında 39 kişi daha cadı olmak ile suçlanıp idam edildiler. Bavyera da büyücülük suçu ile idam 1756 yılında son kez uygulandı

Daha fazla okuma ve kaynaklar

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v Kunze, Michael. Highroad to the Stake: A Tale of Witchcraft. Chicago: The University of Chicago Press. 1987.
  2. ^ a b c d e f g h i j k l m n o p q Burns, William E., Witch hunts in Europe and America: an encyclopedia, Greenwood, Westport, Conn., 2003

İlgili Araştırma Makaleleri

Ölüm cezası olarak da bilinen ve daha önce adli cinayet olarak adlandırılan idam cezası, bir suçun cezası olarak bir kişinin öldürülmesinin devlet tarafından onaylanmış uygulamasıdır ve genellikle kişinin söz konusu cezayı gerektiren normları ihlal etmekten sorumlu olduğu sonucuna varmak için yetkili, kurallarla yönetilen bir süreci takip eder. Bir suçlunun bu şekilde cezalandırılmasını emreden hüküm, ölüm cezası olarak bilinir ve cezanın yerine getirilmesi eylemi infaz olarak adlandırılır. Ölüm cezasına çarptırılan veya infaz edilmeyi bekleyen mahkumlara "idam mahkumu" denir. Etimolojik olarak idam terimi, kafa kesme yoluyla infaz anlamına gelir, ancak infazlar asma, vurma, zehirli iğne, taşlama, elektrik verme ve gaz verme gibi birçok yöntemle gerçekleştirilir.

<span class="mw-page-title-main">Salem cadı mahkemeleri</span>

Salem cadı mahkemeleri, Massachusetts'e bağlı kontluklarda Şubat 1692 ile Mayıs 1693 arasında gerçekleştirilen ve sonrasında cadılık ile suçlanan bir grup insan için sulh yargıçları tarafından yönetilen yerel mahkemeler ile devam eden duruşmalara denir.

Türkiye Cumhuriyeti'nde ölüm cezası, 1984'ten bu yana uygulanmamaktadır ve 2004'te kaldırılmıştır. Ölüm cezası önce 2001'de savaş tehdidi ve terör suçları hâlleri dışındaki suçlar için kaldırılmış, 3 Ağustos 2002'de "savaş ve çok yakın savaş tehdidi hâllerinde işlenmiş suçlar hariç" şartı ile kaldırılmıştır. 7 Mayıs 2004 tarihli 5170 sayılı Kanun ile Anayasa'dan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmış, 14 Temmuz 2004 tarihli 5218 sayılı Kanun ile Türk Ceza Kanunu'ndan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmış, böylece ölüm cezası Türk Hukuku'ndan tamamen kaldırılmıştır.

Mahmud Askeri ve Ayaz Merhuni, İran'da bir İslam mahkemesinde idam cezasına mahkûm olduktan sonra 19 Temmuz 2005 tarihinde Meşhed'de halka açık olarak asılan iki Huzistanlı genç. İşledikleri iddia edilen suç anında her ikisi de reşit olmadıkları için idam edilmeleri uluslararası hukuka aykırıydı. Askeri ile Merhuni'nin bu suçları işlemediği ve yalnızca eşcinsel oldukları için idam edildiği öne sürüldü. Bu durum Batıda protestolara yol açtı.

<span class="mw-page-title-main">John Wayne Gacy</span> Amerikalı seri katil (1942 – 1994)

John Wayne Gacy, Demokrat Parti'nin seçim bölgesindeki bir danışman, iş insanı ve komşularının partilerinde palyaçoluk yapan Amerika'nın en bilinen seri katillerindendir.

San Quentin Eyalet Hapisanesi (SQ), Kaliforniya ceza infaz ve rehabilitasyon departmanına bağlı erkek mahkûmların bulunduğu Kuzey San Francisco'daki bir eyalet hapishanesidir.

<span class="mw-page-title-main">Elspeth Reoch</span>

Elspeth Reoch, cadı olduğu öne sürülen ve bundan ötürü ölüm cezasına çarptırılarak öldürülen bir İskoçtur. Caithness'de doğdu ancak çocukluğunu Orkney anakarasına gideceği tarihe kadar Lochaber'deki bir adada akrabalarıyla geçirdi. O zamanlar İskoçya'nın yargı çevresi içerisinde olan Orkney Adaları'nda büyücülük, yürürlükteki 1563 İskoç Büyücülük Yasası'na göre ölüm cezası gerektiren bir suçtu.

<span class="mw-page-title-main">Erken modern İskoçya’da cadı mahkemeleri</span> Erken modern İskoçyadaki cadı mahkemelerine genel bakış

Erken Modern İskoçya'da cadı mahkemeleri, 16. yüzyılın başlarından 18.yüzyılın ortalarına kadar süren, büyücülük suçlarını konu alan yasal kovuşturmalardır. Bu mahkemeler, Erken Modern Avrupa'da yürütülen cadı mahkemelerinin bir parçasıydı. Orta Çağ'ın sonlarında büyücülük ile oluşturulan zararlar için mahkemeler yürütüldü, ancak 1563 Büyücülük Yasası'nın geçirilmesiyle hem büyücülük hem de cadılarla iletişime geçilmesi idamla cezalandırılabilecek suçlar hâline geldi. Yeni yasanın yürürlüğe girmesinin ardından yürütülen ilk büyük mahkemeler dizisi, 1589’da başlayan ve Kral VI. James'in hem “mağdur” hem de araştırmacı olarak önemli roller oynadığı Kuzey Berwick cadı mahkemeleriydi. VI. James büyücülükle ilgilenmeye başladı ve 1597’de Daemonologie adlı tezinde cadı avlarını savunan bir metin yayımladı. Ancak sonrasında kuşkuya kapıldı ve şüpheleri giderek arttı. Bunun sonucunda davaları azaltmak için önlemler aldı.

Florida Eyalet Hapishanesi veya Raiford Hapishanesi olarak da bilinen, Florida'daki Bradford County'de bulunan bir hapishanedir. Eskiden "Florida Eyalet Hapishanesi Doğu Birimi" olarak biliniyordu, çünkü Florida Raiford'daki Florida Eyalet Hapishanesi'nin bir parçasıydı.(şimdi Birlik Islah Kurumu olarak bilinir). Florida Cezalandırma Bölümü'nün bir parçası olan tesis, Union İlçesi sınırının hemen karşısındaki State Road 16'da bulunmaktadır. İnşaat 1968'e kadar tamamlanmamış olmasına rağmen 1961'de açıldı. Maksimum 1.400 üzeri mahkûmun nüfusu ile eyaletteki en büyük hapishanelerden biridir. FSP eyaletin üç ölüm sırasındakilerin hücre bloğundan birine ve eyaletin idam odasına ev sahipliği yapıyor. Union Islah Kurumu erkek ölüm sırası mahkûmlarına ev sahipliği yaparken Lowell Annex kadın ölüm sırası mahkûmlarına ev sahipliği yapar.

<span class="mw-page-title-main">Zehir Davası</span>

Zehir Davası Kral XIV. Louis döneminde Fransa’da yaşanan büyük bir cinayet skandalıydı. 1677 ve 1682 yılları arasında, aristokrasinin bir dizi önde gelen üyesi zehirleme ve cadılık ile suçlandı. Skandal kralın iç çemberine girdi. 36 kişinin infaz edilmesine yol açtı.

<span class="mw-page-title-main">Orkney'de büyücülük</span>

Orkney'deki büyücülüğün kökeni muhtemelen sekizinci yüzyıldan itibaren takımadalar üzerindeki Norsemen yerleşimine dayanmaktadır. Erken modern döneme kadar sihirli güçler genel yaşam tarzının bir parçası olarak kabul edildi, ancak İskoçya anakarasında cadı avları başladı ve 1563 İskoç Cadılık Yasası cadılık veya cadılara danışmayı ölümle cezalandırılacak bir suç haline getirdi. Büyücülükten yargılanan ve infaz edilen ilk Orcadialılardan biri, 1594'te Allison Balfour'du. Balfour, yaşlı kocası ve iki küçük çocuğu, kendisinden bir itiraf elde etmek için iki gün boyunca şiddetli işkenceye maruz kaldı.

<span class="mw-page-title-main">Allison Balfour</span> İskoç cadı

Allison Balfour ya da Margaret Balfour, cadı olduğu öne sürülerek çarptırıldığı ölüm cezası sonucu öldürülen bir İskoçtu. 1594'te gerçekleştirilen cadılık davası, en çok bahsedilen İskoç büyücülük vakalarından biridir. Balfour'un yaşadığı İskoçya'nın Orkney Adaları'ndaki Stenness bölgesinde, o dönem yürürlükte olan 1563 İskoç Cadılık Yasası'na göre büyücülük, ölüm cezası gerektiren bir suçtu.

<span class="mw-page-title-main">Isobel Gowdie</span>

Isobel Gowdie, 1662 yılında Nairn yakınlarındaki Auldearn'da büyücülük yaptığını itiraf eden bir İskoç kadındı. Yaşı ya da hayatı hakkındaki bilgiler kısıtlıdır, muhtemelen olağan uygulamalar doğrultusunda idam edilmiş olsa da, durumun böyle olup olmadığı ya da bir rençperin karısı olarak eski hayatının belirsizliğine geri dönmesine izin verilip verilmediği kesin değildir. Görünüşe göre şiddetli işkence kullanılmadan elde edilen ayrıntılı ifadesi, cadı avları döneminin sonunda Avrupa büyücülük folkloruna dair en kapsamlı bilgilerden birini sağlamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Kuzey Berwick cadı mahkemeleri</span>

Kuzey Berwick cadı mahkemeleri, 1590'da Doğu Lothian, İskoçya'daki, Kuzey Berwick'teki St. Andrew's Auld Kirk'te büyücülükle suçlanan bir dizi insanın duruşmalarıydı. İki yıl boyunca sürdürüldü ve yetmişin üzerinde insan suçlandı. Bunlar arasında, ihanet suçlamasıyla yargılanan Bothwell'in 5. Earl'ü Francis Stewart da vardı.

Connecticut'ta Cadı Mahkemeleri, Conneticut'ın 17. yüzyıldaki cadı davaları, Salem, Massachusetts'a göre uzun bir süre gölgede kalmıştır. Bunun nedeni Salem ve Massachusetts'ta ki davaların daha çok sayıda ve daha çok ses getirmesidir. Ancak Connecticut'takiler, Salem'den kırk yıl önce, New England'daki ilk cadılık denemeleri arasındaydı. Mary Johnson'ın 1648'de Wethersfield'daki cadılık itirafı, kolonilerde türünün ilk örneğiydi. Toplamda, Connecticut'ta 43 büyücülük vakası duyuldu ve bunlardan 16'sı idamla sonuçlandı. Wethersfield, 1648 ile 1668 arasında belgelenmiş dokuz suçlama ve üç idam ile hikâyenin başladığı yerdir.

<span class="mw-page-title-main">Troçkist Anti-Sovyet Askeri Örgütü Davası</span>

Troçkist Anti-Sovyet Askeri Örgütü Davası ya da Tuhaçevski davası (Rusça: Де́ло Тухаче́вского) 1937 yılında başlayan, Büyük Temizlik kapsamı içerisinde bir kısım Kızıl Ordu komutanlarının, askeri bir komplo ile siyasi iktidarı ele geçirmeye çalışmaktan yargılandıkları bir davadır. Bu dava 1937-38 Kızıl Ordu tasfiyeleri'nin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Destalinizasyon dönemiyle beraber Batılı tarihçiler arasında davanın uydurma olduğu yönünde analizler yapılsa da başta Grover Furr olmak üzere çeşitli tarihçiler ise güncel analizlerin ardından bu türlü bir karşı-devrimci yapının gerçek olduğuna dair güçlü kanıtlar ortaya koymuştur.

<span class="mw-page-title-main">Magda Logomer</span>

Magda Logomer veya Herucina olarak da bilinir, komşusu tarafından büyücülük ve zehirleme yapmakla suçlanan Križevci kasabasından bir bitki uzmanıydı.

Ichikawa ailesi cinayeti, (いち川一家4人殺害事件), 5 Mart 1992 akşamından ertesi gün olan 6 Mart 1992 sabahına kadar Chiba Eyaleti, Ichikawa, Saiwai 2-chome'daki bir apartmanda meydana gelen bir soygun-cinayet olayıdır.

Monica Paulus, Papua Yeni Gine Dağlık Bölgesi'nden bir insan hakları aktivisti. "Yayla Kadınları İnsan Hakları Savunucuları Ağı" ve "Büyücülük Şiddetini Durdurun" kurucu ortaklarından biridir ve çabalarını büyücülük veya büyücülükle suçlanan kadınları korumaya yoğunlaştırır.

<span class="mw-page-title-main">Walpurga Hausmännin</span>

Walpurga Hausmännin büyücülük, vampirlik ve çocuk cinayeti nedeniyle idam edilen bir Alman ebeydi. İşkence altında yaptığı itiraf, cadı ile şeytan arasındaki, daha sonra birçok cadı duruşmasında yaygın olarak kullanılan klasik ilişkinin bir örneği olarak kabul edildi.