İçeriğe atla

Nörokonstrüktivizm

Nörokonstrüktivizm, gen-gen etkileşiminin, gen-çevre etkileşiminin ve en önemlisi beynin kendini aşamalı olarak ontogeni ile nasıl şekillendirdiği açıklayan ve gelişimsel zaman içinde kademeli olarak nasıl uzmanlaştığı konusunda çalışan bir beyin ve zihin gelişimi teorisidir.

Annette Karmiloff-Smith gibi nörokonstrüktivizm savunucuları, beynin doğuştan gelen sinirsel yapılardan veya evrimsel olarak yerleşmiş farklı (distinct) işlevleri olan birimlerden oluştuğunu ifade eden “zihnin doğuştan gelen modülerliği” (innate modularity of the mind) fikrine karşı çıkmışlardır. Kalıtsal alana (innate domain) bağlı gelişimin yerine öğrenmeye yardımcı olma ve dikkat yönlendirme gibi eğilimlere vurgu yapılmıştır. Dolayısıyla birim benzeri bu yapılar hem deneyimlerin hem de bu doğuştan gelen eğilimlerin ürünüdür. Bu sebeple nörokonstrüktivizm Jerry Fodor'un “psikolojikyerlilik” (psychological nativism) ile Jean Piaget'nin bilişsel gelişim kuramı arasında bir köprü olarak görülebilir.

Gelişim vs. doğuştan gelen modülerlik

Nörokonstrüktivizm, beynin doğuştan modülerliğini savunan psikologlara karşı doğrudan bir çürütme olarak ortaya çıktı.[1][2] Beynin modülerliği, belirli bir sinir sisteminin kortikal mikrodevresi içinde önceden belirlenmiş bir sinaptik bağlantı modeli gerektirir.[3] Bunun yerine Annette Karmiloff-Smith, beynin mikro bağlantısının kademeli ontogenetik gelişim sürecinden ortaya çıktığını öne sürer.[3][4][5]

Beyindeki hasarın boyutunu değerlendirmek için kullanılan birçok standartlaştırılmış görev, altta yatan nedenleri ölçmez bunun yerine yalnızca karmaşık süreçlerin statik son durumunu gösterir.[6] Bu normal test puanlarını hesaba katmanın alternatif bir açıklaması, bireyin normalde böyle bir görev için kullanılmayan diğer beyin bölgelerini kullanarak telafi etme becerisidir.[3] Bu tür bir telafi yalnızca gelişimsel nöroplastisiteden ve çevre ile beyin işlevi arasındaki etkileşimden kaynaklanabilir. (Ayrıca bakınız: A. Karmiloff-Smith'in Williams sendromu ile ilgili çalışmaları, psikolojide çift ayrışma testi)

Beynin içindeki farklı işlevler, gelişim yoluyla ortaya çıkar. Nörokonstrüktivizm, önceden belirlenmiş bağlanabilirlik modellerine sahip olmak yerine, nöronların türü, yoğunluğu ve yöneliminde, nörotransmitterlerde, ateşleme eşiklerinde, miyelinasyon oranında, laminasyonda, gri maddenin beyaz maddeye oranlarında, nöronlarda veya beyin bölgelerinde belirli fonksiyonları yerine getirmede farklılaşmalara yol açan küçük bölgesel farklılıklar olduğunu ileri sürer.[7][8] Örneğin, ventral ve dorsal akımlar sadece nöronların işlem hızındaki doğuştan farklılıklar nedeniyle ortaya çıkar ilgili nöronlar tarafından ventral ya da dorsal olmak için doğuştan gelen bir seçim değildir.[7] Böylesi bir farklılaşma gelişime dair alanla ilgili/alan-temelli (domain-relevant approach) yaklaşım olarak temellendirilmiştir[7][8][9]

Bu, önceki alan genel ve alana özgü (domain-general & domain-specific approach) yaklaşımlarla çelişir. Alan genel (domain-general) çerçevede, bilişsel işlevlerdeki farklılıklar, tüm beyindeki nöronlardaki kapsamlı farklılıklara atfedilir. Aksine, alana özgü (domain-specific) yaklaşım, bir kişinin gelişimini doğrudan kontrol eden genler içinde içsel, belirli farklılıkları savunur. Alan-özgülüğü elimine edemese de,[9] nörokonstrüktivizm bunun yerine değişime ve ortaya çıkan sonuçlara odaklanan gelişimsel bir yaklaşım sunar.[9] Bu tür bir değişiklik, yetişkin beyinlerinde alana özgülüğe yol açar, ancak nörokonstrüktivizm, özgülüğün anahtar bileşeninin alan genel başlangıç durumundan meydana geldiğini savunur.[3]

Gelişimin her yönü dinamik ve etkileşimlidir.[9] İnsan zekası, DNA yapısındaki doğal farklılıklardan ziyade beynin esnekliğine ve çevre ile etkileşimlerine odaklanılarak daha doğru bir şekilde tanımlanabilir. Williams sendromunda veya otizmde görülen ayrışmalar, sinirbilimcilere farklı gelişimsel yörüngeleri (developmental trajectories) keşfetme olanağı sağlar.[3]

Annette Karmiloff-Smith

Annette Karmiloff-Smith (1938–2016) Londra Üniversitesi Birkbeck Gelişimsel Nörobiliş Laboratuvarı'nda profesörlük yapan araştırmacıdır. Birbeck'e taşınmadan önce, Londra Üniversite Koleji Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nde Nörobilişsel Gelişim Birimi Başkanıydı. Gelişimsel bozukluklarda uzmandır. William Sendromu konusu özel ilgi alanıdır. Profesör Karmiloff-Smith, gelişimsel bozukluklara modaliteye özgü bir yaklaşım benimseyen[10] yaklaşımlara karşı çıktı- örneğin, otizmin "zihin teorisi" modülündeki bir başarısızlık nedeniyle ortaya çıktığını savunan[11] veya bu tür çocukların belirli dil bozukluğu olanlarında genetik olarak belirlenmiş bir "dil modülü" vardır düşüncesine karşı çıkar.[12]

Karmiloff-Smith,[10] bu yaklaşımların bilişsel gelişime "mozaik benzeri" bir yaklaşım varsaydığını- buna göre beyindeki farklı sistemlerin tamamen genlerde kodlanmış bilgilere dayanarak, birbirinden ayrı geliştiğini savundu. Gelişimin gerçek resminin çok daha karmaşık olduğunu iddia etti (ayrıca bakınız: Etkileşimli Uzmanlaşma (Interactive specialization)). Gelişim, gen, beyin, davranış ve çevre arasındaki geri yayılan etkileşimlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar;[13] Karmiloff-Smith'in teorisine göre "modüller" benzeri oluşumlar (örneğin, dil işleme konusunda uzmanlaşmış beynin bölümleri) gelişimde nispeten geç görünmektedir.[4] Gelişimsel bozukluklar, gelişim sırasındaki sorunlardan (olgun bir sisteme verilen hasarın aksine) ortaya çıktığı için, belirli bir alanla bağlantılı olmayan, bunun yerine bir dizi farklı performans bozukluğuna yayılan performans açıkları bulmayı beklememiz gerektiği sonucu çıkar.

Karmiloff-Smith, Williams sendromu üzerine yaptığı araştırma çalışmalarıyla teorilerini destekledi. Bu nadir sendromun başlangıçta kendisini anormal derecede düşük IQ ve sosyal ipuçlarını "normal" işleme yeteneği ile gösterdiği düşünülüyordu. Karmiloff-Smith ve meslektaşları[14] Williams sendromundaki bozuklukların daha önce belirlenenden çok daha yaygın olduğunu keşfettiler. Teorileri diğer alanlardaki çalışmalarıyla daha da desteklendi. Örneğin, otistik çocukların sadece Zihin Teorisi'nde değil, aynı zamanda hareket algılama, görsel arama ve çoklu görev gibi[15] çeşitli görevlerde de algısının bozulduğu bulunmuştur, bu, alana özgü teorilerin açıklanmasında güçlük çektiği bir bulgudur.

Karmiloff-Smith, 1992'de Modülerliğin Ötesinde (Beyond Modularity)[4] ve 1996'da Jeffrey Elman, Mark Johnson, Elizabeth Bates, Domenico Parisi ve Kim Plunkett ile Doğuştanlığı Yeniden Düşünmek (Rethinking Innateness)[16] gibi konu üzerinde bir dizi kitap ve akademik makale yazdı.

Bağlama Bağlılık

Nörokonstrüktivizm, beynin sinir bağlantılarındaki olası değişiklikleri göstermek için bağlamları kullanır. Bağlam genlerle başlar ve aşamalı olarak daha fazla bağlamı dahil ederek gelişimle ilgili bazı kısıtlamaları gösterir. Beyni mevcut veya önceki ortamından bağımsız olarak görmek yerine, nörokonstrüktivizm, bağlamlarının beyinle nasıl etkileşime girerek uzmanlaşmış yetişkin beynini oluşturduğunu gösterir. Aslında önceden var olan temsiller üzerine inşa edilerek, temsiller (bağlamdan bağımsız olmak yerine) giderek daha fazla bağlama bağlı hale gelir.[17] Bu, daha sonraki öğrenmenin önceki öğrenmeye göre daha kısıtlı olduğu bir tür "kaderin kısıtlamalarına (restrictions of fate)" yol açar.[17]

Genler (Genes)

Önceki teorilerde, genlerin belirli gelişimsel sonuçlar için statik, değişmeyen kodlar olduğu varsayılmıştır. Bununla birlikte, yeni araştırmalar, genlerin hem çevresel hem de davranışsal etkiler tarafından tetiklenebileceğini öne sürer.[18] Gelişimin bu olasılıkçı epigenez (probabilistic epigenesis) görüşü,[19] ekspresyon için önceden belirlenmiş bir yol izlemek yerine genlerin bir organizmanın davranışı ve çevresi tarafından değiştirildiğini ileri sürer. Dahası bu modifikasyonlar daha sonra çevre üzerinde hareket ederek, çevreyi etkileyen genlerin çevredeki bu değişikliklerden yeniden etkilendiği bir nedensel döngü oluşturabilir.

Hücrelenme (Encellment)

Hücreler tek başına gelişmez. Küçük yaşlardan itibaren bile nöronlar çevredeki ortamdan (örneğin diğer nöronlar) etkilenir.[20] Zamanla nöronlar, sinir ağları oluşturmak için kendiliğinden veya bazı duyusal uyarılara yanıt olarak etkileşime girer.[18] Nöronlar arasındaki rekabet, bağlantıların kesin modelini oluşturmada anahtar rol oynar.[21] Sonuç olarak belirli sinir yapıları içindeki altta yatan morfoloji ve bağlantı modelleri nedeniyle belirli sinirsel aktivasyon kalıpları ortaya çıkabilir. Bunlar daha sonra mevcut temsiller tarafından empoze edilen morfolojik değişikliklerle değiştirilebilir. Bir organizmanın deneyimi tarafından mevcut nöronal yapıların manipüle edilmesi yoluyla giderek daha karmaşık modeller ortaya çıkabilir.[18]

Bağlanma (Embrainment)

Nöronlar ağların içine gömülü iken bu ağlar ayrıca bir bütün olarak beynin içine gömülüdür. Sinir ağları, zihin perspektifinin modülerliği gibi tek başına çalışmaz. Bunun yerine farklı bölgeler, geri bildirim süreçleri (feedback process) ve yukarıdan aşağıya etkileşimler (top-down interactions)[22] yoluyla etkileşime girerek her bölgenin gelişimini sınırlandırır ve belirler. Örneğin, kör bireylerdeki birincil görsel korteksin dokunsal bilgiyi işlediği gösterilmiştir.[23] Kortikal alanların işlevi, bu duyusal girdinin ve kortikal boşluk için rekabetin bir sonucu olarak ortaya çıkar.[24] "Bu etkileşimli uzmanlaşma görüşü, kortikal bölgelerin başlangıçta yanıtlarında spesifik olmayabileceğini ancak işlevsel uzmanlaşmaları onları daha dar bir koşul kümesiyle sınırladığından yanıtlarını kademeli olarak daraltılabileceğini ima etmektedir."[18]

Bedenleşme (Embodiment)

Ayrıca bakınız: Gömülü biliş ve Gömülü bedenlenmiş biliş

Vücudun sınırları bir ölçüde beynin sınırlarını etkiler. Beyin, vücuttaki reseptörlerden girdi alır (örneğin, somato-duyusal sistem, görsel sistem, işitme sistemi vb.), bu reseptörler beyne bir bilgi kaynağı sağlar. Sonuç olarak beynin sinirsel aktivasyon modellerini ve dolayısıyla yapısını manipüle ederek zihindeki temsillerin inşası üzerinde kısıtlayıcı etkilere yol açarlar. Duyusal sistemler, beynin alabileceği olası bilgileri sınırlar ve bu nedenle bir filtre görevi görür.[18] Bununla birlikte beyin, aynı zamanda vücudun manipülasyonu yoluyla çevre ile etkileşime girebilir (örneğin, hareket, dikkat değişiklikleri, vb.). Böylece çevreyi ve sonradan alınan bilgileri manipüle edebilir. Çevreyi keşfederken pro-aktivite, değişen deneyimlere ve dolayısıyla bilişsel gelişimin değişmesine yol açar.[18]

Sosyalleşme (Ensocialment)

Ayrıca bakınız: Sosyal biliş ve Sosyal sinirbilim

Bir kişi çevreyi manipüle edebilirken, kişinin geliştiği belirli ortam, olası fiziksel ve sosyal deneyimlerin kısıtlanması yoluyla sergilenen olası sinirsel temsiller üzerinde oldukça kısıtlayıcı etkilere sahiptir.[18] Örneğin, bir çocuk annesiz yetiştirilirse, çocuk bir annesi varmış gibi tepkilerini veya eylemlerini değiştiremez. Yalnızca doğduğu ortamın belirli kısıtlamaları dahilinde davranışları şekillenebilir

Temsillerin Niteliği

Yukarıdaki kısıtlamaların tümü, beyinde bilişsel temsiller oluşturmak için etkileşime girer. Biçimlendirme, rekabet ve iş birliği yoluyla gerçekleştiğinden temel ilke bağlam bağımlılığıdır.[18] Rekabet, daha sonra yeni temsiller oluşturan bileşenlerin geliştirilmesinde uzmanlaşmaya yol açar. Öte yandan iş birliği, mevcut bilginin yeniden kullanılmasına izin veren mevcut zihinsel temsillerin kombinasyonlarına yol açar. Temsillerin inşası aynı zamanda çevrenin birey tarafından araştırılmasına da bağlıdır. Bununla birlikte bu pro-aktiviteden türetilen deneyimler, zihinsel temsiller içindeki olası uyarlamaların aralığını sınırlar.[18] Bu tür ilerici uzmanlaşma, geçmiş ve mevcut öğrenme ortamının kısıtlamalarından kaynaklanmaktadır. Temsilleri değiştirmek için çevre, mevcut zihinsel duruma küçük eklemeler yoluyla iyileştirmeler yapar. Bu, yetişkinlerde olduğu varsayılan sabit temsiller yerine kısmi temsillere yol açar.[18]

Nörokonstrüktivizm, bir son ürün kavramının beyinde var olmadığını savunur. Beynin esnekliği, bireysel pro-aktivite ve çevresel etkileşimler yoluyla sürekli değişen zihinsel temsillere yol açar. Böyle bir bakış açısı, herhangi bir mevcut zihinsel temsilin belirli bir ortam için en uygun sonuç olduğunu ima eder. Örneğin, otizm gibi gelişimsel bozukluklarda atipik gelişim, normal gelişimde olduğu gibi çoklu etkileşimsel kısıtlamalara adaptasyonlardan dolayı ortaya çıkar. Bununla birlikte kısıtlamalar farklılık gösterir ve bu nedenle farklı bir son ürünle sonuçlanır. Bu görüş, bozuklukların belirli işlevsel modüllerin izole edilmiş başarısızlıklarından kaynaklandığını varsayan önceki teorilerle doğrudan çelişir.[18]

Kaynakça

  1. ^ Fodor, J. (1983). The modularity of mind. Cambridge, MA: MIT Press.
  2. ^ Pinker, S. (1994). The language instinct. London: Penguin.
  3. ^ a b c d e Karmiloff-Smith, Annette (1 Mart 2006). "The tortuous route from genes to behavior: A neuroconstructivist approach". Cognitive, Affective, & Behavioral Neuroscience (İngilizce). 6 (1): 9-17. doi:10.3758/CABN.6.1.9. ISSN 1531-135X. 
  4. ^ a b c Karmiloff-Smith, A. (1992). Beyond modularity: A developmental perspective on cognitive science. Cambridge, MA: MIT Press, Bradford Books.
  5. ^ Karmiloff‐Smith, Annette; Plunkett, Kim; Johnson, Mark H.; Elman, Jeff L.; Bates, Elizabeth A. (1998). "What Does It Mean to Claim that Something Is 'Innate'? Response to Clark, Harris, Lightfoot and Samuels". Mind & Language (İngilizce). 13 (4): 588-597. doi:10.1111/1468-0017.00095. ISSN 1468-0017. 26 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  6. ^ Oliver, Andrew; Johnson, Mark H.; Karmiloff‐Smith, Annette; Pennington, Bruce (2000). "Deviations in the emergence of representations: a neuroconstructivist framework for analysing developmental disorders". Developmental Science (İngilizce). 3 (1): 1-23. doi:10.1111/1467-7687.00094. ISSN 1467-7687. 7 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  7. ^ a b c Karmiloff‐Smith, Annette (2009). "Preaching to the Converted? From Constructivism to Neuroconstructivism". Child Development Perspectives (İngilizce). 3 (2): 99-102. doi:10.1111/j.1750-8606.2009.00086.x. ISSN 1750-8606. []
  8. ^ a b Karmiloff-Smith, Annette (1 Ocak 2013). "Challenging the use of adult neuropsychological models for explaining neurodevelopmental disorders: Developed versus developing brains: The 40th Sir Frederick Bartlett Lecture". Quarterly Journal of Experimental Psychology (İngilizce). 66 (1): 1-14. doi:10.1080/17470218.2012.744424. ISSN 1747-0218. 
  9. ^ a b c d Karmiloff-Smith, Annette (Ocak 2009). "Nativism versus neuroconstructivism: Rethinking the study of developmental disorders". Developmental Psychology (İngilizce). 45 (1): 56-63. doi:10.1037/a0014506. ISSN 1939-0599. 
  10. ^ a b Karmiloff-Smith, Annette (Ekim 1998). "Development itself is the key to understanding developmental disorders". Trends in Cognitive Sciences (İngilizce). 2 (10): 389-398. doi:10.1016/S1364-6613(98)01230-3. 4 Haziran 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  11. ^ Williams, J.H.G.; Whiten, A.; Suddendorf, T.; Perrett, D.I. (Haziran 2001). "Imitation, mirror neurons and autism". Neuroscience & Biobehavioral Reviews (İngilizce). 25 (4): 287-295. doi:10.1016/S0149-7634(01)00014-8. 28 Şubat 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  12. ^ Rice, Mabel L.; Wexler, Kenneth (Aralık 1996). "Toward Tense as a Clinical Marker of Specific Language Impairment in English-Speaking Children". Journal of Speech, Language, and Hearing Research (İngilizce). 39 (6): 1239-1257. doi:10.1044/jshr.3906.1239. ISSN 1092-4388. 5 Ekim 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  13. ^ Gottlieb, Gilbert (Ocak 2007). "Probabilistic epigenesis". Developmental Science (İngilizce). 10 (1): 1-11. doi:10.1111/j.1467-7687.2007.00556.x. 
  14. ^ Karmiloff-Smith, Annette (Aralık 2007). "Williams syndrome". Current Biology (İngilizce). 17 (24): R1035-R1036. doi:10.1016/j.cub.2007.09.037. 5 Haziran 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  15. ^ Elsabbagh, Mayada; Johnson, Mark H. (2007), "Infancy and autism: progress, prospects, and challenges", Progress in Brain Research (İngilizce), Elsevier, 164, ss. 355-383, doi:10.1016/s0079-6123(07)64020-5, ISBN 978-0-444-53016-5, 11 Haziran 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 10 Eylül 2020 
  16. ^ Elman, Jeffrey (1996). Rethinking Innateness: A Connectionist Perspective on Development. Cambridge, MA: MIT Press. ISBN 0-262-55030-X.
  17. ^ a b Mareschal, Denis (Eylül 2011). "From NEOconstructivism to NEUROconstructivism". Child Development Perspectives (İngilizce). 5 (3): 169-170. doi:10.1111/j.1750-8606.2011.00185.x. 
  18. ^ a b c d e f g h i j k Westermann, Gert; Mareschal, Denis; Johnson, Mark H.; Sirois, Sylvain; Spratling, Michael W.; Thomas, Michael S.C. (Ocak 2007). "Neuroconstructivism". Developmental Science (İngilizce). 10 (1): 75-83. doi:10.1111/j.1467-7687.2007.00567.x. 
  19. ^ Gottlieb, G. (1992). Individual development and evolution. Oxford: Oxford University Press.
  20. ^ Jessell, T.M., & Sanes, J.R. (2000). The induction and patterning of the nervous system. In E.R. Kandel, J.H. Schwartz, & T.M. Jessell (Eds.), Principles of neural science (4th edn., pp. 1019-1040). New York and London: McGraw-Hill.
  21. ^ Stryker, M.P.; Strickland, S.L. (1984). "Physiological segregation of ocular dominance columns depends on the pattern of afferent electrical activity". Ophthalmological Visual Science (Suppl). 25 (6): 727–788.
  22. ^ Friston, Karl J; Price, Cathy J (Şubat 2001). "Dynamic representations and generative models of brain function". Brain Research Bulletin (İngilizce). 54 (3): 275-285. doi:10.1016/S0361-9230(00)00436-6. 18 Haziran 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  23. ^ Sadato, Norihiro; Pascual-Leone, Alvaro; Grafman, Jordan; Ibañez, Vicente; Deiber, Marie-Pierre; Dold, George; Hallett, Mark (Nisan 1996). "Activation of the primary visual cortex by Braille reading in blind subjects". Nature (İngilizce). 380 (6574): 526-528. doi:10.1038/380526a0. ISSN 0028-0836. 25 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Eylül 2020. 
  24. ^ Johnson, Mark H. (Ocak 2000). "Functional Brain Development in Infants: Elements of an Interactive Specialization Framework". Child Development (İngilizce). 71 (1): 75-81. doi:10.1111/1467-8624.00120. ISSN 0009-3920. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Bilişsel bilim</span> zihin ve süreçleri hakkında disiplinlerarası bilimsel çalışma

Bilişsel bilim, zihin ve zekânın işleyişini ele alan, zeki sistemlerin dinamiklerini ve yapılarını araştıran disiplinler arası bir yaklaşımdır. Çok geniş bir alanı kapsamasından ötürü bilişsel bilim alanında çalışan araştırmacıların bilişsel psikoloji, dil bilimi, sinir bilimi, yapay zekâ, antropoloji ve felsefe gibi alanlarda temel bilgilere sahip olması beklenir.

<span class="mw-page-title-main">Otizm</span> Bilinçsel ve zihinsel rahatsızlık

Otizm, üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. Bu belirtiler otizmi, Asperger sendromu gibi daha hafif seyreden otistik spektrum bozukluğundan (OSB) ayırır. Otizm kalıtımsal kökenlidir ancak kalıtsallığı oldukça karmaşıktır ve OSB'nin kökeninin çoklu gen etkileşimlerinden mi yoksa ender görülen mutasyonlardan mı kaynaklandığı çok açık değildir. Nadir vakalarda, doğum sakatlıklarına neden olan etmenlerle yakından bağlantılıdır. Diğer görüşlere göre ise çocuklukta yapılan aşılar gibi nedenler tartışmalıdır ve aşı kökenli varsayımların ikna edici bilimsel kanıtları yoktur. 2007 yılında yapılan araştırmalara göre otizmin prevalansını 1.000 kişiye bir ya da iki vaka olarak tahmin eder, aynı araştırmalardaki tahminlere göre OSB yaklaşık 1.000 kişide altı vakadır ve erkeklerde rastlanma oranı kadınlara göre 4,3 kat daha fazladır. 2022 yılı CDC verilerine göre otizmin görülme sıklığı 44 çocuktan 1'e yükselmiştir. Otizm vakalarının sayısı 1980'lerden beri oldukça fazla oranda artmıştır. Bunun nedeni kısmen tanı koyma yöntemlerindeki değişikliklerdir; gerçek prevalansın artıp artmadığı anlaşılamamıştır.

<span class="mw-page-title-main">Beyin</span> vücudumuzun kontrolünü sağlayan sinir sisteminin merkezi beyin

Beyin , sinir sisteminin merkezi olarak hizmet eden bir organıdır. Bütün omurgalı hayvanlar ve çoğu omurgasız hayvan -bazı süngerler, knidliler, tulumlular ve derisi dikenliler gibi omurgasızlar hariç- beyne sahiptir. Baş kısmında; duyma, tatma, görme, denge, koklama gibi duyulara hizmet eden organlara yakın bir noktada bulunan beyin omurgalıların vücudundaki en karmaşık organdır. Normal bir insanda serebral korteksin 15-33 milyar nörondan müteşekkil olduğu tahmin edilmektedir. Her biri birkaç bin nöronla sinaps denen bağlantılar yardımıyla bağlıdır. Bu nöronlar birbirleriyle akson denen uzun protoplazmik lifler yardımıyla iletişim kurar. Aksonlar bilgiyi beynin diğer kısımlarına yahut vücudun spesifik alıcı hücrelerine taşır.

<span class="mw-page-title-main">Sinir sistemi</span> dış çevre ile eylemleri koordine etmekten ve vücudun farklı bölümleri arasında hızlı iletişimden sorumlu canlı biyolojik sistemi

Sinir sistemi veya sinir ağı, canlıların içsel ve dışsal çevresini algılamasına yol açan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, vücut içerisinde hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen bir organ sistemidir. Sinir sistemi iki bölümden oluşur: Merkezî sinir sistemi (MSS) ve çevresel sinir sistemi (ÇSS). MSS, beyin ve omurilikten oluşur. ÇSS, MSS'yi vücudun diğer tüm kısımları ile bağlayan uzun fiberlerden oluşur. ÇSS, motor nöronları, dolaylı istemli hareket, otonom sinir sistemi, sempatik sinir sistemi, parasempatik sinir sistemi, düzenli istemsiz işlevler ve enterik sinir sisteminden oluşur.

<span class="mw-page-title-main">Dopamin</span> Hem hormon hem de nörotransmitter olarak işlev gören organik kimyasal

Dopamin, hücrelerde ve canlılarda önemli rol oynayan nöromodülatör bir moleküldür. Çoğu hayvanda ve bazı bitkilerde sentezlenir. Katekolamin ve feniletilamin familyasından olan bir organik bileşiktir. Beyin ve böbreklerde sentezlenen L-DOPA molekülünden bir adet karboksil grubunun çıkarılmasıyla sentezlenen bir amindir. Dopamin, merkezi sinir sisteminde nörotransmiter olarak görev yapar. Nörotransmitterler beynin belirli bölgelerinde sentezlenir, ancak sistemsel olarak birçok bölgeyi etkilerler. Beyin, biri ödül sisteminde önemli bir rol oynayan birkaç farklı dopamin yolağı içerir. Hafıza, hareket, motivasyon, ruh hali ve dikkat süresi dahil olmak üzere birçok vücut fonksiyonunda rol oynar. Genellikle yapılması durumunda sonucunda ödül beklenen eylemler ve aktiviteler, beyindeki dopamin seviyesini artırır. Birçok bağımlılık yapan ilaç dopamin seviyelerini arttırarak çalışır.

<span class="mw-page-title-main">Ruhsal bozukluk</span> rahatsız edici düşünce ya da davranış modeli

Ruhsal bozukluk, akıl hastalığı ya da mental bozukluk, sıkıntı, bilişsel işlevlerin bozulması, atipik davranış ve/veya maladaptif davranış ile tanımlanan akıl sağlığı durumlarından birini ifade eder. Mental bozuklukların tanım, değerlendirme ve sınıflandırmaları farklılık gösterebilir; bununla birlikte, Hastalıkların ve Sağlıkla İlgili Sorunların Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması (ICD) ve Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabında yer alan kriterler konunun uzmanları tarafından yaygın biçimde kabul görmektedir. Bu çerçevede tanı kategorileri duygudurum veya duygulanım bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, duygusal ve davranışsal bozukluklar, obsesif kompulsif bozukluk, psikopatik bozukluklar, kaygı bozuklukları, psikotik bozukluklar, sanrısal bozukluk, yeme bozuklukları ve kişilik bozukluklarını içerebilir.

<span class="mw-page-title-main">Asperger sendromu</span> belirge

Asperger sendromu (AS) ya da Asperger bozukluğu, sosyal etkileşimde zorluklar ve sınırlı, basmakalıp ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik spektrum bozukluklarından (OSB) biridir. AS diğer OSB’lerden dil ve bilişsel gelişimde genel bir gecikme olmamasıyla ayrılır. Her ne kadar standart tanı ölçütleri arasında belirtilmemişse de motor sakarlık ve sıra dışı dil kullanımına sıklıkla rastlanır.

<span class="mw-page-title-main">YGB-BTA</span>

Yaygın gelişimsel bozukluk - Başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluk (YGB-BTA) otistik spektrum bozuklukları ve yaygın gelişimsel bozukluklardan biridir.

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeler içeren beş bozukluğu içeren bir tanı grubudur. En çok bilinen YGB (1) otizmdir, diğer YGB’ler (2) Rett sendromu, (3) çocukluğun dezintegratif bozukluğu, (4) Asperger sendromu ve (5) başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluktur (YGB-BTA).

Çocukluğun dezintegratif bozukluğu (ÇDB) ya da Heller sendromu, dezintegratif psikoz, üç yaşından sonra çocukların dil, sosyal işlev ve motor becerilerinin gelişiminde gecikmeler olarak görülen ve ender rastlanan bir durumdur. Araştırmacılar bu durumun nelerden kaynaklandığını henüz bulamamıştır.

Rett sendromu, yaygın gelişimsel bozukluklardan birisi olarak sınıflandırılan beyinsel gelişim bozukluğudur. Ancak bunun yanlış bir sınıflandırma olduğunu ve benzer şekilde otistik belirtiler gösteren frajil X sendromu, tüberoz skleroz ya da Down sendromunun yaygın gelişimsel bozukluklar olarak sınıflandırılabileceğini önesüren görüşler bulunmaktadır. Bu sendromun belirtileri kolaylıkla otizm ve Angelman sendromunun belirtileriyle karışır. Klinik belirtiler arasında baş büyüme hızının azalması ve bazen mikrosefali, küçük el ve ayaklar bulunur. Stereotipik ve yineleyici el hareketleri de gözlenir. Bilişsel bozukluk ve gerileme döneminde de sosyalleşme sorunları da belirtiler arasında görülür. Okula girdikleri dönemde sosyalleşme genellikle düzelir. Rett sendromu olan kız çocuklar gastrointestinal bozukluklara yakalanmaya yatkındır ve %80’i nöbet geçirir. Hemen hemen hiç sözel becerileri yoktur ve kadınların %50’si yürüyemez. Skolyoz, büyüme eksikliği ve kabızlık çok yaygındır ve sorunlu olabilir.

<span class="mw-page-title-main">İnsan beyni</span> insan sinir sisteminin ana organı

İnsan beyni, insan sinir sisteminin merkezi organıdır ve omurilikle birlikte merkezi sinir sistemini oluşturur.

Bilişsel nörobilim, odak noktası mental süreçlerde görev alan beyindeki sinirsel bağlantılar olmak üzere, genel anlamda bilişin altında yatan biyolojik süreçleri inceleyen bilim alanıdır. Bilişsel aktivitelerin beyindeki sinirsel devreler tarafından nasıl etkiilendiği veya kontrol edildiği sorularını ele alır. Bilişsel nörobilim, hem nörobilim hem de psikolojinin bir dalıdır ve davranışsal nörobilim, bilişsel psikoloji, fizyolojik psikoloji ve duyuşsal nörobilim gibi disiplinlerle örtüşür. Bilişsel nörobilim, bilişsel bilimdeki teorilere, nörobiyoloji ve hesaplama modellemesine dayanan kanıtlara dayanır.

Psikoloji temel bilimi, psikoloji alanında yapılan araştırmaların bazıları, uygulanan psikolojik disiplinlerde yapılan araştırmalardan daha "temel" dir ve doğrudan bir uygulaması yoktur. Psikoloji içerisindeki temel bilim yönelimini yansıttığı düşünülen alt disiplinler arasında biyolojik psikoloji, bilişsel psikoloji, nöropsikoloji vb. alt dallar sayılabilmektedir. Bu alt disiplinlerdeki araştırmalar, metodolojik titizlik ile karakterizedir. Psikolojinin temel bilim olarak kaygı, davranış, biliş ve duyguların altında yatan yasaları ve süreçleri anlamaktır. Temel bilim olarak psikoloji, uygulamalı psikoloji için bir temel sağlar. Uygulamalı psikoloji, aksine, temel psikolojik bilimlerin ortaya koyduğu psikolojik ilkelerin ve teorilerin uygulanmasını içerir; bu uygulamalar zihinsel ve fiziksel sağlık ayrıca eğitim gibi alanlarda sorunların üstesinden gelmeyi veya refahı artırmayı amaçlamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Dikkat kontrolü</span>

Dikkat kontrolü, bir bireyin neye dikkat edeceğini ve neyi göz ardı edeceğini seçtiği kapasitesidir. İç kaynaklı dikkat veya yönetici dikkat olarak da bilinir. Daha genel bir tabirle, dikkat kontrolü, bir bireyin konsantre olma becerisi olarak tarif edilebilir. Öncelikli olarak ön singulat korteksi de içeren frontal alanlar tarafından aracılık edilen dikkat kontrolünün, çalışma belleği gibi diğer yönetici işlevler ile yakından ilgili olduğu düşünülmektedir.

Beyin hücreleri,beynin işlevsel dokusunu oluşturur. Beyin dokusunun geri kalanı, kan damarlarını içeren, stroma adı verilen yapıdır. Beyindeki iki ana hücre tipi, sinir hücreleri olarak da bilinen nöronlar ve nöroglia olarak da bilinen glial hücrelerdir.

<span class="mw-page-title-main">Epitalamus</span>

Epitalamus, diensefalonun (dorsal) arka bölümüdür. Diensefalon epitalamus, talamus, hipotalamus ve hipofiz bezini de içeren ön beynin bir parçasıdır. Epitalamus, habenüler çekirdekleri ve bunların birbirine bağlanan liflerini, habenüler komissürü, stria medullarisi ve epifiz bezini içerir.

Beynin evrimi sürecinde etkili olan ilkelerle ilgili belirsizlikler günümüzde hala çözülememiştir. Beyin-vücut oranı allometrik olarak ölçeklenir. Küçük vücutlu memeliler vücutlarına kıyasla nispeten büyük beyinlere sahipken, büyük memeliler daha küçük beyin-vücut oranlarına sahiptir. Primatların beyin ağırlıklarının vücut ağırlıklarına oranları, primat türünün beyin gücünü yönelik fikir verebilmektedir. İnsanlarda bu oran diğer primat türlerine göre çok daha yüksektir, bu da insanların beyin kitle indeksinin diğer primatlara göre daha yüksek olduğunu gösterir.

Sinir sistemlerinin evrimi, hayvanlarda sinir sistemlerinin ilk gelişimine kadar uzanır. Nöronlar, hareketli tek hücreli ve kolonyal ökaryotlarda bulunan aksiyon potansiyellerinin mekanizmasını uyarlayarak çok hücreli hayvanlarda özel elektrik sinyal hücreleri olarak geliştirildi. Karmaşık protozoalarda bulunanlar gibi birçok ilkel sistem, hareketlilik ve hayatta kalmak için gerekli diğer yönler için elektriksel olmayan sinyalleme kullanır. Veriler, mesajlaşma için kimyasal bir gradyan kullanan bu sistemlerin bugün bilinen elektrik sinyal hücrelerine dönüştüğünü gösteriyor.

Serebral atrofi, beyni etkileyen hastalıkların çoğunun ortak bir özelliğidir. Herhangi bir dokunun atrofisi, hücre boyutunda bir azalma anlamına gelir; bu, sitoplazmik proteinlerin ilerleyici kaybına bağlı olabilir. Beyin dokusunda atrofi, nöronların ve bunlar arasındaki bağlantıların kaybını tanımlar. Beyin atrofisi iki ana kategoriye ayrılabilir: genelleştirilmiş ve fokal atrofi. Genelleştirilmiş atrofi beynin tamamında meydana gelirken, fokal atrofi belirli bir konumdaki hücreleri etkiler. Serebral hemisferler etkilenirse, bilinçli düşünce ve istemli süreçler bozulabilir.