İçeriğe atla

Nicolas Steno

Nicolas Steno
Nicolas Steno
Doğum11 Ocak 1638
Kopenhag Danimarka
Ölüm25 Kasım 1686 (48 yaşında)
MilliyetDanimarkalı
Kariyeri
DalıAnatomi ve Jeoloji

Nicolas Steno (11 Ocak 1638 - 25 Kasım 1686), (Danca: Niels Stensen, Latince yazılı kitaplarda: Nicolaus Steno), anatomi ve jeoloji dalında öncü Danimarkalı bilimci ve Katolik piskospos.

1659 yılında, bazı bilgileri sadece bir kitapta yazdığı için kabul etmemeye, bunun yerine kendi kendine araştırıp açıklığa kavuşturmaya karar verdi. Steno, jeoloji ve stratigrafinin babası olarak kabul edilir.[1][2]

Erken dönem çalışmaları

Elementorum myologiae specimen, 1669

Nicolas Steno, Jülyen takvimine göre Yeni Yıl Günü'nde, Danimarka Kralı IV. Christian için düzenli olarak çalışan Lutheran bir kuyumcunun oğlu olarak Kopenhag'da doğmuştur. Stensen, bilinmeyen bir hastalık yüzünden çocukluğunda yalnız olarak büyüdü. Annesinin başka bir kuyumcu ile yeniden evlenmesinin ardından, 1644 yılında babası vefat etti. 1654-1655 yılları arasında, onunla aynı okulu ziyaret eden 240 öğrenci, bu dönemde salgın gösteren büyük vebahastalığı yüzünden öldü. Steno'nun yaşadığı evin sokağının hemen karşısında, 1671 yılında ona Kopenhag'da profesörlük önerisi yapacak olan Peder Schumacher yaşıyordu. Steno, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra, aslında hayatının geri kalan kısmına kadar sürecek olan bir Avrupa yolculuğuna çıkar. Bu yolculukta Steno, Hollanda, Fransa, İtalya ve Almanya'da önde gelen hekim ve bilim insanları ile temaslarda bulundu. Steno'nun bunlardan etkilenmesi, önemli bilimsel keşifler yapmak için onun kendi gözlem gücünü kullanmasına yol açtı. Bilimsel soruların genellikle yerleşmiş ve katı otoritelerce cevaplanmaya çalıştığı bir dönemde Steno, yaptığı gözlemler her ne kadar geleneksel doktrinlerden farklı olsa bile, kendi gözlerine güvenecek kadar cesurdu.

Thomas Bartholin'in çağrısına uyan Steno, önce Rostock'a, sonra da Gerard Blasius'dan anatomi eğitimi aldığı Amsterdam'a giderek lenfatik sisteme tekrar odaklandı. Steno, koyun, köpek ve tavşan kafalarında, daha önce de tanımlanmış olan "duktus stenonianus" (parotis tükürük bezi kanalı) isimli bir yapıyı keşfetti. Bu keşfin kime mal edileceğine dair Blasius ile bir anlaşmazlık olsa da Steno'nun ismi bu yapıyla ilişkilidir.[3]

Birkaç ay içinde Steno, Oca Swammerdam, Frederik Ruysch, Reinier de Graaf gibi öğrencilerle, bunun yanında ünlü bir profesör olan Franciscus de le Boe Sylvius ve Baruch Spinoza ile buluşmak üzere Leiden kentine gitti.[4] Ayrıca bu dönemde René Descartes de beyin çalışmaları üzerine araştırmalar yazıyor ve Steno, Descartes'ın gözyaşının kökenine dair yaptığı açıklamaların doğru olmadığı kanısındaydı. Steno, kalp üzerine eğitim almıştı ve kalbin sıradan bir kas olduğunu belirlemişti.

Steno daha sonra Fransa'ya Saumur kentine gitti ve burada Melchisédech Thévenot ve Ole Borch ile bir araya geldi. Steno, buradan da Montpellier'e geçerek onun çalışmalarını ünlü bir İngiliz bilim topluluğu olan Royal Society'e tanıtan Martin Lister ve William Croone ile buluştu. Steno, İtalya'nın Pisa kentine giderek orada sanat ve bilimi destekleyen Toskana Grandük'ü Ferdinando II de' Medici ile bir araya geldi. Floransa'nın Vecchio Sarayı'nda (Palazzo Vecchio) kalması için teklif alan Steno, bunun karşılığında ondan doğa bilimleri hakkında Rönesans devrine ait birçok paha biçilmez eserlerin barındığı Harikalar Kabinesi'ne (Cabinet of curiosities) çeki düzen vermesi istenildi. Steno, önce Roma'ya gitti ve burada dönemin papası olan Alexander VII ve İtalyan bir hekim olan Marcello Malpighi ile buluştu. Bir hastanede anatomi uzmanı olarak görev alan Steno burada kas sistemi ve kas kasılmasının doğası üzerine çalışmalara odaklandı. Ayrıca Floransa Deney Akademisi'nin (Accademia del Cimento) bir üyesi oldu. Vincenzio Viviani gibi Steno da kasların kasılırken şekil değiştirdiğini ama hacimlerinin sabit kaldığını göstermek için geometriden yararlandı.

Paleontoloji ve jeolojiye katkıları

Steno'nun kafatasındaki köpek balığı dişleri ile fosil bir dişi karşılaştırdığı 1667 tarihli bir çizim çalışması

Ekim 1666'da, iki balıkçı Livorno kenti açıklarında büyük bir dişi köpekbalığı yakalarlar ve bunun haberini alan Toskana grandükü Ferdinando II de'Medici yakalanan hayret verici bu köpek balığının incelenmesi için kafa kısmının Steno'ya getirilmesini emreder. Steno parçalara ayırdığı kadavrayı dikkatle inceleyerek buna dair elde ettiği bulguları 1667 yılında yayınlar. Steno, köpekbalığı dişlerinin, kaya oluşumları içinde gömülü bulunan ve kendi çağdaşlarının dile benzedikleri için glossopetrae yani "konuşan taşlar" olarak adlandırdığını belirli taş nesnelerle şaşırtıcı derecede büyük benzerlikler taşıdığını fark etti. Romalı yazar Plinius gibi bazı antik dönem yazarlar, örneğin onun "Doğa Tarihi" (Latince: Naturalis Historia) isimli eserinde, bu taşların gökten ya da Ay'dan düştüklerini öne sürmüştür. Bu antik dönem yazarların fikirlerini takip eden diğerleri de, bu fosillerin taş ve kayalar içinde kendiliğinden doğal olarak büyüdükleri görüşündeydiler. Örneğin Steno'nun çağdaşlarından biri olan Athanasius Kircher, Aristotelesçi bir yaklaşımla, bahsi geçen fosillerin "tüm geokozmik vücudun (vahdeti vücut) taşa çevrilmiş bir fazileti" olarak tanımlamış ve yeryüzünün doğal bir özelliği olarak kabul etmiştir. Ancak Fabio Colonna, 1616 yılında yayınlanan De glossopetris dissertatio isimli ahitnamesinde zaten konuşan taşların, glossopetrae'nın köpekbalığı dişleri olduğunu inandırıcı bir şekilde göstermişti.[5][6] Steno, Colonno'nun teorisine ek olarak glossopetrae ile yaşayan köpekbalıklarının dişleri arasında kompozisyon farklılıkları olduğuna dair yeni bir tartışma konusu ekledi. Steno, bu dönemdeki nesnecik kuramını kullanarak, fosillerin şekil değiştirmeseler bile, sahip oldukları ilk kimyasal bileşimlerin zaman içinde değişebileceğini öne sürdü.

Steno'nun köpekbalığı dişleri üzerindeki çalışması onu, böyle bir kaya veya kaya katmanı gibi herhangi bir katı nesnenin başka bir katı nesnenin içinde nasıl gelmiş olabileceği sorusuna yöneltti. Steno'nun ilgisini çeken sadece "katı nesne içindeki katı organ parçaları" değildi. Aynı zamanda, bizim bugün tanımladığımız gibi mineraller, kristaller, kireç oluşumları, kireç kabukları, kaya ve taş damarlar gibi tüm kaya katmanları ve tabakaları da ilgilendiriyordu. Steno, buna dair yaptığı jeolojik çalışmaları 1669 yılında, "De solido intra solidum naturaliter contento dissertationis prodromus" veya "Katı Bir Nesne İçinde Doğal Olarak Kaplanmış Bululan Katı Bir Vücut Hakkındaki Teze Dair Bir Ön Söylem" isimli bir kitabında yayınladı. Steno fosillerin, yaşayan organizmalar olduğunu belirten ilk kişi değildi; nitekim çağdaşları Robert Hooke ve John Ray de fosillerin, bir zamanlar yaşayan organizmaların kalıntıları olduğunu savunmuştur.

Kuvars kristalleri şeffaflık sergiler.

Steno, 1669 tarihli "Dissertationis prodromus" isimli kitabında stratigrafi biliminde bugün de itibar edilen beş ilkeden üçünü belirlemiştir:[7]

1) Üst üste bulunma prensibi/süperpozisyon prensibi (principle of superposition)
Ardışık taşkınlar önceki çökellerin üzerine gelen ya da depolanan yeni çökel tabakalarını oluşturur. Bu çökel tabakaları taşlaşarak çökel kayaç haline gelir. Bu yüzden bozulmamış bir çökel kayaç tabakası diziliminde en yaşlı tabaka altta ve en genç tabaka üsttedir. Bu üst üste bulunma ilkesi katmanların ve içerdikleri fosillerin göreceli yaşlarının belirlenmesi için temeldir.
2) Orijinal yataylık prensibi (principle of original horizantality)
Steno aynı zamanda çökel tanelerinin yerçekimi etkisi altında suda çökeldiğinden ötürü sedimanın başlangıçta orijinal yataylılık ilkesini gösterir şekilde temelde yatay tabakalar olarak depolandığını gözlemiştir. Bu yüzden yataydan eğimlenen çökel kayaç tabaka istifi depolanma ve katılaşma sonrasında eğimlenmiş olmalıdır
3) Yanal devamlılık prensibi (principle of lateral continuity)
Steno'nun üçüncü ilkesi olan yanal devamlılık ilkesi, çökellerin depolanma havzasının kenarında incelene, sıkışana ya da sönümlenene kadar tüm yönlerde yanal olarak yayıldığını belirtir. Sedimanter birimler depolandıkları ortama bağlı olarak uzun mesafelerde devamlılıklarını korurlar.[8]

Bu ilkeler, Jean-Baptiste L. Roma de l'Isle tarafından 1772 yılında uygulanarak geliştirildi. Steno'nun, farklı dönemlerdeki farklı canlıların fosil kayıtlarında kronolojik bir sıralama olduğuna ve tabaka istifinin altındaki fosillerin tabakanın üstündekilerden daha yaşlı olduğuna hüküm verdiği Landmark Teorisi, Darwin'in doğal seçilim yoluyla evrim teorisinin oluşmasında başlıca bir şart oluşturdu.

Steno'nun "Sabit Açılar Konumu Yasası" veya basitçe "Steno Yasası" olarak bilinen öne sürdüğü başka bir ilkesinde, kristal yüzlerinde mevcut olan açıların aynı kristal türlerinde aynı örnekler oluşturduğunu belirtmesi jeoloji biliminde temel bir atılım gelişmesi olmuş ve kristal yapısına dair sonra gelecek olan tüm araştırma ve çalışmaların temel kaynağını teşkil etmiştir.[9]

Notlar

  1. ^ Kooymans, L. (2007) Gevaarlijke kennis. Inzicht en angst in de dagen van Jan Swammerdam. Information from Steno's diary, called Chaos, written around 1659, and discovered in 1946 in a Florence library
  2. ^ Woods, Thomas. How the Catholic Church Built Western Civilization, p 4 & 96. (Washington, DC: Regenery, 2005); ISBN 0-89526-038-7
  3. ^ Kermit, Hans (2003), Niels Stensen, 1638-1686: The Scientist Who Was Beatified, Leominster, UK: Gracewing, ss. 82-83, ISBN 0852445830, erişim tarihi: 18 Şubat 2008 
  4. ^ L. Kooymans (2004) De Doodskunstenaar. De anatomische lessen van Frederik Ruysch, p. 53
  5. ^ internet site of Centro dei Musei di Scienze Naturali, university of Naples 18 Mart 2004 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. retrieved 10 december 2007
  6. ^ Francesco Abbona, Geologia, Dizionario Interdisciplinare di Scienza e Fede, Urbaniana University Press - Città Nuova Editrice, Roma 2002, http://www.disf.org/Voci/4.asp 6 Kasım 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. online article retrieved 10 December 2007. Colonna had been schooled in the collection of Ferrante Imperato, apothecary and virtuoso of Naples, who published his natural history notes in 1599
  7. ^ "Paul Eric Olsen , Columbia University". 9 Mayıs 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Kasım 2011. 
  8. ^ Prof. Dr. Kadir Dirik Jeolojik Zaman 26 Temmuz 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Hacettepe Üniversitesi Ders Notları, Bölüm 8
  9. ^ "Stephen A. Nelson, (Tulane U.) "Introduction to Earth Materials"" (PDF). 20 Temmuz 2011 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Kasım 2011. 

Kaynakça

İlgili Araştırma Makaleleri

Jeoloji ya da yer bilimi, geniş anlamda Yerküreyi, dar anlamda yerkabuğunu oluşum, bileşim, yapı, hareket, değişiklikler ve değişiklikleri yaratan nedenler ve tarihsel evrim açısından inceleyen, yeraltı zenginliklerinin bulunması, doğal afetlerle savaşımda katkı sunulması gibi amaçları olan bir bilimdir. Jeolojinin temel konusu Dünya olmakla birlikte yer benzeri gezegenler ve doğal uyduların incelenmesini de içerir. Yer bilimleri bünyesinde ele alınır.

<span class="mw-page-title-main">Stratigrafi</span> Kaya katmanlarının ve oluşumlarının incelenmesi

Stratigrafi, katmanbilim ya da tabakabilim. Yerkabuğunun kısımları olarak ele alınan tabakalı kayaların formasyonlardan, bileşimlerden, istiflenmelerden ve korelasyonlarından söz açan jeoloji koludur. Bir alan veya bölgedeki kayaların nitelik, kalınlık, istiflenme, yaş ve korelasyon yönlerinden ele alan tasvirci jeoloji bölümüdür.

<span class="mw-page-title-main">Kuvars</span> saf silisyum dioksit (SiO2) kristallerine verilen ad

Kuvars, oldukça saf silisyum dioksit (SiO2) kristallerine verilen addır. Silisyum ve oksijen atomlarından oluşan sert, kristalli bir mineraldir. Birçoğu yarı değerli taşlar olan birçok farklı kuvars çeşidi vardır. Antik çağlardan beri, kuvars çeşitleri, özellikle Avrasya'da mücevher ve sert taş oymalarının yapımında en çok kullanılan mineraller olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Kayaç</span> doğal olarak oluşan mineral agregası

Kayaç, çeşitli minerallerin veya mineral ve taş parçacıklarının bir araya gelmesinden ya da bir mineralin çok miktarda birikmesinden meydana gelen katı birikintilerdir. Kayaç terimi eski Türkçede sahre, yeni Türkçede külte ve yabancı dillerdeki rock, roche, gestein sözcükleri karşılığı kullanılmaktadır.

Ulucak Höyüğü, İzmir yakınlarında, Ankara yolu üzerinde, Kemalpaşa'nın 7 km kuzeybatısındaki Ulucak köyünde bulunan bir arkeolojik yerleşimdir. İzmir sınırları içinde bilinen ilk çiftçi köy yerleşimidir.

<span class="mw-page-title-main">Sedimantoloji</span>

Jeolojinin bir alt bilimi olan sedimantoloji biliminin konuları, yer kabuğundaki tortulların ve tortul kayaçların tanımlanması, sınıflandırılması ve orijininin araştırılması olarak sıralanabilir. Sedimantoloji, jeoloji içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bunun nedeni yerkürenin yüzeyinin %75'i kadarının tortul (sedimanter) kayaçlardan oluşmuş olması ve şu anda kullanılan karbon bazlı (hidrokarbonik) enerji kaynaklarının tamamına yakınının bu tortul kayaçlardan çıkarılıyor olmasıdır. Ayrıca sedimenter sahalar çok verimli topraklara sahiptir. İklim şartlarının da uygunluğu yanında diğer şartların uygun olması durumunda tarım için çok önemli alanlar olabilirler.

<span class="mw-page-title-main">Tektonik</span>

Tektonik, yer kabuğunun yapısını, özelliklerini ve zaman içindeki gelişimini kontrol eden süreçtir. Özellikle, dağ inşası süreçlerini, kratonlar olarak bilinen kıtaların güçlü, eski çekirdeklerinin büyümesini, davranışını ve Dünya'nın dış kabuğunu oluşturan nispeten sert plakaların birbirleriyle etkileşme yollarını açıklar. Tektonik ayrıca küresel nüfusu doğrudan etkileyen deprem ve volkanik kuşakları anlamak için bir çevre sunmaktadır. Tektonik çalışmalar, fosil yakıtları ve metalik ve metalik olmayan kaynakların maden yataklarını arayan ekonomik jeologlar için kılavuz olarak önemlidir. Erozyon kalıplarını ve diğer Dünya yüzey özelliklerini açıklamak için jeomorfologlar için tektonik prensiplerin anlaşılması şarttır.

<span class="mw-page-title-main">Azıh Mağarası</span>

Azıh mağarası ,Azerbaycan'ın güneybatısındaki Küçük Kafkas Dağları'nın güneydoğu yamacında, Karabağ'ın Kuruçay vadisinde, Tuğ çöküntüsünde, Kuruçay nehrinin sol kıyısında, nehirden 3 km uzaklıkta, Kuruçay'ın modern yatağından 100-120 metre yukarıda yer almaktadır. Karabağ'ın Hocavend ilçesinde Azıh ve Salaketin köyleri arasında, Füzuli şehrinden 14 km kuzeybatıda, deniz seviyesinden 900 metre yükseklikte bulunan bir mağara kompleksidir. Azıh mağarasının alanı 800 km²'dir. Burada uzunluğu 600 metreye kadar uzanan 8 koridor bulunmaktadır. Koridorların bazıları 20-25 metre yüksekliğe kadar ulaşmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Megalodon</span> nesli tükenmiş köpek balığı türü

Megalodon, yaklaşık olarak 23 ila 3,6 milyon yıl önce Miyosen ve Pliyosen dönemlerinde yaşamış, soyu tükenmiş dev bir dik burunlu köpekbalığı türüdür.

Nevali Çori, Şanlıurfa ilinin Hilvan ilçesine bağlı Güluşağı mahallesinin hemen kuzeybatısında bulunan bir höyüktür. Höyük, Atatürk Baraj Gölü suları altında kalmadan önce Fırat'ın bir kolu olan Kantara Deresi'nin iki yanında yer almaktaydı. Dere höyüğü ikiye bölmüş durumdadır. Yerleşme, derenin doğu yakasında 90 X 40 metre boyutlarında, batı yakasında ise daha küçük bir alandır. Bu yerleşmelerden büyük olanı (doğu) Nevali Çori I, batı taraftaki ise Nevali Çori II olarak adlandırılmaktadır. Yerleşmenin arkeolojik olarak en önemli tabakaları, beş yapı katı olarak izlenen, Nevali Çori I olarak tanımlanan kesimdeki Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ tabakalarıdır. Bu tabakalarda yürütülen kazı çalışmaları ve buluntular üzerinde yapılan analizler, Nevali Çori neolitik halkının esas olarak avcı - toplayıcı yaşam tarzını sürdürmekle birlikte, tarım ve hayvancılık yaptığını ortaya koymaktadır. Ortaya çıkarılan mimari kalıntılar ise Orta Fırat Havzası'nın Erken Neolitiği hakkında önemli bilgiler vermiştir. Özellikle, Göbekli Tepe, Urfa – Yeni Mahalle, Karahan, Sefer Tepe, Hamzan Tepe ve Taşlı Tepe gibi arkeolojik alanlarda benzerleri görülen T biçimli sütunların yer aldığı kült binası önemli bir keşif olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Coba Höyük</span>

Coba Höyük, Gaziantep il merkezinin yaklaşık 45 km. batı kuzeybatısında, eski adı Keferdiz olan Sakçagözü bucağına 3 km. mesafede yer alan bir höyüktür. Orta boy bir höyük olan Coba Höyük, 140 x 90 metre boyutlarında ve 9 metre yüksekliğinde bir tepedir. Bazı arkeolojik metinlerde Sakçegözü ya da Sakçagözü olarak de geçen höyük bu adı, İslahiye Ovası'nın devamı olan Sakçagözü Ovası'ndan almıştır. Ova, Amanos Dağları ve Sof Dağı'ndan kaynaklanan ve güneyde Asi Nehri'ne dökülen küçük derelerin yer aldığı verimli bir ovadır.

<span class="mw-page-title-main">Biyostratigrafi</span> fosilleri kullanarak kaya tabakalarının yaşlarını belirleyen stratigrafi

Biyostratigrafi, içerdiği fosil topluluklarını kullanarak kaya katmanlarının göreceli yaşlarını ilişkilendirmeye ve atamaya odaklanan yer katmanlarını inceleyen yerbilimi kolu nun dalıdır. Yaşlandırmanın birincil amacı, belirli bir olgunluğu olduğunu gösteren bir korelasyon olduğunu ufuk bir jeoloji bölümündeki farklı bölümünde bir ufuk olarak aynı zaman dilimini temsil eder. Bu tabakaların içindeki fosiller yararlıdır. tortuların yerel varyasyonlarına, tamamen farklı bakabilirsiniz tortul ortamda. Örneğin, bir bölüm kil ve marnlardan oluşurken diğerinde daha kireçli kireçtaşları olabilir. Bununla birlikte, kaydedilen fosil türleri benzeriyor ise, iki çökeltinin de aynı zamanda ortaya çıkması muhtemeldir. İdeal olarak, bu fosiller, temel biyostratigrafi birimlerini oluşturdukları için biyozonların tanımlanmasına yardımcı olmak ve her bölümde bulunan fosil türlerine dayalı jeolojik zaman periyotlarını tanımlamak için kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Litostratigrafi</span>

Litostratigrafi, birimleri sedimanter, volkanik ve bunların kısmen metamorfize olmuş cinslerinin litolojilerine ve stratigrafik konumlarına göre tanımlanmış birimlerdir. Bir litostratigrafi birimi bir ya da daha fazla litoloji tipinden oluşmuş, kendi içinde bir bütünlük gösteren ve komşu birimlerden bu özelliğiyle ayrılan bir kaya birimidir. Bu birimler genellikle istiflenme kurallarına uyar ve çoğu kez tabakalıdır. Litolojik sınırların dereceli geçişli veya belirsiz olduğu durumlarda sedimanter yapılar, jeomorfolojik özellikler, mineral kapsamı, fosiller ve diğer fiziksel özellikler de bu birimlerin tanımlanmasında kullanılabilir. Fosiller bu durumda litoloji biriminin fiziksel içeriği olarak düşünülür.

<span class="mw-page-title-main">Süperpozisyon prensibi (jeoloji)</span> 13.8 * 109 years (as of 2015 [1]) - 13.799 ± 0.021 billion years

Süperpozisyon prensibi veya süperpozisyon ilkesi, jeolojinin bir bilim olarak gelişmesinde 17. yüzyıl Danimarkalı anatomi bilgini Nicolas Steno'nun (1638-1686) geniş ölçüde yayılan yazılarından ötürü önemli bir dönemdir. Steno taşkın sırasında ırmakların taşkın düzlükleri boyunca yayıldığını ve taşkın düzlüğünde yerleşik organizmaları gömen çökel tabakalarının biriktiğini gözlemiştir. Ardışık taşkınlar önceki çökellerin üzerine gelen ya da depolanan yeni çökel tabakalarını oluşturur. Bu çökel tabakaları taşlaşarak çökel kayaç haline gelir. Bu yüzden bozulmamış bir çökel kayaç tabakası diziliminde en eski tabaka altta ve en genç tabaka üsttedir. Bu üst üste bulunma prensibi katmanların ve içerdikleri fosillerin göreceli yaşlarının belirlenmesi için temeldir.

<span class="mw-page-title-main">Lena Sütunları</span>

Lena Sütunları, Doğu Sibirya bünyesinde Yakutistan özerk cumhuriyeti'nde Lena Nehri kıyısında yer alan doğal bir oluşumdur. Sütunların yüksekliği 150-300 metre arasında değişmekle beraber, Kambriyen dönemlerinde oluştuğu düşünülmektedir. Lane Sütunları, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmıştır.

Obi-Rakhmat Mağarası, Neandertal fosilleri içeren ve Orta Paleolitik döneme tarihlenen bir tarih öncesi bölgedir. Tanrı Dağları'ndaki Talassky Alatau Sıradağları'nın güneybatı ucundaki Chatkal ve Pskem nehirlerinin kavşağına yakın dar bir karst mağarası olan Obi-Rakhmat, Taşkent, Özbekistan'ın 100 kilometre (62 mi) kuzeydoğusunda yer almaktadır.

Tarihsel jeoloji, yeryüzü ve üzerindeki tüm yapıların uzun jeolojik zaman içerisinde geçirdikleri değişim ve dönüşümleri inceleyen bir jeoloji disiplinidir. Tarihsel jeoloji modern bilimsel esasa göre paleontoloji, paleoklimatoloji ve paleosismoloji gibi alt disiplinlere sahiptir. Geniş anlamda tarihsel jeoloji, jeolojik zaman boyunca dünyanın gelişimini anlamlandırabilmek için gerekli bilimsel temeli sunması yanında, geniş iklimsel değişimler, volkanik püskürmeler ve depremler gibi gelecekte yaşanabilecek afetlerin nitelik ve niceliği hakkında yapılacak tahminlerde kullanılacak ipuçları sağlayabilir.

<span class="mw-page-title-main">Dereceli tabakalanma</span>

Jeolojide, derecelendirilmiş bir yatak, yatağın bir tarafından diğerine tane veya talaş büyüklüğünde sistematik bir değişiklik ile karakterize edilir. En yaygın olarak tabanda giderek daha ince olanlara doğru derecelendirilen daha iri çökeltilerle normal derecelendirme biçimini alır. Normal olarak derecelendirilmiş yataklar genellikle, zaman geçtikçe taşıma enerjisinde düşen çökelme ortamlarını temsil eder, ancak bu yataklar hızlı çökelme olayları sırasında da oluşabilir. Muhtemelen en iyi türbidit tabakalarında temsil edilirler; burada, önce ağır, kaba çökeltileri çökelten ani ve güçlü bir akıntıya işaret ettikleri, daha ince olanları, akım zayıfladıkça takip eder. Ayrıca karasal akarsu birikintilerinde de oluşabilirler.

<span class="mw-page-title-main">Jeolojik kayıt</span>

Stratigrafi, paleontoloji ve diğer doğa bilimlerindeki jeolojik kayıt, kaya katmanlarının tüm katmanlarına atıfta bulunur. Diğer bir deyişle,volkanizma veya ayrışma kırıntılarından Türetilen tortunun birikmesiyle ortaya çıkan tortular. Bu, tüm fosil içeriğini ve Dünya'nın tarihi hakkında sağladığı bilgileri içerir: geçmiş iklimi, coğrafyası, jeolojisi ve yüzeyindeki yaşamın evrimi. Süperpozisyon yasasına göre tortul ve volkanik kaya katmanları üst üste çökelmiştir. Magmatik kayaçlar tarafından girilebilen ve tektonik olaylarla bozulabilen katılaşmış (yetkin) bir kaya sütunu haline gelmek için zamanla sertleşirler.

Parotis kanalı veya Stensen kanalı bir tükürük kanalıdır. Tükürüğün büyük tükürük bezi olan parotis bezinden ağıza doğru takip ettiği yoldur. İkinci üst azı dişinin karşısındaki ağıza açılır.