İçeriğe atla

Neo-neo tartışması

Neo-neo tartışması (İngilizce: Neo-neo debate), Uluslararası ilişkilerde uluslararası sistemin yapısına yönelik teoriler olan neorealizm ve neoliberalizm arasındaki tartışmalardır.

Tartışmanın özünde Neorealist ve Neoliberal okula mensup teorisyenlerin Uluslararası sistemin doğasına bakış açılarındaki farklılık yatmaktadır. David Baldwin'in 1993 yılındaki tezine göre iki teori arasında tartışmaya yol açan başlıca unsur anarşinin devletlerin yapısına olan etkisine her iki akımında farklı yorumlar getirmesinde gizlidir. Uluslararası sistemin anarşik bir yapıya sahip olduğu her iki teori tarafından da kabul görmektedir. Ancak Neorealist akıma mensup teorisyenler uluslararası sistemde anarşinin uluslararası işbirliğinin önündeki kısıtlayıcı engellerden biri olduğu ve bu hususun uluslararası kurumlarca aşılamayacağı inancındadır. Buna karşın Neoliberaller Neorealistlerin küreselleşme, karşılıklı bağımlılık gibi konuları görmezden geldiği ve uluslararası sistemde anarşi ve devletin rolünün abartıldığı düşüncesindedir. Neorealistler ise uluslararası kurumların devletlerin davranışlarındaki rolünün Neoliberallerce abartıldığı düşüncesindedir.

Neorealistler uluslararası kurumların çıkarlarının hiçbir zaman devletlerin çıkarlarını domine edemeyeceği görüşündedir. Ancak neoliberaller uluslararası kurumların kurulmasının önünde devletlerin ortak çıkarları söz konusu olduğu sürece hiçbir engel olmadığı görüşündedir. Neorealistler uluslararası kurumları devletlerin bir uzantısı olarak görür, onların devletlerden bağımsız hareket edemeyeceği inancındadır. Oysa neoliberaller her ne kadar uluslararası kurumların kurulmasında devletlerin rolünün yadsınamaz olduğunu kabul etse de kurulmasından sonraki dönemde kurumların bekasının sağlanması için devletlerin rolünün abartılmaması gerektiği inancındadır. Neoliberaller bu konuyu hegemonik stabilite teorisi ile açıklarlar.

Neoliberallerin uluslararası kurumların rolüne yaptığı tarihsel göndermelerden biri soğuk savaş dönemine yapılan vurgudur. Zira Neoliberallere göre soğuk savaş döneminde ABD ile SSCB arasındaki savaşı önleyen kurum BM'dir. Çünkü iki devlet daha önceki dönemlerin aksine BM'nin var olduğu dönemde bir araya gelip uluslararası sorunları konuşabiliyor, iki devlet arasında diyalog ortamı doğabiliyordu.

Neoliberaller ile neorealistler arasındaki farklardan bir diğeri ise her iki teorinin yoğunlaştığı konular arasındaki nüanstır. Neoliberaller Uluslararası ekonomi politiği, ekonomik refah, çevre gibi konularla bolca ilgilenirken Neorealistler ise güç, güvenlik ve devletlerin bekaası gibi hususlara daha fazla önem vermektedir.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Sosyoloji</span> toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı

Sosyoloji veya toplum bilimi, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. Toplumsal (sosyolojik) araştırmalar sokakta karşılaşan farklı bireyler arasındaki ilişkilerden küresel sosyal işleyişlere kadar geniş bir alana yayılmıştır. Bu disiplin insanların neden ve nasıl bir toplum içinde düzenli yaşadıkları kadar bireylerin veya birlik, grup ya da kurum üyelerinin nasıl yaşadığına da odaklanmıştır.

Uluslararası ilişkiler, siyaset biliminin bir dalıdır ve "uluslararası sistem" içindeki aktörlerin, özellikle de uluslararası ilişkilerin temel aktörü olarak kabul edilen devletlerin, diğer devletlerle, uluslararası/bölgesel/hükûmetler arası örgütler, çok uluslu şirketler, uluslararası normlar ve uluslararası toplumla olan ilişkilerini inceleyen disiplinlerarası bir disiplindir.

<span class="mw-page-title-main">Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı</span> uluslararası teşkilat

Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT), Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansı adı altında 1970'li yılların başında, Soğuk Savaş koşullarındaki Avrupa'nın bölünmüşlüğüne son verilmesi, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve katılan devletler arasında bu amaca yönelik iş birliğinin geliştirilmesi düşüncesiyle kurulmuş teşkilattır.

<span class="mw-page-title-main">Gelişme iktisadı</span>

Gelişme iktisadı diğer adıyla kalkınma iktisadı 1950-60 yılları arasında oldukça popüler olan bir teoridir.Ancak 1980'lere gelindiğinde bu ilgiyi kaybetmiştir.

Devlet, toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devlet siyasal bir birliktir. Bunun için her şeyden önce devleti kuran bireyler arasında kültürel bir birlik lazımdır. Ancak kültürel birlik devletin yaşaması için yeterli değildir. Tarihte görülen birçok iç savaş, kültürel birliğin devlet kurulmasında yeterli olmadığını göstermektedir. Amerikan İç Savaşı'nın anayasal düzenin kurulmasının ne kadar gerekli olduğunu ortaya koyması ve savaş kültürü yerine hukuk devlet ilişkisinin kavranması açısından önemi büyüktür.

<span class="mw-page-title-main">Uluslararası kuruluş</span> hükûmetler arasında antlaşmayla kurulan kuruluş

Uluslararası organizasyon ya da uluslararası kuruluş veya uluslararası örgüt, uluslararası üyelere veya üyelik sistemine, kapsama ya da varlığa sahip kuruluşlar için kullanılan bir isim olup, uluslararası sivil toplum kuruluşu ve hükûmetler arası örgüt şeklinde iki ana türü bulunmaktadır.

Neoliberalizm veya neo-liberalizm, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gerileme yaşayan serbest piyasa kapitalizmiyle ilişkilendirilen 19. yüzyıl fikirlerinin 20. yüzyılın sonlarında yeniden ortaya çıkması için kullanılan bir terimdir. Muhafazakar ve liberteryen örgütlerin, siyasi partilerin ve düşünce kuruluşlarının yükselişinde önemli bir faktör olan neoliberalizm, genellikle ekonomik liberalleşme politikalarıyla ilişkilendirilir. Bu politikalar arasında özelleştirme, düzenlemelerin kaldırılması, küreselleşme, serbest ticaret, para politikası, kemer sıkma politikaları ve devlet harcamalarının azaltılması gibi unsurlar yer alır. Bu politikalarla ekonomi ve toplumda özel sektörün rolünün artırılması amaçlanır. Neoliberal proje aynı zamanda kurumların tasarlanmasına odaklanmakta ve bir siyasi boyutu bulunmaktadır. Neoliberalizmin düşünce ve pratikte belirleyici özellikleri, büyük ölçüde akademik tartışmanın konusu olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Wilson İlkeleri</span> ABD eski başkanı Woodrow Wilsonın 8 Ocak 1918 günü ABD Kongresinde yaptığı konuşmada bahsettiği ilkeler

Wilson İlkeleri, Wilson Prensipleri, On Dört Madde ya da On Dört Nokta olarak da bilinir (İngilizce: Fourteen Points) Amerika Birleşik Devletleri başkanı Woodrow Wilson'ın 8 Ocak 1918 günü ABD Kongresi'nde yaptığı konuşmada bahsettiği ilkelerdir. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) I. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini ifade eder.

<span class="mw-page-title-main">Realizm (uluslararası ilişkiler)</span>

Realizm, uluslararası ilişkiler teorisi geleneklerinden biridir. Uluslararası anarşi ve güç politikası konularını merkeze alan Realizm felsefi olarak temelde Thomas Hobbes ve Niccolo Machiavelli’nin çalışmalarına dayanmaktadır. Realizm bir uluslararası ilişkiler yaklaşımı olarak, 20. yüzyılda iki savaş arası dönemde ortaya çıkmıştır.

Uluslararası ilişkiler teorileri uluslararası ilişkilerin kuramsal perspektiften çalışma alanıdır. Analiz edilebilen uluslararası ilişkilere kavramsal çerçeveden bakılabilmeye olanak sağlar. Ole Holsti uluslararası ilişkiler teorilerini, yalnızca teoriyle alakalı göze çarpan olayları görmeye olanak sağlayan renkli bir güneş gözlüğüne benzeterek tanımlamaktadır. Örneğin realizmi savunan bir kimse, konstrüktivizmi savunan bir kimsenin çok önemli gördüğü bir olayı tam aksine hiç umursamayabilir. Uluslararası ilişkiler teorilerinde üç temel teori vardır: realizm, liberalizm ve inşacılıktır.

Neo-Marksizm, Marksizmi ve Marksist teoriyi tipik olarak eleştirel teori, psikanaliz veya varoluşçuluk gibi diğer entelektüel geleneklerden unsurları birleştirerek değiştiren veya genişleten 20. yüzyıl yaklaşımlarını kapsar.

Neorealizm veya yapısal gerçekçilik, 1979'da Kenneth Waltz'un Uluslararası Politika Teorisi kitabının yayınlanmasıyla ilişkilendirilebilen uluslararası ilişkiler teorisinde bir eğilimdir. Waltz sistematik bir yaklaşımı savunuyor: uluslararası yapı devlet davranışında bir kısıtlama görevi görüyor, böylece sadece sonuçları beklenen eylem aralığına giren devletler hayatta kalıyor. Bu sistem, firmaların piyasaya dayalı bir dizi ürün ve miktar için fiyat belirledikleri bir mikroekonomik modele benzerdir.

Uluslararası siyasal sistem, uluslararası ilişkileri ve uluslararası ağları oluşturan, çok boyutlu bir ağda bir araya gelen egemen devletlerin ve egemen olmayan aktörlerin takımyıldızıdır. Uluslararası siyaset karmaşık bir ilişkiler ağı olduğu için bu çok daha karmaşık bir sistemdir. Uluslararası ilişkilerdeki kutupluluk, iktidarın uluslararası sistem içindeki düzenini ifade eder. Kavram, Soğuk Savaş sırasında iki kutupluluktan doğmuş; uluslararası sistem iki süper güç arasındaki çatışmanın egemenliğinde, teorisyenler tarafından geriye dönük olarak uygulanmıştır. Uluslararası ilişkiler alanındaki sistemci yazarlar, genellikle tarihsel bir yaklaşım benimsemekle beraber uluslararası ilişkileri devletlerin yapıları, sayıları, örgütleniş biçimleri, davranış kuralları ve ilişkileri gibi faktörleri dikkate alarak, farklı sistem modelleri ve türleri geliştirmiştir. Sistemlerin temel özelliği denge arayışı içinde olmasıdır. Fonksiyonel ve coğrafi olmak üzere iki çeşit alt sistem mevcuttur. Fonksiyonel sistemde daha çok örgütler ön planda olmasına rağmen, coğrafi sistem daha çok bölge ile ilgilidir.

Savunmacı realizm ya da savunmacı neorealizm, uluslararası ilişkilerde neorealizm ekolünden yapısal bir teoridir. Teori, siyaset bilimci Kenneth Waltz’un Uluslararası Politika Teorisi’nde temellenmektedir. Waltz, uluslararası sistemin anarşik yapısının, devletleri millî güvenliklerini sağlamak için ılımlı ve çekingen politikalar izlemeye teşvik ettiğini ileri sürmektedir. Buna karşılık, saldırgan realizm ise devletlerin tahakküm ve hegemonya yoluyla güvenliklerini sağlamak için güçlerini ve etkilerini en üst düzeye çıkarmaya çalıştıklarını varsaymaktadır. Savunmacı neorealizm, saldırgan neorealistler tarafından teşvik edilen saldırgan politikaların devletlerin güç dengesi teorisine uyma eğilimini bozduğunu ve birincil hedef olarak iddia ettikleri güvenlik durumunu bozduğunu ileri sürer. Savunmacı realizm ne devletlerarası çatışmanın gerçekliğini ne de devlet genişlemesi için politikaların varlığını reddeder, ancak bu teşviklerin düzensiz olduğunu ileri sürerler. Savunmacı neorealizm, çatışmanın patlak vermesini açıklamak için güvenlik ikilemine, coğrafya gibi “yapısal değişkenlere” ve elitlerin inanç ve algılarına işaret eder.

Uluslararası ilişkiler teorisinde anarşi kavramı, dünyanın herhangi bir üst otoriteden veya egemenden yoksun olduğu fikrine dayanır. Anarşik bir devlette anlaşmazlıkları çözebilecek, hukuku uygulayabilecek veya uluslararası politika sistemini düzenleyebilecek hiyerarşik olarak üstün, zor kullanma tekeline sahip bir güç yoktur. Uluslararası ilişkilerde de anarşi, teorinin başlangıç noktası olarak kabul edilir.

Anarşi Devletler Ne Anlıyorsa Odur: Güç Politikalarının Sosyal İnşası, Alexander Wendt tarafından 1992 yılında International Organization dergisinde yayınlanan ve uluslararası ilişkiler teorisine konstrüktivist bir yaklaşımın ana hatlarını çizen bir makaledir.

Uluslararası ilişkilerde konstrüktivizm ya da inşacılık, uluslararası ilişkilerin önemli yönlerinin düşünsel faktörler tarafından şekillendirildiğini ileri süren bir sosyal teoridir. En önemli düşünsel faktörler kolektif olarak sahip olunanlardır, kolektif olarak sahip olunan bu inançlar aktörlerin çıkarlarını ve kimliklerini inşa eder.

<span class="mw-page-title-main">Klasik realizm (uluslararası ilişkiler)</span>

Klasik realizm, realist düşünce okulundan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. Realizm şu varsayımlarda bulunur: devletler uluslararası ilişkiler sisteminin ana aktörleridir, uluslararası bir uluslararası otorite yoktur, devletler kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder ve devletler kendilerini korumak için güce ulaşmaya çalışır. Klasik realizm, devlet davranışını ve devletlerarası çatışmanın nedenlerini açıklamada insan doğasını ve iç politikayı özel bir vurgu yapmasından dolayı diğer realizm türlerinden ayrılır. Klasik realist teori, insan doğasına dair kötümser bir bakış açısını benimser ve insanların doğası gereği iyiliksever olmadığını ve bunun yerine çıkarcı olduklarını, korku ya da saldırganlıkla hareket ettiklerini savunur. Ayrıca, bu insan doğasının uluslararası anarşi nedeniyle devletler tarafından uluslararası politikaya yansıtıldığını vurgular.

Liberal kurumsalcılık, devletler arasında uluslararası işbirliğinin mümkün ve sürdürülebilir olduğunu ve bu işbirliğinin çatışma ve rekabeti azaltabileceğini savunan bir uluslararası ilişkiler teorisidir. Neoliberalizm, liberalizmin gözden geçirilmiş bir versiyonudur. Neorealizm ile birlikte liberal kurumsalcılık, uluslararası ilişkilere yönelik en etkili iki çağdaş yaklaşımdan biridir.

Liberalizm, uluslararası ilişkiler teorisi içinde birbiriyle ilişkili üç ilke etrafında dönen bir düşünce okuludur: