İçeriğe atla

Muhammed İhsan Oğuz

Muhammed İhsan Oğuz
Doğum19 Haziran 1887(1887-06-19)
Kastamonu
Ölüm2 Ağustos 1991 (104 yaşında)
Kastamonu
Resmî site

Muhammed İhsan Oğuz, Türk İslam âlimi, mutasavvıf[1] ve mütefekkirdir.[2]

Büyük bir âlim, mutasavvıf[1] ve mütefekkir[2] olan Muhammed İhsan Oğuz; 27 Ramazan 1304 Hicrî, 19 Haziran 1887 Mîlâdî tarihinde Kastamonu'da[3] dünyaya gelmiştir. Babasının adı Atâullah, annesinin adı Hâcer'dir. Baba cihetinden dedesi Hacı Hâfız Ahmed ve büyük dedesi Hacı Mehmed, Kastamonu'da “Küçük Hattat” ve “Büyük Hattat”[2] diye tanınmışlardır. Bu sebeple ailelerine “Hattatzâdeler - Hattatoğulları” denilmiştir.

İlmî hayatı

İlk öğrenimini Deveci Sultan, Yârabcı Hoca[4] mahalle mektepleriyle İʻdâdî'nin İlk Mektep ve İhzârî (Orta Öğrenime Hazırlık) kısımlarında tamamlamış; orta öğrenimini, devletin önemli kurumlarından olan Kastamonu Askerî Rüşdiyesi'nde yapmıştır. İʻdâdî (Lise) dengi eğitim veren bu beş yıllık Askerî Rüşdiye'lerin, zamanının en önemli ve disiplinli okullarından olduğu bilinmekte ve kabul edilmektedir. Yüksek öğrenimini Kastamonu'daki Ziyâiyye Medresesi'nde yapmış, müderris olan eniştesi değerli âlim Ahmed Ziyâeddin Efendi'den de özel dersler almıştır. İlim hayâtı öğrenim ve öğretim hâlinde senelerce süren Muhammed İhsan Oğuz, hocasının genç yaşta ölümünden sonra da okuma ve araştırmalarına devam etmiş, kendisini gerçek bir ilim ve irfân ehli olarak yetiştirmiştir. O zamanki Medrese icazetlerinin, Üniversite İlâhiyat Fakültesi diplomalarına denk olduğuna ilişkin bir Hükûmet kararı vardır.

Çalışma hayatı

Geçimini sağlamak için, on beş yaşında Posta Telgraf İdaresine girerek devlet memuru olmuştur. Burada işe Muhabere Memurluğu ile başlayıp çeşitli kademelerde çalışarak Baş Müdürlük Mes'ûl Muhasipliği, Baş Müdür Yardımcılığı ve nihâyet o zamanlarda altı vilâyeti kapsayan ve yönetim merkezi Kastamonu olan Baş Müdürlük görevlerini başarılı bir şekilde yürütmüştür. Bu arada, (İ'dâdî adıyla açılmış olup Cumhuriyet döneminde Lise adını alan) Kastamonu Mekteb-i Sultânîsi'nin Umûmî Kâtipliği ile Askerî Rüşdiye'de (açılan sınavı kazanarak) Türkçe Öğretmenliği görevlerinde bulunmuştur. Mekteb-i Sultânî'deki görevi, Birinci Dünya Harbi'nin başlaması üzerine kadroların kısıtlanması; Askerî Rüşdiye'deki öğretmenliği ise, çoğu subay olan hocaları orduya alındığı için okulun kapanması sebebiyle kısa sürmüştür. İstiklâl Harbi sırasında da haberleşme ile ilgili önemli görevler üstlenmiş; otuz üç yıllık devlet hizmetinden 1 Ocak 1938 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

Manevi hayatı

Küçük yaştan îtibâren Allah dostlarına büyük bir ilgi ve sevgi duyan Muhammed İhsan Oğuz, Kastamonu'da “Hâce Muhammed Evliyâ” diye tanınan Nakşibendiyye Şeyhlerinden Ziyâiyye Medresesi Müderrisi Muhammed Hulûsî'ye 12 yaşında intisâb etmiştir. İkinci intisâbı, Bursa'nın Orhangazi İlçesi civarındaki Elma Alan - Reşadiye köyünde oturan (Dağıstan muhâcirlerinden) Şerefüddin Efendi'ye; üçüncü intisâbı da, “Ganizâde” diye bilinen Şeyh Mehmed Sâdık Tosyevî'yedir. Dördüncü olarak bağlandığı zât ise, rüyasında görerek haberdar olduğu Seyyid Ahmed el-Kürdî (Çapakçûrî)’dir. “Mânevî Cihâd‛ adlı eserinde, 1336/1917 yılının Velâdet-i Muhammediyye (Muhammed'in doğum yıldönümü) gecesi kendisine “Seyyid Ahmed Kürdî” yazılı bir levha gösterilerek “Bu isim, Mürşid ve İnsân-ı Kâmil ismidir” diye seslenildiğini; ardından da ismin sahibini gördüğünü kaydeder. Muhammed İhsan Oğuz, araştırmaları neticesinde “kutbu’l-aktâb” olarak bildirilen bu zâtın aslen Bağdatlı olup Çapakçur'un (şimdiki adıyla Bingöl'ün) Kür köyünde doğduğu için “Çapakçûrî‛ ve “Kürdî‛ denildiğini; Hüseyin soyundan geldiği için de “Hüseynî‛ lakabıyla anıldığını ve Harput'ta yaşadığını öğrenir. Araştırmalarında Posta Telgraf İdaresi mensubu olmasının faydasını görmüştür. Harput Ulu Camii imamı Hacı Tevfik Efendi aracılığıyla gönderdiği bir mektupla söz konusu rüyayı anlatarak bağlılık talebini arz eder. Yazdığı mektubun cevabı tam bir yıl sonra 11 Mayıs 1919'da gelir ve Seyyid Ahmed Çapakçûrî'ye bağlılığı şeklî ve manevî açıdan gerçekleşir. Muhammed İhsan Oğuz bu tarihten îtibâren Çapakçûrî'yle, öldüğü 1921 yılına kadar mektuplaşır.[5] Seyyid Ahmed Çapakçûrî, Muhammed İhsan Oğuz'un seyr-u sülûkünü yazdığı dokuz mektupla[6] (yüz yüze hiç görüşmeden) tamamlatır ve irşâd icâzetnâmesini son mektubunda gönderir. Beşinci olarak bağlandığı zât, Seyyid Muhammed Mestûr el-Üveysî'dir. Seyyid Ahmed Çapakçûrî'nin ölümünden birkaç yıl sonra, Seyyid Muhammed Mestûr el-Üveysî ile buluşur. Sohbetlerinden istifâde ederek kısa zamanda hilâfet gerçekleşir. Altıncı olarak bağlandığı zât, İmâm-ı Rabbânî soyundan Şeyh Muhammed Ma'sûm Müceddi-dî'dir. Üveysiyyet yoluyla feyz alarak onun bütün mânevî birikimini tevârüs etmiş ve bu zâtın “Es-Seb’u’l-Esrâr Fî Medârici’l-Ahyâr” isimli eserini Türkçeye çevirmiştir. Yedinci olarak Mürşid edindiği zât, Muhammed’dir. 1941 senesinde Muhammed’in mânevî irşâd ve terbiyesine mazhar olduğunu söyleyen Muhammed İhsan Oğuz; “Peygamber’in fethi’ olarak ifâde ettiği ve “Ahseniyye” adını verdiği yeni bir ibadet, Allah'a yakınlık, Allah'ı bilme ve kazanım yolunu tebliğ etmiştir. Bu yolda asıl olanın, Muhammed'e râbıta olduğunu; kendine güvenen her Müslümanın, sorumluluklarını kavrayarak ve üstlenerek, başka bir mürşit ve rehber aramaksızın, gereğince bu Has Yolun, Ahseniyye Yolunun vazifelerini yapmaya başlayabileceğini, böyle bir azim sahibinin elinden Muhammed'in Yüce Ruhaniyeti'nin tutacağını ve başkalarına muhtaç bırakmayacağını ifâde etmiştir.

Tasavvuf anlayışı

Muhammed İhsan Oğuz, eser ve sohbetlerinde “kâmil îman, faydalı ilim, iyi amel, fazîletli ahlâk ve tam ihlâs”ın İslâm Dîni’nin temelleri olduğunu ve bu yolda bunlarsız yürünemeyeceğini; Allâh’ın yakınlığına, ma’rifet ve rızâsına ancak bunlarla erişileceğini dile getirmiş; Kur’an âyetlerine ve Muhammed’in hadislerine dayandırdığı bu tasavvuf anlayışını, “Allah'a has kulluk, Peygamber'e has ümmetlik” cümlelerinde özetlemiştir. Nûru'l-Îzah isimli eserindeki şu önemli açıklaması da, bu anlayışın gerekçesi gibidir: “Her kim Kitâb ve Sünnet’i, Şerîat’ın hüküm ve esaslarını iyi bilip (nefsinin ve boş arzularının engellemelerine rağmen) bunlarla bildiği kadar amel ederse; başka hiçbir şeyin kılavuzluğuna gerek kalmaksızın tarîkat çiçeklerini açtırır, hakîkat meyvelerini elde etmeyi başarır; Allâh’ın en aslî yakınlık ve ma’rifetine ulaşır. Nitekim; sonradan ortaya konmuş bulunan bugünkü şeklî tarikatlar yok iken Kitâb ve Sünnet’e kemâl üzere uyan ashâbın seçkinleri, onlara yetişenlerin ve yetişenlere yetişmiş olanların büyükleri, müctehid imamlar, bildikleriyle amel eden âlimler ve sâlih mü’minler; sırf Kitâb ve Sünnet’e tam uymaları sebebiyle Hak Teâlâ’nın yakınlık ve ma’rifeti derecelerinin (kendi mertebelerine göre) en yükseğine erişmişler; hayır ve fazîlet bakımından kendilerinden sonra gelen veya kendileri gibi mânevî ilerleme gösteremeyenlerin yukarısında bulunmuşlardır.”

Mezhep anlayışı[7]

Selefiyye Mezhebi üzere olduğunu söyleyen Muhammed İhsan Oğuz, “Selefiyye Mezhebi[8] (İlk Müslümanları Örnek Alma Yolu)” isimli eserinde bu yolun Kur'an Yolu olduğunu; İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe başta olmak üzere birçok müctehid âlimin ve müttakî mü'minin bu yolda bulunduğunu yazmıştır. Herhangi bir mezhepçilikle alâkası olmayan ve İslâm'ı arı-duru yaşamayı amaçlayan bu Selefîlik anlayışı: “Peygamber Aleyhisselâm’ın ve O’nun izinde giden seçkin sahâbîlerle onları izleyen ihlâslı mü’minlerin sâde ve ifratsız yaşayışlarını örnek almak; çözümü zor olan ve çatışmaya yol açan meselelerle uğraşmamak, Müslümanların birlik ve kardeşliğine zarar verecek düşünce ve davranışlardan kaçınmak” demektir. Kitap ve Sünnet'te açık bir delil bulunmayan bâzı meseleler hakkındaki farklı görüşlerle ilgili bir soruya verdiği: “Biz, Allah katındaki hakîkati ne ise ona îmân eder, keyfiyyeti (nasıl ve niçini) ile meşgul olmayız” cevâbı, bu anlayışın bir ifâdesidir. Tarafsız ve ilmî bir yaklaşımla bakıldığında; “insan hakları, demokrasi, şeffaflık, hoşgörü ve düşünce özgürlüğü” gibi temel insânî değerlerin Peygamber çağında en güzel şekilde yaşanmış olduğu görülecektir. İşte Muhammed İhsan Oğuz'un dile getirdiği “Selefiyye Mezhebi üzere olmak” ya da başka bir ifâde ile “Gerçek Selefîlik”; bu hakîkati görmek, düşünce ve davranış olarak benimsemektir.

Önem verdiği konular

Yine eserlerinde, “kazâ ve kader” konusunu Kur'an ve Sünnet delilleriyle en isâbetli şekilde açıklayıp özgür irade ve güç yetirebilmenin önemini vurgulamış; hak ve sorumluluğun, cezâ ve mükâfâtın buna dayandığını ortaya koymuştur.[9] “Kitâbu’l-Kazâ ve’l-Kader (Kazâ ve Kader Kitabı)” eseri ile bu konuya ilişkin diğer eserlerinde önemli ve doyurucu bilgi ve açıklamalar vardır. İnsanın iradesini hiçe sayan bir inanış ve anlayışın akla ve Allâh'ın Kitâbı'na uymadığı; Cumhuriyet ve Demokrasi'nin, Kur'an ve Sünnet'te bildirilen “adâlet, liyâkat ve istişâre” ilkelerine en uygun yönetim tarzı olduğu ve geliştirilmesi gerektiği de O'nun dile getirdiği ve önem verdiği konulardandır. Bu eserlerinden başka, Nakşibendiyye Silsilesi ve bâzı tasavvuf büyüklerinin biyografilerini içeren eserleri; birtakım ilmî ve tasavvufî meselelere cevap teşkil eden risâle ve makaleleri vardır.

Vakıf faaliyetleri ve eserleri

Muhammed İhsan Oğuz'un eserlerinden birçoğu yeni harflere aktarılıp sadeleştirilerek yayımlanmış olup bu faaliyet, ölümünden önce izinleri alınarak kurulan Muhammed İhsan Oğuz Vakfı 18 Aralık 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. tarafından yürütülmektedir. “Saâdet Anahtarı”, “Kazâ ve Kader Kitabı; Seçebilme, Dileyebilme, Güç Yetirebilme”, “Ârifler Silsilesi”, “Muhammed İhsan Oğuz’dan Mektuplar”, “Tasavvufun Öncüleri 12 Büyük Velî”, “İslâm Düşüncesinde 7 önemli Konu”, “Şeriat-Tarikat Kavramları Zikir ve Ta-savvuf Yolları (Nûru’l-îzah)”, “Dünyâ ve Âhiret Hayatı”, “İslâm’da Mübarek Günler ve Geceler”, “Mezheb-i Selef / Selefiyye Mezhebi : İlk Müslümanları Örnek Alma Yolu”, “Beş Soru, Beş Cevap”, “Vesiletünnecat (İslâm İlmihali)”, eserlerinden bazılarıdır.

Bir asrı aşan hayatını "Allah'a has kul ve Peygamber'e has ümmet" olmaya, bu hakikatin bilinmesi ve yaşanmasına adayan Muhammed İhsan Oğuz, 2 Ağustos 1991[10] (21 Muharrem 1412) Cuma gününü Cumartesi'ye bağlayan gece saat 2.15'te vefat etmiştir.

Muhammed İhsan Oğuz Uygulama ve Araştırma Merkezi

Bugün Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde bulunan 12 Temmuz 2018 tarihli Resmî Gazete’de yönetmeliği 17 Temmuz 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.[11] yayınlanan “Muhammed İhsan Oğuz Uygulama ve Araştırma Merkezi 23 Ekim 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.” şahsiyetini ve yazdığı yüzü aşkın kıymetli eserini ilmî çalışmalarında kullanmak ve çalışma yapmak isteyenlere imkan sağlamaktadır.

Tez Yarışması

İlki 2019 yılında yapılan “MUHAMMED İHSAN OĞUZ İLAHİYAT ARAŞTIRMA ÖDÜLLERİ[12]” isimli yüksek lisans ve doktora tez yarışması her yıl yapılarak geleneksel hâle getirilecektir.

Eserleri[2]

  • Miftâḥu's-Sa'âde. İstanbul: Oğuz Yayınları, 2020[13]
  • Kitâbu'l-Ḳażâ ve'l-Ḳader. İstanbul: Oğuz Yayınları, 2019
  • 21 Soruda Tasavvufî Gerçekler. İstanbul: Oğuz Yayınları,1991[14]
  • İslâm Düşüncesinde 7 Önemli Konu. İstanbul: Oğuz Yayınları,1993
  • Ḥayât-ı Dünyâ ve Âḫiret. İstanbul: Ahmet Sait Matbaası, 1973[15]
  • İslâm Tasavvufunda Vahdet-i Vücûd. İstanbul: Oğuz Yayınları, 1995
  • Dîn-i Mübîn-i İslâm. İstanbul: Ahmet Sait Matbaası, 1975
  • Dîn-i Celîl-i İslâm. İstanbul: Ahmet Sait Matbaası, 1975
  • Arifler Silsilesi. İstanbul: Oğuz Yayınları, 2003
  • Tasavvuf Yolunda Manevî Cihad. İstanbul: Oğuz Yayınları, 1998
  • Muhammed İhsan Oğuz'dan Mektuplar.[16] b.y.: Oğuz Yayınları, ts
  • Sorular ve Cevaplar. İstanbul: Oğuz Yayınları, 1995
  • Hazreti Şâbân-ı Veli ve Mustafa Çerkeşî. İstanbul: Oğuz Yayınları, 1993[17]
  • Fakirullah Muhammed İhsan b. Muhammed Ataullah'ın Terceme-i Hali, 1977[18]

Kaynakça

  1. ^ a b Arifler Silsilesi Üçüncü Cilt. Oğuz Yayınları. ss. 7-14, 404. ISBN 978-975-538-051-3. 18 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. 
  2. ^ a b c d Aykaç, Mustafa (15 Eylül 2020). "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Bir Âlim Portresi: Muhammed İhsan Oğuz'un Hayatı, Eserleri ve Literatüre Etkisi". Kastamonu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 4 (1): 19-54. []
  3. ^ "OĞUZ, Muhammet İhsan - TDV İslâm Ansiklopedisi". TDV İslam Ansiklopedisi (İngilizce). 24 Eylül 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Aralık 2020. 
  4. ^ Yilmaz, Sevim (Yazar) (2005). MUHAMMED İHSAN OĞUZ VE TASAVVUF FELSEFESİ (Thesis tez). ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ (TASAVVUF TARİHİ) ANABİLİM DALI. 
  5. ^ Köle, Bekir "SEYYİD AHMED ÇAPAKÇÛRÎ’NİN MÜRİDİ MUHAMMED İHSAN OĞUZ’A GÖNDERDİĞİ İRŞAD MEKTUPLARI." 29 Ekim 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, cilt 17, sayı 2, 2015
  6. ^ Şirin, M. "ŞEYH AHMED ÇAPAKÇURÎ VE MEKTUPLA İRŞAD ÖRNEĞİ" 29 Ekim 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. . Bingöl Araştırmaları Dergisi 3 (2016 ): 11-34 <https://dergipark.org.tr/en/pub/bad/issue/39576/467878>
  7. ^ Koçoğlu, Esra Hikmet Mezhepler Tarihi Açısından Muhammet İhsan Oğuz / haz. Esra Hikmet Koçoğlu 1 Nisan 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi..-- [t. y.]. Yüksek Lisans.-- Kastamonu Üniversitesi Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı Kelâm ve İslâm Mezhepleri Tarihi Bilim Dalı (Danışman: Prof. Dr. Mehmet Atalan)
  8. ^ MARAZ, Elif. Muhammed İhsan Oğuz’un din ve toplum anlayışı. 2021. PhD Thesis. 29 Ekim 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Kastamonu üniversitesi.
  9. ^ Coşkun, İbrahim. “İnsanın Hilafet Misyonu ve M. İhsan Oğuz’un Eş’ariyyenin İnsan Tasavvuruna Yönelttiği Eleştiriler” 2 Kasım 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., V. Uluslararası Şeyh Şa’ban-ı Velî Sempozyumu-Eş’arîlik-. Haz. Mustafa Aykaç vd. 69-86. Kastamonu: Kastamonu Üniversitesi Matbaası, 2018.
  10. ^ "Muhammed İhsan Oğuz Hayatı Kimdir". www.evliyalarimiz.com. 22 Ekim 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Ocak 2021. 
  11. ^ "Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü". www.resmigazete.gov.tr. 17 Temmuz 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Aralık 2020. 
  12. ^ "1. Muhammed İhsan Oğuz İlahiyat Araştırma Ödülleri ve Paneli". www.kastamonu.gov.tr. 22 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Ocak 2021. 
  13. ^ Oğuz, Muhammed İhsan (1968). Miftahüssaade. Ahmet Sait Matbaası. 
  14. ^ Oğuz, Muhammed İhsan (1995). 21 Soruda ilmi ve tasavvufi gerçekler. Oğuz Yayınları. ISBN 978-975-538-003-2. 
  15. ^ Oğuz, Muhammed İhsan (1990). Hayat - dünya ve ahiret. Mehmet İhsan Oğuz Vakfı. 
  16. ^ Erdoğan, Tunahan (10 Mart 2019). "Bir Yazarlık Tartışması: Süleyman Hilmi Tunahan ve Muhammed İhsan Oğuz Arasında Üç Kitap". Turkish Academic Research Review - Türk Akademik Araştırmalar Dergisi [TARR]. doi:10.30622/tarr.522264. ISSN 2602-2923. []
  17. ^ "Google Akademik". scholar.google.com. 22 Ocak 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Ocak 2021. 
  18. ^ Fakirullah Muhammed İhsan b. Muhammed Ataullah'ın Terceme-i Hali (Osmanlı Türkçesi). 1977. 7 Aralık 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Aralık 2021. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Tasavvuf</span> İslamın içsel, mistik boyutu

Tasavvuf veya Sûfîzm ya da Sûfîlik, İslam'ın iç veya mistik yüzü olarak tarif edilir. Ayrıca Sufizmin batıda yükseltilen içeriğinin "Budizm ve Taoizm gibi içeriksiz güzel yaşama tarzı" olarak yorumlanması da vardır.

Melamîlik (ملامتيه) ya da Melamîler 8. yüzyılda Samanîler devrinde Horasan, İran’ında faaliyet gösteren bir sufi topluluktur. Melamet kelimesi, "kınanmışlık; itab ve serzenişlik; rezillik ve rüsvaylık" anlamlarına gelmektedir.

Nakşibendilik, 14. yüzyılda Orta Asya'da Buhara çevresinde gelişen ve adını kurucusu sufi alim Bahâeddin Nakşibend'den alan tasavvuf tarikatı.

Vehhabîlik ya da Vahhabizm, İslam'a bağlı Sünni-Hanbelî mezhebinin bir altkolu olan ve 18'inci asırda Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından başlatılmış fikir akımıdır. Muhammed bin Abdülvehhâb kendi düşüncelerini Kur'an ve Hadislerde olmayan her şeyin reddi, esas İslam'a dönüş olarak tanımlar. Abdülvehhâb'ın etkilendiği İbn Teymiyye ve Ahmed bin Hanbel gibi İslam alimlerinin düşüncelerinin ve şirk olarak görülen şeylere karşı duruşlarının etkisi Vehhabîlik akımında baskındır. Vahhabi(zm) terimi Abdülvehhâb'ın şahsı tarafından kullanılmadı, hatta bazı taraftarları "Selefî" terimini kullanmayı tercih ederek "Vahhabi" kullanımını reddederler. Bunun bir sebebi ise Muhammed bin Abdülvehhâb'ın yeni bir İslam yorumu getirmediği ve esas İslam'ı, Ahmed bin Hanbel'i takip ederek tekrar canlandırdığı düşüncesidir. Vehhabîlik tanımlamasını nadir olarak benimseyen Vehhabîler olsa da, sıklıkla bu mezhepte olmayanlar tarafından onları tanımlama amacıyla kullanılır.

Tarikat veya tarik kelimesi "yol" tarikat "yollar" anlamına gelir, "Allah'a ulaştıran yol" mânâsında kullanılmaktadır. Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlı'ya özgü düşünce ve inanç hareketleri olarak değerlendirilmektedir. Birçok tarikatın menşei Hicri 5./Miladi 11. asırda Abdülkâdir Geylânî'nin yolundan gidenler tarafından oluşturulan Kadiri Tarikatıdır. Ebû Sâlih Muhyiddîn Abdülkâdir Geylânî, neseben hem Hasanî ve hem de Hüseynîdir. Abdulkadir Geylânî'nin soyundan gelen evlat ve torunları da yaşadıkları muhitlerde “şerîf”, “şurefâ”, “seyyid” olarak anılmışlardır.

<span class="mw-page-title-main">İslam'ın beş şartı</span> İslam dininin beş ana ögesi

İslam'ın beş şartı, İslâm Dini'nin Ehl-i Sünnet ve Ca'feriyye mezheplerine göre büyük önem arz eden beş ibadeti. Bu şartlar sırasıyla: Şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak ve hacca gitmektir. Şehâdet etmek dışındaki şartlar itîkâdî yani dininin inanç esaslarına dâir olmayıp, âmeli yani davranışsal, ibâdetsel şartlardır. Çoğu İslam âlimi dini inanç esaslarına dâir kurallar benimsendiğinde kişinin Müslüman kabul edileceğini, davranışsal ve ibâdetsel yönlerin en azından inanan olmak açısından bağlayıcı olmadığını öne sürmüşlerdir. Bazı İslam âlimleri ise imanın yani inancın ancak davranış ve ibadetlerle tamam olacağını bu nedenle şehadet getirip Müslüman olduğunu iddia eden kişinin ibadetlerini yerine getirmemesi halinde Müslüman kabul edilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.

Mutezile, İslam dininde bir itikadi mezhep. Mutezile, sözcük olarak "ayrılanlar, uzaklaşanlar, bir tarafa çekilenler" anlamına gelir. Büyük günâh işleyen kimsenin iman ile küfür arası bir aşamada olduğunu söyleyerek Ehl-i Sünnet âlimlerinden Hasan-ı Basrî'nin dersini terk eden Vâsıl bin Atâ ile ona uyanların oluşturduğu mezhep bu adla anılır. Mutezile ise kendini "ehlü'l-adl ve'ttevhîd" diye adlandırır. Mutezile mezhebinden olan kişiye Mutezili denir. Özellikle kader ve kaza konularındaki yorumları ve inançları nedeniyle İslam dinindeki diğer mezheplerden ayrılmışlardır; ama yine de İslam dininin çoğunluğunu oluşturan mezheplerden, Ehl-i Sünnet, Mutezile'yi İslam dışı saymamaktadır. Akılcı bir mezhep olan Mutezile, mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadisleri Ehl-i Sünnet'ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir. Sonuç olarak Mutezile mezhebi, gerek akla çok değer vermesi ve özellikle de Abbâsîler döneminde felsefe ile girdiği yakın ilişkiler dolayısıyla barındırdığı felsefi metot ve görüşleri nedeniyle fazlasıyla eleştirilmiştir. Özellikle de nass ile aklın çeliştiğini düşündükleri noktalarda sıklıkla nassı akla uygun gelecek biçimde yorumlamaları diğer mezheplerde büyük tepki uyandırmıştır. Modern zamanlardaki bazı araştırmacı ve İslam tarihçileri de Mutezile mezhebini akla verdiği önem ve yöntemleri bakımından, çeşitli konularda rasyonalist olarak tanımlar. Mutezile mezhebinin kendi içinde barındırdığı beş ana öğesi vardır, bu öğelerin ilki olan ve İslam dininin de ilk öğesi olan tevhidin bu beş ana öğenin temeli olduğunu öne sürerler. Bazı cemaat ve mezhepler bu düşünceye karşı çıkmıştır.

Hâlidîlik, İslam'ın Sünnîlik mezhebine bağlı bir tarîkat olan Nakşibendîliğin en yaygın kollarından biridir. Kol, adını Kürt İslam âlimi Halid Bağdadî'den alır. Türkiye'de etkinlik gösteren Nakşibendî şeyhleri genellikle Halidî'dir.

<span class="mw-page-title-main">Mâtürîdî</span>

Mâtürîdî ya da tam adıyla Ebû Mansûr Muhammed bin Muhammed bin Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî,, İslam dininin iki itikadi mezhebinden birisi olan Mâtürîdîlik mezhebinin kurucusu ve Hanefîlik mezhebine bağlı olanların itikad imamı sayılan İslâm alimi.

Eş'ârîyye veya Eş'ârîlik, İslâm içinde bir teoloji ekolü ve Sünnî itikadi mezheplerinden birisidir. Kurucusu Ebü'l Hasan Eş'arî'dir. Sünnî Müslümanlar arasında Mâtûrîdîlik ve Selefîlik gibi yaygındır. Aklı Mu'tezile kadar önemsememekle birlikte, Selefîyye kadar da küçük çapta ele almaz.

İtikâdî mezhepler veya Akide mezhepleri ya da İnanç mezhepleri, İnançla ilgili konular İslam'da başlangıçta bir fıkıh dalı kabul edilen kelâm, daha sonra ilm-i tevhid olarak adlandırılmıştır. Daha sonraları Fıkıh, amelî meseleler üzerinde, kelâm ise itîkâdî meseleler üzerinde yoğunlaşmıştır. Müslümanlar, İslâm Peygamberi Muhammed döneminde akıllarındaki soruları hemen ona sorabiliyorlardı. Ancak peygamberin ölümünden sonra sorularına cevap bulamayınca zamanın büyük İslam alimleri Kur'an'ı akıl ile yorumlamaya koyuldular. Böylelikle de i'tikadi mezhepler oluşmuş oldu. Bu mezhepler farklı coğrafyalara yayıldı ve oralarda benimsendi.

Sufi metafiziği başlıca vahdet (birlik) düşüncesi etrafında gelişmiştir. Öyle ki varlık bir "Mutlak Varlık" ve O'nun aynada yansımalarından oluşan görüntülerden ibarettir. Bu anlayışı açıklayan iki farklı ifade biçimi kullanılır; Vahdet-i vücud ve vahdet-i şuhut. Bazı İslami reformcular bu iki deyim arasındaki farklılığın sadece semantik ve deyimle ilgili olduğunu, özünde bir farklılık içermediğini söylerler. Sufi metafiziğinde diğer dikkat çeken konular hulul, teşkik ve maksut birliği gibi konulardır. Allah ile evren arasındaki ilişkinin tarzı sufiler arasında olduğu gibi, sufi olmayan müslümanlar arasında da tartışılagelmekte olan bir konudur.

Küfür; inkâr, reddetmek, yok saymak, görmezlikten gelmek, hakaret gibi anlamlara gelir.

İslam mezhepleri, başlangıçta İlk dönemlerde Ali ile Muâviye b. Ebû Süfyân arasındaki savaş ve İslâm toplumundaki bölünme Ehl-i Sünnet, Şîa ve Hâricîler şeklinde ilk mezhepsel ayrışmayı beraberinde getirmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Ahmed Yesevî</span> Türk mutasavvıf ve şair

Ahmed Yesevî ya da Ata Yesevî (Kazakistan Türkçesi: Қожа Ахмед Яссауи; Özbekistan Türkçesi: Xoja Ahmad Yassaviy; 1093, Sayram - 1166, Türkistan, kendi gibi Türk asıllı olan Arslan Baba'nın talebesidir. "Pîr-i Türkistan" lakabıyla bilinen bir mutasavvıf ve şairdir.

<span class="mw-page-title-main">İslam'da siyasi mezhepler</span>

İslam'da siyasi mezhepler, İslam tarihi boyunca, siyasi tartışmalar ve görüş farklılıkları sonucu ortaya çıkan mezheplerdir. İslam'da Sünnilik, Şiilik ve Haricilik olmak üzere üç ana mezhep vardır. Bu mezhepler de çeşitli açılarından kendi içinde alt mezheplere sahiptir. En önemlilerinden biri ve ilk olarak şekilleneni, halifelik tartışmaları sonucu ortaya çıkan Şia'dır. Haricîler ve Vahhâbîler de sayılabilir. İslâm dünyası içerisinde Sünniler %83'lük kısmı, Şiiler %15'lik kısmı ve Hariciler ise %2'lik kısmı oluşturmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Ahmed Sirhindî</span> Hint İslam âlimi

İmâm-ı Rabbânî veya diğer adıyla Ahmed Sirhindî,, Hindistan'da yaşamış İslâm âlimi ve tasavvuf önderi.

Cemâlnur Sargut,, Türk araştırmacı yazar ve yayıncı. Tasavvuf ve İslâm hakkındaki araştırma ve incelemeleri ile tanınmıştır. Nefes Yayınevi'nin ve Kerim Vakfı'nın kurucusu, Türk Kadınları Kültür Derneği'nin İstanbul şubesi başkanıdır.

Cüneyd-i Bağdâdî, 9. yüzyılda yaşamış İslamî-Batınî alimi ve Alevi mutasavvıf ve filozof.

Seyyid Ahmed el-Kürdî Şeyh Ali Septî'nin halifelerinden, Nakşibendi şeyhi.