İçeriğe atla

Muhammed bin Abdullah el-Mehdî

Muhammed bin Abdullah el-Mehdî veya Muhammed en-Nefsüzzekiyye (Arapça: محمّد بن عبد الله المهدي; y. 718 - 6 Aralık 762), Abbasiler'e karşı Medine'de başlatılan isyanın lideridir.

Hayatı

Geleceğin siyâsî lideri olarak yetiştirilmiş ve kendisine babası tarafından Mehdî lakâbı verilmişti. Zühd, takvâ ve mürüvvet sahibi olmasından ötürü de sonradan "en-Nefs’ûz-Zekiyye" lakâbı ile anıldı. Emevîler’in son günlerinde II. Velid'in ölümünden hemen sonra (Hicrî 126 / M. 744) devletin yıkılmağa başladığını gören Medine toplantısında hazır bulunan Muhammed el-Bakır ve İmâm Câʿfer es-Sâdık dışında kalan bütün Ehl-i Beyt’in ve hattâ Abbâsîler’den İbrahim "el-İmâm", Ebû'l-`Abbâs es-Seffah ve Ebû Câʿfer "el-Mansûr’un dahi biy'âtleriyle hilâfet makâmına seçilmiş olan bir şahsiyettir.[1][2]

Hilâfet makâmına seçilişi

“İmâm Dâr ül-Hicre” adıyla da tanınan İmâm Mâlik’in bir fetvâsıyla, hilâfetin vaktiyle Alevîler[3] arasında “Nefs’üz-Zekiyye” nâmıyla tanınan Hasan el-Mûctebâ’nin oğlu Hasan el-Mu’tennâ’nın torunlarından Muhammed bin ʿAbd Allâh’a ait olduğu tüm Abbâsî aleyhtarı fırkalara duyurulmuştu.[4] Hattâ, Muhammed bin ʿAbd Allâh’ın lehine İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe Nu’man İbn-i Sâbit [5] te fetvâ vermişti.

Muhammed bin ʿAbd Allâh isyânı

Hicrî 132 / M. 750 yılında Abbâsîler iktidara gelince Muhammed ve kardeşi İbrahim onları meşru hâlife olarak tanımadılar ve kendilerine biat etmediler. Bu hâdise üzerine, Abbâsîler tüm şiddetleriyle Alevîler[3] aleyhine harekete geçtiler. Ebû Câʿfer "el-Mansûr" hâlife olduğunda ise biat etmeyen "Muhammed bin ʿAbd Allâh" Medine’den ayrıldı.

Babası ʿAbd Allâh ibn-i Hasan el-Mu'thennâ ve yakınlarının ölümü

Mansur ile Muhammed arasında karşılıklı hakaret içeren yazışmaların cereyan ettiği bilinmektedir.[6] Babası "ʿAbd Allâh bin Hasan" ve yakınlarının Kûfe'de hapiste öldürülmelerinden sonra Muhammed bin ʿAbd Allâh'ın yakınları hâlifeye suikâst tertip etmeyi önerdilerse de “Nefs’üz-Zekiyye” bu teklifi kabul etmedi.

İsyânın başlaması

Mu'tezile'nin bir kısmının ayaklanmaya destek vermesi üzerine Hicrî 145 yılının Ramazan ayında (23 Kasım 762) En-Nefs'ûz-Zekiyye'nin kardeşi İbrahim isyânı başlatarak Basra'yı zaptetti. Böylece Medine ile Basra arasındaki bölge tamamiyle "Muhammed bin ʿAbd Allâh" yönetimi altına girdi. Bu hâl üzerine Hâlife Mansûr yeğeni İsâ bin Musâ'yı dört bin kişilik bir kuvvetle Nefs’üz-Zekiyye'nin üzerine gönderdi. “Nefs’üz-Zekiyye” şehri Hendek Savaşı'ndaki savunmaya benzer şekilde müdafaa ettiyse de başarı sağlayamadı.

En-Nefs’ûz-Zekiyye Muhammed bin ʿAbd Allâh'ın kâtli

Hicrî 14 Ramazan 145 / M. 762 tarihinde Hasan el-Mu’tennâ’nın torunu Muhammed bin ʿAbd Allâh “Nefs’üz-Zekiyye”, İsâ bin Mûsâ'nın komutanlarından eski Mısır valisi "Humeyd bin Kahtabe" tarafından öldürüldü.[7][8] Böylece iki ay on yedi gün süren isyân bastırılmış oldu.[9] Kesik başı İsâ bin Musâ'nın önüne getirildiğinde, İsâ bu başın sahibinin mü'minlerin emîrine baş kaldırdığı için öldürüldüğünü, aslında Muhammed bin ʿAbd Allâh'ın âbid ve zâhid bir kimse olduğunu ifade etmişti.[10]

Kardeşlerinin daha sonra çıkardığı ayaklanmalar

İbrahim bin ʿAbd Allâh isyânı

Hemen akabinde olayların kanlı bir biçimde gelişmesi ve Abbâsîler’in gittikçe artan zulmü karşısında, Alevîler[3] yeni bir huruç hareketi başlattılar. Nefs’üz-Zekiyye’nin kardeşi “İbrahim bin ʿAbd Allâh” Ehl-i Beyt nâmına hilafeti ele geçirmek amacıyla İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe’nin de fetvâsını alarak, Abbâsîler aleyhine kendi hayatına mâl olan başarısız bir isyân girişiminde bulundu.[11]

Yahyâ bin ʿAbd Allâh isyânı

İkinci hicrî yüzyılın ortalarında Deylem’de yeni bir önderin yıldızının parladığı görüldü. Bu, Alevîler’in en mümtaz şahsiyetlerinden Nefs’üz-Zekiyye’nin diğer kardeşi olan “Yahyâ bin ʿAbd Allâh” idi.[3] H. 176 / M. 793 yılında hilâfetini ilân etti. Dehşetli bir telâşa kapılan Abbâsî Hâlifesi Hârûn er-Reşîd Bermekîler'den Fazl'ı Yahyâ'nın başlattığı ihtilâli bastırmakla görevlendirdi. Bermekîler ise, Alevîler'e son derece sevgi ve hürmet beslemekte ve Hârûn Reşîd’in Alevîler’e karşı yürütmekte olduğu zulüm ve baskı politikalarına şiddetle muhalefet etmekteydiler.[3][12] Sonunda Fazl, Hârûn Reşîd ile Yahyâ’yı barıştırmayı başardı. Bütün Haşimî hanedanının imzalarını taşıyan bir imân-nâme ile “Yahyâ bin ʿAbd Allâh” serbest bırakıldı. Fakat, daha sonra Hârûn Reşîd sözünde durmayarak Yahyâ'yı öldürttü.[13][14]

Kaynakça

  1. ^ Balcıoğlu, Tahir Harimî, Mezhep Cereyanları. Hilmi Ziyâ Neşriyâtı, Ahmet Sait Tab’ı, 1940.
  2. ^ Mekâtil'ût-Tâlibîyyûn, sahife 256..
  3. ^ a b c d e Not: Anadolu Alevileri ile karıştırılmamalıdır.
  4. ^ Firaq al-Shi’ah (The Shi'ah Groups), by Abu Muhammad al-Hasan bin Musa al-Nubakhti, pg.62, and Al-Maqalat wa al-Firaq, by Sa'ad Ibn Abdillah al-Ash'ari al-Qummi (ölümü: 301), sahife 76
  5. ^ Öztürk, Yaşar Nuri, İmâm-ı Â’zam Savunması, Şehid bir önder için Apolocya, – Ortak kaderli iki deha: Sokrat ve İmâm-ı Â’zam, Sahife 246, İnkılâp, İstanbul, 2010.
  6. ^ Müberred, Cilt III, sahife 1487-1501.
  7. ^ ʿİsâ ibn Mûsâ ibn Muhammed "el-İmâm" ibn ʿAli ibn ʿAbd Allâh ibn’ûl-‘Abbâs (Ölümü: M. 783/4)
  8. ^ İbn-i Esir, Cilt 5, Sayfa 251.
  9. ^ İbn Sa'd, et-Tâbakât: el-Mütemmim, Sahife 372-378.
  10. ^ TDV, İslâm Ansiklopedisi.
  11. ^ Meri-yü’t Tevârih, Cilt 1, Sayfa 212.
  12. ^ İbn-i Esîr, Cilt 6, Sahife 47.
  13. ^ İbn-î Esîr, Cilt 6, Sahife 50 ve 70.
  14. ^ Öztürk, Yaşar Nuri, İmâm-ı Â’zam Savunması, Şehid bir önder için Apolocya, – Sahabe ve tâbiûn nesline yapılan muameleyi zûlüm olarak gösterdi, Sahife 167, İnkılâp, İstanbul, 2010.


İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Ebu Hanife</span> Hanefî mezhebinin öncüsü ve imamı olan din bilgini

Ebû Hanîfe veya tam adıyla Ebû Hanîfe Numân bin Sâbit bin Zûtâ bin Mâh İslam dininin dört fıkıh mezhebinden birisi olan Hanefi mezhebinin kurucusu ve Sünni fıkhının en büyük üstâdlarından biri sayılan İslam fıkıh ve hadis bilgini. Asıl adı "Nu’man bin Sâbit" olup sevenlerince ismi "İmâm-ı Â’zam" unvanıyla birlikte anılır.

Zeyd bin Ali, Zeydiyye mezhebinin kurucusu, Tabiin'den fıkıh alimidir. İmam Hüseyin’in torunu ve İmâm-ı Zeynelâbidîn’in oğludur. Tam adı, Zeyd bin Zeynelâbidîn Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebû Tâlib’dir. Künyesi, Ebu’l-Hüseyin olup, kendisine Hâşimî ve Kureyşî nisbetleri de verilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">İsmaililik</span> İslâmın Şiilik koluna bağlı bir mezhep

İsmâilîlik, adını İsmâil b. Ca'fer es-Sâdık'tan alan Şii mezhebi.

<span class="mw-page-title-main">Mâlik bin Enes</span> Mâlikî mezhebinin kurucusu ve imamı olan din bilgini

Mâlik bin Enes, Mâliki mezhebinin kurucusu, müctehid ve muhaddis.

<span class="mw-page-title-main">Müsta'lîlik</span>

Mustâlîlik, Şiîliğin İsmâilîyye mezhebinin Mustâ‘lî fıkhını tâkip eden kolu.

Keysanîlik (Dörtçüler), Şiîlik'te Mehdî kavramını ortaya atarak ilk defa İmam unvanını kullanan; Ali bin Ebu Talib'den sonra sırası ile Hasan bin Ali, Hüseyin bin Ali ve dördüncü İmâm olarak da Ali bin Hüseyin (Zeyn el-Âb-ı Dîn)’in yerine Ali bin Ebu Talib’in Bânû Hânife Kâbilesi mensûbu Havlet bint Câ'fer’den olan oğlu Muhammed bin Hânifîyye'nin imâmlık ve Mehdiliğini kabullenen; temelleri "El-Muhtâr bin Ebû ‘Ubeyd'ûl-Lâh el-Sâkafî el-Thâifî" tarafından atılan ve daha sonra da kendi içlerinden Abbâsî Hâlifeliği’ni çıkaran ghulât (köktendinci) mezhep.

Abbâsîler devrinde Alevîler Hicrî 129 / Milâdî 747 yılında Ebû Müslim Horasânî’nin İmâm İbrahim tarafından bütün bu kıt’alar ile Irak dâîlerinin fiilen riyasetine tâyin edilmesiyle artık Türkistan’ın tamamı Şîʿa-i Bâtın’îyye adına hazırlanmış oluyordu. Ebû Müslim Horasânî’nin komutasında Emevîler aleyhine başkaldıran ihtilâl fırkalarının çoğunluğunu oluşturan Türkler, Abbâsîler’in kazandıkları başarılarda da en büyük pay sahibi olmuşlardı. Sonunda hilâfet mâkamı Türkler’in sağlamış olduğu destek sayesinde Abbâsîler tarafından ele geçirilmiş oldu. Fakat Şîʿa’nın fedâ ettiği bu kadar canlar, Ehl-i Beyt’e ait bir hakkın elde edilmesi için nehirler gibi akıtılan kanlar ve Ehl-i Beyt nâmına yapılan onca büyük fedâkârlıkların dahi Alevîlerin hilâfeti ele geçirmeleri için yeterli olamaması gönüllerde kapanmaz yaralar açtı. Abbâsîler’in ikinci halifesi olan Hâlife El Mansûr’un Türkler’e karşı takındığı hasmane tavırlar ve bilhassa Ebû Müslim Horasânî’in katli üzerine ihtilâlciler derhal fa’aliyete geçmek suretiyle “Mübeyyize” (Beyazlar) fırkasını oluşturdular.

Fâtımîler devrinde Alevîler Hicrî üçüncü asırda Afrika'da devam eden propagandalar neticesinde Fâtımîler'in yayılmaları da daha hızlı ilerlemekteydi. Doğudan batıya doğru durmadan akın eden Alevîler Ehl-i Beyt’in maruz kaldıkları haksızlıkları en feci bir tablo şeklinde tasvir ederek Afrika halkını şiddetli bir Alevîlik yandaşlığıyla Abbâsîler aleyhine teşkilâtlandırıyorlardı. İşte böyle bir ortamda “Ebû Muhammad Ubeyd Allâh el-Mehdi Billah ibn Razî ʿAbd Allâh” Rakkade kentinde hilâfet ilân ederek “Benî Merdar”, Cezâyir merkezli “Benî Rüstem Haricî Hanedânlığı” ve “Benî İdris Alevî Hanedânlığı” hükûmetlerini nihâyete erdirdi. Bu yoğun çalışmalar neticesinde istilâ hudutları da genişleyerek “Delta” kıt’asına kadar dayandı. Sonunda Mısır’ın “Mûiz’ed-Dîn Allâh” tarafından feth edilmesi üzerine Fâtımîler, olanca güçleriyle Abbâsî Hâlifeliği’nin kaşısına çok kuvvetli bir “Alevî Devleti” olarak dikilmeyi başardılar. Hicrî dördüncü asrın ortasında H. 358 / M. 969 tarihinde Kahire kenti inşa edilerek, sadece Şiîliğin eğitim ve öğrenimi maksadıyla meşhur “Ezher Medresesi” kuruldu. Sünnî Ulemâ tedrisattan men'edildiği gibi yeni şehir Kahire de Fâtımî Payitahtı olarak seçildi.

Emevîler devrinde Alevîler

Vech-î Dîn Nâsır-ı Hüsrev’in, İsnâ‘aşer’îyye Şiî'liğinin Câferî Mektebi yerine İsmailî Mektebi'nin rehberi mahiyetinde olup farklı İslamî-Bâtınî düşünce ve uygulamaları hakkındaki te'villerini muhteva eden bir eseridir.

<span class="mw-page-title-main">Muhammed bin İsmâil eş-Şâkir</span>

Muhammed bin İsmâil eş-Şâkir ya da Muhammed bin İsmâil el-Mektûm İsmail bin Ca'fer es-Sâdık'in oğlu ve İsmaililik Mezhebi'nin kurucusudur. Abbâsîler devrinde çeşitli Şîʿa fırkaları tarafından yönetime karşı gizli bir muhalefet hareketi tertip edilmekteydi. Bu muhalefet gruplarının arasında Ön-İsmâ'îlî topluluklarının destekçilerinin en tanınmışlarından olan “Mûbârek’îyye” adı verilen fırka da yer almaktaydı. İsmâ'îlî düşünce sistemine göre, İmâm Câʿfer es-Sadık ikinci oğlu olan İsmâil bin Câ'fer el-Mûbarek’i İmâmet’e veliaht olarak tayin etmişti. Bununla beraber, İsmâ‘îl'in babasından evvel ölümü üzerine bazıları onun gizlendiğini iddia ettiyseler de, Ön-İsmâ‘îlî fırkaları onun ölümünü kabullenerek İsmâ‘îl’in en büyük oğlu olan Muhammad bin İsmâ‘îl’i imâmları olarak tanıdılar.

El-Dâî'Kebîr Hâlife Hasan bin Zeyyid Tam adı: El-Ḥasan ibn Zeyyîd ibn Muḥammed ibn Ismā‘il ibn el-Ḥasan ibn Zeyyîd bin Hasan el-Mûctebâ bin Ali el-Mûrtezâ, el-Da‘î el-Kebîr, Ali el-Mûrtezâ'nın neslinden olup Taberistan'daki Alavîler Zeydî Hânedanlığı'nın kurucusu olmuştur. Deylem-Taberistan-Gürgan bölgesi ve Türkistan'da "El-Dâî’Kebîr Hâlife – İmâm Bil’Hâkk" nâmıyla ün salmıştır.

Hasan bin Zeyyîd bin Hasan Tam adı: Hasan bin Zeyyîd bin Hasan el-Mûctebâ bin Ali bin Ebâ Tâlib Merkedî. Hasan el-Mûctebâ'nın oğullarından olan Zeyyîd'in oğlu ve Hasan el-Mûctebâ'nın da torunudur. Hâlife El-Mansûr döneminde Medine valiliği yapmıştır. Aynı zamanda Taberistan Zeydî-Alevîler Hanedanlığı'nın kurucusu olan El-Dâî’Kebîr Hâlife – İmâm Bil’Hâkk Hasan bin Zeyyid'in dedesi olan Muhammed ibn İsmâ‘il'in de dedesidir.

Hasan bin Zeyd'ûl-Alevî, Seyyid Zeyd bin Ali el-Alevî'nin oğlu İmam Ali Zeyn el-Âb’ı-Dîn’in torunudur. 785 yılında Taberistan'da başlattığı hûruç hareketiyle nâm salmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Vâfî Ahmed</span>

Vâfî ʿAhmed , Câfer el-Musaddık ya da Ahmed el-Vâfî İmâmet 'na göre "Sekizinci" İsmâilîyye İmâmı. İsmâilîyye/Mustâlî/Davudî İsmailîlik i'tikadına göre "Sekizinci İmâm" (Vâfî Ahmed) ʿAbd Allâh bin Muhammed bin İsmâ‘il'dir.)

Hasan bin Ali el-Ûtruş, Hasan bin Ali el-Utrus ya da Sağır Hassan. En-Nâsser’ûl-Kebîr, En-Nâsır Li’l-Hâkk, En-Nâsır’ûl-Alevî, En-Nâsır Li-Dîn-il’Lâh, adlarıyla da anıldığı olur.

<span class="mw-page-title-main">I. Hasan (Haşhaşi)</span>

El-Kahir bin el-Môhtadî bi-Kuvvet'ûl-Lâh / bi-Ahkâmî'l-Lâh "Elemût Üçüncü Gizlenen imamı". Hicrî: 552-557 / M: 1157-1162 yılları arasında Elemûtlar-Nizârî Devleti hükümdârı ve Nizârî Bâtınî-İsmâ‘îl’îyye Mezhebi'nin Yirmi İkinci İmâm-ı Zamânı. Elemût kayıtlarındaki asıl adı "I. Hasan" ya da "Hasan-ı Evvel bin el-Muhammed bin Ali".

Meymun el-Kaddah Bâtınîliğin ve İsmâ‘îl’îyye mezhebinin, özellikle de Nizârî fıkhının gerçek kurucusu. Kur'an-ı Kerîm’in "te’vil" olarak nitelendirilen mecazî tefsirinin moda olduğu dönemlerde bu görevi en ciddi şekilde üstlenerek dinî bir felsefe akımının evrim sürecini başlatan şahsiyettir. Sözde oftalmolog ama gerçekte şüphesiz ok ve mızrakların saplarının üreticisi olan Meymûn el-Kaddâh, Beşinci İsnâ‘aşer’îyye İmmâmı Muhammed el-Bakır'ın Mekkeli müridlerindi ve oğlu ʿAbd Allâh ibn-i Meymûn'a Altıncı İsnâ‘aşer’îyye İmmâmı Câʿfer es-Sâdık'ın öğretilerini nakletmişti. Böylece baba-oğul İsnâ‘aşer’îyye-İmâmiye öğretisine kuvvetle vakıf olan şahsiyetlerdendi. Aslen Huzistan Eyaleti'nde Qūraǰ al-ʿAbbās'tan olup "Gnostik-Bardesanite-Düalist" inanç sahiplerindendiler. Ayrıca, mevcut inanç ve geleneklere kuvvetle muhalif, kışkırtıcı inanç ve i'tikat sahibi Ghulat-i Şîʿa'dan Ebû’l-Hattâb el-Esedî'nin öğretilerinin de takipçisiydiler. Aḵū Moḥsen'e göre oğul "ʿAbd Allâh ibn-i Meymûn" Karmatîlik öğretisinin gerçek atasıydı.

İbnü'r-Râvendî, Fars İslam âlimi, filozof ve yazardır. İslâm topraklarında yaşamış dehri filozoflardandır. Dehriyyun, İslâm felsefesindeki materyalizm anlayışıdır. Onun görüşlerine göre madde sonsuzdur. Yani yoktan var edilmemiştir. (Yaratılmamıştır) Her şey zaman içinde kendi kendine var olur. Dolayısı ile bir yaratıcı yoktur. Zamanın kendisi tanrıdır. Eleştirileri İsmâil’îyye ve Mu'tezile akımlarınca irdelenmiştir.

Müslüman ilahiyatçılar listesi