İçeriğe atla

Modernleşme teorisi

Modernleşme teorisi sanayileşmiş Batı toplumlarının ya da G-7 ülkelerinin sahip olduğu yapı, kurum, değer ve sistemlere sahip olmak amacı ile sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda gelişmekte olan ülkeler (GÖÜ) ve az gelişmiş ülkeler (AGÜ) tarafından yapılan tüm düzenlemelere modernleşme denir. Modernleşme teorisi ise gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gelişmeleri için, gelişmiş ülkelerin keşfettiği yöntemleri izleme dışında bir yolunun olmadığını savunan uluslararası politik ekonomi görüşüdür. Avrupa şartlarında ortaya çıkmış olan bu durum, modern olarak adlandırılırken, buna karşılık "modern olmayan" bir öteki yaratılarak "gelenek" adı verilmiştir. Batı Avrupa'da "Rönesans ve Reform Hareketleri" ile ortaya çıkmış ve Fransız İhtilali ile devam etmiştir. Temeline bakıldığı zaman, " eski rejime " düşünce yapısına ve inanç sistemine zıt olarak geliştirilen bir tepki olduğu görülebilir. Bu süreçte ortaya çıkan yönetim şekli, düşünce yapısı ve fikir akımları gibi bazı unsurlar eski düzenin değişme vakti geldiğinin habercisidir. Bu sayede eski rejim değişerek modern rejime geçildi. Modernleşme, sürekli olan bir değişimi, farklılaşmayı temel alan dinamik bir süreçtir. Bu sebeple modern insanlar arasında iletişim çok hızlı ve mesafeli bir duruma gelmiştir. Nüfusun artması ile birlikte artan iş bölümü, herkesin ayrı bir işlevi olması sebebi ile aralarında bir bağımlılık ilişkisi olan yapı anlamında farklılaşmış bir toplumu meydana getirmiştir.

Modern dediğimiz kavramın hangi zaman diliminde ortaya çıkmış olduğu ve ne tür özellikleri olduğu bilinmez iken, şu anda da devam eden bir tartışma konusudur. Ancak tahminlere göre bu kavramın tarihi XV. yüzyıllara kadar uzanmakta olduğu düşünülmektedir. Sosyoloji bilimi de, modern kavramının içinde bulunan belirsizliği analiz etmeye çalışırken ortaya çıkmış bir bilim dalıdır. Hakkında pek çok tanımlama yapılan " modern/modernlik " kavramı yeni bir dünya görüşünün doğmasına ve farklı, alışılagelmişin dışında bir yaşam tarzı ortaya çıkarmıştır. Yapılan veya yapılmaya çalışılan tanımların geneline baktığımızda aklımızda bu kavrama uyan bir düşünce belirmektedir. Modern/modernlik; sürekli bir ilerleme ve değişim halinde bulunan, rönesans ve reform hareketleri ile başlayan ve hala devam etmekte olan her türlü faaliyetler bütünü diyebiliriz. Ancak bu yorum da, diğer tüm yorumlar gibi tam olarak bu kavramı karşılayamamaktadır. Bir başka deyiş ile modernleşmeyi geçmiş ve geleceğimiz arasında bir köprü olarak görebiliriz. Geçmişimizden, bugüne kadar gelen ve daha uzun yıllarca, nesiller arası aktarımları sürmesi beklenen durum ve olaylara " gelenek " denilmektedir. Acaba modernleşme bir anlamda gelenektir diyebilir miyiz? Geleneğin sabit fikirlere dayalı, herhangi bir değişimden etkilenmeyen bir kavram olduğunu düşünmemek gerek. Bu durumda gelenek, bulunduğu zamandaki tüm şartlara göre şekil alabilen bir kavramdır.

Sekülerleşme

Modernleşmenin doğurduğu bir diğer kavram ise "Sekülerleşme"dir. Modernlik ile din ilişkileri üzerine kurulu bir kavramdır. Sosyoloji'de dine karşı olan temel yaklaşıma baktığımızda sekülerleşme ile karşılaşmaktayız. Bu çerçevede geliştirilmiş olan yaklaşımlar, dinin modern toplumdaki yerini belirten tartışmalar bulunmaktadır. Sosyoloji literatüründe "Sekülerleşme" kavramını ilk olarak Marx Weber kullanmıştır. Yine de temelleri Aydınlanma Dönemi'ne kadar dayanmaktadır. Kurucu sosyologların geliştirdiği bu yaklaşımlar, 1960'lı yıllara kadar dine karşı tutumlarında sosyologların temel belirleyicisi olmuştur. Aynı görüşleri ileri sürerek kurucu sosyologları takip eden, görüşlerini farklı yollar ile belirtme ve destekleme çabasında olan sosyologlar arasında Bryan Wilson, Karel Dobbelaere ve Steve Bruce gibi isimler öne çıkmıştır. Bu kişilerin hemfikir olduğu nokta, dinin her boyutta gerileyecek olmasını düşünmeleriydi. Ama 1960'lı yıllarda klasik "Sekülerleşme" paradigması şeklinde adlandırılan yaklaşımın eleştirilmesi için ilk adımlar atılmıştır. Hatta eleştirme ile kalmayıp "Sekülerleşme" yi sosyoloji literatüründen tamamen çıkarılması bile istenmiştir. 2000'li yıllarda ise din-modernlik tartışmalarını konu alan eski paradigma eleştirileri de açıkça ortaya konulmuştur. Eski paradigmayı beğenmeyerek geliştirilmiş olan yeni paradigma da tıpkı eski paradigma gibi birçok eleştiriye maruz kalmıştır. Bu yeni paradigmanın anlayışı ise din ve modernitenin sürekli bir etkileşim hâlinde olduklarını savunmaktadır. Kurucu sosyologlar tarafından temeli atılan "Sekülerleşme" kavramı üç farklı paradigma çerçevesinde gündeme getirilmiştir. Bu paradigmalardan birincisi olan "Klasik Sekülerleşme Paradigması" modernite ile din karşıtlığını ele almaktadır. Genel olarak tanımlamak gerekirse Klasik Sekülerleşme tezi; modernleşmenin gelişmesi ile birlikte dinin elinde bulunan otoritesinin her açıdan gerileyeceği ve sonunda da yok olacağı öngörüsünde bulunmaktadır. Batılı bilim insanlarının pek çoğunun benimsemiş olduğu bu öngörüye sebep olan ideolojik bakış açıları olmuştur. Bununla birlikte dinin gerilemesine neden olacak sebeplerden biri de bilim olarak görülmüştür ve sekülerleşme için geri dönüşü olmayan bir yol olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, bu sürecin sadece Hristiyanlığı değil, Yahudilik ve İslamiyet gibi diğer büyük çapta inananı bulunan dinleri de kapsayacak olması düşüncesinde olan öngörüler de bu paradigmanın iddiaları arasında yer almaktadır. Bu paradigmayı savunan sosyologlar hipotezlerini desteklemek amacıyla kiliselere olan rağbetteki düşüşü göstermişlerdir. Klasik sekülerleşme tezinin argümanlarını kabul etmediklerini belirterek 2000'li yıllarda yeni bir paradigma ortaya cıkmış ve geliştirilmiştir. Yeni paradigmaya göre, bulunan veriler insanlık için vazgeçilemez bir unsur olan dinin, moderniteye rağmen varlığını koruyacağını ve devam ettireceğini göstermektedir. Kurumsal dine göre meydana gelen gerileme (özelde kiliseye olan rağbet durumu), dinin gerilediğini düşündürmektedir. Klasik sekülerleşme paradigmasının belli bir sisteme sahip olmadığı gerekçesi ile bir 'ideoloji' olarak nitelendiren Jeffery Hadden aynı zamanda kurumsal anlamda dinin gerilemiş olduğu yerlerde yeni dini hareketlerin yükselişe geçmesini ve reformların, devrimlerin olduğu topluluklarda din ile bunlar arasında çıkan tartışmayı klasik sekülerleşme paradigmasını yalanlayan olgular olarak değerlendirmiştir. Daha önce incelediğimiz iki paradigma, din ve modernite arasındaki ilişki açısından birbirlerine zıt kutupları ifade ediyordu. Geliştirilmiş olan son paradigma ise üzerinde çalıştığı yaklaşımla bu zıtlığa son vermiş ve bir sentez formu ortaya atmıştır. Bu yaklaşıma göre modernite ve dinsellik birbirlerine zıt kavramlar değildir, her iki olgu da aynı anda bir arada bulunabilmektedir. Eklektik paradigma birlikte, din ve modernite arasındaki etkinin varlığını temel almaktadır. Modernleşme-din ilişkileri kapsamlı olarak ele alınmaya başlaması 2000'li yıllara gelmeden önce gerçekleşmiştir. Sekülerleşme paradigmalarının geldiği son noktaya bakarsak, artık dinin varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğine dair tartışmalar yerini, dinin varlığını sürdürürken siyasal, sosyal, ekonomik vb. gibi süreçlerle bulunduğu etkileşme de ortaya çıkan yeni formların niteliği üstündeki tartışmalar doldurmuştur. Sekülerleşme paradigmaları üzerine çıkan ilk tartışmalarının ilk ortaya çıktığı dönem eski paradigma kapsamında görüşlerini belirten Peter Berger de, son yaptığı işlerde yeni paradigma doğrultusunda bir yaklaşımda bulunmuş ve bunu geliştirmiştir. Aynı şekilde bir başka sosyolog olan Oswalt, dini kuruluşların da diğer seküler kuruluşlar gibi işlevleri olduğunu vurgulayarak, bundan sonra yapılacak olan şeyin din, sekülerleşme ve kültürel formların, karşılıklı iletişim kapsamında aynı düzlemde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Dinler; sosyal yapı, maddi kültür, kültürel sistemler ve bireylerle sürekli ilişki içindedirler. Bu yüzden dinin kavramları değişmeye müsait olan bir yapışı vardır ve dinin değişkenlik gösteren bir unsur olduğunu unutmayarak ele alınması zorunludur. Bu bilgiler modernleşme ile beraber dinin de hala aktif bir şekilde hayatına devam ettiğini, toplumun siyasal, ekonomik, sosyal vb. boyutları ile iletişim hâlinde olan, bu şekilde bir yandan dinin, kendisinin devamlı bir değişim sürecinde olduğunu, bir yandan ise geleneğin baştan üretim sürecinde aktif ve etkili bir unsur olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak; Modernleşme Kuramı, Aydınlanma Dönemi'nin sonrasında Avrupa'nın içinde bulunmuş olduğu durumu anlamaya çalışırken ve çıkan sorunları, çözmeye çalışmaları 'geçmişten (gelenekten) kaçış', 'geçmişi (geleneği) kötüleme' ve 'modern (yeni) olanı yüceltme' şekilleriyle sonuçlar vermiştir. Fakat ortaya çıkan bu sonucun sosyal gerçekliklerle uyum sağlanmadığı, hali hazırdaki sorunların çözümü için bir farklı yöntem özelliği taşımadığı, zamanla anlaşılmış ve ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla insanlar ve kültür tarihi için başlı başına hoş bir sayfadan ve bu sayfanın geçmişten tamamen temizlenerek yazılacak olmasından söz dahi etmek mümkün değildir. Bilimsel tartışmalarda 'modern' olanın ne olduğu hakkındaki düşünceler dahi ortak değildir. Bu şekilde bir konuda 'modern' karşısında farklılaştırılan, yokmuş gibi davranılmaya çalışılan bir 'gelenek' kavramından bahsedilemez. Bu husus ne modernliğin ileri gelenlerinden olarak kabul gören Batı Avrupa toplumları, ne de 'Modern Kimliğin' devamı olduğu ileri sürülen Amerikan toplumlarında bu zıt kutuplu eleştiriye ilişkin sosyal olarak hiçbir gerçekliğe rastlanmamaktadır. Toplumların yaşamış olduğu ve halen içinde bulundukları sosyo-kültürel tarihi zaman, doğasında bulunan eklemlenme ve devamlılık ile devamlı karşımıza çıkmaktadır. Bu devamlılık öyle bir devamlılıktır ki, maddi-manevi kültür içinde devam eden bir akışa sahiptir. Dolayısıyla gelenek; bir toplulukta hayalî ya da gerçek geçmişi ile hareket eden, edindiği deneyimlerin bir ürünü olduğu için şahsına güvenilen, modernizme ayak uydurabilme kapasitesine sahip, bu sayede nesiller arası aktarımlar ile varlığını devam ettiren, inançlar, değerler, semboller, normlar ve ritüellerle etkileşim pratikleri bütünü gibi tanımlanabilir.

Kaynakça

Aysoy, Mehmet. Geleneksel Sonrası Toplum Üzerine, İstanbul: Açı Kitaplar, 2003.

Bauman, Zygmunt. In Search of Politics, Polity Press, 2000.

Bauman, Zygmunt. Modernlik ve Müphemlik, (çev.) İsmail Türkmen, İstanbul: Ayrıntı Yay., 2003.

Bendix, Reinhard. "Tradition and Modernity Reconsidered", Comparative Studies in Society and History, Vol. 9, No. 3, (Apr., 1967), Cambridge Univesity Pres, pp. 292–346. http://www.jstor.org/stable/177869 (ulaşım 17/12/2008).

Berger, Peter / Brigitte Berger. Sociology: A Biographical Approach, Penguin Books, 1981, s. 27.

Berger, Peter L. "Sekülerizmin Gerilemesi", Sekülerizm Sorgulanıyor, (der. ve çev.) Ali Köse, İstanbul: Ufuk Kitapları,, 2002.

Berger, Peter L. "Dinin Krizinden Sekülerizmin Krizine", Sekülerizm Sorgulanıyor, (der. ve çev.) Ali Köse, İstanbul: Ufuk Kitapları, 2002.

Berman, Marshall. Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İstanbul: İletişim Yayınları, 1994.

Cevizci, Ahmet. Felsefe Sözlüğü, İstanbul: Paradigma Yay., 1999.

Çetin, Halis. "Ezelden Ebede Kadim Bilgeliğin Kutsal Yolculuğu: Gelenek", Muhafazakâr Düşünce Dergisi, Kadim Bilgeliğin Kutsal Yolculuğu Gelenek, Yıl 1, Sayı 3, Kış 2005.

80 | The Journal of Kırıkkale Islamic Sciences Faculty

Davie, Grace. Religion in Britain Since 1945: Believing Without Belonging, Oxford: Blackwell, 1999.

Eisenstadt, S.N. "Multiple Modernities", Daedalus, Winter, 2000.

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Sosyoloji</span> toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı

Sosyoloji veya toplum bilimi, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. Toplumsal (sosyolojik) araştırmalar sokakta karşılaşan farklı bireyler arasındaki ilişkilerden küresel sosyal işleyişlere kadar geniş bir alana yayılmıştır. Bu disiplin insanların neden ve nasıl bir toplum içinde düzenli yaşadıkları kadar bireylerin veya birlik, grup ya da kurum üyelerinin nasıl yaşadığına da odaklanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Émile Durkheim</span> Fransız toplum bilimci (1858 – 1917)

Émile Durkheim, Fransız sosyolog, sosyolojinin kurucularından sayılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Eğitim sosyolojisi</span> EĞİTİM

Eğitimsel toplum bilimi, eğitim kurumlarını ve okullaşma ile modern endüstri toplumlarında okullaşma sistemlerini, ‘okul ile toplumsal yapı arasındaki ilişkileri konu alan, eğitim kurumunun toplumun diğer büyük kurumsal düzenleriyle, yani iktisat, politika, din vb. ile olan ilişkilerini sosyolojinin yöntemleri ve bakış açısıyla araştıran sosyoloji dalı.

<span class="mw-page-title-main">Jürgen Habermas</span> Alman felsefeci/felsefe profesörü, sosyolog ve siyaset bilimci

Jürgen Habermas, Alman felsefeci/felsefe profesörü, sosyolog ve siyaset bilimci. Müzakereci demokrasinin babası olarak bilinir.

Postmodernizm, modernizmin sonrası ve ötesi anlamında bir tanımlama olarak kullanılmaktadır ve modern düşünceye ve kültüre ait temel kavram ve perspektiflerin sorunsallaştırılmasıyla ve hatta bunların yadsınmasıyla birlikte yürütülmektedir. 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkan postmodernizm; mimari, felsefe, edebiyat, resim gibi alanlarda kendini göstermiştir.

<span class="mw-page-title-main">Din sosyolojisi</span> sosyolojinin bir dalı

Din sosyolojisi, dini kurum ve dini yapılanmaları, dini temalarla toplumsal yapı arasındaki ilişkileri ve dinin toplum, toplumun din üzerindeki etkilerini araştıran bilimsel bir disiplindir. Din sosyologları toplumun din üzerinde dinin toplum üzerindeki etkilerini bir başka deyişle toplum ve din arasındaki diyalektik ilişkiyi açıklamaya çalışır.

Üretim faktörleri, bir ürünün ortaya çıkabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Klasik endüstri teoreminde 3 tane olan faktörler, zamanla güncellenerek dördüncü faktör farklı bakış açılarına göre eklenmiştir. Bu bakış açıları arasında Marksizm, NeoKlasik ekonomik yaklaşım veya ekolojik ekonomi gibi kavramlar sayılabileceği gibi, yükselen bir trend olarak bilgi ekonomisi kavramı da sayılabilir.

<span class="mw-page-title-main">Sekülerizm</span> Akıl ve mantığı esas alan örgütlü bir toplum yaratmayı amaçlayan düşünce akımı

Sekülarizm veya sekülerizm; toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki hareket. TDK, sekülerizm kavramına karşılık olarak dünyacılık sözcüğünü önermiştir. Sekülerizm, din merkezli veyahut dinî öğeleri sosyal, hukuki ve siyasi anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları sosyal, hukuki ve siyasi kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlar. Çok geniş bir terim olan sekülerizm, içinde birçok farklı akım, tür ve teori barındırır. Seküler kelimesi, dünyevi veya çağa uygun olanı belirtir ve dünyanın nesnel hâlinin göz önünde tutulması demektir. Latince çağ anlamına gelen Saeculum sözcüğünden İngiliz dili için türetilen Secularism (Sekülerizm) Türkçeye laiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme olarak üç farklı terimle çevrilebilmektedir. Fransa'da laiklik için Laïcité (Laicisme) terimi kullanılmaktadır. Bu terim, somut ve bilimsel olan ile soyut ve dinsel olanın birbirine karıştırılmamasını ifade etmektedirler.

Modernite, Avrupa'da yaklaşık olarak 17. yüzyıl civarında ortaya çıkan, zamanla tüm dünyaya yayılan toplumsal değerler sistemine ve organizasyonuna verilen isimdir. Genel anlamda gelenek ile karşıtlık ve ondan kopuşun; bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarının tamamındaki dönüşümü ya da değişimidir. Anthony Giddens'a göre moderniteyi özgün yapan niteliklerinden biri devamsızlık özelliğidir. Marxist felsefeye dayalı tarihsel materyalizme dayanan bu düşünceye göre özellikle modernite öncesi ile modernite arasında oldukça belirgin bir kırılma söz konusudur. Modernite, toplumsal ve bireysel hayatın her aşamasını hem derinden, hem de geniş bir açıdan sarsmış ve değiştirmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Marshall Berman</span> Amerikalı filozof (1940 – 2013)

Marshall Berman, Amerikalı hümanist, marksist ve teorisyendir. City University of New York'ta(en) siyaset teorisi ve şehir sosyolojisi derslerini verdi. The Village Voice dergisinde düzenli olarak yazmaktaydı.

<span class="mw-page-title-main">Batı felsefesi</span>

Batı felsefesi, Antik Yunan'dan başlayıp günümüze kadar gelen Batılı felsefe tarihi anlayışı. Özellikle Avrupa'nın ve batı olarak adlandırılan dünyanın 19. yüzyıl'da felsefe tarihini yazarken kategorize ettikleri düşünce geleneği Batı felsefesi olarak adlandrılır. Platon'dan başlayıp modern zamanlara uzanan belirli bir felsefe yapma tarzı batı felsefesinin ayırıcı özelliği, daha ayrıcalıklı özelliği olarak anlaşılır. Bu eğilim genel bir yaklaşımla "Doğu'da felsefe yoktur" savını ileri sürer. Antik Mısır, Mezopotamya, İran, Çin ve Hint kültürleri tarih olarak çok daha eski olmalarına ve buralarda yaşayan insanların belirli düşünce geleneklerine sahip olmalarına rağmen, Batı felsefesi Antik Yunan dönemiyle birlikte başlatılır ve bunlar dışta bırakılır. Doğu felsefesi, Hint ve Çin felsefeleri dahil olmak üzere çok önceleri başlamıştır, bu gelenekler etkileşimlerle sürekli varlıklarını devam ettirmişlerdir, ancak Batı felsefesi bu gelenekleri felsefe-dışı sayma yönelimindedir. Felsefe tarihi kitapları, genel bir eğilim olarak, MÖ 500'lerden başlayarak bugüne kadar, batı olarak addedilen bölgelerde ve batılı düşürlerce ortaya konulan felsefe yapma geleneği Batı felsefesi olarak görülür.

<span class="mw-page-title-main">19. yüzyıl felsefesi</span>

19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür. Fransız felsefesinde bir yanda Charles Fourrier, Pierre-Joseph Proudhon, Claude Henri de Saint-Simon gibi reformcu düşünürler; öte yanda da August Comte ile pozitivizmin belirginleştiği görülür. Tarihçi Tocqueville ile sosyolog ve düşünür olan Emile Durkheim'ı da buraya eklemek gerekir.

<span class="mw-page-title-main">20. yüzyıl felsefesi</span>

20. yüzyıl felsefesi, 19. yüzyıl sonlarından başlayıp günümüze kadar gelen ve devam eden düşünce geleneklerini ve felsefi akımları kapsar. Her çağın felsefesinin kendi toplumsal, kültürel ve siyasal koşullarıyla etkileşimli olduğu gibi, 20. yüzyıl felsefesi de kendi siyasal ve toplumsal gelişmelerinden etkilenmiştir. Çağın siyasal olayları, kültürel ve teknolojik gelişmeler, bilimsel alandaki yeni sonuçlar, ortaya çıkan yeni düşünce eğilimlerinin hepsi 20. yüzyıl felsefesinde görülen bilime yönelik sorgulayıcı yaklaşımların, aklın sorgulanması girişimlerinin, dile yönelik ilginin, özne kavramı üzerinde yürütülen tartışmaların, zihin problemlerinin, yeni bir boyut kazanan bilgi sorununun, cinsellik soruşturmasının, yabancılaşma ve iktidar sorunsalının arka planını oluşturmaktadır. Bu çağın düşünürlerinin çoğunluğu bir şekilde çalışmalarında çağın kuramsal sorunlarını dillendirmiş ve yanıt arayışında olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Anthony Giddens</span> İngiliz Sosyolog, Toplumbilimci

Anthony Giddens, İngiliz toplumbilimcidir.

Etnik grup veya etnisite, kendilerini diğer gruplardan ayıran ortak nitelikler temelinde birbirleriyle özdeşleşen bir grup insandır. Bu nitelikler, ikamet ettikleri alanda ortak gelenekler, soy, dil, tarih, toplum, kültür, ulus, din, fiziksel farklılıklar veya sosyal özellikleri içerebilir.

<span class="mw-page-title-main">Georg Simmel</span>

Georg Simmel, Ferdinand Tönnies ile birlikte Alman Sosyolojisi'nin kurucularından biri olan sosyolog, filozof ve eleştirmen.

Ulus ya da Millet çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, ülkü, duygu, gelenek ve görenek birliği olan insanların oluşturduğu topluluk. Milleti etnik gruptan ayıran şey, daha politik olmasıdır. Etnik milliyetçiler milleti etnisite ile aynı anlamda kullanırlarken, sivil milliyetçiler ise milleti anayasal bir şekilde kullanırlar, kültürel milliyetçiler ise milletin tanımını gelenek ve görenekle belirlerler.

Karel Dobbelaere,, Belçikalı din sosyoloğu ve akademisyen. Dobbelaere, Belçika'da Antwerp Üniversitesi'nde ve Leuven Katolik Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapmaktadır. Uluslararası Din Sosyolojisi Derneği'nin geçmiş dönem başkanı ve genel sekreteridir.

<span class="mw-page-title-main">Sosyoloji tarihi</span>

Sosyoloji; bilimsel bir disiplin olarak öncelikle, aydınlanma düşüncesinin yanı sıra, Fransız Devrimi'nden kısa bir süre sonra pozitivist bir toplum bilimi olarak ortaya çıktı. Sosyoloji oluşumu, modernite, kapitalizm, kentleşme, rasyonalizasyon, sekülerleşme, sömürgeleştirme ve emperyalizm gibi konulara tepki olarak ortaya çıkan bilim felsefesi ve bilgi felsefesindeki çeşitli kilit hareketlere borçludur.

Mysore Narasimhachar Srinivas (1916-1999) Hint sosyolog.