İçeriğe atla

Mankurtlaştırma

Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel romanına göre oluşturulmuş kukla oyunu. Roman, 1953'te sonsuz Kazak bozkırlarında küçük bir istasyon köyüne atılan ailenin hayatına dayanmaktadır.

Mankurtlaştırma, bir dış gücün içerideki egemen sınıfla işbirliği yaparak ülkenin eğitim ve kültür politikalarını milletin aleyhine değiştirerek, ulusal kimliğinden uzaklaştırma, kendi toplumuna ve kültürüne yabancılaştırma, bilinçsizleştirme ve sömürüye açık hale getirme, sonra da yardım ediyormuş kanaati yaratarak toplumun zihnini yeniden kurgulayıp sömürgecilerin zihinsel kölesi durumuna getirmek için milleti kendi değerlerine düşman etmeyi anlatan sosyokültürel bir kavramdır.[1]

Cengiz Aytmatov’un ‘‘Gün Olur Asra Bedel’' isimli romanında geçen bir efsanede barbar Juan-Juanlar'ın Orta Asya bozkırlarını işgal ettikleri dönemde, tutsaklarına korkunç işkenceler yaptığı, bu işkence yönteminin insanların hafızasını yitirmesine, deli olmasına sebep olduğu anlatılmıştır. Mankurtlaştırma olarak tanımlanan bu yöntemde barbar Juan-Juanlar, önce esirin başının kazınıp, saçlarının tek tek kökünden çıkardıkları, daha sonrasında taze kesilmiş devenin derisinin en kalın yeri olan boyun kısmının esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sarıldığı anlatılmıştır. Efsaneye göre bu işkenceye maruz kalan tutsaklar ya ölür ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir mankurt yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bir mankurt kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını çocukluğunu bilmezmiş.[2]

Gün Olur Asra Bedel kukla oyunu performansı

“Ana-Beyit mezarlığının bir efsanesi, Juan-Juanlar’ın bozkırı işgal ettikleri çağlara dayanan bir hikâyesi vardı: Sarı-Özek'i işgal eden Juan-Juanlar tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu ülkelere köle olarak satarlarmış. Satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-Juanlar’ın yaptığı işkenceleri anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esirlere yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esirin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deve yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Böylece sarılan deri, bugün yüzücülerin kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Buna "deri geçirme işkencesi" derlermiş. Böyle bir işkenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir «mankurt» yani geçmişini bilmeyen bir köle olurmuş. Bundan sonra, deri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, elleri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece birkaç gün bırakırlarmış.”[3]

Günümüzde bireyleri ve toplumları mankurtlaştırmak için Aytmatov'un romanındaki gibi fiziksel bir işkence yapmaya gerek yoktur, geçmişe ait hafızasını silmek, efendisinin sözünü kesinlikle uygulanması gereken bir emir haline getirmek mankutlaştırma için yeterlidir.[4]

Modern mankurtlaştırma

Günümüzde bireylerin ve toplumların mankurtlaştırılmasında ateş suyu etkisine sebep olan nedenler şu şekilde sıralanmıştır:[1]

  1. Alkol ve Uyuşturucu Bağımlılığı: Emperyalistler sömürgeleştirmek istedikleri ülkelerde bireyleri maddelerin etkisiyle uyuşturarak, düşünmekten uzaklaştırırlar ve böylelikle o ülkeyi daha kolay sömürgeleştirmeyi, mankurtlaştırmayı başarırlar.
  2. Kültürsüzleştirmek: Emperyalistler mankurtlaştırdıkları bireyleri kullanarak hedef ülkelerin medya araç gereçleri ile o ülkenin ananelerine ters düşen durumları vatandaşlarına yansıtmakta ve bir süre sonra vatandaşların kendi örf, adetlerine ters düşen durumların normalleşmesini ve bireylerin bu yeni durumları benimseyerek kendi kültürel değerlerinden uzak davranışlarda bulunmasını sağlarlar. Bunun bir diğer adı kültür emperyalizmidir.
  3. Yabancı Dilde Eğitim: Emperyalist güçler kendi dillerini hedef ülkelere pazarlayarak o ülkedeki toplum bireylerini ana dillerine yabancılaştırmayı amaçlarlar. Mankurtlaştırılması amaçlanan ülkelerse, bu yabancı dilleri ülkelerinin en seçkin okullarında kullanmaktadır. Böylelikle kendi yetişmiş insan gücünün yabancılara hizmet etmesine, dilini konuştukları ülkelerden kültür/yozlaşma ithal etmesine ve bireylerin o ülkelerde yaşama hayalleriyle çırpınmasına sebebiyet vererek mankurtlar yetiştirmektedir.
  4. Cinselliğin Yozlaştırılması: Kültürel bozulma ile birlikte edebiyat, sinema, televizyon, gazete ve dergilerde cinsel açlık duygusu yaratılmakta, insanların odak noktası cinselliğe çekilmeye çalışılmakta, evlilik sistemi basitleştirilerek farklı cinsel arayışlara sebebiyet verilmektedir. Böyle bir ortamda enerjisini cinsellik düşüncesine harcayan bireyler mankurtlaştırıldıklarını fark dahi etmemektedirler.
  5. İdeoloji ve Kavramların Saptırılması: Mankurtlaştırıcılar olaylara bütüncül açıklamalar getirerek bireyi bilinçlendiren, ilkeler koyan ve hedef gösteren ideolojileri tam tersi bir işleve büründürüp, sorunlara doğru saptama yapanların seslerini kısıp, yanlış amaçlar üzerine kurulmuş ideolojiler oluşturmaktadırlar. Bu ideolojilerin belirlediği hedeflerin ülkesel sorunları çözeceğine inanan samimi insanlar ise beyhude bir uğraş içinde sorunların daha kötüye gidişini izlerler.
  6. Bilimsel Bilgiden Uzaklaştırma: Mankurtlaştırılan toplulukların bilimsel bilgi yerine bilimdışı, gündelik, dinsel ya da örgütlenmemiş bilgilere başvurdukları; algıları ve olayları açıklarken, kulaktan dolma bilgileri veya falcılar, medyumlar ya da şarlatanlardan edindiklerini kullandıkları bilinmektedir. Eğitimsiz, bilimsel bilgiden uzaklaşmış toplumların kararları başkaları/ mankurtlaştırıcıları tarafından verilir.
  7. Mürtecilik ve Teokültürel Taciz: Hedef ülkede din konusu üzerinden tartışmalar çıkarılarak dinbaz ve dine karşı kesimlerin ortaya çıkması ve aynı ülkenin evlatlarının kavgaya tutuşması üzerinden fayda sağlamak mankurtlaştırıcı güçlerin izlediği bir yoldur.
  8. Yapay Gündem: Mankurtlaştırıcı güçler bir takım medya toplumunu kullanarak insanları bilgilendirmekten ziyade biçimlendirme siyaseti izlemektedir. Bu sayede futbol, evlenme programı, yemek, magazin ya da benzeri programlarla toplumun düşünmesini engellerken; yabancı veya yerli dizilerle, çizgi filmlerle insanları kendilerine, yaşam biçimlerine, kültürlerine yabancılaştırmakta yapay gündemlerle/tartışmalarla ise düşünebilen bireylerin algılarını mühim konulardan uzak tutmaya çalışmaktadır.
  9. Tarihi Çarpıtmak: Mankurtlaştırıcılar hedef ülkelerde, tarih öğretiminde zaferlerin yerine hüsranların öğretilmesini, anlatılmasını istemektedir, bu yöntemle toplumdaki bireylerin olumsuz benlik kavrayışı benimsemesini, öğrenilmiş çaresizlik yaşamasını hedeflemektedirler.
  10. Kızılelmasız/Ütopyasız bırakma: Ülkelerin vizyon ve misyon sahibi olması, kızılelma gibi hayalleri olan insanların o ülkede yaşaması ile mümkündür. Hayal kuran topluluklar o hayallere ulaşmak için kendilerine hedefler belirler, o hedeflere ulaşmak için çaba sarf ederler. Mankurtlaştırıcı güçler çeşitli yöntemlerle hedef ülkenin fertlerinin ülkelerinin geleceğine yönelik olumlu hayaller kurmasını, bu hayalleri için çabalamasını engelleyerek hedef ülkenin ilerlemesine engel olur.
  11. İnsanı Yalnızlaştırma: Mankurtlaştırıcılar toplumun sosyal, siyasal, kültürel, milli bağlarını kopararak ve toplumları bölerek insanların yalnızlaşmasına sebep olmaktadırlar. Böylelikle toplumların psikolojik sıkıntılarının ve antidepresan türü ilaçların kullanımının artmasına; yetişmiş insan gücünün donuklaştırılmasına; üretimden ve milli sorunlar hakkında düşünmekten uzak kalmasına sebebiyet verirken ihraç ettikleri ilaçlar ile zenginliklerine zenginlik katmaktadırlar.

İlgili maddeler

Kaynakça

  1. ^ a b Çınar, İkram (Nisan 2018). Neden ve Nasıl Mankurtlaştırılıyoruz?. İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık. s. 18. ISBN 978-975-255-487-0. 
  2. ^ Aitmatov, Chingiz. (2001). Gün olur asra bedel. Özdek, Refik. Beyoğlu, İstanbul: Ötüken. ISBN 975-437-053-2. OCLC 51296991. 
  3. ^ Gün Olur Asra Bedel. Cengiz Aytmayov. s. 142. 
  4. ^ "Tanrı Dağları'nın Karlı Doruklarından Aral Gölüne Akan Irmak; Cengiz Aytmatov". Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi (24). Ramazan Durmaz. 2007. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Sosyoloji</span> toplumun oluşum, işleyiş ve gelişim yasalarını inceleyen bilim dalı

Sosyoloji veya toplum bilimi, toplum ve insanın etkileşimi üzerinde çalışan bir bilim dalıdır. Toplumsal (sosyolojik) araştırmalar sokakta karşılaşan farklı bireyler arasındaki ilişkilerden küresel sosyal işleyişlere kadar geniş bir alana yayılmıştır. Bu disiplin insanların neden ve nasıl bir toplum içinde düzenli yaşadıkları kadar bireylerin veya birlik, grup ya da kurum üyelerinin nasıl yaşadığına da odaklanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Michel Foucault</span> Fransız filozof (1926 – 1984)

Michel Foucault, Fransız filozof, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog, psikolog ve sosyolog.

<span class="mw-page-title-main">Aile</span> aralarında yakın akrabalık bağı bulunan kişiler grubu

Aile veya ocak, toplumun en küçük birimi olarak kabul edilen sosyal bir yapı. En küçük, yani "çekirdek" olarak adlandırılan bir aile; baba, anne ve çocuklardan oluşur.

<i>Gün Olur Asra Bedel</i> Kırgız yazar Cengiz Aytmatovun 1991 yılında yayınladığı roman

Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Aytmatov'un bir romanıdır. Roman, geleneklerini korumaya çalışan insanları anlatır. Komünizm sırasında yaşanan anılar, insanların kutsal saydığı şeylerin yok sayılması, aşkın sorgulanması romanın değindiği konulardır. Komünizm materyalist düşünce yapısı ile hayata bakmış, cenneti dünyaya getirmeye çalışmıştır. Elbette bunun içinde cennet var olsun ya da olmasın insanlara yaşadıkları cehennemi değiştirmenin kendi ellerinde olduğunu anlatma çabası içinde olmuştur. Kitaba kısaca mankurtlaşma ile geleneklerini koruma arasındaki insanların hikâyesi de denebilir.

Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi...

Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi.

Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı.

Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi...

Çocuk, bebeklik ve ergenlik çağları arasındaki insan. Genellikle konuşma ve yürüme kabiliyetleri kazanıldıktan sonra çocukluğun başladığı; cinsel gelişimin başladığı ergenlik dönemi ile birlikte çocukluk döneminin bittiği kabul edilir. Ama bu tanımlamalar görecelidir ve kesin sınırları yoktur. Birleşmiş Milletlerin raporlarında 0-18 yaş arasındaki insanlar çocuk kabul edilirler. Bunun haricinde çocuk kelimesi sıklıkla evlat anlamında da kullanılır.

Ekonominin genelde bağlı olduğu alan tarih boyunca, zaman ilerledikçe değişiklik göstermiştir. Yerleşik hayata geçilmesiyle başlayıp gelişen tarım etkinlikleri "Tarım Toplumu"nu doğurmuş; makineleşme, fabrikalaşma gibi gelişmelerle, yani sanayi devrimi ile birlikte de "Sanayi Toplumu" kavramı ortaya çıkmıştır. Son dönemlerde hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojileri ise "Bilgi Toplumu" kavramının varlığına sebebiyet vermiştir.

Ütopya; aslında olmayan, tasarlanmış ideal toplum.

Mankurt, Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen bilinçsiz köledir. Kökeni Orta Asya'ya dayanan bu yönteme ise ''mankurtlaştırma'' denir. Mankurt haline getirilmek istenen kişinin önce başı kazınır, ardından başına ıslak bir deve derisi sarılır ve elleri kolları bağlı bir şekilde Güneş altında bırakılır. Deve derisi kurudukça gerilir. Gerilen deri, başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek kişinin aklını yitirmesine neden olur. Böyle bir kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgusuzca yapan bir köleye dönüşür.

<span class="mw-page-title-main">Aktivizm</span> Toplumda algılanan daha büyük bir iyiye doğru değişim yaratma çabaları

Aktivizm, aksiyonizm veya etkincilik, toplumsal değişme ya da politik değişiklik meydana getirmek için kasıtlı bir biçimde yapılan eylem olarak tanımlanabilir. Bu eylem çelişmeli tartışmalarda taraflardan birini desteklemek ya da muhalefet etmektir.

<span class="mw-page-title-main">Totalitarizm</span> diktatörlükvari yönetim şekli

Totalitarizm, tüm yetkilerin merkezîleştirildiği, devlete ve hükûmet yöneticilerine mutlak itaat beklendiği diktatörlükvari yönetim biçimidir. Totalitarizm ile yönetilen devletler totaliter devlet olarak bilinir. Totalitarizmde bireysel özgürlüklere izin verilmez ve bireyin yaşamının tüm alanları devlet kontrolüne bırakılır.

Şiddet, bir kişi veya gruba yönelik; mağdurun bedensel bütünlüğüne, mallarına veya simgesel ve kültürel değerlerine zarar verecek şekildeki her türlü davranıştır.

<span class="mw-page-title-main">C. Wright Mills</span> Amerikalı toplumbilimci (1916 – 1962)

C. Wright Mills, Amerikalı sosyologdur.

<span class="mw-page-title-main">Savaş tutsağı</span> silahlı bir çatışma sırasında veya hemen sonrasında savaşılan bir güç tarafından gözaltında tutulan kişi

Savaş tutsağı veya savaş esiri, silahlı bir çatışma sırasında veya sonrasında, rakip taraf tarafından canlı şekilde ele geçirilen ve gözaltında tutulan asker veya askerlerdir. "Savaş esiri" kavramının kullanıldığı en eski kaynak 1610'a kadar uzanmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">D. H. Lawrence</span> İngiliz, romancı, şair ve deneme yazarı (1885–1930)

David Herbert Richards Lawrence, İngiliz, romancı, şair ve deneme yazarıdır.

Ekonomik sistem, bir toplumda mal ve hizmetlerin üretimini, ticaretini, dağıtımını ve kaynakların üretime tahsis edilmesini düzenleyen, ayrıca üretimi kimlerin yapacağına karar veren uygulama ve ilkeler bütünüdür.

<span class="mw-page-title-main">Dayanışma</span> ortak bir çıkar üzerinde duygu veya eylem birliği

Dayanışma, solidarizm veya solidarite; bir topluluğu oluşturan gruplar veya sınıflar arasında psikolojik bir birlik duygusu yaratan duygu, düşünce ve ortak çıkarlarla birbirlerine karşılıklı olarak bağlanmasıdır. Sınıf işbirliği savunur ve sınıf çatışmasını reddeder. Kolektivizmden farklı olarak dayanışmacılık, bireyleri reddetmez ve bireyleri toplumun temeli olarak görür. Toplum içindeki sosyal ilişkilerden yararlanarak insanların birbirlerine bağlı olduğunu savunur. Terim sosyal bilimlerde, özellikle sosyolojide ve psikolojide yaygın olarak kullanılır.

Ekonomik ve siyasal küreselleşmenin yeni bir uluslararası kültür oluşturması ile kültürün küreselleşmesi ortaya çıkmıştır. Küreselleşme kavramıyla ilgili geçmişe veya günümüze baktığımızda ne zaman ortaya çıktığına dair herhangi bir kanıya rastlanılmamasıyla birlikte bu konu üzerinde kesin bir uzlaşıya varılmamış olunup hem dinamiği hem içerdiği farklı anlamlar ile anlaşılması zor bir olgudur. Yine de kültürün küreselleşmesinde geçmişe baktığımızda insanların yeni alanları keşfetme istekleri, ticari yolların ortaya çıkması ve göç etmenin başlamasına kadar eskiye dayanmaktadır. Bu sistemsel başlangıç bizi geçmişe götürse dahi şu anda olan tamamen etnik değişimlerin bir örneğidir. Son zamanların en çok ilgi gören kavramlarından biri olan küreselleşmenin kültürel sonuçlarını dile getiren bu çalışma, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda küreselleşme kavramı teorik olarak ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise kültürel bakımdan küreselleşmenin sonuçları yer almaktadır.

Aşamalar kuramı, Walt Whitman Rostow'un ‘‘İktisadi Büyümenin Aşamaları’' adlı kitabında ileri sürdüğü; toplumların ekonomik büyüme temelli gelişmelerinin, birbirini izleyen beş farklı dönemden oluştuğunu ve her toplumun zorunlu olarak bu aynı tarihsel dönemlerden geçtiğini ya da geçeceğini savunan kuramdır.

<span class="mw-page-title-main">Sosyolojide sapma</span>

Sapma veya sapma sosyolojisi, resmi kuralları ihlal eden davranışları, eylemleri araştırmaktadır. Örnek olarak sapma sosyolojisi, toplum kuralların ihlalini, suç vb. durumları ele almaktadır.[3]Sapma teriminin olumsuz bir anlamı olsa da, sosyal kuralların çiğnenmesi her zaman olumsuz bir eylem oluşturmamaktadır. Bazı durumlarda kuralların ihlal edilmesine rağmen, davranış olumlu veya toplum tarafından kabul edilebilir olarak adlandırılabilir.

Engelli bireylerin cinsellik yaşamadığı fikri dünya genelinde oldukça yaygın bir kanıdır. Ancak, engelli bireyler cinsel deneyimlerini pek çok yolla ve pek çok farklı şekillerde deneyimleyebilmektedirler. Çünkü cinsellik; bireylerin sahip olduğu engel türlerine göre farklılık gösteren, çeşitli cinsel davranışları bünyesinde barındırabilir. Ancak toplum bilincinin ve bilimsel çalışmaların yetersizliğinden dolayı ve cinselliğin tabu olarak görülmesi sebebiyle cinsellik deneyimleme hakkına birçok engelli birey erişememektedir. Ayrıca engellilik ve cinsellik kavramlarının kesişim kümesi olarak olumsuz tutum ve davranışların varlığı, engelli bireylerin haz odaklı cinsel eğitim almalarının önünde engel teşkil etmektedir.