İçeriğe atla

Mach prensibi

Mach prensibi, belirli bir bölgedeki hareketin başka bir referans noktasına göre hareketin belirlenmesi büyük ölçekteki madde dağılımına dayalı olduğunu belirtir. Teorik fizikteki, yerçekimi teorilerinden olan Mach prensibi Einstein tarafından isimlendirilmiştir. Fikir filozof Ernst Mach'a atfedilir.

Bu fikir bir anektod ile örneklendirilirse;

Eğer sen kollarını açıp yıldızlara bakarak kendini çevirmeye başlamışsan, kolların hareket etmiyor. Şimdi yıldızlar dönmeye başladığında ise kolların arkaya doğru itiliyor. Neden yıldızlar dönmeye başladığında ? Neden kollarında yıldızlar dönemediğinde bir etki hissetmedin ?

Mach Prensibi bu olayın bir tesadüf olmadığını ve bir referans noktasına göre çok uzaktaki yıldızların açıklar bir fizik yasası olduğunu iddia ediyor. Eğer tüm yıldızlar senin etrafında döndüğünü görüyorsa, Mach bir fiziksel yasanın sana bunun merkezkaç kuvveti olarak hissettirdiğini söylüyor. Bu prensiple ilgili birçok rakip fikir vardır. Mach ilkesi çok genel bir deyimle "Yerel fizik kanunları evrenin büyük ölçekli yapısı ile belirlenir." der.

Bu konsept Einstein’ın genel relativiteyi geliştirmesine rehberlik etmiştir. Einstein maddenin genel dağılımının metrik tensörü ile belirlenebilir ve bu bize hangi ortam biz dönerken sabit olabileceğini anlatır. Ortam sürekli dönüyorsa ve yer çekimsel açısal momentumun korunumu genel relativite çerçevesinde bir özüm sunabilmesini sağlar. (belli problemler için) Fakat prensibin belirsizliğinden dolayı, çok uzak iddialar Mach prensibi ile durumu açıklayabilir ve bazıları yanlıştır. Gödel’in dönen evrenindeki çözümde alan denklemlerinin Mach prensibine uygulaması şeklindedir. Bu örnekte, çok uzaktaki yıldızlar çok hızlı döndüğü görülecek taki bir tanesi çok uzağa gidene kadar. Bu örnek tamamen sonuç vermekten uzaktır. Çünkü zaman değişkeni işin içine katılmamıştır.

Tarihçe

Basitçe fikir, George Berkeley'in yazılarına dayanır. Benedict Friedlander ve onun kardeşi Immanuel tarafından yazılan Absolute or Relative Motion Kitabı Mach prensibine benzer fikirler içerir.

Einstein‘ın fikri kullanılışı

Relativite teorisinde temel bir olay vardır. Eğer tüm hareketler göreceli ise, nasıl bir cisim eylemsizliğini ölçeriz ? Eylemsizlik başka bir şeye bağlı olmalıdır. Fakat parçacığın tamamen kendi evreninde olduğunu varsayarak ? Belki de hala daha bir hareket olduğunu başka bir durumun hareketine göre varsayabiliriz. Mach prensibi bazen parçacığın hareketinin hiçbir anlamı olmadığı duruma göre yorumlar.

Bu anlayışta, bazı Mach prensibi filozofik holism ile bağlantılıdır. Mach önerisi yerçekimi teorilerinin birbiriyle ilişkisi olması gerektiğine bir uyarı olarak düşünülebilir. Einstein bu prensibi o anki fizik akımına uygulayarak, genel relativite üzerine çalışmıştır. Aslında Einstein ilk kez Mach prensibi diye ifadeyi ortaya atan kişidir. Hiçbir zaman ayrıntılı bir şekilde bu prensipten bahsetmediği için yeni bir fiziksel yasa iddia edip etmediği tartışmalı bir konudur. Mach’ın ‘The Science of Mechanics ‘kitabı Einstein’a esin kaynağı olmuştur. Newton’un mutlak uzay kavramını eleştirmiştir.

Newton kitabında mutlak zamanda dönen her şeyin üzerindeki kuvvetleri belirlemenin tek yolunun mutlak zamana göre olması gerektiğini kanıtlamaya çalışıyor. Eğer bir kova su ile doldurulursa ve döndürülmeye başlanırsa başlangıçtaki su dönmeye devam edecektir ama sonrasında kovanın duvarları suyun hareketinden haberdar olmaya başladığında ise bükülmeler olmaya başlayacak ve duvarın uyarılmasıyla su tırmanya başlıyacak. (merkezkaç kuvvetinden dolayı) Newton bu düşünce deneyinde merkezkaç kuvvetinin suyun üzerindeki etkisinin mutlak bir uzayda olması gerektiğinin anlatır bunun yerine kova suya göre döndürülürse merkezkaç kuvveti oluşmayacaktır. Bu ikici durumdaki mutlak zaman kavramının tekini işaret etmektedir.

Mach kitabında bu deneyin sadece suyun kovaya göre dönerken merkezkaç kuvveti oluşturmamasını kanıtladığını ve suyun deneyde nasıl hareket edeceğini bilebileceğimizi söylüyor. (eğer kovanın boyutlarında bir değişim olursa)

Mach’ın fikrince bu mutlak hareket konsepti tamamen relativistik bir anlayışın içine sokulmaktadır. Örneğin kimse suyun kovaya göre mi yoksa Dünya’ya göre mi döndüğünü söyleyemez. Bu görüşte, mutlak ve hareket halindeki hareketin üzerindeki kuvvetlerin farkının görülmesine izin veriyor. Ayrıca bu büzüm gözlemlediğimiz noktadaki bir asimetrik farkın oluşmasından kaynaklandığını düşünmektedir. (Çok büyük kütleler arasındaki gözlem ifade edilmektedir) Aynı düşünceyi George Berkeley ‘de De motu’sunde ifade etmektedir. Eğer filozof çok büyük kütlelerin arasında yeni bir fiziksel yasa bulmak istese, bu Mach’ın pasajlarda böyle bir amacının olup olmadığı hakkında kesin bir ifade yoktur. Bu fiziksel mekanizma cisimlerin eylemsizliği ile tespit edilmelidir, evrende bu eylemsizliğe en büyük katkı veren Dünya ve uzaktaki yıldızlardır. Büyük olasılıkla, Mach sadece hareketi yeniden tanımlamak gerektiğini önermiştir. Einstein Mach’ın pasajına yaptığı yorum ise bu tartışmanın başlangıcı olduğu kesin bir gerçektir.

Modern genel görelilik

Einstein genel relativitideki fikrini belirtmeden önce, Mach prensibine kanıt diye yorumlanabilecek bir efekt buldu. Sabit bir arabada çok büyük bir küresel kütle olduğunu farz edelim ve bu arka planda kendi etrafında dönsün. Bu efekt Lense–Thirring olarak bilinir. Einstein Mach’ın prensibinin bu manifestosunu o kadar memnundur ki Mach’a mektup yazar.

Eylemsizlik vücutlar arası iletişimin bir çeşitinden kaynaklanıyor, oldukça sizin düşüncelerinizin duygusu içinde Newton’un kova tecrübesinde… Eğer biri döndürürse(bir maddenin ağır kabuğu) sabitlenmiş yıldızlara ait onun merkezinden giden bir eksen hakkında bir Coriolis kuvveti kabuğun içinde ortaya çıkar: yani, Foucault sarkacı düzlemi sürüklenilir etrafında (pratik ölçülemez bir şekilde küçük açısal bir hızla).

Lense-Thirring efekt kesinlikle çok temel ve oradaki maddenin buradaki eylemsizliği etkilediği geniş bir kavram karşılar. Sarkacın düzlemi etrafında hiçbir şey sürüklenemez eğer maddenin kabuğu mevcut değilse ya da eğer o dönmüyorsa. Çünkü eylemsizlik vücutlar arası iletişimin bir çeşidinden kaynaklandığı açıklaması, bu efektlerin kaynaklarında doğru olarak değerlendirilebilirdi.

Problemin daha temeli, fakat, sabit bir temelinin var oluşudur, hangisini Einstein ‘’sabitlenmiş yıldızlar’’ olarak tanımladı. Modern göreceliler Mach’in kurallarının etkilerini başlangıç değer problemlerinde görür. Aslında, biz insanoğlu zaman sabitini parçalar içine boşluk zamanına ayırmak için istekli görünürüz. Biz bunu yaptığımızda, Einsten’ın denklemleri ayrıştırılabilir denklemlerin bir takımında, hangisi her dilim de sağlamak zorundaysa ya da baka bir takımda, hangisi tanımlarsa nasıl taşınabilir dilimler arasında. Her bir dilim için bu denklemler eliptik kısmi türevlenebilir denklemlerdir. Genelde, her bölümde Einstein’ın denklemleri tarafından sonra geometri her yerde belirlenecek iken, bu bilim adamları tarafından verilinen dilimin geometrisinin sadece bir kısmı anlamına gelir.

Asimtotik düz uzay kaynaklarında, sonsuzda genişletilmiş koşullar verilir. Bulgusal olarak, asimtotik düz evren için genişletilmiş koşullar bir çerçeveyi hangisi eylemsizlik bir anlama sahip olduğuna bağlı olarak tanımlar. Uzak evrende Lorentz dönüşümünü uygulayarak, tabii ki, bu eylemsizlik dönüştürülebilir.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Elektromanyetik radyasyon</span>

Elektromanyetik radyasyon, elektromanyetik ışınım, elektromanyetik dalga ya da elektromıknatıssal ışın bir vakum veya maddede kendi kendine yayılan dalgalar formunu alan bir olgudur. Elektromanyetik dalgalar, yüklü bir parçacığın ivmeli hareketi sonucu oluşan, birbirine dik elektrik ve manyetik alan bileşeni bulunan ve bu iki alanın oluşturduğu düzleme dik doğrultuda yayılan, yayılmaları için ortam gerekmeyen, boşlukta c ile yayılan enine dalgalardır. Elektromanyetik dalgalar, frekansına göre değişik tiplerde sınıflandırılmıştır. Bu tipler sırasıyla :

<span class="mw-page-title-main">Mekanik</span> kuvvetlere veya yer değiştirmelere maruz kalan fiziksel cisimlerle ilgilenen bilim

Mekanik, fiziğin fiziksel nesnelerin hareketleriyle, özellikle kuvvet, madde ve hareket arasındaki ilişkilerle ilgili alanıdır. Nesnelere uygulanan kuvvetler yer değiştirmeler veya bir nesnenin çevresine göre konumunda değişikliklerle sonuçlanır. Fizik'in bu dalının kökenleri Antik Yunanistan'da Aristoteles ve Arşimet'in yazılarında bulunur.. Erken modern dönem sırasında, Galileo, Kepler ve Newton gibi bilim adamları şimdiki klasik mekaniğin temellerini attılar. Klasik mekanik, duran veya ışık hızından çok daha düşük hızlarla hareket eden cisimlerle ilgili klasik fizikin bir dalıdır. Kuantum aleminde olmayan cisimlerin hareketini ve üzerindeki kuvvetleri inceleyen bilim dalı olarak da tanımlanabilir. Alan bugün kuantum teorisi açısından daha az anlaşılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Özel görelilik</span> izafiyet teorisi, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bilimsel teoridir

Fizikte, özel görelilik teorisi veya izafiyet teorisi, uzay ve zaman arasındaki ilişkiyi açıklayan bir bilimsel teoridir. Albert Einstein'ın orijinal çalışmalarında teori, iki varsayıma dayanmaktadır:

  1. Fizik yasaları, tüm süredurum referans çerçevelerinde değişmezdir.
  2. Işık kaynağının veya gözlemcinin hareketinden bağımsız olarak vakumdaki ışığın hızı, tüm gözlemciler için aynıdır.

Kütleçekim ya da çekim kuvveti, kütleli her şeyin gezegenler, yıldızlar ve galaksiler de dahil olmak üzere birbirine doğru hareket ettiği doğal bir fenomendir. Enerji ve kütle eşdeğer olduğu için ışık da dahil olmak üzere her türlü enerji kütleçekime neden olur ve onun etkisi altındadır.

Fizikte, kütle, Newton'un ikinci yasasından yararlanılarak tanımlandığında cismin herhangi bir kuvvet tarafından ivmelenmeye karşı gösterdiği dirençtir. Doğal olarak kütlesi olan bir cisim eylemsizliğe sahiptir. Kütleçekim kuramına göre, kütle kütleçekim etkileşmesinin büyüklüğünü de belirleyen bir çarpandır (parametredir) ve eşdeğerlik ilkesinden yola çıkılarak bir cismin kütlesi kütleçekimden elde edilebilir. Ama kütle ve ağırlık birbirinden farklı kavramlardır. Ağırlık cismin hangi cisim tarafından kütleçekime maruz kaldığına göre ve konumuna göre değişebilir.

<span class="mw-page-title-main">Newton'un hareket yasaları</span> Bilimsel Yasalar

Newton'un hareket yasaları, bir cisim üzerine etki eden kuvvetler ve cismin yaptığı hareket arasındaki ilişkileri ortaya koyan üç yasadır. İlk kez Isaac Newton tarafından 5 Temmuz 1687 tarihinde yayımlanan Philosophiae Naturalis Principia Mathematica adlı çalışmada ortaya konmuştur. Bu yasalar klasik mekaniğin temelini oluşturmuş, bizzat Newton tarafından fiziksel nesnelerin hareketleri ile ilgili birçok olayın açıklanmasında kullanılmıştır. Newton, çalışmasının üçüncü bölümünde, bu hareket yasalarını ve yine kendi bulduğu evrensel kütleçekim yasasını kullanarak Kepler'in gezegensel hareket yasalarının elde edilebileceğini göstermiştir.

1. Yasa
Eylemsiz referans sistemi adı verilen öyle referans sistemleri seçebiliriz ki, bu sistemde bulunan bir parçacık üzerine bir net kuvvet etki etmiyorsa cismin hızında herhangi bir değişiklik olmaz. Bu yasa genellikle şu şekilde basitleştirilir: “Bir cisim üzerine dengelenmemiş bir dış kuvvet etki etmedikçe, cisim hareket durumunu korur.”
2. Yasa
Eylemsiz bir referans sisteminde, bir parçacık üzerindeki net kuvvet onun çizgisel momentumunun zaman ile değişimi ile orantılıdır:
<span class="mw-page-title-main">Kozmolojik sabit</span>

Kozmolojide, kozmolojik sabit, uzaydaki vakum enerjisinin değeridir. Başlangıçta esasen Einstein tarafından genel izafiyet teorisine ek olarak "yerçekimi tedbiri" ve kabul edilen evren sabitini elde etmek için 1917 yılında ortaya atılmıştır. Einstein 1929'da Hubble'ın keşfi olan bütün galaksilerin birbirinden uzağa hareket ettiğini söyleyen konsepti yani evrenin genişlediği konseptini bırakmıştır. Genel genişleyen evren konseptinde, 1929'dan 1990'ların başına kadar, çoğu kozmoloji araştırmacıları tarafından kozmoloji sabiti sıfır farzedilmiştir.

Her şeyin kuramı (HŞK), bilinen tüm fizik fenomenlerini bağlayan, onları tümüyle açıklayan ve yürütülen herhangi bir deneyin sonucunu prensipte tahmin edebilen kuramsal fizikte farazi bir kuramdır. Kuram; kuvvetli etkileşim, elektromanyetik etkileşim, zayıf etkileşim ve kütleçekim etkileşimi olmak üzere dört temel etkileşimden hareket ederek bu etkileşimler için gerekli olan değiş tokuş bozonlarını da her bir etkileşim türü için farklı özellikleri ile söz konusu sınıflandırmaya dahil eden standart modelin aslında ortak bir çatı altında toplanabileceği fikrinden yola çıkmıştır. Elektromanyetik ve zayıf etkileşimin Abdus Salam, Sheldon Glashow ve Steven Weinberg tarafından kısmen birleştirilmesi bazı umutlar doğurduysa da, aradan geçen zamana rağmen deneyleri ve kuramları tatmin edecek nitelikte yeni birleştirimler henüz sağlanamamıştır.

<span class="mw-page-title-main">Görelilik ilkesi</span> Fizik yasalarının tüm referans çerçevelerinde aynı olması gerektiğini belirten fizik ilkesi

Görelik teorisi ya da basitçe fizikte görelilik genellikle Albert Einstein'ın iki teorisini kapsar. Bunlar özel görecelik ve genel göreceliktir.

Evrenin genişlemesi, gözlemlenebilir evrenin kütleçekimsel olarak bağlı olmayan herhangi iki parçası arasındaki mesafenin zamanla artmasıdır. Bu, uzay ölçeğinin bizzat değiştiği içsel bir genişlemedir. Evren hiçbir şeyin "içine" genişlemez ve "dışında" var olmak için uzaya ihtiyaç duymaz. Teknik olarak ne uzay ne de uzaydaki cisimler hareket etmez. Bunun yerine ölçek içinde değişen şey metrikdir. Evrenin uzay-zaman metriğinin uzaysal kısmı ölçek içinde arttıkça, cisimler giderek artan hızlarda birbirlerinden uzaklaşır.

<span class="mw-page-title-main">Hareket (fizik)</span>

Hareket ya da devinim, bir cismin sabit bir noktaya göre yerinin zamana karşı değişimidir. Hareketle ilgilenen bilim sahaları, mekanik ve kinematik olarak sınıflandırılabilir. İlkinde kuvvet ve kütle üzerindeki etkisi incelenirken, ikincisinde, kütlenin konumu, hızı gibi nitelikler incelenir.

Genel görelilik fiziğinde, eşdeğerlik ilkesi, kütleçekimsel kütle ve eylemsiz kütle arasındaki eşdeğerlikle ilgilenen çeşitli kavramlardan biridir. Einstein'in gözlemlerine göre büyük kütleli bir cismin üzerinde durulduğunda hissedilen kütleçekimsel kuvvet, eylemsiz olmayan (ivmeli) referans çerçevesindeki bir gözlemcinin hissettiği uydurma kuvvetle aynıdır.

<span class="mw-page-title-main">Mutlak zaman ve mekan</span>

Aslen Sir Isaac Newton tarafından Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri adlı kitabında tanıtılan mutlak zaman ve mekan kavramları Newton mekaniğini kolaylaştıran teorik bir temel sağlamıştır. Newton'a göre, mutlak zaman ve mekan sırasıyla nesnel gerçekliğin bağımsız yönleridir. Mutlak, gerçek ve matematiksel zaman, kendisi ve kendi doğası gereği değişmeyen ve değiştirilmeyen şekilde akar ve diğer bir deyişle ‘süre’ denir; göreceli, görünür ve genel zaman, hareketle ifade edilen sürenin makul ve dış ölçüsüdür ki bu da genellikle ‘gerçek zaman’ olarak adlandırılır.

Galile değişmezliği ya da Galile göreliliği der ki; hareket kanunlarının hepsi eylemsiz çerçeve içinde olur. Galileo Galilei bu prensibi ilk olarak 1632'de İki Dünya Sistemi Hakkında Diyalog adlı kitabında kullanmıştır. Prensibi açıklarken gemi örneğini vermiştir. Sakin bir denizde, hiçbir yere çarpmadan sabit hızda giden gemide, güvertenin altında olan bir gözlemci geminin hareketsiz olduğunu ya da hareket edip etmediğini söyleyemez demiştir. Bir diğer güzel örnekse; Dünyamız Güneş'in etrafında saniyede yaklaşık olarak 30 kilometre/saniye hızla dönmektedir ve güvertedeki gözlemci gibi biz de Dünya hakkında teknik olarak bu eylemsiz çerçeve kuralına uymasa da aynı şeyleri söyleyebiliriz.

<span class="mw-page-title-main">Genel göreliliğe giriş</span>

Genel görelilik veya genel izafiyet, 1907 ve 1915 yılları arasında Albert Einstein tarafından geliştirilen bir çekim teorisidir. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlenen kütleçekim etkisi uzayzamanın eğrilmesinden kaynaklanır.

<span class="mw-page-title-main">Eylemsiz referans çerçevesi</span>

Fizikte, eylemsiz referans sistemi, zamanı ve uzayı homojen ve izotropik olarak zamandan bağımsız bir şekilde tanımlanan referans sistemidir.

Genel görelilik, Albert Einstein tarafından 1907-1915 yılları arasında geliştirilmiş ve 1915’ten sonra da genel göreliliğe pek çok kişi tarafından katkıda bulunulmuştur. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlemlenen kütlesel çekim kuvveti, bu kuvvetlerin uzay ve zamanı bükmesinden kaynaklanmaktaydı. 

Fizik'te, yerçekimi teorileri kütleli cisimlerin hareket mekanizmalarını kapsayan etkileşimleri esas alır. Antik zamanlardan bu yana birçok Yerçekimi teorisi ortaya atılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Negatif kütle</span>

Negatif kütle, teorik fizikte normal kütlenin zıt işaretlisi olan varsayımsal madde kavramıdır, örneğin -2 kg. Bu durum bir ya da daha fazla enerji koşulunu ihlal eder ve negatif kütle için çekimin kuvvet olması gerektiği ve pozitif yönlü ivmeye sahip olması gerektiği anlaşmazlığından kaynaklanan bazı garip özellikler gösterir. Negatif kütle, solucan deliği inşa etme gibi bazı kuramsal teorilerde kullanılır. Egzotik maddeye benzeyen en yakın bilinen örnek Casimir etkisi tarafından üretilen sözde negatif basınç yoğunluğunun alanıdır. Genel izafiyet teorisinin kütleçekimini ve pozitif, negatif enerji yüklerinin hareket yasasını iyi tanımlamasına rağmen negatif kütle dolayısıyla başka temel kuvvetleri içermez. Diğer yandan, standart model, temel parçacıkları ve diğer temel kuvvetleri iyi tanımlamasına ve kütleçekimi kütle merkezini ve eylemsizliği derinlemesine içermesine rağmen kütleçekimini içermez. Negatif kütlenin kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için kütleçekimini açık bir şekilde ifade eden modelle birlikte diğer temel kuvvetler de gerekebilir.

<span class="mw-page-title-main">Görelilik teorisi</span> zamanın göreceli olduğunu söyleyen teori

Görelilik teorisi, Albert Einstein'ın çalışmaları sonucu önerilen ve yayınlanan, özel görelilik ve genel görelilik adlarında birbirleriyle ilişkili iki teorisini kapsar. Özel görelilik, yer çekiminin yokluğunda tüm fiziksel fenomenler için geçerlidir. Genel görelilik, yer çekimi yasasını ve bu yasanın diğer doğa kuvvetleri ile ilişkisini açıklar. Astronomi de dahil olmak üzere kozmolojik ve astrofiziksel alem için geçerlidir.