
Yüzgeçayaklılar (Pinnipedia), etçiller (Carnivora) takımının köpeğimsiler alt takımına ait, üyelerinin ayakları yüzgeç şeklinde evrimleşerek suda yaşama adapte olmuş deniz memelileridir. Yaşayan tek üyesi mors olan Odobenidae, deniz aslanlarından oluşan Otariidae ve gerçek foklardan oluşan Phocidae familyalarını barındırır. Yüzgeçayaklıların yaşayan 33 türü bulunur ve fosillerden 50'den fazla türü tanımlanmıştır. Yüzgeçayaklıların iki ayrı atadan evrimleştiği düşünülmüş olsa da, moleküler kanıtlar yüzgeçayaklıların monofiletik olduğunu yani tek bir atadan evrimleştiğini gösterir. En yakın yaşayan akrabaları ayıgiller, sansargiller, rakungiller, kokarcagiller ve kızıl pandalardır. Soylarının, en yakın akrabaları ile yaklaşık 50 milyon yıl önce ayrıldığı düşünülür.

Tasmanya canavarı veya Tasmanya şeytanı, bir yırtıcı keseli familyası olan keseli sansargiller'den (Dasyuridae) bir hayvan türü. Bu familyanın şu an yaşayan en büyük temsilcisidir ve Sarcophilus cinsinin tek üyesidir. Ufak bir köpek ebatlarında ama yapılı ve kaslıdır. Şu anda dünyadaki en büyük etobur keselidir.

IUCN Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi ve bitki ve hayvan türlerinin dünyadaki en kapsamlı Küresel Koruma durumu envanteridir. IUCN Kırmızı Listesi Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından sürdürülmektedir.

Fare, kemiriciler (Rodentia) takımından bir sıçangil cinsi.

Karakulak, kedigiller (Felidae) familyasından vahşi bir hayvan türü.

Türkiye direyi, hayvanlar âleminin Türkiye sınırları içerisinde yaşayan üyelerinin tümüdür. Birçok farklı hayvan türünü barındırması ile dikkat çeker. Anadolu'nun Asya ile Avrupa arasındaki konumu bunda başlıca etkendir. Farklı iklim özelliklerinde coğrafi bölgelere sahip olduğu için, bitki örtüsünün diğer Orta Doğu ülkelerine göre daha zengin olması ise diğer önemli etkendir ve bu yüzden, farklı iklim ve besin ihtiyacı olan birçok hayvan türü kendisine uygun yaşam alanı bulabilmektedir.

Soy tükenmesi, biyolojide ve ekolojide, bir türün veya cinsin varlığının sona ermesi, biyosferin küçülmesidir. Soy tükenmesi durumu doğal evrim sürecinin bir parçasıdır. Türler değiştikçe bazen yaşadıkları çevrelere daha iyi uyarlanmış ve aynı zamanda çevre tarafından değişikliğe uğratılmışlardır. Bu türler varlıklarını sürdürürken, çevreye uyum sağlayamayanlar ise var olma savaşında yenik düşüp yeryüzünden silinmişlerdir.

Amerika aslanı,, kedigiller familyasından, Pleistosen ila Holosen dönemleri arasında yaşamış bir soyu tükenmiş aslan alt türüdür. 1853'te Amerikalı doğa bilimci Joseph Leidy Missisippi'de eksik bir alt çene ve dişler bulmuş ve bu numuneler ışığında Felis atrox olarak bu dev kediyi tanımlamıştı. Büyük kedilerin Felis cinsi yerine Panthera cinsine alınması sonucu sınıflandırılma durumu değişmiş olan bu fosil canlı Avrasya mağara aslanı ile akrabadır ve günümüzün Afrika aslanından yaklaşık %20 daha büyüktür.

Kuyruk, belirli hayvan türlerinin vücutlarının arka ucundaki bölümdür; genel olarak, bu terim gövdenin farklı, esnek bir uzantısına atıfta bulunur. Vücudun memelilerde, sürüngenlerde ve kuşlarda kabaca sakrum ve kuyruk sokumuna karşılık gelen kısmıdır. Kuyruklar öncelikle omurgalıların bir özelliği olsa da, akrepler ve sıçrar kuyruklular gibi bazı omurgasızların yanı sıra salyangoz ve sümüklüböceklerin bazen kuyruk olarak adlandırılan kuyruk benzeri uzantıları vardır. Kuyruklu nesnelere bazen "kaudat" denir ve vücudun kuyruğa yakın veya kuyrukla ilişkili kısmına "kaudal" önadı verilir.

Keseliler, memeliler sınıfının bir alt sınıfıdır. Eteneliler ile aralarındaki en önemli fark, yavruların henüz iyi gelişmemiş şekilde çok erken doğup annenin kesesinde gelişmeye devam etmesidir. Bugün Avustralya ve Amerika'da yaklaşık 320 keseli türü yaşamaktadır. Bunlar bütün memelilerin %6'sını oluşturur.

Tehlikedeki türler, neslinin tükenme riski çok yüksek olan türlerdir.

Mammalia (Memeliler), Chordata (Omurgalılar) şubesi içinde yer alan bir hayvan sınıfıdır. Carl Linnaeus'un ilk olarak bu sınıfı tanımlamasından beri memeli sınıflandırması çeşitli gözden geçirmeden geçmiştir. Evrensel olarak kabul edilen bir sınıflandırma sistemi yoktur; McKenna & Bell (1997) ile Wilson & Reader (2005) son zamanlarda yararlı özetle sunmuşlardır. Linnaeus ve diğerlerinin öne sürdüğü fikirlerin çoğu artık günümüz taksonomistleri tarafından tamamen terkedilmiştir; bunların arasında yarasaların kuşlarla akraba oldukları ya da insanların diğer yaşayan varlıklardan farklı bir grup oluşturduğu fikirleri de bulunmaktadır. Memeli takımları arasındaki ilişkileri tanımlayan birbirinden farklı fikirler çatışmaya devam etmekte ve bu konuda yeni çalışmalar sürmektedir. Son zamanların en önemli gelişmesi kladistik düşüncenin tüm taksonomik tanımlamaların monofiletik grupları tanımlamasını sağlamak olmuştur. Moleküler filojeninin sonuçları neticesinde bu alan son zamanlarda ilgi çekmiş ve değişikliğe uğramaya başlamıştır.

Neredeyse tehdit altındaki türler (NT), nesli tehlikede olmamakla beraber, yakında nesli tehlikeye girebilecek türlerdir.

Avupa direyi Avrupa'da ve çevresindeki adalar ve denizlerde yaşayan bütün hayvanların bir listesidir. Avrupa ve Asya'nın güney ve doğusunda hiçbir doğal biyocoğrafik sınır olmadığından beri, "Avrupa direyi" terimi biraz tarifi zor olabiliyor. Avrupa Palearktik biyocoğrafik bölgesinin batısında yer alır. Ilıman bölge içerisinde yer alması sebebi ile sıcak bölgelerdeki kadar çok canlı çeşidi bulunmamasına rağmen yine de çok zengin bir direye sahiptir.

Dünya Koruma Birliği'nin oluşturduğu listede sadece Yakın dönemde nesli tükenen türler (EX) bulunur. Bu türlerin nesli M.S. 1500 yılından sonra tükenmiş olmalıdır. 2008 yılındaki kırmızı listeye göre 717 hayvan türü ve 16 hayvan alttürünün nesli yakın zamanda tükenmiştir. 2003 yılındaki listede 717 hayvan, 2004 yılında 734 hayvan, 2006 yılında 735 hayvan ve 2007 yılında ise 698 hayvan türü ve 37 hayvan alttürünün nesli tükenmiştir.
- (T) harfi türün neslinin tükenmemiş olabileceğini gösterir.
- (D) harfi türün esaret altında yaşıyor olabileceğini gösterir.

Yaşayan fosil, kladistikte tür olarak benzer görünen ya da sadece fosillerde görünen ve geriye başka da yaşayan akrabalar bırakamamış canlı organizmalara tanımlamak için kullanılan gayriresmî bir tanımdır. Bu türler büyük kitlesel yok oluşlardan kurtulmuş ve canlılar sınıflandırmasında genel olarak diğer türlerden daha düşük taksonomik çeşitliliğe sahip olan canlılardır. Olası bir genetik tıkanmadan sonra birçok yeni türler oluşturabilmiş ve başarılı şekilde yayılım göstermiş olan canlı türleri "yaşayan fosil" olarak tanımlanamayacak derecede başarılı oldukları kabul edilir. Bunun yanında "yaşayan fosil" olarak tanımlanan türlerin yapı planları çoğu zaman milyonlarca yıl içinde ancak çok az değişirek günümüze kadar gelmiş oldukları kabul edilir.

Ada devleşmesi, adalarda izole olmuş türlerin boylarının anakarada bulunan benzerlerine nazaran önemli derecede artması olan biyolojik bir fenomen. Ada devleşmesi, anakarada yaşayan hayvanların adaları kolonize etmesi durumunda küçük cüsseli türlerin büyümesi ve büyük cüsseli türlerin de küçülmesi yönünde evrimleştiğini söyleyen Foster kuralının bir yönüdür. Adalara insanoğlunun ve onunla bağlantılı köpek, kedi, sıçan ve domuz gibi hayvanların gelmesiyle birlikte, adalara endemik dev türlerin soyu tükenmiştir.

Geronticus, Threskiornithidae familyasında yer alan bir kuş cinsidir. Koyu renkli olan ve başları tüysüz deri ile kaplı bu kuşların adı Yunanca "yaşlı adam" anlamına gelen γέρωντος (gerontos) kelimesinden gelir. Kelaynak olarak adlandırılırlar.

Procoptodon, pleistosen döneminde Avustralya'da yaşamış, dev keseli memeli cinsi.

Petralona mağarası, ayrıca Kızıl Taşlar Mağarası olarak da bilinir, Yunanistan'ın Halkidiki yarımadasındaki Selanik şehrinin yaklaşık 35 kilometre (22 mi) güney doğusunda, Petralona köyünün yaklaşık 1 kilometre (0,62 mi) doğusunda, Katsika Dağı'nın batı eteğinde deniz seviyesinden 300 m (984 ft) yükseklikte yer alan bir karstik oluşumdur. 1960 yılında fosilleşmiş bir arkaik insan kafatası bulunduğunda bölge halkın dikkatini çekti. Mağara, erozyon nedeniyle kayada yarıklar oluşmasından sadece bir yıl önce (1959) tesadüfen keşfedilmişti. Etkileyici sarkıt ve dikit oluşumlarıyla dikkat çeken ve yoğun miktarda fosil barındıran mağara kısa sürede jeologları ve paleontologları kendisine çekti. Onlarca yıl süren kazılardan sonra mağara halka açıldı ve bilimsel çalışmalara ait belgeler bitişikteki bir arkeoloji müzesinde sunulmaya başlandı.