İçeriğe atla

Kütleçekimsel bağlanma enerjisi

Gökada kümeleri, evrende bilinen en büyük kütleçekimsel olarak bağlı olan yapılardır.[1]

Bir sistemin kütleçekimsel bağlanma enerjisi, sistemin kütleçekimsel olarak bağlı durumunu kaybederek birbirinden tamamen ayrılması için kendisine eklenmesi gereken minimum enerjidir. Kütleçekimsel olarak bağlı bir sistem, tamamen ayrıldıklarında parçalarının enerjilerinin toplamından daha düşük (yani daha negatif) bir kütleçekimsel potansiyel enerjiye sahiptir. Bu durum, sistemi minimum toplam potansiyel enerji ilkesine uygun olarak bir arada tutan şeydir.

Tekdüze yoğunluğa sahip bir küresel cisim için, kütleçekimsel bağlanma enerjisi U, şu formülle hesaplanır:[2][3] Burada G kütleçekim sabiti, M kürenin kütlesi ve R ise yarıçapıdır.

Dünya'nın tekdüze yoğunlukta bir küre olduğunu (aslında öyle değildir, fakat kabaca bir büyüklük sırası tahmini yapmak için yeterlidir), kütlesinin M = 5,97×1024 kg ve yarıçapının r = 6,37×106 m olduğunu varsayarsak, o zaman U = 2,24×1032 J olur. Güneş'in bir haftada ürettiği toplam enerjiye kabaca eşittir. Bu enerji, 37,5 MJ/kg'ye denk gelir ve yüzeydeki kilogram başına potansiyel enerjinin mutlak değerinin %60'ı kadardır.

Dünya'nın gerçek yoğunluğunun derinliğe bağlı değişimi, sismik dalga sürelerinden tahmin edilir ve Adams-Williamson denklemiyle hesaplanarak PREM (Preliminary Reference Earth Model) modelinde verilir.[4] Bunu kullanarak, Dünya'nın gerçek kütleçekimsel bağlanma enerjisinin U = 2,49×1032 J olduğunu sayısal olarak hesaplayabiliriz.

Virial teoremine göre, bir yıldızın kütleçekimsel bağlanma enerjisi hidrostatik dengeyi korumak için iç termal enerjisinin yaklaşık iki katıdır.[2] Bir yıldızdaki gaz daha göreli hale geldikçe, hidrostatik denge için gereken kütleçekimsel bağlanma enerjisi sıfıra yaklaşır ve yıldız kararsız hale gelir. Güçlü radyasyon basıncı nedeniyle, yüksek kütleli bir yıldız durumunda bir süpernova ya da nötron yıldızı durumunda bir kara deliğe yol açabilir.

Tekdüze bir küre için türetme

Yarıçapı olan tekdüze bir kürenin kütleçekimsel bağlanma enerjisi, kürenin birbirinden art arda ayrılan küresel kabuklar halinde sonsuza doğru çekildiği hayal edilerek bulunabilir. Bu kabuklar, en dıştaki kabuktan başlayarak sırayla sonsuza çekilir ve her bir kabuğu sonsuza çekmek için gereken toplam enerji hesaplanır.

Sabit bir yoğunluk varsayıldığında, bir kabuk ve içindeki kürenin kütlesi şu şekildedir: ve

Bir kabuğu sonsuza çekmek için gereken enerji, kütleçekimsel potansiyel enerjinin negatifidir:

Tüm kabuklar için integral alındığında:

Tekdüze yoğunluğa sahip nesneler için basitçe toplam kütlenin hacme oranına eşit olduğundan:

Ve son olarak, bu sonucu denkleme eklediğimizde

Kütleçekimsel bağlanma enerjisi

Negatif kütle bileşeni

Birbirlerinden R uzaklığına yerleştirilmiş ve karşılıklı olarak hareket etmeyen iki cisim, R küçük olduğunda üçüncü bir cisme biraz daha zayıf bir kütleçekim kuvveti uygular. Bu, sistemin negatif kütle bileşeni olarak görülebilir ve tekdüze küresel çözümler için şuna eşittir:

Örneğin, Dünya'nın şu anki boyutunda kütleçekimsel olarak bağlı bir küre olması 2,49421×1015 kg'lik bir kütleye "mâl olur" (Phobos'un kütlesinin kabaca dörtte biri - Joule cinsinden aynı değer için yukarıya bakınız). Eğer atomları keyfi olarak büyük bir hacme dağılmış olsaydı, Dünya şu anda olduğu kütleye ek olarak 2,49421×1015 kg ağırlığında olurdu (ve üçüncü bir cisim üzerindeki çekim kuvveti de buna göre daha güçlü olurdu).

Bu negatif bileşenin hiçbir zaman sistemin pozitif bileşenini aşamayacağı kolaylıkla gösterilebilir. Sistemin kütlesinden daha büyük bir negatif bağlanma enerjisi, sistemin yarıçapının aşağıdakinden daha küçük olmasını gerektirirdi: Bu değer, Schwarzschild yarıçapının 'undan daha küçüktür: Bu nedenle, sistem hiçbir zaman dışarıdan gözlemlenemez fakat bu, yalnızca Newtoncu bir yaklaşımdır ve genel görelilik koşullarında diğer faktörlerin de hesaba katılması gerekir.[5]

Tekdüze olmayan küreler

Gezegenler ve yıldızlar, düşük yoğunluklu yüzeylerinden çok daha yoğun sıkıştırılmış çekirdeklerine doğru radyal yoğunluk tırmanışlarına sahiptir. Dejenere madde cisimleri (beyaz cüceler, nötron yıldızı atarcaları) radyal yoğunluk tırmanışlarına ek olarak relativistik düzeltmelere sahiptir.

Nötron yıldızı relativistik durum denklemleri, çeşitli modeller için yarıçap-kütle grafiğini içerir.[6] Belirli bir nötron yıldızı kütlesi için en olası yarıçaplar, AP4 (en küçük yarıçap) ve MS2 (en büyük yarıçap) modelleriyle parantez içine alınmıştır. BE, gözlenen nötron yıldızının kütleçekimsel kütlesi M ile yarıçapı R olan kütleçekimsel bağlanma enerjisi kütle eşdeğerinin oranıdır,

Verilen mevcut değerlerle

  • [7]

ve güneş kütlesine göre ifade edilen yıldız kütlesi M,

Bu durumda, bir nötron yıldızının göreli kesirsel bağlanma enerjisi:

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ "Spot the cluster". www.eso.org. 9 Ekim 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Temmuz 2017. 
  2. ^ a b Chandrasekhar, S. 1939, An Introduction to the Study of Stellar Structure (Chicago: U. of Chicago; New York'ta yeniden basıldı: Dover), bölüm 9, eqs. 90–92, s. 51 (Dover baskısı)
  3. ^ Lang, K. R. 1980, Astrophysical Formulae (Berlin: Springer Verlag), s. 272
  4. ^ Dziewonski, A. M.; Anderson, D. L. (1981). "Preliminary Reference Earth Model". Physics of the Earth and Planetary Interiors. 25 (4). ss. 297-356. Bibcode:1981PEPI...25..297D. doi:10.1016/0031-9201(81)90046-7. 
  5. ^ Katz, Joseph; Lynden-Bell, Donald; Bičák, Jiří (27 Ekim 2006). "Gravitational energy in stationary spacetimes". Classical and Quantum Gravity. 23 (23). ss. 7111-7128. arXiv:gr-qc/0610052 $2. Bibcode:2006CQGra..23.7111K. doi:10.1088/0264-9381/23/23/030. 
  6. ^ Neutron Star Masses and Radii 17 Aralık 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., s. 9/20, alt
  7. ^ "2018 CODATA Value: Newtonian constant of gravitation". The NIST Reference on Constants, Units, and Uncertainty. NIST. 20 May 2019. Erişim tarihi: 2019-05-20. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Plummer modeli, dinamik sistemlerde parçacıkların hız ve konumlarının dağılımını tanımlamakta kullanılan bir modeldir. İlk defa H. C. Plummer (1911) tarafından küresel kümelerin gözlemlerini açıklamak için kullanılmıştır. Bu nedenle onun ismiyle anılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Yerçekimi</span> Dünyanın kütleçekimi

Yer çekimi, kütleçekimi ve merkezkaç kuvvetinin birleşik etkisi nedeniyle nesnelere aktarılan net ivmedir. Yönü bir şakul topuzuyla çakışan, gücü veya büyüklüğü normuyla temsil edilen vektörel bir niceliktir.

<span class="mw-page-title-main">Elektrik alanı</span>

Elektriksel alan, kıvıl alan, elektrik alan veya elektrik alanı, elektriksel yükü veya manyetik alanı çevreleyen uzayın bir özelliği olup, içerisinde bulunan yüklü nesnelere elektriksel güç aracılığı ile etki eder. Kavram fiziğe Michael Faraday tarafından kazandırılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Kurtulma hızı</span> bir cismin kendisini bağlayan kütleçekim alanından kurtulak için varması gereken hız

Fizikte, kurtulma hızı kütleçekim alanındaki herhangi bir cismin kinetik enerjisinin söz konusu alana bağıl potansiyel enerjisine eşit olduğu andaki hızıdır. Genellikle üç boyutlu bir uzayda bulunan cismin kendisini etkileyen kütleçekim alanından kurtulabilmesi için ulaşması gereken sürati ifade eder.

Fizikte, Sönümlü Poisson Denklemi :

Perdeleme, hareketli yük taşıyıcılarının varlığından ortaya çıkan elektrik alanının sönümünü ifade eder. Metaller ve yarıiletkenlerdeki iletim elektronları ve iyonize olmuş gazlar(klasik plazma) gibi yük taşıyıcı akışkanlarda gözlemlenir. Elektriksel olarak yüklenmiş parçacıklardan oluşan bir akışkanda, her çift parçacık Coulomb kuvveti ile etkileşir,

.

Fizikte akustik dalga denklemi, akustik dalgaların bir ortamda yayılımını düzenler. Denklemin biçimi ikinci dereceden kısmi diferansiyel denklemdir. Denklem, akustik basınç ve parçacık hızı u nun gelişimini, konum r ve zaman türünden fonksiyon olarak ifade eder. Denklemin basitleştirilmiş bir formu akustik dalgaları sadece bir boyutlu uzayda, daha genel formu ise dalgaları üç boyutta tanımlar.

Ewald toplamı, ismini Paul Peter Ewald'dan alır, periyodik sistemlerin, özellikle elektrostatik enerjilerin, etkileşim enerjilerini hesaplayan bir yöntemdir. Ewald toplamı Poisson toplam formülünde gerçek uzaydaki etkileşim enerjilerinin Fourier uzayındaki denk bir toplam ile değiştirilmiş toplam formülünün özel bir halidir. Bu yöntemin avantajı gerçek uzaydaki etkileşimler uzun mesafeli olduğunda Fourier uzayındaki toplamın hızlı yakınsıyor olmasıdır. Elektrostatik enerjiler kısa ve uzun mesafeli etkileşimlerden oluştukları için en verimli hesaplama etkileşim potansiyeli gerçek uzayda kısa mesafeli etkileşim toplamı ve Fourier uzayında uzun mesafeli etkileşim toplamı olarak iki parçaya ayrıldığında gerçekleşir.

Ses enerjisi, titreşim veya maddenin salınımı ile ilgili enerji biçimidir. Ses dalgalarının yayılması için bazı materyala ihtiyaç vardır.

Planck kuvveti (FP), Planck birimleri olarak bilinen doğal birimler sisteminde kuvvet birimidir.

<span class="mw-page-title-main">Kütleçekimsel dalga</span>

Kütleçekimsel dalga veya kütleçekim dalgası (KÇD), fizikte uzayzaman eğriliğinde oluşan kırışıklık olup kaynağından dışarıya doğru bir dalga olarak yayılır. Albert Einstein tarafından 1915'te varlığı öngörülen bu dalgalar, Genel Relativite Teorisi'ne dayanarak kütleçekimsel ışıma şeklinde enerji naklederler. Tespit edilebilir kütleçekimsel dalga kaynakları, beyaz cüce, nötron yıldızı veya kara delik içeren çift yıldız sistemleri olabilir. Kütleçekimsel dalgaların varlığı, kendisiyle fiziksel etkileşimlerin yayılma hızını sınırlama kavramını getiren ve genel relativite ile ilgili Lorentz değişmezliğinin muhtemel bir sonucudur. Bu dalgaların, etkileşim hızını sonsuz olarak kabul eden Newton'un Çekim Teorisi'nde varlığı mümkün değildir.

Dejenere elektron basıncı, kuantum elektron basıncı olgusundan daha genel olan bir basınçtır. Pauli dışlama ilkesi, bir atomda iki fermiyonun aynı anda tamamen aynı kuantum sayılarına sahip olmasına izin vermemektedir. Sonuçta aniden ortaya çıkan basınç, maddenin daha küçük hacimlerde sıkıştırılmasına karşı koyar. Dejenere elektron basıncı, saf bir maddenin elektron yörünge yapısı olarak tanımlanan, aynı temel mekanizmadan kaynaklanmaktadır. Freeman Dyson, katı maddelerin geçirmezliğinin önceden kabul edilmiş olan elektrostatik iteleme yerine, dejenere kuantum basıncından kaynaklandığını göstermiştir. Ayrıca, dejenere elektron basıncı yıldızların nükleer füzyonu dindiğinde kendi ağırlığı altında çökmesini engellemektedir. Yeterli büyüklükteki yıldızların çöküşünü engellemek için dejenere elektron basıncı yetersiz kalmaktadır ve nötron yıldızı oluşmaktadır. Bu durumda ise, dejenere nötron basıncı yıldızların daha fazla çökmesini engeller.

Kuantum mekaniğinde fermi enerjisi, genelde mutlak sıfır sıcaklığında etkileşimde olmayan fermiyonlardan oluşan bir kuantum sistemi içerisinde, en yüksek ve en düşük seviyede dolu vaziyetteki tek parçacık durumları arasındaki enerji farkını temsil eden bir konsepttir. Bir metalde en düşük dolu durum genelde iletken bandın altı olarak alınırken, bir fermi gazında bu durumun sıfır kinetik enerjisi olduğu kabul edilir.

<span class="mw-page-title-main">Kütleçekimsel elektromanyetizma</span>

Kütleçekimsel Elektromanyetizm, kısaltılmışı KEM, elektromanyetizm ve göreli kütleçekimi arasındaki eşitliklerin benzeşiklerinden oluşan bir settir; Özellikle: Maxwell'in alan eşitliği ve yakınsaması ve bazı durumlarda Einstein'ın genel göreliliğindeki alan eşitliklerinden bulunabilir. Kütleçekimsel manyetizm genelde özellikle kütleçekiminin kinetik etkilerini belirtmek için kullanılır, hareketli elektrik yükünün manyetik etkilerinin benzeşiğidir. KEM, yalıtılmış sistemlerden uzakta olduğunda ve yavaş hareket eden deney parçacıklarında daha geçerli ve doğrudur. 1893'te ilk kez genel görelilikten önce, Oliver Heaviside tarafından yayınlandığından beri benzeşiğinde ve eşitliklerinde çok az değişiklik olmuştur.

Bohr yarıçapı bir fizik sabitidir. Hidrojen atomunun, protonu ve elektronu arasındaki mesafeye eşittir. Bohr yarıçapının, bir atomda Bohr atom modeli içindeki rolünden dolayı adlandırılmak istenmiştir. Fakat bu olay Niels Bohr'dan sonra gerçekleşmiştir. Uluslararası birimler sisteminde Bohr yarıçapı:

 : serbest uzayın elektriksel geçirgenliği
 : Planck sabiti
 : elektronun kütlesi
 : elemanter yük
 : ışık hızı sabiti
 : ince yapı sabiti
<span class="mw-page-title-main">Planck yasası</span> belirli bir sıcaklıkta termal denge durumunda bulunan bir kara cisim ışımasının yaydığı elektromanyetik radyasyonu ifade eden terim

Planck yasası belirli bir sıcaklıkta termal denge durumunda bulunan bir kara cisim ışımasının yaydığı elektromanyetik radyasyonu ifade eder. Yasa 1900 yılında Max Planck bu ismi önerdikten sonra isimlendirilmiştir. Planck yasası modern fiziğin ve kuantum teorisinin öncül bir sonucudur.

Fizikte Einstein ilişkisi; 1904'te William Sutherland'in, 1905'te Albert Einstein'ın ve 1906'da Marian Smoluchowski'nin Brown hareketi üzerine yaptıkları çalışmalarında bağımsız olarak ortaya koydukları önceden beklenmedik bir bağlantıdır. Denklemin daha genel biçimi:

<span class="mw-page-title-main">Dize titreşimi</span>

Bir dizedeki (tel) [[titreşim]] bir ses dalgasıdır. Rezonans titreşen bir dizenin sabit frekanslı, yani sabit perdeli bir ses üretmesine neden olur. Telin uzunluğu veya gerginliği doğru şekilde ayarlanırsa üretilen ses bir [[müzik tonu]] olur. Titreşimli teller gitar, [[Viyolonsel|çello]] ve piyano gibi yaylı çalgıların temelini oluşturur.

<span class="mw-page-title-main">Weber sayısı</span>

Weber sayısı (We), akışkanlar mekaniği alanında farklı iki akışkan arasındaki ara yüzeylerin bulunduğu akışkan akışlarını analiz ederken sıkça kullanılan bir boyutsuz sayıdır ve özellikle yüksek derecede eğilmiş yüzeylere sahip çok fazlı akışlar için oldukça faydalıdır. Bu sayı, Moritz Weber (1871–1951)'in adıyla anılmaktadır. Bu sayı, akışkanın eylemsizliğinin yüzey gerilimine kıyasla göreceli önemini ölçmek için kullanılan bir parametre olarak düşünülebilir. İnce film akışlarının ve damlacık ile kabarcık oluşumlarının analizinde büyük önem taşır.

<span class="mw-page-title-main">Ekvatoral şişkinlik</span>

Ekvatoral şişkinlik, bir gezegenin ekvatoral ve kutupsal çapları arasında, gök cisminin kendi ekseni etrafında dönerken uyguladığı merkezkaç kuvveti nedeniyle oluşan farktır. Dönen bir gök cismi, küre yerine basık bir sferoit oluşturma eğilimindedir.