İçeriğe atla

Kültürün küreselleşmesi

Ekonomik ve siyasal küreselleşmenin yeni bir uluslararası kültür oluşturması ile kültürün küreselleşmesi ortaya çıkmıştır. Küreselleşme kavramıyla ilgili geçmişe veya günümüze baktığımızda ne zaman ortaya çıktığına dair herhangi bir kanıya rastlanılmamasıyla birlikte bu konu üzerinde kesin bir uzlaşıya varılmamış olunup hem dinamiği hem içerdiği farklı anlamlar ile anlaşılması zor bir olgudur. Yine de kültürün küreselleşmesinde geçmişe baktığımızda insanların yeni alanları keşfetme istekleri, ticari yolların ortaya çıkması ve göç etmenin başlamasına kadar eskiye dayanmaktadır. Bu sistemsel başlangıç bizi geçmişe götürse dahi şu anda olan tamamen etnik değişimlerin bir örneğidir. Son zamanların en çok ilgi gören kavramlarından biri olan küreselleşmenin kültürel sonuçlarını dile getiren bu çalışma, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda küreselleşme kavramı teorik olarak ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise kültürel bakımdan küreselleşmenin sonuçları yer almaktadır.

Teorik analiz yönteminin kullanılacağı makalede, özellikle, az gelişmiş toplumlar açısından çok fazla büyük öneme sahip olan, parçalı sosyal bünyelerin tesis edilişinin özendirilmesinin ideolojik bir anlamı var olduğu fikri üzerinde durulmaktadır.

Gelişmiş toplumlar içinse ön görülen toplum modelleri ile az gelişmiş toplumlar için uygun görülen toplum modelleri incelendiğinde, varılmak istenen küreselleşmenin her toplum için ayrı bir anlamı olduğu anlaşılmakta olup, bu anlamı küreselleşmenin kültürel açıdan yarattığı sorunlara bakınca daha iyi anlamak mümkün olabilir.

Küreselleşmenin ortaya çıkardığı sorunlar; milli kimlik krizine yol açması, toplumda yabancılaşan ve yalnızlaşan bireylerin artması, tüketim odaklı bir toplum modeli sunması, medya ve kültür emperyalizmine katkıda bulunması şeklinde sonuçlanabilir. Anlatılan bu tür sorunların toplumda nasıl bir yapının oluşmasına neden olacağı konumuzun bu  boyutunu temsil ederken, küreselleşmenin sadece sorun yaratan bir olgu olup olmaması ise öteki boyutunu oluşturmaktadır. Özetle, kültürel açıdan, yarattığı kriz ve tehditler ile küreselleşme toplumumuza ne getiriyor ve toplumdan ne götürüyor bu makalede bunlar tartışılmaktadır. Küreselleşmenin kavramsal olarak, bu süreç zarfında birçok anlamı olduğunu açıklayan görüşlere de bakmakta fayda vardır. Küreselleşme kavramını inceleyecek olursak;

Küreselleşme

Küreselleşme, başka bir söyleyişle, dünyanın küçülmesi ve tek bir yer olarak algılanma anlayışının yaygınlaşması olarak tanımlanmaktadır. Sosyal bilimlerde moda haline gelmiş olan küreselleşme kavramı her politik çevreden gazeteci, politikacı ve yönetimle uğraşanlar için gündemi yakalama sözcüğü ve temel uğraşı alanlarından biri olmasıyla dikkatleri üzerine çekmiş olan bir kavramdır. Küreselleşme, başka bir söylemle, dünyanın küçülmesi ve sadece bir yer olarak algılanma anlayışının yaygınlaşması olarak tanımlanmaktadır. Buradaki anlamıyla küreselleşme kavramı, dünyanın bir küresel köy haline gelmesidir. Daha geniş manasıyla, küreselleşme kavramı, günümüzde daha çok Kuzey-Batılı zengin ülkelerin siyasal, toplumsal ve kültürel olarak yoksul ülkelerin karşısındaki hegemonyacı üstünlükleri şeklinde ifade edilmektedir. Söz konusu ülkelerin koydukları kuralları uygulayanların küreselleşme çerçevesi içerisinde değerlendirileceği, kurallara  uymayanların ise dışlanıp yok sayılacağı gibi mantıklar ağırlık kazanmaktadır.

Süreç olarak bakıldığında, küreselleşme kavramı  aslında pek de yeni olmayıp hemen hemen beş yüz yıllık bir geçmişe  sahip olduğu anlaşılmaktadır. Batılı gezginlerin dünyanın diğer bölgelerindeki kıtaların keşfi ile başlayan “küreselleşme eğilimi, Afrika'nın köleleştirilmesi, köylülüğün yok edilişi, kentleşme, sanayi devrimi ve ulus devletlerin doğuşu ile gelişen yeni bir ekonomik yapının evrensel yayılımının  sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yeni ekonomi, girdiği her pazara kendi sistemini sokmaktadır. Kendinden önce var olanları yok etmeye çalışarak, yok edemediğini de talan ederek, talan edemediğini ise hor görerek yayılan bu sisteme toplum bilimciler kapitalizm adını vermişlerdir.

Yukarıda bahsettiklerimizi farklı bir yönden konuşacak olursak, yukarıdaki ifadeler ile vurgulanmak istenen gerçeklik, küreselleşme ile kapitalizmin tarihinin özdeşleşmiş olmasıdır. Böylece küreselleşme ile bahsedilmek istenen durum, şu anda, bir durumdan çok bir zihniyeti ifade eder hale gelmiştir.

Küreselleşme ile alakalı olarak, ilk önce ekonomik alanda kendini gösterdiğinden olsa gerek, ekonomik vurgular daha ön plana çıkmaktadır. Piyasaların küreselleşmesi kavramı ile ilk defa ortaya çıkması bunun en açık örneğini oluşturmaktadır. Küreselleşmenin sahip olduğu önemli içerikler; ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi, teknolojik ve ekolojiktir.

Dünyadaki ekonomik, teknolojik ve sosyo-kültürel alanlardaki gelişmelerin de etkisiyle küreselleşme kavramı hız kazanmış ve küreselleşmenin üzerindeki tartışmalar da gitgide artmıştır. Bu gelişmeler sonucunda teknolojik iletişim ve ulaşım gibi alanlardaki ilerlemelerin yoğunluk gösterdiği son 150 yıllık zamanı iki döneme ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki 1850 ve 1914, ikincisi ise 1950’den şu anki günümüze kadar olan dönemdir. Her iki evrede de iletişim değişimi gerçekleşmiş, televizyon, telefon ve faks gibi iletişim araçları, daha sonra ortaya çıkan İnternet ağının ilerlemesi, küreselleşmenin gelişmesine fazlasıyla hız kazandırmıştır. Kültürel küreselleşme ise, ekonomik alandaki küreselleşmeden sonra en tesirli küreselleşme konularından biri olmuştur.

Büyük uluslararası örgütler, siyasi gelişmelerdeki siyasi gelişmelerin kontrolünü elinde tutmaya çalışan büyük kapsamlı uluslararası anlaşmalar, uluslararası ekonomik birlikler, oldukça çok uluslu firmalar ve toplumları tesir altında bırakan çeşitli sosyo-politik akımlar küreselleşme evresinin hızının artmasında ve etki alanlarının genişlemesinde müessir olan unsurlar olmuşlardır. Küreselleşme ile ilgili çözümlemeler incelendiğinde bu tarz yargıların doğruluğunu gözlemlemek oldukça mümkündür.

Bir ideoloji olarak ele alındığında küreselleşme, ne olduğu kadar ne olmadığı bakımından da önem arz eden bir kavramdır.

Sonuç olarak küreselleşme kavramı, pazarın değişmez egemenliği, devletin küçülmesi ve özelleştirmenin tamamlanması, uluslararasılaşmış sermayenin sınırsız hareketi şeklinde gibi kelimelerle tanımlanabilir.[1]

Kültür

Kültür, köken olarak doğadan türeyen bir kavramdır, Dilimize Fransızcadan girmiştir. Kültür kelimesi, bir birikimin ürünü olarak değerleri simgelemektedir. Kültür, toplumdan ayrı olmadığı üzere toplumla da aynı olmamaktadır. Kültürler, insanoğlunun genel gelişim Hat'tına katkı sağladığı oranda gelişmektedir. İnsanlar, kültürel taşıyıcıdırlar fakat, oluşturulan kültürler geçmişteki ve günümüzdeki kimliklerine bağlı olarak farklılıklar gösterirler. Kültür kelimesi, hem bir araç hem de toplumların kişiliklerini ortaya döken bir kavramdır. İnsanoğlu farklı sebeplerden dolayı birbirlerinden etkilenmişlerdir. Geçmişten günümüzde kadar olan zamandaki kültürler arasında alış-veriş olmuştur, bu sebeple toplumlar zenginleşmiş ve medeniyetler ortaya çıkmıştır. İnsanlar, çeşitli nedenlerden dolayı gittikleri yerlerde karşılaştıkları kültürler, gelişmiş bir kültür ise kendi kültürlerini bırakıp, gördükleri kültürlerin etkisi altına girmişlerdir. Kültürler,tarihsel bir süreç içerisinde meydana gelmişlerdir. Toplumlar kendi kültürleriyle bilinmiş kendi kültürleriyle anılmışlardır.

Teknolojik devrimin bir sonucu olarak Uluslararasında bilgi alış-verişlerinin artması, kültürel değerlerin birbiriyle etkileşime girerek kültürleşme evresini hızlandırması,küresel değerlerin doğmasına zemin hazırlamıştır ve dünya genelinde bireyler ve toplumlar arasındaki etkileşim giderek artmıştır. Günümüzde bilim ve teknoloji çağı ile iletişimin gelişmesi ve yaygınlaşması kültürün serpilip büyümesini ve artmasını hızlandırmıştır.

Küreselleşme evresinin arttığı bu dönem, gelişmiş ülkelerin teknolojik, ekonomik, sosyal ve siyasi üstünlükleriyle gelişmiş ülkelere ait büyük ve çok uluslu işletmelerin az gelişmiş ülkelerin üzerindeki etkileme alanlarının büyüdüğü dönemdir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş Batılı ülkeler gibi modern ve onlar gibi çağdaş olabilmek için onları taklit etmişlerdir. Küreselleşme evresinin toplumlar arası etkileşimi artırması bu taklidi giderek  hızlandırmış ve taklit konularının miktarını kontrolsüz bir şekilde artırmıştır. Batılı toplumların giyim tarzı, konuşma dili,günlük davranışları, yaşam şekillerini benimsemişlerdir ve onları taklit etmişlerdir. Bu sebeptendir ki, ulusların kültürel unsurları da zamanla anlamsızlaşmaya ve yok olmaya doğru gitmektedir. Küreselleşmenin kültüre yönelik etkisinde dil hususu çok önemli bir yer tutmuş, dünyaya hükmeden ortak dil İngilizce oluşmuştur. Küreselleşme, demokratik değerleri yaygınlaştırmakta, çeşitli kültür ve toplumların belirgin bir şekilde algılanmasını sağlamakta, bilgiye erişim imkanlarını artırmaktadır, Farklı bir söyleyişle de emperyalizm, kültürel kolonicilik ve yeni kapitalizmin araçları olarak da kullanılmaktadır.

Küreselleşme kavramı kültürel anlamda ; toplumların birbirine benzeyerek gitgide aynı özelliği gösteren bir örgüye dönüşme evrelerini veya toplumların farklılıklarını ifade ettikleri süreçleri anlatmak için kullanıldığı görülmektedir. Küreselleşme bağlamında, milli kimlik krizi, hayattan soyutlanan ve yalnız hale gelen bireyler, kullanıp harcama merkezli toplum modeli, medya ve kültür yayılmacılığı gibi unsurlar günümüzün önemli problemi haline gelmiştir. Bir toplumun yaşam tarzı olarak tarif edilen kültür ile küreselleşme karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Küreselleşme, büyük dönüşüm ve değişimlerle kültürü etkilemeye halen devam etmektedir. Küreselleşme ile insanın gitgide yabancılaşma ve yalnızlık yaşaması günümüzde daha fazla problem olmaya başlamıştır. Günümüz gerçeğine ilişkin asla göz ardı edilemeyecek olan bir durum varsa o da Batının ekonomik, sosyal ve fikri olarak küreselleşme kavramı adı altında gelişmekte olan ülkeleri ve az gelişmiş ülkeleri etkisi altına almaya başladığı konusudur. Bu evrenin geldiği son nokta olan küreselleşme kavramı, karşı çıkılsa da, çıkılmasa da, maalesef bir dünya gerçeği olarak insanlığın önündedir. Her açıdan olduğu gibi kültürel açıdan da küreselleşmenin en önemli çelişkisi ve çıkmazı bu noktada insanlığın karşısına çıkmaktadır.

Küreselleşmenin kültürel sonuçlarının olumsuz olarak söylenecek başka bir konusu da yeni emperyalizm, kültürel kolonicilik ve yeni kapitalizmin en önemli kısmı olarak küreselleşmeyi kullanıyor olmasıdır.[1]

Sonuçta küreselleşmenin esasında siyaset yönünden ve hukuken üstün olan küresel güçler ile bu küresel güçler karşısında tutunmaya çalışan güçlerin sahip olduğu kaynakların bir paylaşım mücadelesi vardır. Bu mücadele de, adı ne olursa olsun ne isim konulursa konulsun, her dönemde var olagelmiş ve dünya döndükçe de var olması mümkündür. Küreselleşme kavramının kültürel sonuçlarına yönelik ortaya atılan kavram, iddia ve ifadelerin tamamı her çağın değişen koşullarıyla o dönemdeki duruma göre yeniden gözden geçirilmeye muhtaçtır.

Sonuç olarak, küreselleşme evresinin Batı toplumunu merkeze alarak Batı'nın dünya üzerinde tek taraflı bir egemenlik kurma düşüncesi olduğu anlaşılmakta ve görülmektedir . Öyleyse; küreselleşmenin tek çeşitliliği yaratması karşındaki bu duruş bireysel, toplumsal ve toplumlar arası ilişkiler açısından daha açık ve daha net olmalıdır. Bireysel olarak bizlerin yapabileceği israftan mutlaka kaçınılmalı, tasarruf edilmeli, tasarruflar iyi ve güzel olanı üretmek kaydıyla yatırıma dönüştürmeli ve muhakkak kendi kültürümüzün zenginliğini ortaya çıkararak farklılığımızın farkında olunması ve getirisi sahiplenilmelidir. Batı ve dışındaki toplumlar da kendi kültürlerine, kendi dinlerine, kendi dillerine, kendi milli güçlerine,kendi kültürlerine, kendi tarihlerine ve geçmişine dayanan yeni iş birliği düzenlerine bakmalı ve ona yönelmelidirler.

Ve son bir cümle ortaya dökecek olursak, çeşitli unsurlar nedeniyle kaçınılmaz bir süreç olan küreselleşme karşısında küresel değerler tanınmalı, benzeyen ve ayrılan özellikleri dikkate alınarak ve dikkat edilerek toplumsal bilinç sağlanmalıdır. Bu yazıda anlaşılacağı üzere küreselleşmenin birçok açıdan birbirinden farklı sonuçlardan oluştuğunu söyleyebiliriz günümüzdeki mevcut küreselleşme koşullarına bakıldığında coğrafya açısından sömürge anlamında insanların inançlarının daha çok sömürge altında kaldığını söyleyebiliriz sonuca bakılacak olunursa kültürün küreselleşmesinde insanların çoğunlukla emperyalist sistemin,kültürel kolonicilik ve teknolojinin gelişmesine kadar birçok sistemin kültüre etkisi olduğunu söyleyebiliriz geçmişte insanların onlarca sistem arasından makine gücünden tutun birçok devrime kadar küreselleşme gösterilebilir. Sanayi Devrimi, endüstrileşme, Fransız Devrimi, Osmanlı kapitülasyonları... Bunların tamamı kültürel değişimdeki etkiler olarak gösterilebilir yani nerede başlamış olduğunu bilmediğimiz bu küreselleşmenin sonuçları insan hayatına, dil ve yaşamına birden fazla etkide bulunmuş ve farklılaşmanın devamını getirmiştir. Kültür hem yaşanmışlıklar hem de ileride yaşanacaklar olarak özetlenebilir. Bu geçmişten günümüze teknolojinin değişimi insan gücünden makine gücüne geçiş ile örneklenebilir. Bunun yanında dünya üzerinde dil gelişimi de devam etmiş dünya üzerinde etkisi bulunan diller meydana gelmiştir. Buna da kültürün küreselleşmesindeki etkilerden biri olarak bakılacağı gibi sömürgecilik sisteminin de bunda etkisi olduğunu belirtmek gerekir.

Konumuza bir alıntı ile devam etmek istersek Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Yahyagil'in kaleme aldığı Küreselleşme Girdabında Kültür kitabında söylediğine göre Yahyagil, küreselleşme ve iletişim kanallarının etkinliğinin olumlu bir dönüşüme yol açacağına dair yanılgıya dikkati çekerek şunlara vurgu yaptı: [2]“Türkiye de içlerinde olmak üzere gelişen ve az gelişmiş ülkelerde tüketim kültürü, medya organlarının etkin kullanımıyla kolaylıkla egemen olmakta ve bu tüketim harcamalarını yapanlar, aslında kendi ülkelerinin toplumsal gerçekleriyle uymamasına karşın kendilerini şeklen (zahiren) modern bir yaşam sürüyor kabul edebilmektedirler.” Küreselleşmenin ve kültür değişimlerinin yarattığı sonuçları örneklendiren Yahyagil, “Bütün bu değişim sürecinde küreselleşme olgusunun kaçınılmaz etkileri ve dolaylı olarak yol açtığı toplumsal ve kültürel çözülmeler bütün ülke yöneticilerinin öncelikli sorumlulukları arasında yer almalıdır” ifadelerini kullandı.

Kaynakça

  1. ^ a b http://static.dergipark.org.tr/[]
  2. ^ Prof. Dr. Mehmet Yahyagil Küreselleşme Girdabında Kültür – Modern Zamanlarda Mutluluk Arayışı isimli kitabı Yeditepe Üniversitesi Yayınevi

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Kültür</span> toplumun antropoloji içindeki yaşam tarzı

Kültür veya ekin, toplumların kendilerine özgü olan ve gelecek nesillere aktardıkları maddi veya manevi her şey.

Ekonominin genelde bağlı olduğu alan tarih boyunca, zaman ilerledikçe değişiklik göstermiştir. Yerleşik hayata geçilmesiyle başlayıp gelişen tarım etkinlikleri "Tarım Toplumu"nu doğurmuş; makineleşme, fabrikalaşma gibi gelişmelerle, yani sanayi devrimi ile birlikte de "Sanayi Toplumu" kavramı ortaya çıkmıştır. Son dönemlerde hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojileri ise "Bilgi Toplumu" kavramının varlığına sebebiyet vermiştir.

<span class="mw-page-title-main">Emperyalizm</span> nüfuz yoluyla devletler arasında eşitsiz bir ilişki yaratılması

Emperyalizm, yayılmacılık veya ekspansiyonizm, bir devletin veya ulusun başka devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunmaya çalışmasıdır. Etkileyen devlet, etkilenen devletin kaynaklarından "yararlanma" hakkına sahiptir.

<span class="mw-page-title-main">Ticaret</span> mal veya hizmet değişimi ya da anlaşması

Ticaret, malların/ürünlerin üretim sürecinden tüketimine kadar geçen zamanda, ekonomik değer taşıyan başka nesneler ile değiştirilmesi, alışı ve satışı anlamında kullanılmaktadır. Ticaretin insanlık tarihindeki ilk şekli takastır. Takas yöntemi ile, mal ve hizmetler birbiri karşılığında değiş tokuş edilir. Günümüzde ise artık değişim aracı olarak para kullanımının keşfedilmesi insanlık tarihinin erken dönemlerine dayanmaktadır. Pek çok tarihçi ticaretin, iletişimin doğuşunu takiben takas yöntemiyle başlamış olduğunu düşünmektedir.

Küreselleşme ya da globalleşme, ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alışverişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir.

Etnik milliyetçilik, etno-milliyetçilik ya da mikro milliyetçilik, milliyetin etnisite açısından tanımlandığı bir milliyetçilik biçimidir. Millî kimliği oluşturan, kültür, tarih ve ülkü birliği gibi hakim kültür unsurların oluşturduğu millî şuur yerine; boy, aşiret, kabile, mezhep ve etniklik gibi dar kapsamlı bir şuuru benimseyen etnosentrik milliyetçilik görüşüdür.

Halk hikâyesi veya halk öyküsü, toplumsal iz bırakmış bir olaydan veya bir yazınsal ürünün sözlü kültürde bıraktığı derin etkiden kaynaklanarak ortaya çıkan halk edebiyatı ürünlerine verilen ad. Ayrıca, bazı halk bilimciler halk öyküsünü: "Çağdaş çağlara yaklaştıkça geçirdiği değişimle destanların yerini tutan halk ürünü." olarak görmüştür. Destanlar olağanüstü ögelerin çokça rastlandığı türlerdir. Halk hikâyeleri ise olağanüstülük düzeyinin ikinci safhasında yer alır ve destanlara oranla halk hikâyelerinin olay örgüsü daha gerçekçidir. Halk hikâyeleri bu yönüyle modern çağların yazın türleri olan roman ve öykü gibi mensur türlerle, destan arasında bir geçiş sürecini yansıtan ürünlerdir. Halk hikâyelerinde olaylar belirli kahramanların üzerine kurulmuştur. Bu kahramanlar çoğu kez; tanınmış bir edebî ürünün içeriğinde yer alan kahramanların topluma mal olması ve anonimleşmesiyle oluşmuştur. Aslen Divan edebiyatı'na ait mesneviler olan Leyla ile Mecnun ve Ferhat ile Şirin gibi eserler, taç eserlerin toplum tarafından sözlü kültüre aktarılıp "halk hikâyesi" haline gelmesinin en önemli örnekleridir. Bunun yanında halk edebiyatı ürünlerinde de bu duruma rastlanmaktadır. Örneğin, Kayıkçı Kul Mustafa'nın Genç Osman Destanı; toplumun beğenerek halk hikâyeleştirme sürecine dahil ettiği eserlerdendir. 1930'da edebiyat tarihçisi Fuat Köprülü, Genç Osman Destanı'nı halk hikâyelerinin oluşum evrelerini tespit etmek maksadıyla incelemiştir. Ayrıca bu çalışma; Türk edebiyatındaki anonim hikâyeleşme süreci hakkında yapılmış ilk çalışmalardan biri olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Franz Boas</span>

Franz Uri Boas modern antropolojinin kurucusu ve antropolojideki bütüncü yaklaşımı kişiliğinde de bulunduran Alman kökenli Amerikan vatandaşı dilbilimci ve etnolog. Antropoloji'nin ABD'de yerleşmesinde öncü olmuştur

Ekonomik sistem, bir toplumda mal ve hizmetlerin üretimini, ticaretini, dağıtımını ve kaynakların üretime tahsis edilmesini düzenleyen, ayrıca üretimi kimlerin yapacağına karar veren uygulama ve ilkeler bütünüdür.

<span class="mw-page-title-main">Kültür emperyalizmi</span>

Kültür emperyalizmi, bir ülkenin kendi kültürel değerlerini ve ideolojisini başka bir ülkenin halkına benimsetmesidir.

<span class="mw-page-title-main">İlkel kültür</span>

Eski antropoloji metinler ve tartışmalarda, terim '"ilkel kültür"', kültürel, teknolojik ya da ekonomik gelişmişliği veya gelişmesini eksikliği inanılan bir toplum anlamına gelir. Örneğin, yazılı bir dil yoksun bir kültür daha az kültürel karmaşık yazı sistemi ile kültürlerin daha kabul edilebilir; ya da bir avcı-toplayıcı toplum endüstriyel kapitalist toplumdan daha az gelişmiş düşünülebilir. Terim antropologlar ve tarihçiler gibi bilim insanları, birçok Batılı yazar tarafından; yabancı koloniler ve uzak kolonize ülkelerde yerli kültürleri tanımlamak için kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Küreselleşme karşıtlığı</span>

Küreselleşme karşıtlığı, kurumsal kapitalizmin küreselleşmesine karşı eleştirel ve toplumsal bir harekettir.Bu hareket aynı zamanda küresel adalet hareketi, alternatif küreselleşme, anti kurumsal küreselleşme hareketi ve neoliberal küreselleşme karşıtı hareket olarak da bilinir.

Çin'de küreselleşme, Çin toplumunun benimsediği yabancı ekonomik, sosyal ve kültürel etkileri ve bu işlemin tarihiyle ilgilidir.

Modern Dünya Sistemi Teorisi, Immanuel Wallerstein'ın küresel ekonomik yapıyı merkez (center) ve çevre (periphery) kavramları aracılığıyla analiz ederek bağımlılık ilişkileri çerçevesinde yorumladığı bir teoridir.

Modernleşme teorisi sanayileşmiş Batı toplumlarının ya da G-7 ülkelerinin sahip olduğu yapı, kurum, değer ve sistemlere sahip olmak amacı ile sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda gelişmekte olan ülkeler (GÖÜ) ve az gelişmiş ülkeler (AGÜ) tarafından yapılan tüm düzenlemelere modernleşme denir. Modernleşme teorisi ise gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gelişmeleri için, gelişmiş ülkelerin keşfettiği yöntemleri izleme dışında bir yolunun olmadığını savunan uluslararası politik ekonomi görüşüdür. Avrupa şartlarında ortaya çıkmış olan bu durum, modern olarak adlandırılırken, buna karşılık "modern olmayan" bir öteki yaratılarak "gelenek" adı verilmiştir. Batı Avrupa'da "Rönesans ve Reform Hareketleri" ile ortaya çıkmış ve Fransız İhtilali ile devam etmiştir. Temeline bakıldığı zaman, " eski rejime " düşünce yapısına ve inanç sistemine zıt olarak geliştirilen bir tepki olduğu görülebilir. Bu süreçte ortaya çıkan yönetim şekli, düşünce yapısı ve fikir akımları gibi bazı unsurlar eski düzenin değişme vakti geldiğinin habercisidir. Bu sayede eski rejim değişerek modern rejime geçildi. Modernleşme, sürekli olan bir değişimi, farklılaşmayı temel alan dinamik bir süreçtir. Bu sebeple modern insanlar arasında iletişim çok hızlı ve mesafeli bir duruma gelmiştir. Nüfusun artması ile birlikte artan iş bölümü, herkesin ayrı bir işlevi olması sebebi ile aralarında bir bağımlılık ilişkisi olan yapı anlamında farklılaşmış bir toplumu meydana getirmiştir.

Finansal küreselleşme, ulusal finans sistemlerinin ekonomide, devlet denetimini gevşetmesiyle faiz veya döviz işlemlerinde kontrollerin kalkmasıyla küresel düzeyde yaşanan sermaye hareketlerini ifade etmektedir. Küreselleşme ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alış verişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir. Finansal küreselleşmenin kendini gösterdiği yer finans piyasalarıdır. 1970'li yıllarda ilk önce gelişmiş ülkelerde başlamış ve ardından gelişmekte olan ülkelerde finansal serbestleşme politikaları ortaya çıkmıştır. 1970'li yıllarda gelişim aşamasındaki ülkelerin çoğunda petrol şokları ortaya çıkmış. Beraberinde ekonomik bunalım ve borçlar krizini getirmiştir. Yaşanan iktisadi bunalım sonrası ekonominin gelişmesi için ekonominin serbestleşmesi gerektiğini savunan görüşler çoğalmıştır. Küresel kelimesinin kökü 400 yıl önceye gitmektedir. Küreselleşme dünyada ilk olarak 1960' larda kullanılmaya başlanmış, 1980'li yıllarda ise daha çok yayılmıştır. Küreselleşme kelimesi insanların artık günlük hayatlarında da kullanılmaktadır. Dünyada yaşanan gelişmeleri anlatmak için küreselleşme kavramını kullanmaktayız. Politika, teknoloji, ekonomik vb. alanlardaki gelişmeleri konuşurken küreselleşme kavramı kullanılmaktadır. Genel olarak küreselleşmenin birçok tanımı yapılabilmektedir. İletişim ve bilişimin gelişmesiyle küreselleşme sürecide buna paralel olarak hız kazanmıştır. Küresel ekonominin tanımı; mal ve hizmetlerin, bilginin, sermayenin tüm dünya ülkelerin de dolaşımıdır.

Küresel adalet, siyaset felsefesinde adaletsizlik endişesinden kaynaklanan bir konudur. Bazen bir enternasyonalizm biçimi olarak anlaşılır.

Tarih boyunca insanlar iletişim aracılığıyla birbirleriyle ilişkiler kurmuş ve ortak bir toplum düzeni oluşturmuştur. Özellikle Sanayi Devrimi'nden sonra ortaya çıkan kapitalist düzen ve kitle toplumu nedeniyle iletişim araştırmalarına olan önem artırılmıştır. Ortaya çıkan kitleyi kontrol etmek amacıyla kitle iletişim araçlarına önem verilmeye başlanmıştır ve bu dönem içerisinde bir dizi kitle iletişim kuramı ve modeli geliştirilmiştir. İletişim kuramları temel olarak eleştirisel ve ana akım iletişim araştırmaları olarak iki sınıfa ayrılabilir. Bu iki temel ana sınıf kendi içerisinde ideolojilere ve kuramcıların bakış açılarına göre farklı sınıflandırılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Gıda sosyolojisi</span>

Gıda sosyolojisi, toplumun ilerleyen tarihi ve gelecekteki gelişimi ile ilgili kaygılardan ortaya çıkan gıda çalışmasıdır. Gıda sosyolojisi içerisinde; üretim, hazırlık, tüketim, dağıtım, etik, kültürel vb. konular barındırır. Toplumumuzdaki gıda dağıtımının yönü, gıda tedarik zincirindeki değişikliklerin analizi ile incelenebilir. Özellikle küreselleşme, gıda dağıtım endüstrisinde baskı etkisi yaratarak gıda tedarik zinciri üzerinde önemli etkilere sahiptir.

<span class="mw-page-title-main">Kalkınma teorisi</span>

Kalkınma teorisi, toplum içerisinde istenilen ve hayal edilen değişimin nasıl başarılacağına dair fikirler içeren bir teori türüdür. Kalkınma teorisi altında birçok teori bulunmaktadır. Bu makale içerisinde de farklı teorilerin bakış açıları "kalkınma teorisi"ne göre belirtilmektedir.