İçeriğe atla

Kyoto Protokolü

Kyoto Protokolü
Kyoto Protokolü'ne katılım:

TürÇevre Protokolü
İmzalanma11 Aralık 1997
YerKyoto
Yürürlük16 Şubat 2005
KoşulBMİDÇS Ek 1 ülkelerinden en az 55 ülkenin katılımı ve bu bu ülkelerin CO2 salımının toplam CO2 salımının %55'ini oluşturması

Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalanmıştır. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salımını azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdir. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997'de imzalanan protokol, 2005'te yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990'daki emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarının) yeryüzündeki toplam emisyonun %55'ini bulması gerekmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya'nın katılımıyla ulaşılabilmiştir.

Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 160 ülkeyi ve sera gazı salımının %55'inden fazlasını kapsamaktadır. Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler, pahalı yatırımlar gerektirmektedir. Sözleşmeye göre;

  • Atmosfere salınan sera gazı miktarı %5'e çekilecek,
  • Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek,
  • Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme sağlanacak, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak,
  • Atmosfere bırakılan metan ve karbon dioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönlenecek,
  • Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak,
  • Çimento, demir-çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek,
  • Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak,
  • Güneş enerjisinin önü açılacak, nükleer enerjide karbon sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak,
  • Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacaktır.

Kyoto Protokolü şu prensipleri temel alır:

  • Kyoto Protokolü devletler tarafından desteklenir ve BM şemsiyesi altında küresel kurallar ile belirlenir
  • Devletler iki genel sınıfa ayrılmıştır: gelişmiş ülkeler, bu ülkeler Ek 1 ülkeleri olarak anılacaktır; ve gelişmekte olan ülkeler, bu ülkeler Ek 1'de yer almayan ülkeler olarak anılacaklardır. Ek 1 ülkeleri sera gazı salımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek2 ise Ek 1'in alt kümesidir. Ek 2 ülkeler Ek 1'de yer almayan (gelişmekte olan) ülkelerin masraflarını ödemekle yükümlüdürler. Ek 2'de yer almayan Ek 1 ülkeleri 1992'de geçiş ülkesi olarak tanımlanan ülkelerdir. Ek 1'de yer almayan ülkelerin ise sera gazı sorumlulukları yoktur ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermelidirler.
  • Kyoto Protokolündeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek 1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin %30 daha azaltılması ile cezalandırılacaktır.
  • 2008 ile 2012 arasında, Ek 1 ülkeleri sera gazı salımlarını 1990 yılı seviyesinden ortalama %5 aşağıya çekmek zorundadırlar (birçok AB üyesi ülke için bu 2008 için beklenilen sera gazı salımlarının %15 aşağısına denk gelmektedir). Ortalama salım azalmasının %5 olarak belirlenmesine rağmen AB üyesi ülkelerin salım hedefleri %8 azaltma ile İzlanda tarafından hedeflenen %10 artırıma kadar değişmektedir. Bu azaltma hedefleri 2013 yılına kadar belirlenmiştir.
  • Kyoto Protokolü, Ek 1 ülkelerinin sera gazı salımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salım azalması satın alabilmeleri esnekliğine imkân tanımıştır. Bu, çeşitli borsalardan (AB Salım Ticaret Sistemi gibi) veya Ek 1'de yer almayan ülkelerin salımlarını azaltan Temiz Gelişim Tekniği (TGT) projeleri ile veya diğer Ek 1 ülkelerinden satın alınabilinir.
  • Sadece TGT Yönetim Kurulu tarafından onaylanmış Onaylı Salım Azaltımları (OSA) alınıp satılabilir. BM çatısı altında, Kyoto Protokolü Bonn merkezli Temiz Gelişme Tekniği Yönetim Kurulunu Ek 1'de yer almayan ülkelerde gerçekleştirilen TGT projelerini değerlendirip onaylaması için kurmuştur. Bu projeler onaylandıktan sonra OSA verilir.

Pratikte bu kurallar Ek 1'de yer almayan ülkelerin sera gazı sınırlamalarına tabi olmadıklarını ama sera gazını azaltan bir projenin bu ülkelerde uygulanması durumunda elde edilen Karbon Kredisinin Ek 1 ülkelerine satılabilineceğini anlatır.

Bu mekanizma şu iki ana nedenden dolayı koyulmuştur:

  • Kyoto Protokolüne uymak bazı Ek 1 ülkeleri için oldukça sınırlayıcıdır (özellikle Japonya ve Hollanda gibi zaten az salım yapan ve çevre standartlarına saygılı ülkeler için). Protokol böylece bu ülkelerin kendi sera gazı salımlarını azaltmak yerine Karbon Kredisi almalarını sağlar; ve
  • bu şekilde Ek 1'de yer almayan ülkeler sera gazı salımlarını azaltmak için teşvik edilmiş olurlar çünkü Karbon Kredisi satarak bu projeler için kaynak edinmiş olurlar.

Tüm Ek 1 ülkeleri Kyoto Protokolü içinde sera gazı salım değerlerini gözetim altında tutmak için ulusal daireler kurmuşlardır. Japonya, Kanada, İtalya, Hollanda, Almanya ve daha birçok ülke devletleri karbon kredisi için bütçeden pay ayırmışlardır. Bu ülkeler kendi büyük enerji, petrol, doğalgaz holdingleri ile birlikte çalışarak mümkün olan en fazla sayıda Karbon Kredisini en ucuza almaya çalışmaktadırlar.

Hemen hemen tüm Ek 1'de yer almayan ülkeler de kendi Kyoto Protokolü süreçlerini izlemek amacıyla ve özellikle TGT Yönetim Kuruluna destek için sunacakları projeleri belirlemek amacıyla yönetim birimleri kurmuşlardır.

Bu iki ülke grubunun çıkarları birbirine terstir, Ek 1 ülkeleri mümkün olan en ucuza Karbon Kredisi almak isterlerken Ek 1'de yer almayan ülkeler ise kendi TGT projelerinden elde ettikleri Karbon Kredisinden en fazla değeri elde etmek istemektedirler.

Amaçlar

Kyoto Protokolü'ndeki amaç, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamak”tır. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 1990 ile 2010 yılları arasında 1.4 °C ile 5.8 °C arası sıcaklık artışı tahmin etmektedir. Tahminlere göre, başarılı bir şekilde uygulanması durumunda Kyoto Protokolü bu artışı 0.02 ile 0.28 C arasında düşürebilecektir. Kyoto Protokolü savunucuları bu protokolün amaca ulaşmak için ilk adım olduğunu ve amaca ulaşıncaya kadar hedeflerin değiştirileceğini belirtmektedirler.

Anlaşmanın durumu

Anlaşma Aralık 1997'de Japonya'nın Kyoto şehrinde görüşülmüş, 16 Mart 1998'de imzaya açılmış ve 15 Mart 1999'da son halini almıştır. Rusya'nın 18 Kasım 2004'te katılmasıyla 90 gün sonra 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aralık 2006 tarihinde toplam 169 ülke ve devlete bağlı örgütler anlaşmaya imza atmışlardır (Ek 1 ülkelerinin salımlarının %61,6'sından fazlasına karşılık gelmektedir). İmza atmayan önemli ülkeler arasında ABD ve Avustralya gibi gelişmiş ülkeler haricinde, gelişmekte olan Türkiye (Şubat 2009 itibari ve meclis kararı ile Türkiye 2013 yılına kadar Ek 2 ülkeleri içinde yer almak ve karbon salım azaltımına bu tarihe kadar gitmemek kaydı ile Kyoto Protokolünü imzalamıştır) gibi ülkeler de yer almaktadır. Çin ve Hindistan gibi bazı ülkeler ise anlaşmaya imza atsalar bile karbon salımlarını azaltmak zorunda değillerdir. Anlaşmanın 25. maddesine göre anlaşma “Ek 1'de yer alan en az 55 ülkenin imzalaması ve bunun Ek 1 ülke salımlarının en az %55'ine karşılık gelmesi durumunda, buna uyulduğu tarihten sonraki doksanıncı gün yürürlüğe girer.” 55 ülke şartı 23 Mayıs 2002'de İzlanda'nın anlaşmayı kabul etmesi ile, %55 şartı da Rusya'nın 18 Kasım 2004'te anlaşmayı imzalaması ile sağlanmış, anlaşma 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Anlaşmanın detayları

Birleşmiş Milletler Çevre Programı basın bildirisine göre:

“Kyoto Protokolü gelişmiş ülkelerin sera gazı salımlarını 1990 yılına göre %5,2 azaltmalarını öngören bir anlaşmadır (protokolün uygulanmaması durumunda 2010 yılı salım tahminleri dikkate alınırsa bu, %29'luk bir azalmaya karşılık gelmektedir). Amaç altı sera gazının – karbon dioksit, metan, nitröz oksit, kükürt heksaflorür, HFC'ler ve PFC'ler – 2008-2012 arası beş yıllık ortalama salım değerlerini azaltmaktır. Ulusal hedefler AB ve başka bazı ülkeler için %8'lik, ABD için %7'lik, Japonya için %6'lık azaltma, Rusya için %0 değişiklik ve Avustralya için %8 ile İzlanda için %10'luk bir artış şeklinde çeşitlilik göstermektedir.”

Anlaşma 1992'de Rio De Janeiro'da yapılan Dünya Zirvesi'nda kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (BMİDÇS) ek olarak kabul edilmiştir. BMİDÇS üyesi tüm ülkeler Kyoto Protokolüne imza atabilir, üye olmayanlar atamazlar.

Kyoto Protokolünün birçok maddesi BMİDÇS Ek 1'de belirtilen gelişmiş ülkeler için geçerlidir.

Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar

BMİDÇS “ortak fakat farklılaştırılmış” sorumluluklar tanımlamaktadır. Ortak ülkeler

  1. Tarihsel ve güncel küresel sera gazı salımının gelişmiş ülkeler tarafından gerçekleştirildiğini
  2. Gelişmekte olan ülkelerin kişi başı gaz salımlarının halen düşük olduğunu
  3. Gelişmekte olan ülkelerin küresel salımlarının sosyal ve gelişimsel ihtiyaçlarına göre artacağını

kabul ederler. Diğer bir deyişle Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler anlaşma gereklerinden muaftırlar çünkü şu andaki iklim değişikliklerine neden olan salımların ana sorumlusu değildirler. Kyoto Protokolünü eleştirenler gelişmekte olan ülkelerin ve özellikle Çin, Hindistan gibi ülkelerin yakın bir zamanda en fazla sera gazı salımı yapan ülkeler olacağını söylemektedirler. Aynı zamanda, protokol sınırlamaları yüzünden gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere çıkış olacağını ve dolayısıyla net sera gazı salımlarının değişmeyeceğini söylemekteler.

Salım ticareti

Kyoto Protokolüne göre ülkeler 2008 ile 2012 yılları arasında salımlarını 1990 yılına göre %5,2 düşürmekle yükümlüdürler. Buna rağmen, pratikte birçok ülke belirli sanayi kuruluşlarına sınırlamalar koymuştur (kâğıt endüstrisi, enerji santralleri gibi). AB'de bu uygulama vardır ve birçok ülke de buna doğru kaymaktadır. Buna göre, belirlenen seviyeden fazla salım yapacağını anlayan bir şirket bir şekilde başka yerlerden Karbon Kredisi bulmak zorundadır. Bu da Karbon ticaretini ve borsasını ortaya çıkarmıştır.

Yaptırımlar

BMİDÇS Uygulama Biriminin bir Ek 1 ülkesinin salım hedeflerine uymadığına karar vermesi durumunda o ülke salım hedefi farkı ile birlikte fazladan %30 daha salımını azaltması gerekmektedir. Aynı zamanda ülke salım ticareti programın yüzde 50'sini kapsamaktadır.

Kyoto Protokolü ve Türkiye

2004 yılında BMİDÇS'ye taraf olan ancak uzun süre Kyoto Protokolü'nü imzalamayan Türkiye 30 Mayıs 2008'de Protokolü imzalayacağını resmen açıklamıştır. Başlangıçta tüm OECD ülkeleri gibi hem Ek 1 hem de Ek 2'de yer alan Türkiye, kendi başvurusu üzerine 2001'de Fas'da yapılan toplantıda geçiş ülkesi sayılarak Ek 2'den çıkarılmıştır.[2] Zamanın Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Dışişleri Bakanlığı'na, “Kyoto Protokolü’ne taraf olmayı kabul ve TBMM tarafından onaylanmasının uygun olduğuna” ilişkin yazı gönderdiğini açıklamıştır. Dışişleri Bakanlığı da taraf olmayı onaylamış, anlaşma önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ardından da TBMM'nin gündemine girmiştir.[3] 5 Haziran 2008 tarihinde Protokolün imzalanmasına ilişkin tasarı meclise sunulmuştur.

Türkiye'nin, Kyoto Protokolüne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı 05.02.2009 tarihinde, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Tasarının maddelerinin görüşülmesinden sonra, tümü üzerinde yapılan açık oylamada, kanun tasarısı, 3'e karşı 243 oyla kabul edildi. Oylamada 6 milletvekili de çekimser kaldı.[4] 17 Şubat 2009 tarih ve 27144 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 5836 Sayılı Kanun ile birlikte meclis oylamasında alınan karar yasal olarak yürürlüğe girmiş oldu.

Türkiye'nin kişi başı sera gazı salınımı 5,9 ton'dur. Bu oran OECD ortalamasının 1/3'ü, Avrupa Birliği ortalamasının 1/2'si kadardır. Türkiye'nin küresel ısınmaya katkısı son 150 yılda %0,04 oranındadır. 1990 yılında 187 milyon ton sera gazı salınmı, 2009 yılında 370 milyon tona çıkmıştır. Günümüzde enerjisinin %20'sini yenilenebilir enerjiden elde eden Türkiye 2023'te bu oranı %30'a çıkartmayı hedeflemektedir.[5]

Türkiye 2010-2020 yıllarını kapsayacak Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesini kabul etmiştir. Bu belgeye dayalı eylem planı 2011 yılında tamamlanmıştır.[5]

Kaynakça

  1. ^ "Kyoto Protocol" (İngilizce). UNFCCC. 2011. 11 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Haziran 2014. 
  2. ^ Hürriyet gazetesi 30 Mayıs 2008 tarihli haberi
  3. ^ "Milliyet gazetesi 31 Mayıs 2008 tarihli haberi". 4 Mart 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 31 Mayıs 2008. 
  4. ^ "Türkiye, Kyoto Protokolüne Katıldı". 4 Mart 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Şubat 2009. 
  5. ^ a b "Sera Gazı Salımları ve Türkiye'de İklim Değişikliği ile Mücadele Konusunda Yapılan Çalışmalar". Su Dünyası. dsi.gov.tr. Ekim 2014. 7 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Ekim 2015. 
  • Güneş, Ahmet M. (2010): İkllim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden Kyoto Protokolü'ne Küresel Isınmaya Karşı Uluslararası Alandaki Hukuki Gelişmeler, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Yıl 2010, Sayı 87, Sayfa 43 vd.

Dış bağlantılar

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Dünya Gümrük Örgütü</span>

Dünya Gümrük Örgütü, ulusal gümrük idarelerinin etkili ve verimli çalışmalarını sağlamak ve geliştirmek amacıyla kurulmuş bir uluslararası örgüttür. Örgütün merkezi Brüksel'de yer almaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Fosil yakıt</span> Milyonlarca yıl önce ölmüş bitki ve hayvanlardan oluşan yakıt

Fosil yakıt veya mineral yakıt, hidrokarbon ve yüksek oranlarda karbon içeren doğal enerji kaynağı. Kömür, petrol ve doğalgaz; bu türden yakıtlara başlıca örnektir. Ölen canlı organizmaların oksijensiz ortamda milyonlarca yıl boyunca çözülmesi ile oluşur. Fosil yakıtlar endüstriyel alanda çok geniş bir kullanım alanı bulmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">İklim değişikliği</span> Dünyanın ortalama sıcaklığındaki mevcut artış ve buna bağlı olarak hava modellerindeki büyük ölçekli değişimler

İklim değişikliği, küresel ısınmayı ve bunun Dünya'nın iklim sistemi üzerindeki etkilerini ifade eder.

<span class="mw-page-title-main">Sera gazları</span> Atmosferde bulunan ve termal kızılötesi aralıktaki radyasyonu emen ve yayan gaz

Sera gazları, Dünya'nın yüzeyi, atmosferi ve bulutları tarafından yayılan kızılötesi radyasyon spektrumu dahilinde belirli dalga boylarındaki radyasyonu emen ve yayan, atmosferin hem doğal hem de antropojenik gaz hâlindeki bileşenleridir. Bu özellikleri nedeniyle, sera etkisine neden olurlar. Su buharı (H2O), karbondioksit (CO2), nitröz oksit (N2O), metan (CH4) ve ozon (O3) başlıca sera gazlarıdır. Sera gazları olmadan, Dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı mevcut ortalama olan 15 °C yerine yaklaşık -18 °C olurdu.

İklim değişiklikleri, bilimsel olarak klimatoloji dalına göre incelenen bir tür atmosferik ya da astronomik değişikliklerdir.

<span class="mw-page-title-main">2007 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı</span>

2007 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı ya da Bali konferansı, 3 Aralık - 15 Aralık 2007 tarihleri arasında Endonezya'nın Bali Adası'nda yer alan Nusa Dua kentinde yapılmış olan iklim ve çevre konulu bir konferanstır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen on üçüncü konferans olduğu için "COP 13", Kyoto Protokolü yürürlüğe girdikten sonra düzenlenen üçüncü konferans olduğu için de "MOP 3" olarak adlandırılmaktadır. 180 ülke temsilcisinin yanı sıra çok sayıda hükûmet ve sivil toplum kuruluşu gözlemcisi de konferansta hazır bulunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">2009 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı</span>

2009 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı ya da yaygın olarak kullanılan adıyla Kopenhag Zirvesi, Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da 7-18 Aralık 2009 tarihleri arasında küresel ısınma ve sera gazı salınım oranlarını azaltma amacıyla 192 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen organizasyon. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen on beşinci, Kyoto Protokolü'nün yürürlüğe girmesinin ardından düzenlenen beşinci konferanstır. Bu nedenle COP 15 ve MOP 5 olarak da isimlendirilmektedir.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan küresel ısınmaya yönelik hükûmetlerarası ilk çevre sözleşmesidir. Sözleşme; insan kaynaklı çevresel kirliliklerin iklim üzerinde tehlikeli etkileri olduğunu kabul ederek atmosferdeki sera gazı oranlarını düşürmeyi ve bu gazların olumsuz etkilerini en aza indirerek belli bir seviyede tutmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda genel ilkeler, eylem stratejileri ve ülkelerin yükümlülüklerini düzenlemektedir. Sözleşme; hükûmetlerarası düzeyde iklim değişikliğine yönelik ilk çevre mutabakatı olmasıyla önemli olsa da yaptırım gücü zayıftır, taraf ülkeler iyi niyet düzeyinde sözleşmeyi desteklemişlerdir. Bu sözleşme kapsamında 1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü daha somut hedefler içermektedir.

<span class="mw-page-title-main">Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları</span> 2030 için Birleşmiş Milletlerin 17 küresel hedefi

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA), Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler tarafından 2030 sonuna kadar ulaşılması amaçlanan hedefleri içeren bir evrensel eylem çağrısıdır.

<span class="mw-page-title-main">Türkiye'de sera gazı emisyonu</span> Avrasya ülkelerinde iklim değişikliğine sebep olan gazlar

Türkiye'de sera gazı emisyonu ya da salınımı kişi başına yaklaşık 6 tondur. Türkiye her yıl 500 milyon ton sera gazı salmaktadır. Bu oranla Türkiye, dünyanın yıllık salınımının yaklaşık olarak %1'ini meydana getirmektedir. Sera gazı salınımının yaklaşık üçte biri kömür kaynaklıdır. Türkiye, hidroflorokarbon sera gazı salınımının azaltılması hakkındaki Montreal Protokolü'nün Kigali Düzeltmesini imzaladı ve 2021 yılında onayladı.

<span class="mw-page-title-main">Paris Anlaşması</span> İklimi korumaya yönelik uluslararası anlaşma

Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2015 yılında imzalanan, 2016 yılında yürürlüğe giren bir anlaşmadır. Mart 2021 itibarıyla, BMİDÇS'nin 191 üyesi anlaşmaya taraftır. Anlaşmayı onaylamayan beş BMİDÇS üye devlet vardır: Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen. Bu beş ülke içinde en büyük emisyon kaynağı ilk 20 içinde yer alan İran'dır. Amerika Birleşik Devletleri 2020'de anlaşmadan çekildi, ancak 2021'de yeniden katıldı.

<span class="mw-page-title-main">İklim değişikliğini hafifletme</span> İklim değişikliğini sınırlandırmak için net sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik eylemler

İklim değişikliğinin hafifletilmesi, uzun vadeli küresel ısınmanın ve ilgili etkilerinin büyüklüğünü veya oranını sınırlayan eylemlerden oluşur. İklim değişikliğinin hafifletilmesi genel olarak insan (antropojenik) sera gazı emisyonlarındaki azalmayı içerir. Karbon yutaklarının kapasitesini artırarak da hafifletme sağlanabilir. Etki hafifletme politikaları, insan kaynaklı küresel ısınmayla ilişkili riskleri önemli ölçüde azaltabilir.

<span class="mw-page-title-main">Karbon vergisi</span> Karbon emisyonu vergisi

Karbon vergisi, ulaşım ve enerji sektöründe, yakıtların karbon içeriğine uygulanan bir vergi'dir. Karbon vergileri karbon fiyatlandırması'nın bir biçimidir. Karbon vergisi terimi ayrıca karbon dioksit eşdeğeri vergiyi ifade etmek için kullanılır. Oldukça benzerdir, ancak herhangi bir ekonomik sektör tarafından yayılan her türlü sera gazı veya sera gazı kombinasyonuna uygulanabilir.

<span class="mw-page-title-main">Paris Anlaşması tarafları listesi</span> Vikimedya liste maddesi

Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC-BMİDÇS) kapsamında sera gazı emisyonlarının azaltılması, düzenlenmesi ve finansmanı ile ilgili 2020 yılından itibaren başlayan bir anlaşmadır. Anlaşma, küresel iklim değişikliği tehdidine yanıt vermek üzere bu yüzyılın küresel sıcaklık artışını sanayileşme öncesi seviyelerin 2 santigrat derecenin altında tutup bu artışı 1,5 santigrat derece ile sınırlamaya yönelik çabaları sürdürmeyi amaçlar.

<span class="mw-page-title-main">Sera gazı emisyonları</span> İnsan faaliyetleri sonucu atmosfere salınan sera gazlarının kaynakları ve miktarları

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları sera etkisini güçlendirerek iklim değişikliğine neden oluyor. Çoğu fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan karbondioksittir: kömür, petrol ve doğal gaz. En büyük kirleticiler arasında Çin'deki kömür ile çoğu OPEC ve Rusya'da devlete ait olan büyük petrol ve gaz şirketleri yer alıyor. İnsan kaynaklı emisyonlar, Dünya atmosferindeki Karbondioksiti yaklaşık %50 oranında arttırdı.

<span class="mw-page-title-main">Çevre çalışmaları</span>

Çevre çalışmaları, çevre ve insan etkileşimini karışık sorunların çözümünde sistemsel olarak incelenen çalışmalardır. Çevre sorunları çeşitli bilim dallarını yan yana getirir. Çevre sorunlarını çözmek için çevre çalışmaları, çevre politikaları gereklidir. Çevre çalışmaları için yeterli sayıda personel ve makine, teçhizat lazımdır. Doğal kaynakların yoğun ve bilinçsiz bir şekilde kullanılması hızlı nüfus artışıyla birlikte kaynakların tükenmesine neden olur. Buna çözüm olarak planlı çevre çalışmaları gereklidir. Kaynakların bilinçsiz ve yoğun şekilde kullanılması insanlar ve hayvanların aç kalması gibi sorunlar meydana getirebilir. Aşırı nüfus artışı çeşitli sorunlar meydana getirebilir. Örneğin; kaynakların daha hızlı tükenmesi gibi. Çevre açısından birçok önemli müesseseler vardır. Örneğin; Dünya Doğayı Koruma Vakfı, Greenpeace, Kraliyet Botanik Bahçeleri gibidir. Orman yangınları sonucunda çeşitli hayvanların ölümüne, çeşitli hayvanların doğal ortamının bozulmasına veya yok olmasına neden olur. Orman yangınları sonucunda karbonmonoksit artar. Türkiye orman yangınlarının çokça görüldüğü Akdeniz iklim kuşağındadır. Çeşitli yangın türleri vardır. Eğimli yerlerde eğim arttıkça yangın artar. İklim krizi, küresel ısınmayla birlikte uzun dönemde yağış ve rüzgar değişimlerini içerir. Çünkü iklim, atmosfer olaylarında 30-50 yıl içinde gösterdiği ortalama durumdur. İklim krizi temiz havaya, beslenmeye ve yaşamaya engel olur. İklim krizi klimatoloji bilim dalına göre incelenmektedir. Doğal afetlerde sel ve su baskınlarına karşı bitki örtüsünün ve ormanların korunması lazımdır. Yüksek yerler bitki örtüsüyle kaplandığı zaman toprak kaymasına karşı önlem alınmış olur. Erozyona karşı çevre çalışması olarak eğimli yerlerde ağaçlandırma çalışması yapmak lazımdır. Çığda çevre çalışması olarak eğimin çok olduğu yeri ağaçlandırma yapmak bir çözümdür. Yanardağ patlamasından korunmak için yanardağdan uzak yerlerde ev yapmak çözümdür. Bu afetler sonucunda doğal yapının bozulması, çeşitli yatırımların gecikmesi, hayvan ve insan ölümlerine neden olur. İnsanlar çeşitli faaliyetler ile doğal ortamı bozarak çevre sorunlarının çıkmasına sebep olurlar. Fabrikalar bacaya filtre takmaması havanın kirlenmesine sebep olur. Fabrikaların atıkları uygun olmayan yöntemlerle dışarı atması çevre sorununa neden olur. Zehirli atıkları atmak çevreye zarar verir. Bunlar için çevre çalışması yapılacaksa gereken çevre önlemleri almak gerekir. Paris Deklarasyonu'yla 1972 tarihinde çevre politikaları ilk kez yönetimler düzeyinde ele alınarak çevre politikası için çevre eylem planının hazırlanması konusunda temel atılmıştı. Birinci Çevre Eylem Programının çevre politikaları hedefleri olarak kirliliğin azaltılması, yaşam kalitesinin arttırılması, çevrenin küresel olarak korunması için girişimleri artırmak gibi hedefleri vardır. Yenilenebilir ve yenilemez enerji kaynaklarında insanlar enerji kaynaklarına ihtiyaç duymuştur ve buna göre gerekenleri yapmıştır. Yenilenebilir enerji kaynağı güneşten gelir ve çevreye zararı olmayan enerji kaynaklarındandır. Bunlar hidroelektrik enerjisi, güneş enerjisi, biokütle enerjisi gibidir. Yenilenemez enerji kaynakları fosil yakıt ve radyoaktif elementlerden elde ediliyor. Çevre zararlı etkileri vardır. Yenilemez enerji kaynakların kullanımını azaltarak çevre ile ilgili çalışmamızı yapmış oluruz. Örneğin; benzinli araba kullanmak havaya zarar verir. Çünkü egzozdan çıkan duman havaya doğru gider. Yenilenebilir kaynağına yönelik daha fazla yatırım yapılırsa çevreye zarar veren yenilenemez enerji kaynaklarına daha az önem verilir, böylece çevreye daha çok önem verilmiş olur. Fosil yakıtlar kullanıldığında sera gazı açığa çıkar. Bunlardan karbondioksit ve metan gazı bazılarıdır.CO2 salımı 1990 yılında 0,6 milyar tondur fakat 1998 yılında 55 milyar ton seviyesine gelmiştir.

<span class="mw-page-title-main">2022 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı</span>

2022 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yaygın olarak kullanılan adıyla COP27, Mısır'ın Şarm El-Şeyh şehrinde 6-18 Kasım 2022 tarihleri arasında küresel ısınma ve sera gazı salınım oranlarını azaltma amacıyla 194 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen organizasyondur.

Düşük karbon ekonomisi, düşük karbonlu ekonomi veya karbondan arındırılmış ekonomi, düşük düzeyde sera gazı emisyonu üreten enerji kaynaklarına dayalı bir ekonomidir. İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları, 20. yüzyılın ortalarından beri gözlemlenen iklim değişikliğinin baskın nedenidir. Devam eden sera gazı emisyonu, insanlar ve ekosistemler için şiddetli, yaygın ve geri döndürülemez etkilerin olasılığını artırarak dünya çapında uzun süreli değişikliklere neden olacaktır. Küresel ölçekte düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler için önemli faydalar sağlayabilir. Dünyanın dört bir yanındaki birçok ülke, düşük emisyonlu geliştirme stratejileri tasarlıyor ve uyguluyor. Bu stratejiler, uzun vadeli sera gazı emisyonlarını azaltırken ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığı artırırken sosyal, ekonomik ve çevresel kalkınma hedeflerine ulaşmayı amaçlıyor.

<span class="mw-page-title-main">2023 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı</span>

2023 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, yaygın olarak kullanılan adıyla COP28, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Dubai şehrinde 30 Kasım - 12 Aralık 2023 tarihleri arasında küresel ısınma ve sera gazı salınım oranlarını azaltma amacıyla Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine taraf ülkelerin katılımıyla gerçekleştirilen organizasyon.

<span class="mw-page-title-main">Net sıfır emisyon</span>

Küresel net sıfır emisyon, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonları ile bu gazların uzaklaştırılmasının belirli bir süre boyunca dengede olduğu durumu tanımlamaktadır. Genellikle basitçe net sıfır olarak ifade edilir. Bazı durumlarda emisyon, tüm sera gazlarının emisyonlarını ifade etmekteyken, bazı durumlarda ise yalnızca (CO2 ) emisyonlarını ifade etmektedir. Net sıfır hedeflerine ulaşmak için emisyonları azaltmaya yönelik eylemler gerekmektedir. Fosil yakıt enerjisinden sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş buna bir örnek oluşturmaktadır. Kuruluşlar genellikle karbon kredisi satın alarak artık emisyonlarını dengelemektedir.