İçeriğe atla

Kusurluluk

Kusur, hukuki bir terim olarak failin haksızlık teşkil ettiğini bildiği halde bir fiili işlemesi sonucu doğan hukuki sorumluluğu ve kınanabilirliğini ifade eder. Temel ilke, bir sanığın eylemlerinin neden olabileceği zararı öngörebilmesi ve dolayısıyla bu tür eylemlerden kaçınmayı amaçlaması gerektiğidir.

Konusu

Günümüzde Anglosakson hukukunun bir parçasını oluşturan Amerika Birleşik Devletleri'nde, 2005 yılına kadar yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hakim olan klasik suç teorisinde[1] kusurluluk suçun objektif bir unsuru olarak kabul edilir. Bu teoride fail, hukuka aykırılık teşkil eden tipik bir fili kasten ya da taksirle işleyerek suçun unsurlarını oluşturur. Kast ve taksir, suçun manevi unsurunu ifade eden mens rea kavramı altında ele alınır.[1]

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda benimsenen amaçsal suç teorisinde[1] ise kusurluluk suçun unsurlarına dahil değildir. Bu teoriye göre kusurluluk, ancak suçun unsurları oluştuktan sonra failin kınanabilirliğinin değerlendirilmesi için önem kazanmaktadır. Klasik teoride kusurlu olmayan bir kimsenin işlediği fiil suç olarak değerlendirilemezken amaçsal teoride suçun unsurları gerçekleşmişse bile kusur yeteneği olmayan failin cezai sorumluluğu da söz konusu olmaz.

İradi olmayan bir fiil ise zaten suç olarak kabul edilip cezalandırılamamaktadır.[2] Sanığın arabasını çarparak bir kişiyi yaraladığı Hill V. Baxter (1958) davasında[3] fail, eyleminin iradi olmadığını savunmaktaydı. Ancak yargıç, araç kullanırken uykululuk veya uyuşukluğun iradeden bağımsız olmadığına kanaat getirdiğinden dolayı suçun objektif unsurlarının oluştuğu kabul edilmiş ve kusurluluk yargısı gerçekleşmiştir.

Kusur yeteneği

Kusur yeteneği, kişinin doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırabilme ve buna göre davranabilme kabiliyetidir. Ceza hukukunda da ancak kusur yeteneğine sahip birinin kusurlu davranabilmesi, bu davranışından olayı kınanabilmesi ve haksız fiilin kendisine isnat edilebilmesi söz konusudur. Aklen sağlam ve fizyolojik olarak gelişmiş insanların kusur yeteneğine sahip olduğu karinesi geçerlidir. Bu karinenin aksinin söz konusu olduğu durumları ise ceza kanunları gösterir.

Kusur yeteneğini etkileyen sebepler

Yaş

Ceza hukukunda yaş, kişinin kusurluluğunu etkileyen önemli bir faktördür. Yaşın küçüklüğü kusur yeteneğini azaltan bir sebepken kişinin olgunlaştıkça davranışın haksızlık teşkil ettiğini algılama yeteneğinin artması nedenle ceza hukuku sistemleri, yaş gruplarına göre farklı değerlendirme kriterleri benimsemiştir. Endonezya,[4] Sudan[5] ve Türkiye'de[6] 12 yaşını doldurana kadar mutlak sorumsuzluk devam eder ve çocuk işlediği fiil suç olsa da bundan dolayı kusurlu sayılmaz.[a] Bu yaşı doldurmuş ancak hâlâ tam cezai sorumluluğa sahip olmayan çocuğun algılama ve hareketlerini yönlendirme yeteneği genel olarak değil, işlediği suç bakımından tespit edilir.[6] Hindistan,[b] Katar[7] ve Tayland'da[7] bu yaş 7 iken Azerbaycan,[8] Ermenistan,[9] İtalya[10] ve Vietnam'da[7] 14; Finlandiya,[11] İzlanda,[12] İsveç[12] ve İsviçre'de[c] 15; Arjantin,[13] Doğu Timor,[7] Portekiz[14] ve Romanya'da 16[d] ve Lüksemburg'da 18'dir.[15]

Sağırlık

İtalyan Ceza Kanunu'nun 96. maddesi ise suçu işlediği sırada engeli nedeniyle anlama ve isteme yeteneği bulunmayan sağır[e] kimse işlediği suçtan dolayı kusurlu sayılmamakta, eğer işitme yeteneği az ise cezası da bu oranda indirilmektedir. Sağır-dilsiz bir kişinin hakaret (art. 594 c.p.) ve tehdit (art. 612 c.p.) suçlarından yargılandığı bir davada ön duruşma hâkimi (GUP) [it] "sanığın sağır ve dilsiz olması sebebiyle ses çıkaramadığı ve durumunun hakaret etme fiiliyle bağdaşamadığı gerekçesiyle (bahsi geçen) suçu işleyemeyeceğini" belirtmiş ve dava açılmasına yer olmadığına hükmetmiştir. Buna karşın davacının avukatı, sanığın beş yaşından beri sağır olmasına rağmen yüksek yoğunlukta, anlamlı ve hakaret içeren sözcüklerin anlaşılmasını sağlayacak şekilde bağırma ve mırıldanma gibi boğuk sesler çıkarabildiğini savunarak Yargıtay'a başvurmuştur.[16] Yargıtay ise verdiği kararda dilsiz sanığın çıkardığı boğuk seslerin ne anlama geldiğinin zor anlaşılması nedeniyle hakaret suçundan mahkûm edilmesini engellediğini belirtmiş ve ön duruşma hâkiminin dava açılmasına gerek olmadığına dair kararını bozmamıştır.[17]

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda ise sağır birinin engelinin zorunlu olarak ceza indirimi sebebi olabilmesi için, bunun doğuştan veya küçük yaşta meydana gelmiş olması gerekir.[f] Gerekçesi olarak doğuştan sağır olan birinin konuşma yeteneğiyle beraber algılama yeteneğinin de yeterince gelişmemesi olarak gösterilmiştir.[18]

Akıl hastalığı ve zihinsel engel

1930 tarihli İtalyan Ceza Kanunu, kusur yeteneği anlama ve isteme kabiliyeti olarak tanımlamıştır. Kişiler akıl hastalığı denen bazı bozukluklar nedeniyle davranışlarının hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayabilme kabiliyetlerinden veya davranışlarını hukuk düzeninin gerektirdiği şekilde yönlendirme yeteneğinden yoksun olabilmektedir.[2] Karşılaştırmalı hukukta da akıl hastalığının irade yeteneği üzerindeki etkisi birçok ülkenin mevzuatında benzer şekilde kabul görmüşken bu hastalıkların ele alınışı üzerinde farklılıklar tespit edilebilmektedir.[19] Türk Ceza Kanunu 32. maddesinde, fiili işlediği zamandaki akıl hastalığı sebebiyle, işledikleri fiilin hukuken karşılığını ve neticesini algılayamayan ve davranışlarını yönlendirme kabiliyeti önemli derecede azalmış kişilere ceza verilmez. Bu kişiler hakkında güvenlik tedbiri hükümleri uygulanır. Akıl hastalığının fiilden sonra ortaya çıkması ise muhakeme hukukunu ilgilendiren bir mesele olarak nitelendirilmiştir.

İtalyan Ceza Kanunu'nda zihinsel kusur tam ve kısmî olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Türk Ceza Kanunu'na benzer şekilde hastalığı nedeniyle anlama veya irade yeteneğinden yoksun bir ruh halinde olan kimseye suçun isnat edilemeyeceği öngörülmüş, akıl hastalığının bulunup bulunmadığında esas alınacak zaman aralığının fiilin işlendiği an olduğu belirtilmiştir. Bir sonraki maddede ise fiilin işlendiği andaki hastalığı nedeniyle anlama veya irade yeteneğini büyük ölçüde azaltacak veya hariç tutmayacak bir ruh halinde bulunan kişinin işlenen suçtan sorumlu tutulacağını ancak cezanın hastalığı oranında azaltılacağını belirtmiş ve 222. maddesinde de uygulanacak güvenlik tedbirlerine değinilmiştir.[20]

Geçici nedenler

Bazı savunmalar, sanığın eyleminin istem dışı niteliğini göstererek kusur bulunmadığını savunur. Bu tip savunmalarda sarhoşluk veya cinnet gibi durumlarda kişinin zihinsel kontrol veya farkındalık eksikliğini ortaya koyarak çalışılır. Alkol veya uyuşturucu madde etkisi gibi geçici nedenlerde akıl hastalığı gibi devamlılık arz eden durum söz konusu olmayıp, algılama ve isteme yeteneğinin geçici olarak ortadan kalması ya da zayıflaması söz konusudur. Yeni doğum yapmış kadının psikolojik durumu da geçici neden olarak kabul edilebilir.

Sarhoşluğun bir savunma olarak kullanılması, sarhoşluğun istemli mi istemsiz mi olduğuna bağlıdır. İrade dışı alınan alkol ve uyuşturucu maddenin etkisi alında iken işlenen suçlar bakımından kanun hükümleri açıktır. Kişinin kast veya taksir olmadan sebebiyet verdiği durumlarda failin cezai sorumluluğu yoktur. Kara Avrupası hukuk sistemini benimsemiş ülkelerde kişinin iradi olarak geçici nedeni meydana getirdiği durumlarda kişi, suç işleme kastı olmasa bile kusur yeteneği varmış gibi cezalandırılabilir.

Anglosakson hukuk sistemi ise kişinin kusurlu sayılabilmesi için kast unsurunu temel kast (İngilizcebasic/general intent) ve özel kast (İngilizcespecific intent) olmak üzere ikiye ayırır. Temel kast durumlarında kişinin fiili icra etmesi kusurlu sayılması için yeterliyken özel kast durumlarında ise failin belirli bir amacı gerçekleştirmek için kasti olarak hareket etmesi gerekir. Gönüllü sarhoşluk durumunda, Kara Avrupası hukuk sisteminde olduğu gibi, kişi işlediği temel kast suçundan cezai sorumluluğa tabidir.[21] 1861 tarihli Kişilere Karşı Suçlar Kanunu'nun 18. maddesi, belirli bir amaca ağır bedensel zarar verme veya yaralama suçunu özel kast suçu olarak tanımlar. Aynı kanunun 20. maddesi, kişinin belirli bir kastla hareket ettiği kanıtlanamazsa, suça temel kast gerektiren bir suç muamelesi yapılacağını belirtir. Böylelikle ağır bedensel zarar verme suçu özel kast suçu olarak kabul edilirken, herhangi bir kastı olmadan ağır yaralamaya sebebiyet verildiği durumlar da temel kast suçu olarak değerlendirilir.[21] Kişinin geçici olarak sarhoş olduğu durumlarda bile işlediği ağır yaralama suçu için cezai sorumluluğa sahip olduğu öngörülerek ağır yaralanan mağdur için hakkaniyet sağlanmaya çalışılmıştır.

Gidişatı belli olmayan durumlar

Anglosakson hukukunda örneklerine karşılaşılan gidişatı belli olmayan durumlardan birinin söz konusu olduğu 1983 tarihli Winzar v Chief Constable of Kent davasında sanık, sağlığından endişe eden arkadaşı tarafından hastaneye götürülmüş fakat hasta değil de yarı baygın bir şekilde sarhoş olduğu anlaşılınca taburcu edilmiştir. Evine dönemeyecek kadar alkollü olan sanık, sarhoşluk ve düzeni bozma suçlarından sorumlu tutulmuştur. Suçu işlemeye yönelik bir kastı olmamasına rağmen sanık "gidişatı belli olmayan bir durum"dan ötürü kusurlu bulunmuş ve sanığın cezai sorumluluğunun varlığı kabul edilmiştir.[22]

Gidişatı belli olmayan duruma ait bir başka Anglosakson örneği sanığın Birleşik Krallık'a giren bir Fransız vatandaşı olduğu 1933 tarihli R v Larsonneur davasıdır. Sanık Larsonneur, ülkeye girdikten sonra bir Britanya vatandaşla evlenmeye çalışmış ve bu evlilik gerçekleştiğinde bir daha mahrum bırakılmayacağı Britanya vatandaşlığını kazanmış olacaktı.[22] Ancak evlilik talebi reddedilen Larsonneur, Birleşik Krallık'taki kalma izninin süresini doldurduğu 22 Mart'ta, bir rahip bulup kendisini George Drayton adlı şahısla evlendirmek amacıyla Özgür İrlanda Devleti'ne gitti. Hiçbir rahip bulamayıp amacına ulaşamayan Larsonneur'e İrlanda polisi ülkeden ayrılması için 17 Nisan'a kadar süre verdi. Larsonneur yine ayrılmadı ve 20 Nisan'da İrlanda polisi tarafından gözaltına alınan Larsonneur, İrlanda polisi tarafından geldiği yere, Birleşik Krallık'a geri gönderildi. Ülkeye giriş izni verilmeyen bir yabancı olarak ülkede bulunduğu için Yabancılar Yasası uyarınca mahkûm edilmesi, Britanya'ya kendi rızası dışında zorla geri gönderilmesinin ortak hukuk sistemi kusurluluk yargısında önemi olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiştir.

Kusurluluğu etkileyen sebepler

Hukuka aykırı bağlayıcı emir, zorunluluk hâli, cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit, haksız tahrik, sınırın aşılması veya hata sebebiyle hukukun gereğini yapmakta zorlanan fail, bu nedenlerin varlığı halinde işlediği fiilin haksızlık teşkil ettiğini algılamamaktadır. Bu özellikleri itibarıyla da kusurluluğu etkileyen sebepleri failin cezasında indirim yapılmasını gerektirebileceği gibi, cezalandırılmasını da engelleyebilir.

Notlar

  1. ^ Ceza verilmese de hukuk düzeni çocuğa koruyucu ve destekleyici güvenlik tedbiri uygulanmasını öngörmüş olabilir. Örneğin Türk Çocuk Koruma Kanunu'nun beşinci maddesine göre danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık veya barınma tedbiri uygulanabilmektedir.
  2. ^ 12 yaşına kadar karine olarak kişinin ehliyetsiz olduğu kabul edilmektedir. 3 yaşına kadar küçükler gözaltında tutulabiliyordu ancak 2015 yılında bu süre 7 yıla çıkarılmıştır. 16 ile 18 yaş arasındaki çocuklar cinayet, tecavüz gibi ağır suçlarda yetişkin gibi yargılanabilseler de idam veya ömür boyu hapis cezasına çarptırılamazlar.[7]
  3. ^ Suçun işlendiği tarihte 15 yaşını doldurmuş olan çocuklara bir yıldan fazla hapis cezası verilemez.[12]
  4. ^ 14 ila 16 yaşları arasındaki bir çocuk, yalnızca "ayırt etme yeteneğine" sahip olduğu kanıtlanabildiği takdirde cezai açıdan sorumlu tutulabilir.[12]
  5. ^ 20 Şubat 2006 tarihli 95 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca, "sağır ve dilsiz" terimi "sağır" ifadesiyle değiştirilmiştir
  6. ^ Türk Ceza Kanunu'nun 33. maddesine göre 15 yaşından küçük sağır-dilsizlerde isnat kabiliyetinin bulunmadığını kabul etmektedir. Böylece bunlar 12 yaşından küçüklerin tabi olduğu hükümlere tabidirler. 16 ila 18 yaş grubu hakkında 12-15 yaş arası küçükler hakkındaki hükümler uygulanacaktır. 19 ila 21 yaş grubu hakkında ise 16-18 yaş arası küçüklere ilişkin hükümler uygulanacaktır.

Kaynakça

  1. ^ a b c Karakehya, Hakan; Usluadam, Asena Kamer. "Türk Ceza Hukuku Öğretisinde Suçun Manevi Unsuru Bağlamında Suç Genel Teorisine İlişkin Görüşler". 13 Haziran 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  2. ^ a b Yıldız, Sevil (2002). "Ceza Kanunu'nda Akıl Hastalığı ve Akıl Hastalarının Yargılanması". Sosyal Ekonomik Araştırmalar Dergisi. 24 Ocak 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  3. ^ "Sixth Form Law : Le guide des lois et des réglementations en France". 21 Nisan 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Haziran 2024. 
  4. ^ Pramesti, Tri Jata Ayu (25 Ağustos 2014). "Hal-Hal Penting yang Diatur dalam UU Sistem Peradilan Pidana Anak". Hukumonline. 10 Mayıs 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  5. ^ "Sudan: New Law Amending Penal Code Takes Effect". Library of Congress. 24 Mart 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  6. ^ a b Özar, Süleyman. "Suça Sürüklenen Çocuğun Ceza ve Güvenlik Tedbiri Sorumluluğu". Türkiye Adalet Akademisi Dergisi. s. 112. 22 Ekim 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  7. ^ a b c d e "Minimum Ages of Criminal Responsibility in Asia". Child Rights International Network (İngilizce). 27 Nisan 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  8. ^ "Criminal Code of the Azerbaijan Republic (2000) Article 20 (1–2). [Note: unofficial translation.]". www.legislationline.org. 13 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  9. ^ "Criminal Code (2003) Article 24". parliament.am. 15 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  10. ^ "Processo al minore" (İtalyanca). İtalya Adalet Bakanlığı. 1 Mart 2019. 15 Mayıs 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  11. ^ Penal Code 19 Mayıs 2021 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. 3:1 § (39/1889, as changed by 515/2003).
  12. ^ a b c d "Minimum Ages of Criminal Responsibility in Europe". Child Rights International Network (İngilizce). 10 Mart 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  13. ^ "Debates Over Lowering the Criminal Responsibility Age". The Argentina Independent. 15 Ağustos 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  14. ^ Ana Cristina Pereira (14 Haziran 2012). "Responsabilidade criminal deve passar dos 16 para os 18 anos de idade". PÚBLICO. 24 Eylül 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  15. ^ "Luxembourg Factsheet". youthpolicy.org. 3 Ocak 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  16. ^ "Il sordomuto e il reato di ingiuria: natura dell'udienza preliminare (Cassazione penale sent. n. 15026/2012)". Diritto.it (İtalyanca). 30 Mayıs 2012. 24 Haziran 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 24 Haziran 2024. 
  17. ^ Corte di Cassazione, sentenza n. 15026 del 18.04.2012
  18. ^ Çelik, Orhan (2014). "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Sebepler" (PDF). Diyarbakır. 8 Mart 2024 tarihinde kaynağından arşivlendi (PDF). Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  19. ^ Duran, G. Y., Ceza Kanunlarımızda Akıl Hastalığı, Ceza Hukuku Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 43, Ağustos 2020, Sayfa: 355-419 (abonelik gereklidir) 25 Haziran 2024 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  20. ^ Cassazione penale, Sez. II, sentenza n. 2385 del 10 dicembre 2020)
  21. ^ a b "Intoxication". cps.gov.uk (İngilizce). 11 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 
  22. ^ a b "Strict Liability Issues". Strict Liability Issues. Archived from the original on 25 Ocak 2003. Erişim tarihi: 25 Haziran 2024. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Avukat</span>

Avukat, hukuk fakültesi mezunu, avukatlık stajı yapmış, avukatlık mesleğini serbest veya bir kuruma bağlı olarak icra eden kişidir. Avukatın eş anlamlıları aklavcı ve vekil sözcükleridir. Eski kullanımda muhami denirdi. Avukatların faaliyette bulunması için baroya kaydolmaları zorunludur. Genellikle çalıştıkları şehirde bulunan baroya kayıtlı olarak faaliyet gösterirler. Avukat, uyuşmazlıkların doğumundan başlayarak, mahkeme aşaması ve hakkın teslimine kadar olan süreçte kişileri temsil eder. Avukat sadece iş ve dava takibi yapmaz, aynı zamanda hukuki konularda hukuk danışmanı, zabıt kâtibi, hakemlik, arabuluculuk, mübaşir, arzuhâlci, halk noteri görevlerini de yerine getirebilir.

<span class="mw-page-title-main">Ceza</span>

Ceza ya da yaptırım, genel anlamıyla suç karşılığında insanlara veya kuruluşlara uygulanan bir yaptırımdır. Ceza Arapça kökenli bir kelimedir. Anlamı, yapılan kötü bir eylemin karşılığıdır.

İlliyet bağı ya da nedensellik bağı, hukuki sonuç ile sonucu ortaya çıkaran olguların arasındaki bağı belirten bir hukuk terimidir. Ortaya çıkan zarar ile failin davranışı (fiil) arasındaki bağlantı olarak tanımlanabilir. Maddi hukukta da ceza hukukunda da, sorumlu tutulabilmek için uygun illiyet bağının varlığı aranır. Böyle bir bağ kurulamıyorsa sorumluluk oluşmaz.

<span class="mw-page-title-main">Ceza hukuku</span>

Ceza hukuku, suç ve ceza kavramlarını inceleyen kamu hukuku bölümüdür. Genel veld Bailey, özel ceza hukuku olarak ikiye ayrılır.

<span class="mw-page-title-main">Boşanma</span> Evlilik birliğinin sona ermesi

Boşanma, evliliğin yasal olarak sona ermesidir. Günümüzde daha yaygın olmakla birlikte, eski çağlardan beri bütün toplumlarda boşanmaya rastlanmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi</span> İkinci Dünya Savaşının sonunda bir dizi askeri yargılama

Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi veya Nürnberg mahkemeleri, Ekim 1945'te, ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği'nin açtığı dava. Almanya'nın Nürnberg şehrinde yapıldığı için bu isimle anılmıştır. Nazi liderlerine karşı suçlama 4 noktada toplanıyordu: Barışa karşı suç, insanlığa karşı suç, savaş suçları ve ilk üç noktada listelenen suç eylemlerinin ''ortak bir plan ve komplo süreci ile gerçekleştirilmesi.'' 216 oturum süren yargılamalar 1 Ekim 1946 tarihinde sona erdi ve üçü beraat eden, 22'si için idam cezası istenen 24 sanık şu cezalara çarptırıldı: Daha hafif suçlamalarla yargılananlardan 4 kişi 10 ile 20 yıl arasında hapis cezası aldı: Karl Dönitz, Baldur von Schirach, Albert Speer ve Konstantin von Neurath. Üçü ömür boyu hapse mahkûm edildi: Rudolf Hess, Walter Funk ve Erich Raeder. On ikisi hakkında idam cezası verildi ve bunlardan Hans Frank, Wilhelm Frick, Juluis Streicher, Alfred Rosenberg, Ernst Kaltenbrunner, Joachim von Ribbentrop, Fritz Saucker, Alfred Jodl, Wilhelm Keitel ve Arthur Seyss 16 Ekim 1946 tarihinde idam edildi. Firardaki Martin Bormann'a yokluğunda idam cezası verildi. Hermann Göring ise asılmasına saatler kala zehir içerek kendi hayatına son verdi.

<span class="mw-page-title-main">Ceza ehliyeti</span>

Ceza ehliyeti, ceza hukuku açısından, bir kişinin işlediği suçtan dolayı sorumlu tutulabilmesi için gerekli niteliklerdir. Bu nitelikler yaş ve algılama ve yönlendirme yetenekleridir. Burada vurgulanmalıdır ki ceza ehliyeti faile suçtan dolayı kusur izafe edip etmemekle ilgilidir; gerçekten medeni hukukta kusur sorumluluğu kural olarak kabul edilmekteyken ceza hukukunda mutlak/istisnasız olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden kusuru olmayan veya kusurlu sayılamayanlar ortada suç olsa bile cezalandırılmazlar.

Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi, 5237 nolu Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, üçüncü bölümünün son maddesi. Üçüncü bölümde "Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar" ele alınmaktadır. 30 Nisan 2008 tarihinde kabul edilen Türk Ceza Kanunu'nun bu maddesinde Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama ile ilgili durumlar yer almaktadır.

Suç, kanunlar tarafından yanlış veya zararlı olduğu için ceza tehdidiyle yasaklanan ve bazı durumlarda cezalandırılabilen davranıştır. Genel olarak suç, saptanan ve saptanamayan suçlar olarak ikiye ayrılır. Saptanamayan suçların gerçekleşip gerçekleşmedikleri belirsiz olduğu veya kanıtlanamadıkları için cezalandırılmaları söz konusu değildir. Ceza hukukunda suça göre para cezası, tutuklama, hapis, hatta ölüm cezası verilebilir.

Uluslararası ceza hukuku, uluslararası hukuk kapsamında bireylerin cezaî sorumluluğunu doğrudan düzenleyen normların bütününü tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Uluslararası hukuk suçları soykırım, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve saldırı suçudur. Bu suçlar söz konusu olduğunda, etkilerinin tek bir devletin ötesine geçtiği ve dolayısıyla uluslararası toplumun bir bütün olarak sorumluların yargılanmasında çıkarı olduğu varsayılır.

Teşebbüs, ceza hukukunda, bir failin suç işlemek üzere harekete kalkışması ancak elinde olmayan nedenlerle sonucu elde edememiş olması halini ifade eder.

Basit şekliyle taksir bir kişinin kendisinden beklenen özen ve dikkati göstermeden sergilediği davranışın kanunda öngörülen sonuca yol açması durumudur.

Kast, ceza hukukunda failin gerçekleştirdiği hareketi ve bunun sonuçlarını bilmesi ve istemesidir.

Ceza muhakemesi veya ceza yargılaması, ceza hukukunda iddia, savunma ve yargılama sürecidir. Amaç ise maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.

Ehliyet, genel anlamda hak ehliyeti tanımı ile bilinen hukuki terimdir. Hukukta yetkin olma niteliğidir.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kişinin hareket etme özgürlüğünü hukuka aykırı şekilde kısıtlayanların işlediği suçtur. Adam kaçırma ve alıkoyma suçlarını da kapsar.

Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halinde ceza sorumluluğunu azaltan bir ceza indirimi nedenidir.

<span class="mw-page-title-main">Tutuklama</span> genellikle bir suç işlediğinden veya planladığından şüphelenildiği için bir kişinin özgürlüğünün yargılama süresince yasal olarak belirlenen süre boyunca kısıtlanmasına yönelik tedbir kararı

Tutuklama, genellikle bir kişinin bir suç işlediğinden şüphelenildiği zaman veya gözaltına alındıktan sonra yasal koruma ve kontrol için yapılan, kişinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik bir koruma tedbiridir. Tutuklama, yargılamaya ilişkin nihai bir hüküm değildir. Bu nedenle, tutuklanan kişi sonrasında daha fazla sorgulanabilir ve/veya suçlanabilir, bulgular kişinin lehine ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılabilir veyahut suçu işlemediği sübut bulmuşsa beraat edebilir.

Hukuka aykırılık, hukuk düzeninin emirlerine ve yükümlülüklerine uyulmaması durumunu belirten haksız fiilin unsurlarından biridir.

Tipiklik unsuru bağlamlarına göre farklı anlamlar kazanan genel bir hukuk ilkesidir.