İçeriğe atla

Kişiliğin başlangıcı ve sona ermesi

Hukukta hak ehliyetine sahip varlıklara kişi denilir. Hukuki anlamda kişi yalnızca insanlardan ibaret değildir. Kanun koyucu, insanın yanında belirli nitelikleri olan kişi ya da mal topluluklarını da kişi olarak kabul edebilir. Kişiler, gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikiye ayrılır. Kişinin toplum içerisindeki yeri dolayısıyla diğer kişilerde saygı yaratabilmesi ve gelişmesi için, onun hukuken korunan birtakım değerlere sahip olması gerekir. Bu değerlere örnek olarak; kişinin hayatı, vücut tamlığı, şerefi, itibarı ve adını gösterebiliriz. Kişi, onun toplum içindeki yerini belirleyen, onun varlığını dışa yansıtmasını temin eden değerlerle çevrilmiş bulunmaktadır.

Kişilik, dar anlamda kişi demektir. Kişilik denince, kişi ile birlikte, kişinin; hukukun korumaya değer bulduğu, hukuki, manevi nitelikteki varlıklarının tümü anlaşılır. Başka bir ifadeyle kişilik; kişininin, kişi olması nedeniyle sahip olduğu hak ve fiil ehliyetleri ile hayatı, vücut tamlığı, şerefi, haysiyeti, sırları, adı... Üzerindeki hakların tümüdür.[1]

Kişiliğin Başlangıcı

Medeni Kanun 28'e göre, ''Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar...''[2] Bu hükme göre, Türk Hukukunda kişiliğin başlaması iki şartın gerçekleşmesine bağlıdır: Tam doğum ve sağ doğum.

Nuh' un Doğuşu
Nuh' un Doğuşu

Tam Doğum

Çocuğun bütünüyle anne karnından ayrılmasını, rahim dışında bağımsız bir varlık kazanmasını ifade eder. Genel kanaate göre göbek kordonunun kesilmiş olması gerekli değildir.

Sağ Doğum

Tıp biliminin yaşama emaresi olarak kabul ettiği bir durumu gösteren çocuk, hukuki yönden de sağ kabul edilir. Doğan çocuğun yaşama kabiliyetinin (Canlılık) olması gerekli değildir. Tıp bilimi sağ doğmuş dedikten hemen sonra ölse veya zaten öleceği belli olsa bile bu bebek kişilik kazanmıştır.

Kişiliğin Sona Ermesi

Sağ ve tam doğum ile başlayan kişilik iki şekilde sona erer: Ölüm ve gaiplik.

Ölüm

Ölümle birlikte kişilik ve şahıs varlığı hakları sona erer. Kişiye bağlı haklar ölümle ortadan kalkarken diğer haklar mirasçılarına geçer.[3] Kişilik sona erdiği için hak ehliyeti de sona erer.

Ölümün Saptanması

Ölümün saptanması bakımından tıp verilerinden yararlanmak gerekir. Saptanması için iki yöntem vardır: Biyolojik ölüm ve beyinsel ölüm. Biyolojik ölüm, kalp durduktan sonra tekrar çalışabildiği için genellikle kabul edilmemektedir. Genel kabul gören beyinsel ölümdür. Beyinsel ölümde dahi tereddüt durumunda 4 hekimin öldü tesipiti yapması gerekir.

Biyolojik Ölüm

Büyük hayat fonksiyonları denilen; dolaşım, solunum ve sindirim sistemlerinin durması ile ölüm gerçekleşmiş olur. Bunun dış belirtisi, kalp atışı ve nefes almanın durmasıdır.

Beyinsel Ölüm

Tıp bilimindeki sürekli ve süratli gelişme, beyin hücreleri harap olmadığı sürece, durmuş olan solunum ve kalp atışlarını yeniden harekete geçirme olanağını temin etmiştir. Bu sebeple, beyin hücreleri harap olmadığı sürece, dolaşım ve sinir sistemleri işlemez hale gelmiş olmasına rağmen, yapay araçlarla harekete geçirildikleri zaman spontan olarak çalışmaya devam edebiliyorsa ölümden söz edilemez. Aksine, bunlar spontan çalışma yeteneğini kaybetmişler ve beyin hücreleri de harap olmuşsa ölüm gerçeleşir. O halde, beyinsel ölüm anlayışına göre, kişinin ölmüş sayılabilmesi için, beynin vücuttaki fonksiyonel koordinasyonunu yerine getiremeyecek şekilde harap olması gerekir.[4]

Beyin ölümü, klinik bir tanıdır ve tüm beyin fonksiyonlarının tam ve geri dönüşümü olmayan kaybıdır.[5]

Ölümün İspatı

Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimse, iddiasını ispat etmek zorundadır.[6] İlgili hükme göre, kim bir kimsenin öldüğünü iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür. Ölümün ispatı kişisel durum kütüklerindeki kayda bakılarak yapılabilir.

Ölümün ispatlanması bağlamında iki karine düzenlenmiştir: Ölüm karinesi ve birlikte ölüm karinesi.

Ölüm Karinesi

Kişinin ölümüne kesin gözle bakılacak bir durum içinde kaybolması, hiçbir kuşku duyulmamasına rağmen cesedin bulunamaması durumunda ölüm karinesi işletilir. Medeni Kanunun 31. maddesine göre, bir kimse (hayat tecrübelerine göre), ölmüş sayılmasını kesin gösterecek bir hal içinde kaybolur ve cesedi de bulunamazsa o kişi ölmüş sayılır. Cesedi bulunamayan kişinin kütüğüne, mahalli en büyük amirin emriyle ölü kaydı düşülür.[7] Adi bir karinedir. Aksi ispat edilebilir.

Başvuru, hakkında ölüm karinesi yapılacak kişinin altsoyu, üstsoyu ya da kardeşlerinden biri tarafından nüfus müdürlüğüne yapılacaktır.[8] Hakkında ölüm karinesi işletilen kişininin altsoyu, üstsoyu ya da kardeşi yoksa mirasçılardan birinin başvurması gerekir. Kişinin mirasçısı da yoksa başvuru işlemi yetkili makamlar tarafından yapılır.

Burada önemli olan nokta, kişinin cesedinin bulunmamasına sebep olan olayın, kesin olarak ölüm sonucunu doğuracak nitelikte bulunmasının gerekliliğidir. Sadece ölüm tehlikesinin bulunması yeterli değildir.[9]

Ölüm karinesinde herhangi bir sürenin geçmesine gerek yoktur.[10]

Birlikte Ölüm Karinesi

Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse hepsi aynı anda ölmüş sayılır.[11] Önemli olan cesedin bulunup bulunamaması değil, ölüm anının saptanamamasıdır. Birlikte ölüm karinesi birbirine mirasçı kişiler için işletilir. Birlikte ölen kişiler birbirine mirasçı olamazlar. Buna göre aynı anda ölen eşlerden, adamın mirası belirlenirken kadın yokmuş gibi, kadının mirası belirlenirken de adam yokmuş gibi belirlenir. Ne kadın ne de adam birbirlerine mirasçı olamazlar.

Birlikte ölüm karinesinde ölüme sebep olan olayın, aynı olay olması gerekmemektedir. Kişiler farklı olaylar kapsamında öldüklerinde, çevresindekiler ölüm anlarını dakikalarına kadar tespit edemeyecekleri için, bu hüküm karmaşanın ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Birlikte ölüm karinesi adi bir karinedir. Aksi ispat edilebilir.

Cesedin Durumu

Ölümle birlikte kişilik hakkı da sona erdiği için, ceset ne ölenin kişiliğinin bir devamı ne de bir eşyadır. Ceset ölenin yakınlarının kişilik hakkı kapsamına girer. Dolayısıyla cesete yapılacak müdahaleler ölenin yakınlarının kişilik haklarına girer. Bu sebeple cesede yapılacak herhangi bir saldırı, onların kişiliğine yapılmış sayılır ve yakınlar MK 24, 25 ve BK 58' e göre gerekli davaları açabilirler.

Gaiplik

Gaiplik kararı, ölüm tehlikesi içinde kaybolmuş ya da kendisinden uzun bir süre haber alınamayan ve ölme olasılığı yüksek olan kişilerin, mahkeme kararı ile hukuki olarak kişiliğine son verilmesine denir. Gaipliğe kendiliğinden karar verilemez. Ölüm tehlikesi içinde kaybolan kişinin, kaybolmasından itibaren 1 yıl geçtikten sonra ilgililer mahkemeye başvurabilir. Uzun zamandan beri haber alınamayan hallerde son haber alma tarihinden itibaren 5 yıl geçtikten sonra ilgililer mahkemeye başvurabilir.[12]

Gaibin Evliliği

Gaiplik kararı, evliliğe kendiliğinden son vermez. Gaipliğine karar verilen kişinin eşinin, evliliğin feshini istemesi gerekir. Bu feshi ya gaiplik davasıyla birlikte ya da daha sonra açacağı ayrı bir dava ile isteyebilir. Gaipliğine karar verilen kişinin eşi, mahkemece evliliğin feshine karar verilmedikçe yeniden evlenemez.

Kaynakça

  1. ^ Türk Özel Hukuku. Kişiler Hukuku. Filiz Kitabevi. s. 9/25. 
  2. ^ "Medeni Kanun" (PDF). TMK 28/I. 18 Nisan 2013 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  3. ^ Türk Özel Hukuku. Kişiler Hukuku. Filiz Kitabevi. s. 23/108. 
  4. ^ Türk Özel Hukuku. Kişiler Hukuku. s. 24/ 111. 
  5. ^ "Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü". www.resmigazete.gov.tr. 3 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Mayıs 2021. 
  6. ^ "Medeni Kanun" (PDF). TMK 29/I. 18 Nisan 2013 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  7. ^ "Medeni Kanun" (PDF). TMK 44/1, NHK 32. 15 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  8. ^ "Nüfus Hizmetleri Kanunu" (PDF). NHK 32/II. 15 Temmuz 2015 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  9. ^ Türk Özel Hukuku. Kişiler Hukuku. Filiz Kitabevi. s. 27/129. 
  10. ^ Pratik Medeni Hukuk. Gazi Kitabevi. 2008. s. 74. 
  11. ^ "Medeni Kanun" (PDF). TMK 29/II. 18 Nisan 2013 tarihinde kaynağından (PDF) arşivlendi. 
  12. ^ "Gaiplik Nedir". 12 Nisan 2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 7 Mayıs 2021. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Özel hukuk, toplumun birbiriyle eşit haklara sahip üyeleri arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk alanıdır. Medeni hukuk, ticaret hukuku, devletler özel hukuku ve borçlar hukukunu kapsar. Türkiye'de bu alanı düzenleyen başlıca yasalar Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'dur.

<span class="mw-page-title-main">Dava</span>

Dava, bir hakkın, devlet kanalıyla devletin organları olan mahkemeler vasıtasıyla kullanılmasıdır. Dava; asli ve feri olur. İhtilaflı ve ihtilafsız veya ceza davası, hukuk davası, idari dava, amme (kamu) davası, şahsi dava olarak da tarif edilir. Tek başına dava sözcüğü, sıklıkla hukuk davalarını işaret eder.

Tüzel kişi, hukuk bakımından birçok kişinin veya malın topluluğundan doğan ve tek bir kişi sayılan oluşum. Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kişi veya emtia (mal) topluluğu şeklinde bağımsız olarak örgütlenmiş, haklara sahip olabilen, borç veya alacak edinebilen varlıklardır. Ör: Şirketler, vakıflar, dernekler, belediyeler, üniversiteler. Bir ülkedeki en büyük tüzel kişilik devlettir. Gerçek kişi olmadıkları hâlde gerçek kişi gibi işlem görürler. Kendilerini oluşturan ortaklardan, üyelerden veya temsilcilerden bağımsızdırlar. Örneğin üniversitenin mal varlığı rektöre değil, üniversite tüzel kişiliğine aittir.

Medeni hukuk, kişilerin birbiriyle ya da belirli ölçülerde kişilerle devletin doğrudan veya dolaylı özel ilişkilerinin kamu hukuku gibi başka bir hukuk dalının konusuna girmeyen hukuk dalına verilen addır. Temeli Roma hukukuna dayanır ve Cermen halkları tarafından geliştirilmiştir. Tüm Kara Avrupası'nda ve onlardan etkilenen birçok ülkede uygulanan bir hukuk dalıdır.

<span class="mw-page-title-main">Borç</span> geri verilmek üzere alınan veya ödenmesi gerekli para veya başka bir şey

Borç, geniş anlamda, bir borç ilişkisini, dar anlamda ise borçlu tarafın ödemekle yükümlü olduğu parasal değeri ya da yerine getirme taahhüdünde olduğu edimi ifade eder. Hukuki alanda kullanılışı, geniş anlamıdır. Borç ilişkisi, borçlu ve alacaklı olmak üzere iki taraf arasında bir edimin yerine getirilmesine dayanan hukuki bağdır. Edim, borçlu açısından bakıldığında borç, alacaklı açısından bakıldığında ise alacaktır. İki farklı kelime aynı davranışın iki farklı açıdan bakılması ile oluşturulmuş adlandırmalardır. Edim fiili, yapma, yapmama veyâ verme olarak üç şekilde tezâhür edebilir.

<span class="mw-page-title-main">Delil</span>

Delil hukuki işlemlerde bir şeyi teyit etmeye yönelik kullanılan ipuçlarıdır. Bu ipuçları, karara varılırken hangi ispatların dikkate alınması veya hangilerinin dikkate alınmaması gerektiğini belirler. Deliller belgesel delil, maddi delil, dijital delil, aklayıcı delil, suçlayıcı delil, uydurma delil türlerinde olabilir.

Hukukun herkes bakımından bağlayıcı olması gerekir. Kişiler bazen olması gereken gibi davranırlar, bazen de bu düzeni bozarlar. Hukukun var oluş nedenlerinden biri de bu noktada başlar. Yani toplumun düzenini korunması durumu. Devreye giren hukuki kuralları çiğneyen kişilerin bu yanlış davranışlarına engel olunur ve o kişilere bu kurallara uymaya zorunlu kılınır. Yaptırım bir hukuk kuralına aykırı davranılmasının sonucunda yol açılan zararın ortadan kaldırılmasını amaçlar. Kısaca yaptırım "Bir hukuk kuralına aykırı davranılması halinde hukuk düzenince öngörülen sonuçtur.". Yaptırım bir hukuk kuralını diğer sosyal düzen kurallarından ayırır.

Medeni Hukuk dalı olarak Kişiler Hukuku, Medeni Kanun'un birinci kitabında düzenlenmiştir. Kişi haklarıyla ilgilidir. Kişi, gerçek kişi (insan) ve tüzel kişi olarak ikiye ayrılır.

<span class="mw-page-title-main">Hak</span> Kişinin hukuken korunan ve kendisine bu korumadan yararlanma yetkisi veren menfaat

Hak, kişilerin hukuk düzenince korunan menfaatleridir. Kişilerin lehlerine olan bir durumun kanunlar tarafından korunması, bu korumaya uymayan kişilere karşı ise kanuni girişimlerde bulunulması gibi yetkiler verir. Esasen Arapçada hukuk kelimesinin tekil hâli olan bu kelime, zamanla kişilerin hukuken korunan menfaatlerini tanımlamak için kullanılırken, hakların oluşturduğu düzene ise hukuk adı verilmiştir.

Masumiyet karinesi, suçsuzluk ilkesi veya uluslararası hukuk terimi olarak presumption of innocence; suç kesinleşmediği sürece kimsenin hükümlü sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden, temel hukuk doktrini. Evrensel hukuk kurallarına göre, bir kişinin masum olduğunun kanıtlanmasına gerek yoktur; kişinin suçluluğunun kanıtlanamamış olması yeterlidir. Bunun için masumiyet karinesinin temelini, hukukta hüküm giydirmenin yalnızca iddia edilen suçların kanıtlanmasıyla mümkün olduğu gerçeği oluşturur. Bu da hüküm giymemiş kimsenin suçlu sayılamayacağı veya suçlu olarak lanse edilemeyeceği ilkesini; yani masumiyet karinesini doğurur. Masumiyet karinesi evrensel bir yargı doktrini olup; İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nde yer almaktadır. Buna bağlı olarak bu bildiriye taraf olan ülkeler, yasalarında bu doktrine yer vermek durumundadır.

Türk Medeni Kanunu kısaca TMK, Türkiye Cumhuriyeti'nde, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren, medeni hukuk sisteminin temelini oluşturan yasal kanundur. 22 Kasım 2001'de ülkenin yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği bu kanun Türk Kanunu Medenisi'nin yerini almıştır. Yaklaşık 1030 maddeden oluşmakta ve beş kitap halindedir.

Aile hukuku, aileye ilişkin konularla ilgilenen, medeni hukukun kapsamı içinde yer alan bir hukuk dalıdır. Aile hukukunun başlıca konuları nişanlanma, evlenmenin koşulları ve hükümleri, boşanmanın koşulları ve sonuçları, mal rejimleri, aile konutu, soybağı, evlat edinme, velayet, çocuğun nafaka hakkı, vesayet, kayyımlık, yasal danışmanlık, yardım nafakasıdır. Kadın hakları ve çocuk hakları, başlı başına ayrı inceleme alanı oluştursa da aile hukukunun da ilgi alanı içindedir.

Medeni usûl hukuku, özel hukuk yargılama usulünü konu alan hukuk dalıdır. Çekişmeli ve çekişmesiz yargı şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Çekişmeli yargının konusu davadır. Çekişmesiz yargı ise genel anlamda taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan, kişinin daha çok malvarlığı ve şahısvarlığına etki eden işleri konu edinen bir yargılama türüdür.

Ceza muhakemesi veya ceza yargılaması, ceza hukukunda iddia, savunma ve yargılama sürecidir. Amaç ise maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.

Ehliyet, genel anlamda hak ehliyeti tanımı ile bilinen hukuki terimdir. Hukukta yetkin olma niteliğidir.

Hukuki yorum, bir hukuk meselesine uygulanacak olan hukuk kuralının belirlenmesi sürecinin önemli parçalarından biridir. Bazı hukuk kuralları, uygulanabileceği işlemler açısından yeterince açık olmayabilir. Bu nedenle söz konusu kuralın bulunduğu metnin incelenmesi ve anlamının belirlenmesi gerekebilir. İşte bu amaçla yapılan anlamlandırma faaliyetlerine hukuki yorum adı verilir.

Kamu gücü, idarenin kamu yararı amacını gerçekleştirebilmesi için sahip olduğu ayrıcalıkları ve yükümlülükleri ifade eden bir kavramdır. İdarenin kamu gücü olmadan yürüttüğü faaliyetler özel hukukun kapsamına girmekte olup bu davalar adli yargıda görülür. Bu sebeple özel hukukun kapsamını aşan birtakım yetki ve yükümlülükleri kamu gücü olarak tanımlanır ve bundan doğan davalar idari yargıda görülür.

Gaiplik, bir kişiden çok uzun süredir haber alınamaması veya hayatî tehlike dahilinde kaybolması durumunda o kişinin hukukî olarak ölü kabul edilmesi ve kişilik haklarının sonlandırılmasıdır.

Hukuki şekilcilik ya da hukuki formalizm, hakimlerin yargılama sürecinde nasıl karar vermesi gerektiğini açıklayan teorilerden biri. Hukuki gerçekçilikten farklı olarak, hukuki şekilcilik, hukuki işlemlerin yasalarca öngörülen şekil kurallarına uygun olarak yapılması, hakların yasalarda belirlenen zaman aralıklarında kullanılması ve sonuçlarının kategorik ilkelerle belirlendiği sistemdir. Yapılmak istenen işlemin birtakım şekil şartlarına bağlı olarak yapılabilmesini, böylece işlemin yapılmasını güçleştirmeyi amaçlar. Böylece bu işlemi yapmak isteyenler, öncesinde bu işlemi yapmak isteyip istemediklerini değerlendirerek daha isabetli kararlar alabilecektir.

Kayıp veya kaybolmuş kişi, kaybolan ve konumu ile sağlık durumu bilinmediği için hayatta ya da ölü olup olmadığı teyit edilemeyen bir kişiyi tanımlar. Bir kişi kendi isteğiyle ortadan kaybolabilir, bir kaza, bir cinayet gibi ölümlerden veya başka birçok nedenden dolayı kaybolabilir. Dünyanın çoğu yerinde, kayıp bir kişi genellikle hızlı bir şekilde bulunur. Bunun aksine, bazı kayıp şahıs dosyaları yıllarca kapanmamıştır.