İçeriğe atla

Ketojenik diyet

4 farklı diyetin karşılaştırılması.

Ketojenik diyet veya düşük karbonhidrat, yeterli protein, yüksek yağ diyeti ya da kısaca düşük karbonhidratlı diyet, daha Türkçe ve basitleştirilmiş haliyle şekersiz, nişastasız diyet, vücudun glukoz yerine keton üretip yakmasını sağlamak için günlük kalori ihtiyacının mümkün olduğu kadar azını şeker ve karbonhidratlardan, büyük çoğunluğunun ise yağlarla karşılanmasını hedefleyen diyet. Diyette protein tüketimi, proteinler de karbonhidratlar gibi glukoza dönüştürülebildiğinden ötürü yeterli varsayılan bir miktarla sınırlandırılır.

Tarihçe

Ketojenik diyetin aslında insanoğlunun yılın yaz sonu dışı bölümlerindeki doğal diyeti ve Tarım devriminden, yani milattan önce sekizinci binyılda bazı tahılların ve hayvanların evcilleştirilmesinden önce mecburen uyulan rejim olduğu, yabani meyvelere, bakla ve tahıllara ise o devirde sadece her sene kısa bir dönem ulaşılabildiği, bu yüzden insanoğlunun temelde yağ ve proteini uzun aralıklarla tüketerek yaşamaya ayarlı olduğu, tatlı ve nişastalı yiyecekleri ise kış öncesi bol bulundukları dönemde bıkmadan, bolca yiyerek, hızla şişmanlayıp, yağ olarak olarak vücuduna depolamaya yatkın geliştiği iddia edilir.

Geçen yüzyılın ilk yarısına kadar insanların doğru beslenme amacıyla ne yemesi gerektiği otoritelerce önerilmezdi. Amerika'da kalp krizlerinin ikinci dünya savaşından sonra artması, Başkanın kalp krizi geçirmesi, peşinden gıda firmalarının kalp uzmanları derneğine yardımları sonucu her beş yılda bir yenilenen "Amerikalılar ne yemeli?" konulu tavsiyeler listesi yayınlanmaya başladı. 1950'lerden 2015'e kadar endüstri güdümlü, bilimsel desteği yetersiz bu tavsiyeler Amerikalıların ve onların dümen suyunda giden diğer batı toplumlarının tercihlerine yön verdi. 2020'de yayınlanacak tavsiyeler için obezite salgınına işaret ederek kesin bilimsel destek şartı koşuldu. 2015 tavsiyeleri kolesterolün ve yağın kötü olduğu iddiasından vazgeçmişti, 2018 gibi birkaç komisyon bu tavsiyeleri daha bilimsel temele oturtmak için raporlar yazmaya başladı. 2020'de tavsiyeler tam ters yöne dönüp karbonhidratların kötü, yağların iyi olduğu ilan edildi.

Mekanizma

Karbonhidrat içeren beslenme koşullarında gıdada bulunan karbonhidratlar sindirimle glukoza dönüştürülür. Bu glukoz vücuttaki kan dolaşımıyla hücrelere taşınır, mitokondrilerce enerjiye dönüştürülür ve özellikle kas ve beyin fonksiyonlarının gerçekleştirilmesinde kullanılır. Vücudun tamiri icin gerekenden fazla alınan proteinler de sindirimle glukoza dönüştürülür ve aynı işe yarar. Beslenirken karbonhidrat ve protein bolca tüketilmiş ve vücudun yakıt gereksiniminden daha fazla miktarda glukoz üretilmişse, kandaki fazla glukoz insülin salınımına, bu da fazla glukozun yağa dönüştürülüp hücrelerde stoklanarak kandaki glukoz oranının düşmesine yol açar. Beslenirken vücudun yakıt gereksiniminden daha az glukoz üretecek miktarda karbonhidrat ve protein alınmışsa, bu durum glukagon ve epinefrin salınımına, bu da karaciğerin yiyeceklerdeki yağlarını, onlar yetersiz ise vücudun kendi depoladığı yağları yağ asitlerine ve keton grubu içeren moleküllere dönüştürmesine yol açar. Keton cisimleri olarak adlandırılan bu moleküller kan dolaşımıyla kas ve beyin hücrelerine ulaştırılır ve mitokondrilerde enerji üretilirken glukoz alternatifi olarak yerlerini alırlar. Kanda keton cisimcikleri bulunması durumu, ketozis olarak adlandırılır ve bu durum idrarda ve nefeste aseton benzeri bir koku olarak kendini belli eder.

Uygulama

Ketojenik diyet tıpta, seker hastalığı, çocuklarda ilaçlarla önlenemeyen sara nöbetleri gibi hastalıklarda ilaçsız iyileştirme yöntemi olarak kullanılagelmiştir. Ketojenik diyet taş devri rejimi veya mağara rejimi adı altında bir hayat tarzı olarak da benimsenebilmektedir. Ketojenik diyet ayrıca doğal bir zayıflama yöntemi olarak da görülebilmektedir. Pratikte ketojenik diyet alıştığımız birçok gıda çeşidinden vazgeçmeyi gerektirir. Ketojenik diyette, meyveler dahil bütün tatlı veya şekerli yiyeceklerin, tahıl ürünlerinin, nohut fasulye tarzı nişastalı yiyeceklerin, yer altında büyüyen havuç, patates gibi köklerin mümkün olduğunca az yenmesi, sebze ve yeşilliklerin ise lifler hariç toplam karbonhidrat miktarının kişinin faaliyet seviyesine bağlı olarak günde yaklaşık 20 gramın altında kalacak kadar az yenmesi, et, balık, yumurta gibi protein kaynağı yemeklerin ise kişinin yağsız (ideal) ağırlığının her kilosu için büyüme ihtiyacına bağlı olarak 1 ile 2 gram protein verecek kadarı, yani örneğin yaklaşık yağsız her vücut kilosu için günde 3 ile 6 gram arası et yenmesi, vücudun kalan kalori ihtiyacının (olası açlık hissinin) yenilebilir yağlar, özellikle içeriğindeki ω-6 yağ asitlerinin ω-3 yağ asitlerine oranı mümkün olduğunca az olan yağlı gıdalarla (iç yağı, yağlı et, zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, tereyağı gibi geleneksel yağlarla) giderilmesi demektir. Vücudun keton ürettiğinden veya sindirilen karbonhidrat ve protein miktarının yetersiz kalıp, kalori ihtiyacının yağlardan sağladığından emin olmak için nefeste, idrarda veya kanda amaçlanan keton seviyelerinin oluştuğunu gösterebilen günlük ölçümler yapmak gerekebilir. Bu sayılar kişiden kişiye ve o kişiler için bile durumdan duruma değişebileceği için genellikle bir uzman takibi ve gözetimi altında başlanması tavsiye edilir.

Püf noktaları

  • Yağ: Bazılarına yağ yemek zor gelebilir, bulantı yapabilir, doğru yağ kullandıkça ve acıktıkça geçecektir.
  • Geçiş: Glukoz-keton geçiş döneminde grip benzeri yorgunluk hissedenler olabilir, geçicidir.
  • Su: Ketojenik diyetin yan etkisi bol idrar olacağı için, normalden daha fazla su içmek gerekir.
  • Tuz: Bol idrar, sodyum, magnezyum, potasyum ve başka gerekli maddelerin eksilmesine, halsizliğe, kramplara yol açabilir. Doğru gıdalarla dengelemek gerekir.
  • Tansiyon: İlacını alanların tansiyonu fazlaca hızlı düşebilir, diuretik ilaçlar daha da fazla idrara sebep olabilir. Ölçmek, danışmak, belki tansiyon ilacını azaltmak gerekebilir.
  • Lif: Glukoza dönüşmeyen karbonhidrattır bu yüzden diyet hesabında sayılmayabilir. Bol yeşillik yemek, az karbonhidrat ve yeterli lif demektir. Sadece yağ ve protein yemek yetersiz life ve kabızlığa sebep olabilir.
  • Protein: Fazlası glukoza dönüşerek kanda enerji taşıyıcı olarak glukozdan ketona geçişi engelleyebilir, ideal ağırlığın her kilosu için günde bir buçuk gram protein, yani üç-beş gram et veya balık veya yumurta yetebilir. Hamileler ve gelişmekte olan çocuklar ve gençlerin ihtiyaçları tabii ki daha fazladır.
  • Ölçümler: Nefeste, idrarda ve kanda keton ve kanda glukoz ölçümü için elektronik aletler, renk değiştiren kağıtlar satın alınabilir, fakat genellikle arada bir ölçtürüp, diğer zamanlarda nefesin ve idrarın kokusundan tahmin etmek yetebilir. Keton, tırnak cilası asetonu gibi kokar. Az karbonhidrat ve az protein yiyenlerin nefesinde, aseton kokusu en az, çok kas kullanan faaliyetlerden sonra daha belirgin olabilir (çok yağ da yemediyse zaten kilo veriyordur). Keton kokusu, kanda keton seviyesi uzun süre yüksek kaldıktan sonra, vücut başka kokmayan bir keton çeşidinin üretimini arttırdıkça azalıp kaybolabilir.
  • İnsülin: Kanda keton olduğu zaman, kanda glukoz fazlası olmadığı, bu yüzden insüline de gerek olmadığı; kişi önceden şeker hastası idiyse, hala şişman bile olsa, ferahlayacağı anlamına gelir.

Bir tahmine göre aslında yağ önce deri altına depolanır, oradaki kişiden kişiye değişen kapasite dolduktan sonra yağ depolamak zorlaşır, insülin seviyesi artar ve yüksek insülin seviyesi gerektiren iç organlara ve çevresine depolama başlar. Vücudun dengelerini bozan bu iç organ yağlarıdır. Yağ yakma, zayıflama, başladığında önce bu iç yağları yakarak başlar, onlar bittikçe deri altı yağlarla devam eder. İç yağlar azaldıkça, hastalık yaratan etkileri de, şişman gösteren deri altı yağ hala çok olsa bile, azalır. Bu model henüz hipotez aşamasındadır ve ciddi bilimsel araştırmalarla teyit edilmeyi bekler. Diğer modellerin açıklayamadığı birçok muammayı açıklayabilmesi yüzünden rağbet gören bu kavrama "Kişisel yağ eşiği" adı verilmiştir.[1][2][3]

  • Açlık: Acıkmadan yememek doğru olandır. Sorun yalancı açlıklardır. Şu kesinlikle açlık olmayan durumlar açlık gibi hissedilebilir:
    • başkalarını yerken görmek, buyur edilmek, ısrarla buyur edilmek (birçok yiyecek reklamı bu sosyal baskı mekanizmasını ısrarla kullanır).
    • kanda şekerin düşüşe geçmesi; bu, karbonhidrat yedikten bir süre sonra kesinlikle olur, doğaldır.
    • damakta belli tatların özlenmesi (tuzlu, ekşili, yağlı, şekerli tatlar özlenebilir, açlıktan çok can sıkıntısındandır),
    • içinde yemek dolu olmaya alışmış midenin boş kalması.
    • yolculukta genellikle yemek yenilen yere yaklaşılması.
    • yemek yemeye alışılan saatlerde vücudun doğal saatinin de etkisiyle yemek beklentisi oluşması ve belli hormonların ve mide asitlerinin salgılanmaya başlaması.
    • Bazen susuzluk da açlık zannedilebilir, su içince geçebilir; Bu konuya değinen bir ata sözü vardır: "İki su, bir ekmek (yerine geçer)".
Bu durumlar geçicidirler. Hissedilen açlığın ne kadar sahici olduğunu kolay bir anlama yöntemi, kendini dürtüye sebep olan karbonhidrat yerine sadece et veya yağ yerken hayal edip dürtünün devam edip etmediğine bakmaktır. Asıl açlık şekersiz, nişastasız yemekler için de dürtü verir.
MCT Ketogenic Diet", yani zinciri orta (6-8 karbon atomu) uzunluktaki yağlar kullanılan rejim, daha az yağla daha fazla keton üretme olanağı sağlayan, bu yüzden yemekleri daha hastaların alıştığına benzetilebilen bir diyettir.

Tıbbi etkiler

Kalp hastalıkları konusunda düşük karbonhidrat içeren diyetlerin herhangi bir yararı veya zararı olup olmadığı hakkında kesin bir sonuç olmamasına rağmen, bu tarz diyetlerin uzun vadede LDL oranlarında yükselmeye yol açarak ateroskleroza yol açmaları olasıdır.[4] Yüksek tansiyona karşı etkileri konusunda kısıtlı araştırmalar bulunsa da, düşük karbonhidratlı diyetlerin duruma iyi gelebileceği düşünülmektedir. Buna rağmen, karbonhidrat içeren DASH diyeti, ketojenik diyete kıyasla daha iyi sonuçlar doğurmuştur.[5]

İnsülin üretememe (Tip 1 diyabet) durumunda ketojenik diyetin yararlı olduğunu gösteren çok az çalışma vardır. Genellikle hastaların karbonhidrat alımlarının düşürülmesi yararlı olabilse de, diyabet durumunda kişiye özel bir diyetin izlenmesi önerilir.[6] İnsüline duyarlılığını kaybetme (Tip 2 diyabet) gibi durumlarda, yani idrarda şeker belirtisi veren şeker hastalığı çeşitlerinde, düşük karbonhidratlı diyetlere kıyasla Akdeniz diyetinin glisemik kontrol açısından daha yararlı olduğu bulunmuştur.[7] Aynı zamanda Tip 2 diyabet riski ne kadar karbonhidrat tükedildiğinin aksine, hangi çeşit karbonhidrat kaynaklarının tüketildiğiyle (şeker, beyaz pirinç) bağlantılıdır.[8] Kilo kaybı için bu diyet, diğer diyetlere kıyasla çok az da olsa daha etkilidir, ancak bu etki zamanla azalır ve önemsiz hale gelir.[9]

Potansiyel yan etkiler kabızlık, yüksek kolesterol, büyüme yavaşlaması, asidoz ve böbrek taşlarını içerebilir.[10] Düşük karbonhidrat içeren diyetler daha yüksek ölüm oranları ile ilişkilendirilmiştir.[11] Aynı zamanda bu tarz diyetler spor yaparken ki dayanıklılığı düşürmekte, daha hızlı yorulmaya yol açmakta ve spor esnasında metabolik asidoza neden olmaktadır.[12]

Epilepsi

Ketojenik diyet, çocuklarda dirençli epilepsiyi tedavi etmek için 1930'lu yıllardan beri kullanılır. Ketosis, epileptik nöbetlerin sıklığında bir azalmaya neden olmaktadır.[13] Epilepsili çocukların ve bu diyetin bir türünü deneyen gençlerin yaklaşık yarısı, nöbetlerin sayısının en az yarıya düştüğünü görmüş ve etki, diyeti bıraktıktan sonra da devam etmiştir.[14] Bazı kanıtlar, epilepsili yetişkinlerin diyetten yararlanabileceğini ve değiştirilmiş bir Atkins diyeti gibi daha az katı bir rejimin benzer şekilde etkili olabileceğini göstermektedir.[13]

Doğallığı

Yeni teknolojiler ve ticari örgütlenmelerle, iştahımıza hitap edip şişmanlatan meyve ve karbonhidratlara ulaşımda yaz sonu ve güz ortamını, senenin her döneminde gerçekleştirmiş olmamızın, bir de buna son zamanlarda doğal sayılamayacak işlenmiş gıda ürünleri (zararlı oranda ω-6 içeren çekirdek yağları, suni şekerler, homojenliği koruyan, görüntü-koku veren ve raf ömrü uzatan kimyasallar) eklemiş olmamızın aslında bu hassas genetik ayarları zorlayarak sağlığa zarar verdiği, bu zarara çare olarak o zamanki dengeye, ketojenik bir hayat tarzını seçerek dönmenin, arada bir karbonhidrat çekimine girsek bile, sağlığa iyi geleceği düşünülür. Bu yüzden göreceli ketojenik bir diyet doğal bir hayat tarzı seçimi olarak önerilir.

yağdoymuştek-ω-6ω-3ω-6 : ω-3 oranı [15]
Aspir yağı0.810.22.00ω-3 yok
Kanola yağı1.08.22.81.32.2
Keten yağı1.32.52.28.00.3
Ayçiçek yağı1.42.78.90.0ω-3 yok
mısır özü yağı1.73.37.9az83.0
Zeytinyağı1.810.01.1az13.2
Susam yağı1.95.45.60.0ω-3 yok
Soya yağı2.03.26.90.97.5
Yerfıstığı yağı2.36.24.30.0ω-3 yok
Salmon yağı2.73.9az4.80.1
Krem peynir3.21.4azaz1.6
Pamuk yağı3.52.47.00.0ω-3 yok
Tavuk yağı3.85.72.5az15.5
İç yağı5.05.81.3az7.1
Eritilmiş iç yağı6.45.4azaz5.7
Tereyağı7.23.3azaz1.6
Kakao yağı8.14.5az0.0ω-3 yok
Palmiye yağı11.11.6az0.0ω-3 yok
Hindistan cevizi yağı11.80.8az0.0ω-3 yok

Ketojenik diyette vücut nişasta ve şeker (glukoz) yerine yağ (keton) yakacağı için yenilen yağların da doğal olmaları önemlidir. Doğal yiyeceklerde doymuş ve tekil-doymamış yağ asitleri olur, diğer çoğul-doymamış yağ asitleri de olabilir ama bunlarda ω-6 yağ asitlerinin ω-3 yağ asitlerine oranı düşük olur. Tipik olarak teknik yollarla türlü çekirdeklerden çıkarılan yağlarda ω-6 yağ asitlerinin ω-3 yağ asitlerine oranı yüksektir. Bu yüzden insan sağlığına zararlı oldukları düşünülür.[16][17][18] Bu, pratikte margarin, mısır özü yağı, soya yağı, ayçiçek yağı gibi yağları yememek, daha çok doğal beslenmiş hayvandan tereyağı ya da doğal beslenmiş hayvanın eti üzerindeki yağ, balık yağı, sızma zeytin yağı ve hindistan cevizi yağı gibi yağları, hilesi kolay ve fark edilme riski az olduğundan, güvenilir bir kaynaktan ulaşılması şartıyla, tercih etmek demektir.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ http://www.tuitnutrition.com/2019/01/personal-fat-threshold.html 15 Temmuz 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. The Personal Fat Threshold Concept
  2. ^ https://www.youtube.com/watch?v=K9yNOBXBxVc 29 Şubat 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. The ‘Personal Fat Threshold’ Theory — Amy Berger
  3. ^ Taylor, Roy; Holman, Rury R. (1 Nisan 2015). "Normal weight individuals who develop Type 2 diabetes: the personal fat threshold". Clinical Science. 128 (7). ss. 405-410. doi:10.1042/CS20140553. PMID 25515001. 
  4. ^ Mansoor N, Vinknes KJ, Veierød MB, Retterstøl K (Şubat 2016). "Effects of low-carbohydrate diets v. low-fat diets on body weight and cardiovascular risk factors: a meta-analysis of randomised controlled trials". The British Journal of Nutrition. 115 (3). ss. 466-79. doi:10.1017/S0007114515004699. PMID 26768850. 
  5. ^ Schwingshackl L, Chaimani A, Schwedhelm C, Toledo E, Pünsch M, Hoffmann G (2018). "Comparative effects of different dietary approaches on blood pressure in hypertensive and pre-hypertensive patients: A systematic review and network meta-analysis". Crit Rev Food Sci Nutr (Systematic Review). ss. 1-14. doi:10.1080/10408398.2018.1463967. PMID 29718689. 
  6. ^ Seckold R, Fisher E, de Bock M, King BR, Smart CE (Ekim 2018). "The ups and downs of low-carbohydrate diets in the management of Type 1 diabetes: a review of clinical outcomes". Diabet. Med. (Review). doi:10.1111/dme.13845. PMID 30362180. Low‐carbohydrate diets are of interest for improving glycaemic outcomes in the management of Type 1 diabetes. There is limited evidence to support their routine use in the management of Type 1 diabetes. 
  7. ^ Davies MJ, D'Alessio DA, Fradkin J, Kernan WN, Mathieu C, Mingrone G (2018). "Management of Hyperglycemia in Type 2 Diabetes, 2018. A Consensus Report by the American Diabetes Association (ADA) and the European Association for the Study of Diabetes (EASD)". Diabetes Care. 41 (12). ss. 2669-2701. doi:10.2337/dci18-0033. PMC 6245208 $2. PMID 30291106. Low-carbohydrate, low glycemic index, and high-protein diets, and the Dietary Approaches to Stop Hypertension (DASH) diet all improve glycemic control, but the effect of the Mediterranean eating pattern appears to be the greatest 
  8. ^ Public Health England (2015). "Carbohydrates and Health" (Report). Scientific Advisory Council on Nutrition. ss. 57,85. 21 Aralık 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ağustos 2019 – The Stationery Office vasıtasıyla. No significant association was found between total carbohydrate intake as g/day and incidence of type 2 diabetes mellitus. 
  9. ^ Schwartz MW, Seeley RJ, Zeltser LM, Drewnowski A, Ravussin E, Redman LM (2017). "Obesity Pathogenesis: An Endocrine Society Scientific Statement". Endocr Rev (Scientific statement). 38 (4). ss. 267-296. doi:10.1210/er.2017-00111. PMC 5546881 $2. PMID 28898979. 
  10. ^ Kossoff EH, Wang HS. Dietary therapies for epilepsy. 1 Haziran 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Biomed J. 2013 Jan-Feb;36(1):2-8. doi:10.4103/2319-4170.107152 PMID 23515147
  11. ^ Seidelmann SB, Claggett B, Cheng S, Henglin M, Shah A, Steffen LM, ve diğerleri. (2018). "Dietary carbohydrate intake and mortality: a prospective cohort study and meta-analysis". Lancet Public Health (Meta-analysis). 3 (9). ss. e419-e428. doi:10.1016/S2468-2667(18)30135-X. PMID 30122560. 
  12. ^ Maughan RJ, Greenhaff PL, Leiper JB, Ball D, Lambert CP, Gleeson M (1997). "Diet composition and the performance of high-intensity exercise". J Sports Sci (Review). 15 (3). ss. 265-75. doi:10.1080/026404197367272. PMID 9232552. 
  13. ^ a b Freeman JM, Kossoff EH, Hartman AL. The ketogenic diet: one decade later. Pediatrics. 2007 Mar;119(3):535–43. doi:10.1542/peds.2006-2447.
  14. ^ Martin-McGill KJ, Jackson CF, Bresnahan R, Levy RG, Cooper PN. Ketogenic diets for drug-resistant epilepsy. 20 Kasım 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Cochrane Database Syst Rev. 2018 Nov 7;11:CD001903. doi:10.1002/14651858.CD001903.pub4. PMID 30403286
  15. ^ Omega-3 : Omega-6 balance 1 Mart 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., yemeklik yağların asit yağları içerikleri - bir kaşık dolusunda gram olarak.
  16. ^ Lower ω-6/ω-3 Polyunsaturated Fatty Acid Ratios Decrease Fat Deposition by Inhibiting Fat Synthesis in Goslings, In conclusion, diets containing lower ω-6/ω-3 PUFA ratios (3:1 or 6:1) could decrease fat deposition by inhibiting fat synthesis in goslings.
  17. ^ Omega-3 : Omega-6 balance 1 Mart 2019 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., They are both required for the body to function but have opposite effects when it comes to the inflammatory response and cardiovascular health. Too much omega-6 and too little omega-3 are among the causes for many diseases in modern society.
  18. ^ Why reducing Omega-6s is important for Apolipoprotein E,Apolipoprotein E, both a protein and a gene, involved in the metabolism of fats (lipids) in the body.

İlgili Araştırma Makaleleri

Omega-3 yağ asitleri, aynı zamanda Omega-3 yağları, ω-3 yağ asitleri veya n−3 yağ asitleri olarak da adlandırılır, kimyasal yapılarında terminal metil grubundan üç atom uzaklıkta bir çift bağın varlığı ile tanımlanan çoklu doymamış yağ asidi'lerdir (PUFA'lar). Doğada yaygın olarak dağılmışlardır, önemli olduklarından hayvan lipid metabolizması bileşenleridir ve insan diyetinde ve insan fizyolojisinde önemli bir rol oynarlar.

<span class="mw-page-title-main">Hormon</span> İç salgı bezlerinden kana geçen ve organların işlemesini düzenleyen adrenalin, insülin, tiroksin ve benzeri fizyolojik etkisi olan maddelerin genel adı

Hormon,, çok hücreli organizmalarda fizyoloji ve davranışı düzenlemek için karmaşık biyolojik süreçler yoluyla uzak organlara veya dokulara gönderilen sinyal molekül sınıfıdır.

<span class="mw-page-title-main">Karbonhidrat</span> sadece karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan organik bileşik

Karbonhidrat, karbon (C), hidrojen (H) ve oksijen (O) atomlarından oluşan, genellikle hidrojen-oksijen atomu oranı (suda) 2:1 olan bir biyomoleküldür ve dolayısıyla ampirik (deneysel) formülü Cm(H2O)n şeklindedir. m, n'den farklı da olabilir olmaya da bilir. Ancak, tüm karbonhidratlar bu kesin stokiyometrik tanıma uymaz (örneğin üronik asitler, fukoz gibi deoksi şekerler) ve bu tanıma uyan tüm kimyasallar otomatik olarak karbonhidratlar (örneğin formaldehit ve asetik asit) olarak sınıflandırılmaz.

<span class="mw-page-title-main">Glukoz</span> izomer grubu

Basit bir şeker (monosakkarit) olan glukoz yaşam için en önemli karbonhidratlardan biridir. Hücreler onu bir enerji kaynağı ve metabolik reaksiyonlarda bir ara ürün olarak kullanırlar. Glukoz fotosentezin ana ürünlerinden biridir ve hücresel solunum onunla başlar.

<span class="mw-page-title-main">Ketozis</span>

Ketozis kanda keton cisimciklerinin bolca bulunması durumudur ve açlık, perhiz ve yoğun kas kullanımı gibi sebeplerden vücudun enerji ihtiyacını karşılamak için karbonhidrat ve ihtiyaç fazlası proteinli gıdaların sindirimiyle oluşan kanda glukoz yerine, yağ içeren gıdaların sindirilmesi veya vücudun yağ stoklarının birazının keton cisimciklerine dönüştürülmesi sonucu oluşan normal fizyolojik durumdur.

<span class="mw-page-title-main">Fruktoz</span> altı karbonlu bir monosakkaritt

Fruktoz, birçok besin maddesinde bulunan altı karbonlu bir monosakkarittir. Beyaz katı bir görünüme sahip olan fruktoz, suda çok kolay çözünür. Bal, ağaç meyveleri, kavun ve karpuzun da dahil olduğu familyadaki meyveler, dutsu meyveler (berry) ve bazı kök sebzeleri, kayda değer miktarlarda fruktoz içeren sükroz içerir. Sükroz, glukoz ve fruktozun bir araya gelmesiyle meydana gelen bir disakkarittir. Dünya çapında her yıl doğal olarak 240.000 ton fruktozun ototrof canlılar aracılığıyla üretildiği tahmin edilmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Vejetaryenlik</span> Et içeren gıdaları kullanmayı reddeden yaşam tarzı

Vejetaryenlik ya da etyemezlik, çeşitli nedenlerle et, balık, deniz ürünleri, kümes hayvanları, çift toynaklılar tüketmemeye denir. Ayrıca, hayvan kesiminin tüm yan ürünlerini yemekten kaçınmayı da içerebilir. Et tüketmemenin yanında ayrıca hayvanların ürettiği yumurta, süt, bal vb. ürünleri de yemeyenlere ise veganlar denir. Vejetaryenlik ve veganlığın farkı; vejetaryenlikte bal ve kimine göre süt ile yumurta tüketilirken; veganlar, hiçbir hayvansal ürünü kullanmamaktadırlar. Bunlara istisnâ olarak süt ve süt ürünlerini kullanan lakto-ovo vejetaryenler, ilâveten yumurta yiyip süt ürünlerini tüketmeyen ovo vejetaryenler, diyet süt ürünlerini tüketen, ancak yumurtaları tüketmeyen lakto vejetaryenler vardır.

Kimya ve biyokimyada, yağ asidi, genelde uzun, alifatik kuyruklu bir karboksilik asittir. Uzun karboksilik yağ asitlerinden 4 karbonlu ve daha uzun zincirlileri yağ asidi olarak sayılır; doğal yağları (trigliseritleri) oluşturan yağ asitlerinden söz ederken ise bunların en az 8 karbonlu olduğu varsayılabilir. Çoğu doğal yağ asitlerinin çift sayılı karbon atomu vardır, çünkü bunların biyolojik sentezlerinde iki karbon atomlu asetat kullanılır.

<span class="mw-page-title-main">Glukagon</span> insan, fare ve sıçanda bulunan memeli proteini

Glukagon, pankreastaki Langerhans adacıklarının salgıladığı hormona verilen isimdir.

<span class="mw-page-title-main">Diyabet</span> Kandaki glikoz seviyesinin aşırı artmasından kaynaklanan metabolik bozukluk

Diabet ya da Diabetes mellitus, sıklıkla yalnızca diabet ya da diyabet veya halk arasında şeker hastalığı olarak adlandırılan, genellikle kalıtımsal ve çevresel etkenlerin birleşimi ile oluşan ve kandaki glukoz seviyesinin aşırı derecede yükselmesiyle (hiperglisemi) sonuçlanan metabolik bir bozukluktur. Vücutta kan şekerinin düzenlenmesi pek çok sayıda kimyasal madde ve hormonun karmaşık etkileşimi sonucunda sağlanır. Şeker metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynayan hormonlardan en önemlisi pankreasın beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonudur. Diyabetes Mellitus ya insülin salgılanmasındaki yetersizlik ya da insülinin etkisindeki veya insülin cevabındaki bir bozukluk sonucunda ortaya çıkan yüksek kan şekerinin yol açtığı birkaç grup hastalığı tanımlamak için kullanılan ortak bir terimdir.

<span class="mw-page-title-main">Atkins diyeti</span>

Atkins diyeti bir düşük karbonhidrat diyetidir. Amerikalı kardiyolog ve Dr. Robert Atkins tarafından yaratılmıştır. 1972'de yayınlandığından beri dünya çapında popüler olan diyetlerden biridir.

<span class="mw-page-title-main">Tip 2 diyabet</span> metabolik bozukluk

Tip 2 diabetes mellitus önceki adıyla insüline bağımlı olmayan diyabet (NIDDM) veya erişkin dönemde ortaya çıkan diyabet –, insülin direnci ve buna bağlı insülin eksikliği bağlamında yüksek kan şekeri ile karakterize edilen bir metabolik bozukluktur. Bu, pankreastaki adacık hücrelerinin yok oluşundan kaynaklanan kesin bir insülin eksikliği bulunan tip 1 diyabetin tam tersine bir durumdur. Klasik semptomlar arasında aşırı susama, sık idrara çıkma ve sürekli açlık bulunmaktadır. Diyabet vakalarının %90’ı tip 2 diyabetten oluşurken tip 1 diyabet ile gestasyonel diyabet, geri kalan %10’unu oluşturur. Genetik olarak obeziteye yatkın olan insanlarda tip 2 diyabetin ana sebebinin obezite olduğu düşünülmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Kan şekeri seviyesi</span>

Kan şekeri seviyesi, kan şekeri konsantrasyonu veya kan glukoz seviyesi, insanların ve hayvanların kanında bulunan glukoz miktarıdır. Glukoz basit bir şekerdir ve her zaman 70 kilogram ağırlığında bir insanın kanında yaklaşık 4 gram glukoz bulunur. Vücut, metabolik homeostazın bir parçası olarak, başta karaciğer ve pankreas ve bunların yanında ekstrahepatik dokular ve birkaç hormonun rol oynadığı, çok duyarlı homeostatik bir mekanizma ile kan glukoz seviyelerini sıkı bir şekilde düzenler. Glukoz, iskelet kası ve karaciğer hücrelerinde glikojen formunda depolanır. Aç kalan bireylerde, kan glukozu karaciğer ve iskelet kasındaki glikojen depoları harcanarak sabit seviyede tutulur.

<span class="mw-page-title-main">İnsülin (ilaç)</span> enjekte edilebilir ilaç olarak kullanılan biyosentetik insülin

İnsülin, yüksek kan şekerini tedavi etmek için ilaç olarak kullanılan protein yapıda bir hormonudur. İnsülininin kullanıldığı durumlar, tip 1 diabetes mellitus, tip 2 diabetes mellitus, gestasyonel diyabet ve diyabetik ketoasidoz ve hiperosmolar hiperglisemik durum gibi diyabet komplikasyonlarını içerir. Ayrıca yüksek kan potasyum düzeylerini tedavi etmek için glukoz ile birlikte kullanılır. İnsülin, tipik olarak deri altına enjeksiyon yoluyla uygulanır, ancak bazı formları damar yoluyla veya kas içine enjeksiyon yoluyla da kullanılabilir.

<span class="mw-page-title-main">Gestasyonel diyabet</span>

Gestasyonel diyabet, normalde diyabeti olmayan bir kadının gebeliği sırasında yüksek kan şekeri seviyelerini geliştirdiği bir durumdur. Gestasyonel diyabet genellikle az sayıda semptomla sonuçlanır; ancak bununla birlikte preeklampsi, depresyon ve sezaryen doğum yapma gerekliliği riskini de artırır. Yetersiz tedavi edilen gestasyonel diyabetli annelerden doğan bebekler, doğumdan sonra yüksek kilolu olma, kan şekerlerinin düşük olmasına ve fazla sarılığa sahip olma riski altındadırlar. Bu durum tedavi edilmezse, ölü doğum riski ile sonuçlanabilir. Bu durumda doğan çocuklarda uzun vadede, fazla kilolu olma ve tip 2 diyabet geliştirme riski daha yüksektir.

Glukoz tolerans testi, hastalara belirli bir miktarda glukozun verildiği ve ardından verilen glukozun kandan ne kadar çabuk sürede temizlendiğini belirlemek için kan örneklerinin alındığı tıbbi bir testtir. Test genellikle diyabet, insülin direnci, bozulmuş beta hücre fonksiyonu, ve bazen reaktif hipoglisemi ve akromegali veya daha nadir karbohidrat metabolizması bozukluklarını test etmek için kullanılır. Testin en sık yapılan versiyonunda, oral glukoz tolerans testi (OGTT), standart dozda glukoz ağız yoluyla alınır ve iki saat sonra kan düzeyleri kontrol edilir. Glukoz tolerans testinin birçok varyasyonu yıllar boyunca farklı standart dozlarda glukoz, farklı uygulama yolları, farklı aralıklar ve örnekleme süreleri ve kan glukozuna ek olarak farklı maddeler ölçümlerinin de eklenmesiyle geliştirilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Reaktif hipoglisemi</span>

Reaktif hipoglisemi, postprandiyal hipoglisemi ya da tatlı krizi, diyabetli ve diyabeti olmayan kişilerde, yüksek karbonhidrat içeren bir yemekten sonraki dört saat içinde ortaya çıkan semptomatik ve tekrarlayan hipoglisemi ataklarını tanımlayan bir terimdir. Hipogliseminin nedenini belirlemek için bir değerlendirme yapılmasını gerektirdiğinden bu terim tek başına bir tanı değildir.

Prediyabet, diyabet teşhisi için gerekli olan tüm semptomların bulunmadığı ancak kan şekerinin anormal derecede yüksek olduğu diyabetes mellitusun ön safhasıdır. Bu aşamaya genellikle "gri alan" denir. Bir hastalık değildir; Amerikan Diyabet Derneği'ne göre; "Prediyabet kendi başına klinik bir durum olarak görülmemeli, daha çok diyabet ve kardiyovasküler hastalık (KVH) için bir risk faktörü olarak görülmelidir". Prediyabet obezite, yüksek trigliserit ve/veya düşük HDL kolesterol şeklindeki dislipidemi ve hipertansiyon ile ilişkilidir. Bu nedenle metabolik bir diyatezi veya sendromdur ve genellikle belirti (semptom) vermez ve verdiği tek semptom yüksek kan şekeridir.

<span class="mw-page-title-main">Tip 1 diyabet</span> Hastalık

Tip 1 diabetes mellitus, pankreas tarafından ya çok az ya da hiç insülin üretilmeyen bir diyabet şeklidir. Tedavi edilmemesi vücutta yüksek kan şekeri seviyesine neden olur. Klasik belirtiler sık idrara çıkma, susuzluğun artması, açlığın artması ve kilo kaybıdır. Ek belirtiler arasında bulanık görme, yorgun hissetme ve yara iyileşmesinin bozulması olabilir. Belirtiler tipik olarak çok kısa bir süre içinde gelişir.

Doymuş yağ, yağ asidi zincirlerinin tümü veya ağırlıklı olarak tek bağlara sahip olduğu bir yağ türüdür. Bir yağ iki çeşit daha küçük molekülden yapılır: gliserol ve yağ asitleri. Yağlar uzun karbon (C) atom zincirlerinden yapılır. Bazı karbon atomları tek bağlarla (-C-C-) ve diğerleri çift bağlarla bağlanır. Çift bağlar, tek bağlar oluşturmak için hidrojen ile reaksiyona girebilir. Buna doymuş denir çünkü ikinci bağ kırılır ve bağın her yarısı bir hidrojen atomuna (doymuş) bağlanır