İçeriğe atla

Kanser tanısı

Kanser tanısı (Kanser teşhisi), günümüz sağlık sorunlarının en önemlilerinden biridir. Kanserde "erken tanı" ilkesi, tanı tekniklerinin oldukça iyi bir düzeye gelmesini sağlamıştır.[1]

Tümörlerde tanı yöntemleri

Günümüzün en korkulan hastalığı olan kanserin türüne göre çok farklı belirtileri vardır. Kanser tanısı kimi olgularda çok kolaydır, bazı olgularda karmaşık tanı yöntemleri gerekebilir. Kanserlerin bir bölümü çok erken belirti verirken, bazı türleri ise çok ilerledikten sonra saptanabilir. Başka hastalıkların bulguları kanserlerde saptanan belirtileri taklit edebilir. Tümör tanısında aşağıda özetleyeceğimiz başlıca yöntemlerin tümü ya da yerine göre bir kısmı kullanılır. Kanser tanısı; klinik incelemeler, görüntüleme teknikleri (radyoloji), laboratuvar ve patoloji incelemeleri ile yapılmaktadır.[1][2][3][4]

Hastanın öyküsü (anamnez) ve demografik değerlendirmeler

Hastanın öyküsü

Hastadan alınacak bilgiler tüm hastalıkların tanısında çok önemlidir. Ayrıntılı tıbbi öykü ile yakınmaların başlaması, tümörün algılanması, tümörün büyüme hızı gibi bilgiler çok önemlidir. Hastadaki yakınmalara geçirmiş olduğu hastalıklar ile tedavi gördüğü hastalıkların neden olabileceği unutulmamalıdır. Klinik incelemede saptanan bulgular sürmekte olan sistemik bir hastalığın sonuçları olabileceği gibi tedavide kullanılan ilaçların yan etkilerini yansıtabilir. Konjenital kalp hastalıkları, hipertansiyon, pıhtılaşma bozuklukları, prekanseröz lezyonlar, kontrolsüz diabet ve bağışıklık sistemi aksamalarının varlığında hastalara daha da fazla bir özen gösterilmelidir. Hastanın yakınmalarının süresi, lezyonun büyüme hızı, gösterdiği değişiklikler, yaşam kalitesi üzerine etkileri (solunum-yutkunma güçlüğü, tat alma bozukluğu, nörolojik yakınmalar (hissizlik, karıncalanma, vb), ağrı, kanama, ateş, bulantı, kusma, iştahsızlık nedenleri ayrıntılı olarak değerlendirilmeli, hastanın alışkanlıkları (tütün, alkol, vb) araştırılmalıdır.[1][5]

Demografik değerlendirmeler

Yaş: Tümörlerin çoğu belirli yaş dönemlerinde görece daha sıktır. Örneğin; çocuklarda karsinomlar ender görülür.

Cinsiyet: Birçok kanserin sıklığı cinsiyete göre farklıdır. Bazı kanserler yalnızca erkeklerde bazıları ise kadınlarda görülür (örneğin; kadınlarda meme ve rahim kanseri, erkeklerde akciğer ve prostat kanseri).

Cinsellik ve Doğum: Çok partnerli kadınlarda rahim boynu (serviks) karsinomları, doğum yapmamış ya da bebeğini emzirmemiş kadınlarda meme kanserleri görece sıktır.

Coğrafya ve Beslenme: Bazı hastalıkların oluşmasında yaşanan yörenin yerel faktörleri ve yöresel beslenme alışkanlıkları etkilidir.

Alışkanlıklar: Tütün (akciğer, mesane, pankreas, ağız, larinks kanserleri), alkol, yanak ısırma kanser nedeni olabilir.

Özgeçmişi: Geçirilmiş hastalıklar (EBV enfeksiyonundan sonra lenfoma görülebilir).

Soy geçmişi: Bazı kanserler ve multipl endokrin tümörlerin gözlendiği sendromlar (MEN) kalıtsal nitelikler taşır. Bazı sendromlarda kanser riski vardır.

Meslek: Kimyasal maddelerle çalışanlarda ve madencilerde görülen özgün kanser türleri vardır.

Klinik inceleme

Klinik incelemede gözle inceleme (inspeksiyon) ve elle muayene (palpasyon) gibi klasik inceleme yöntemlerini uyguladıktan sonra tümörün ayrıntılı özellikleri gözlemlenmelidir. Tümörün yeri (lokalizasyon), dışarıdan görülebiliyorsa fiziksel nitelikleri (renk, kıvam, biçim ve boyut), sayı (tek ya da multipl), çevre dokularla ilişkileri (hareketli, yapışık), mukoza ile örtülü ise yüzey özellikleri (soluk, hiperemik, ülserli, vb) değerlendirilmelidir. Kemik lezyonlarının (santral lezyonlar) incelenmesinde şişlik (ekspansiyon) düzeyi, bastırmakla çıtırtı sesi varlığı (krepitasyon) gibi bulgular araştırılmalı, son aşamada lenf düğümleri kontrol edilmelidir. Tümörlerin çoğu ağrısızdır. Sinirsel tümörler, sinirleri sıkıştıran ya da infiltre edenler kendiliğinden ya da basınçla ağrılıdır.[1]

Dışarıya ağzı bulunan organlardaki lezyonların görülebilmesi ve gerekirse biyopsi yapılabilmesi için boru biçiminde aletler kullanılır. Bunlar kullanılacakları yere göre özel biçimde yapılmışlardır ve ona göre ad alırlar. Örnekler: Laringoskop: larinks için (laringoskopi); Bronkoskop: bronşlar için (bronkoskopi); Gastroskop: mide için (gastroskopi); Kolposkop: vagina için (kolposkopi);Rektoskop: rektum için (rektoskopi); Sistoskop: mesane için (sistoskopi).[1][2][3][4]

Görüntüleme yöntemleri ve Radyolojik tanı

Tanısal radyolojide (radyodiyagnostik) tümörün yerine ve türüne göre çeşitli yöntemler uygulanır.[6]

X-ışınlarının dokulardan geçerek fotoğraf filmi üzerinde iki boyutlu görüntüsü oluşturması ilkesine dayanır. Işınların geçtiği alanlardaki tüm dokular birbirleri üzerine binerler (süperpozisyon). x-ışınları geçtikleri dokuların yoğunlukları, kalınlıkları ve atom ağırlıklarından etkilenirler. Bazı yapılar ışınların geçişini engellemez ve bu alanlar röntgen resimlerinde siyah renkli iz bırakır; bunlara “ışınları geçiren (radyolusent) doku” nitelemesi yapılır. Sağlıklı bir akciğer dokusu ışınları engellemez ve koyu gri-siyah bir görüntü verir. Işınların geçişini engelleyen yapılara “radyopak doku” nitelemesi yapılır, röntgen resimlerinde açık gri-beyaz tonlarda iz bırakırlar. Sağlıklı kemik dokusu ışınların geçişini engeller ve beyaz renkli bir alan olarak görülür. Metaller ve kontrast maddeler de radyopaktır.

Bir lezyon bulunduğu dokuya göre x-ışınlarını daha az ya da daha fazla geçiriyorsa o lezyonun gölgesi bu yöntemle görüntülenebilir. Akciğerlerdeki tümörler genellikle ışınları daha az, kemiktekiler çok daha fazla geçirirler. Eğer tümör ve çevresindeki dokular ışınları aynı derecede tutuyorsa kitle bu yöntemle görülemez (karaciğer ve böbrek tümörleri). İçinde boşluk bulunan organlar radyopak bir madde ile doldurulur, böylece boşluktaki deformasyonlar görülür ve yorumlanır (örnek: mide, bağırsak, safra yolları, idrar yolları, vb).

Kemik tümörü: Radyolojik incelemeyle saptanan kemik tümörü

Kemik lezyonlarında ve kemiği etkileyen yumuşak doku tümörlerinde lezyonun sınırları, kemiği eriten (litik) ya da yoğunluğunu arttıran (sklerotik) niteliği, kireçlenme alanları, kemik zarı (periost) reaksiyonu gibi saptamalar oldukça önemli radyolojik bulgulardır.

Bazı tümörler damardan çok zengindir. Damarlar içine radyopak madde verilerek damardan zengin yerler görülebilir, tümörün yeri ve cinsi anlaşılabilir. Gelişmiş dijital anjiyografi (Digital Substraction Angiography; DSA) tekniklerinde kontrast madde içermeyen bölümler göz ardı edilerek yalnızca damarsal yapıların nitelikleri incelenir.

Lenfanjiyografi

Kanserlerin lenf düğümü metastazlarını incelemek için lenfanjiyografi kullanılabilir. Lenf damarları içine radyopak madde verilir, lenf akımının kesildiği ve yön değiştirdiği yerlerden metastazın dağılımı anlaşılır.

MR odası

Hastanın çevresinde dönen bir radyasyon sistemi vardır. Bu sistemin ürettiği x-ışınlarının dokulardan geçiş niteliği uygun dedektörlerce algılanıp bilgisayar yardımıyla görüntüye dönüştürülür. Bu yöntemle üstüste binmelerin oluşmadığı anatomik resimler elde edilir. Gerektiğinde 3 boyutlu nitelik kazandırılabilir. İstenirse kontrast madde kullanılabilir. Örneğin kafatası incelemesinde deri, derialtı dokuları, kemik, beyin kılıfları ve beyin dokusu ile içindeki tümörün yeri ve nitelikleri ayrıntılı bir biçimde resimlenebilir. Görüntülerin nitelikleri konvansiyonel radyolojideki gibidir, ancak BT'deki radyasyon düzeyi çok yüksektir.

Güçlü bir manyetik alan yardımıyla oluşturulan sinyallerin bilgisayar programı aracılığıyla biçimlendirilmesi ilkesine dayanır. Özellikle yumuşak doku incelemelerinde farklı dokularda ve farklı yoğunluklarda oluşan sinyallerin yansıması ile yüksek çözünürlüklü görüntüler elde edilir. Damarların incelenebilmesi için kontrast madde uygulanmasını gerektirmez. Kemik dokusunda görüntü oluşturulamaz.

Dokulara yüksek frekanslı ses dalgası demetleri gönderilir ve yansımaları beklenir. Dokulara çarparak geri dönen ses dalgalarının (eko) yoğunluğu ve dönüş süresi birlikte değerlendirilerek bir görüntü oluşturulur. Doku yoğunluğu arttıkça eko yoğunluğu da artar. Yoğun fibröz doku ya da kalsifikasyon alanları içeren bir tümörde yansıma da yoğundur ve bu alanlar görüntü ekranına beyaz renk olarak düşer. Kistik oluşumlardaki sıvı ses dalgalarını yansıtmadığı için bu tür boşluklar siyah alanlar olarak izlenir. İncelenen oluşumun derinliği arttıkça görüntü çözünürlüğü azalır, görüntünün netliği bozulur. Kemik dokusunun kuşattığı dokularda görüntü oluşamaz. Doppler US yönteminde hareket eden kan hücrelerinin akım yönü, hızı ve biçimi belirlenebilmektedir.

Nükleer tıp uzmanlarınca uygulanan bir görüntüleme tekniğidir. Hastaya gamma ışını yayan kısa ömürlü bir radyoaktif maddenin verilmesinden sonra bu maddenin organizmadaki dağılımını uygun dedektörlerle belirlemeyi amaçlar. Organların fizyolojik işlevlerinin değerlendirilmesinde kullanılan bu yöntem kanser metastazlarının ve multipl tümörlerin saptanmasında da oldukça yararlıdır. BT kombinasyonu ile birlikte yapılan PET uygulamalarında (Single Photon Emission Computed Tomography -SPECT) süperpoziyonların engellendiği 3 boyutlu görüntüler elde edilir.

Laboratuvar incelemeleri

Bazı kanserlerin belirlenmesinde tümörlerin ayak izlerinin saptanması önem kazanır.[1][2][3][4]

Tablo: Tümörlerin ayak izleri (genel)

Ayak izi niteliğindeki antijen/ürünEtkin madde: Bağlantısı olan tümör
Onkofetal antijenlerKarsinoembriyonik antijen (CEA): Kolon, mide, akciğer, meme, pankreas karsinomları

Alfa-fetoprotein (AFP): Karaciğer (hepatosellüler) ca, germ hücreli tümörler

Özgün antijenlerProstata özgü antijen (PSA): Prostat kanseri

CA 19,9: Sindirim sistemi tümörleri; pankreas kanseri; over (yumurtalık) tümörleri

CA 125: Over (yumurtalık) tümörleri

EnzimlerProstatik asid fosfataze: Prostat kanseri (kapsül invazyonu belirtisi)

Plasental alkalin fosfataze: Germ hücreli tümörler

Alkalin fosfataze (Regan): Pankreas kanseri

Laktat dehidrogenaz: Germ hücreli tümörler; öteki tümörlerde yaygın nekroz göstergesi

Monoklonal immunoglobulin: Lenfoma (B-hücreli); multipl myeloma

HormonlarBüyüme hormonu: Hipofiz adenomu

Prolaktin: Hipofiz adenomu

ACTH: Hipofiz adenomu

İnsülin: Pankreas adacık hücreli tümörü

Glukagon: Pankreas adacık hücreli tümörü

Gastrin: Pankreas adacık hücreli tümörü

Parathormon: Paratiroid adenomu/hiperplazisi

Kortizon: Böbreküstü bezi korteks adenomu/hiperplazisi

Aldesteron: Böbreküstü bezi korteks adenomu/hiperplazisi

Katekolaminler: Feokromosiom, Nöroblastoma

Androjen hormonlar: Testis tümörleri

Östrojen: Ovaryum tümörleri

Kalsitonin: Medüller tiroid karsinomu

Human koryonik gonadotropin (hCG): Plasenta tümörleri (koryokarsinom, mol hidatiform);

germ hücreli tümörler

Human koryonik gonadotropin (hCG): Sindirim kanalı tümörleri; idrar yolları tümörleri

HistaminMast hücreli tümörler
Vazoaktif peptidler [Serotonin (5-HT)]Karsinoid tümör (akciğer, bağırsak)
Tümör angiogenezis faktörü (TAF)Birçok kanser türünde
ProstoglandinlerMeme ca
Sitokinler (osteoklast aktivasyon faktörü)Multipl myeloma
Tümörlerin ürettiği ektopik hormonlar

Ektopik hormon: Endokrin kökenli olmayan tümörlerin

ürettikleri hormon etkili kimyasal madde

Human koryonik gonadotropin (hCG): Karsinomlar (Akciğer, Meme, Karaciğer, vd)

Parathormon: Skuamöz hücreli karsinomlar, Böbrek ve meme kanseri

ACTH: Akciğer kanseri (küçük hücreli), Pankreas adacık hücreli tümörü

Antidiüretik hormon (ADH): Akciğer kanseri (küçük hücreli), Pankreas kanseri

Eritropoietin: Böbrek kanseri, Karaciğer kanseri (hepatosellüler),

damar tümörü (serebellumda angioblastoma)

İnsülin: Karaciğer kanseri (hepatosellüler), Sarkomlar (karın içi), Mezoteliyoma

Büyüme hormonu (GH): Akciğer kanseri ve mide kanseri

Tablo: Kan biyokimyası

Elektrolit bozukluğuEtkin ürünTümör(ler)
Hiponatremi (kanda sodyum azlığı)Antidiüretik hormon (ADH) Akciğer kanseri (küçük hücreli), Pankreas kanseri
Hipopokalemi (kanda potasyum azlığı)ACTH Akciğer kanseri (küçük hücreli), Pankreas adacık hücreli tümörü
Hiperkalsemi (kan kalsiyum düzeyinin yüksekliği)Sitokinler

Prostoglandinler

Parathormon

Multipl myeloma

Meme kanseri

Paratiroid adenomu; Akciğer, böbrek ve meme kanserleri

Hiperglisemi (kan şekerinin artması)ACTH Akciğer kanseri (küçük hücreli), Pankreas adacık hücreli tümörü
Yüksek hemotokritEritropoietin Böbrek kanseri

Patoloji İncelemeleri

Kanser tanısındaki en etkili yöntemdir. Sıvılara dökülen hücrelerin incelenmesi (sitoloji) ya da dokulardan alınan örneklerin değerlendirilmesidir. Bu incelemelerin yapılmasında gerekirse histokimya, immunohistokimya, immunofloresan mikroskopi, elektron mikroskopisi, akış sitometresi gibi teknikler ile moleküler biyolojinin polimeraz zincir tepkimesi (PCR), gen sekanslama ve in situ hibridizasyon gibi yöntemlerinden de yararlanılmaktadır.[1][2][3][4][7][8]

Kaynakça

  1. ^ a b c d e f g Niederhuber JE, Armitage JO, Doroshow JH, Kastan MB, Tepper JE. Abeloff’s Clinical Oncology, 6th edition. Elsevier, Philadelphia, 2020
  2. ^ a b c d Tahsinoğlu M, Çöloğlu AS, Erseven G. Dişhekimleri için Genel Patoloji, Altın Matbaacılık, İstanbul, 1981
  3. ^ a b c d Kumar V, Abbas AK, Aster JC. Robbins and Cotran Pathologic Basis of Disease. 9th edt., Elsevier Saunders, Philadelphia, 2015
  4. ^ a b c d Goljan EF. Rapid Review Pathology. 5th edition, Elsevier, Philadelphia, 2019
  5. ^ Jarvis C. Pocket Companion for Physical Examination and Health Assessment, 8th edition. Elsevier, Amsterdam-Philadelphia, 2020
  6. ^ Linn-Watson, T. Radiographic Pathology. 2nd edition. Wolters Kluver, Philadelphia-New York-London-Sydney, 2014
  7. ^ Tümör Tanısı: Patoloji 11 Ağustos 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.
  8. ^ Çöloğlu AS. Oral Patoloji (Ağız Patolojisi). TC Yeditepe Üniversitersi Yayını, Mor Ajans, İstanbul, 2007

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Meme kanseri</span>

Meme kanseri, meme hücrelerinde başlayan kanser türüdür. Akciğer kanserinden sonra, dünyada görülme sıklığı en yüksek olan kanser türüdür. Her 8 kadından birinin hayatının belirli bir zamanında meme kanserine yakalanacağı bildirilmektedir. Erkeklerde de görülmekle beraber, kadın vakaları erkek vakalarından 100 kat daha fazladır. 1970'lerden bu yana meme kanserinin görülme sıklığında artış yaşanmaktadır ve bu artışa modern, Batılı yaşam tarzı sebep olarak gösterilmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde görülme sıklığı, dünyanın diğer bölgelerinde görülme sıklığından daha fazladır.

Tümör (ur; neoplasm; tumor) tanımı önceleri vücuttaki herhangi bir şişlik ya da kitle için kullanılırdı. Sonraları hücrelerin kuralsız ve sınırsız çoğalmaları nedeniyle oluşan kitleler için kullanılmaya başlandı. Yaşamın herhangi bir döneminde organizmanın bir bölümündeki hücre­ler biyolojik niteliklerini düzenleyici kurallara uyum göstermez ve sınırsız ola­rak çoğalabilir (otonomi). Bu nitelikleri içeren bir kitleye tümör ya da neoplazm (neoplasm; yeni gelişen kitle) adı verilir. Tümör kitleleri vücudun kendi hücrele­rinden yapılıdır.

Biyopsi, mikroskop altında incelenmek üzere canlıdan belirli bir doku parçasının çıkarılmasıdır.

<span class="mw-page-title-main">Radyoterapi</span> Genellikle kanseri tedavi etmek için iyonlaştırıcı radyasyon kullanan terapi

Radyoterapi, iyonlaştırıcı ışın kullanarak kanser hastalığının tedavisidir. Hedef, tümör dokusunu komşu sağlıklı dokuları koruyarak yok edilmesidir. Bu konu ile ilgili anabilim dalına Radyasyon Onkolojisi adı verilir. İyonlaştırıcı ışınların biyolojik etkilerini Radyobiyoloji bilim dalı inceler. Radyoterapi kanser tedavisinde tek başına ya da cerrahi ve/veya kemoterapi ile birlikte kullanılabilir. Cerrahi tedavi ile benzer sonuçlar elde edilen hastalıklarda, organın koruyucu yaklaşım prensibi ile organ kaybı ve ilişkili fonksiyon kaybını önlediğinden tercih edilebilen tedavi yöntemidir.

Metastaz, kanserli hücrelerin bulundukları doku dışında doğrudan ya da kan-lenf damarlarıyla başka bölgelere sıçramalarına verilen isimdir.

<span class="mw-page-title-main">Verem</span> Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı hastalık

Verem veya tüberküloz, bakteriyel ve bulaşıcı bir hastalık. Halk arasında ince hastalık olarak da bilinir. Mycobacterium tuberculosis mikrobunun neden olduğu uzun seyirli ve granülomatöz karakterde bakteriyel ve bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Bulaşma yolu, çoğu zaman, bir tüberküloz hastasının çevreye tükürdüğü balgamı ya da öksürdüğünde saçılan basil yüklü damlacıklarla olur.

<span class="mw-page-title-main">Nükleer tıp</span> Tıbbi uzmanlık

Nükleer tıp, canlılara verilen ışın etkin (radyoaktif) maddelerin yaydıkları ışınların özel yöntemler veya aygıtlarla dışarıdan sayımı ya da görüntü olarak izlenmesi ya da tanımlanması ile tanı konulmasını sağlayan tıp dalıdır.

<span class="mw-page-title-main">Lupus</span>

Lupus, teknik adıyla Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) veya Yaygın Lupus Kızarıklığı, Otoimmun, Kelebek Hastalığı kökenli multisistem hastalıklarının en sık görülen tipik örneğidir. Lupus sözcüğü, Latincede “kurt” anlamında olup ciltte çıkan yaraların yıkıcı özelliğini ifade eder. 1872 yılında Kaposi, hastalığın sadece cildi değil vücudun değişik organlarını etkileyen bir hastalık olduğunu fark etmiştir. Otoimmun antikorların büyük bölümü ANA niteliğindedir. Sessizce gelişebilir ya da akut olarak başlar. Ateşli ataklar biçiminde alevlenmeler gösterir. Organizmanın tümünü etkileyebilir, ancak deri, eklemler, böbrekler ve seröz zarlar zarar gören başlıca dokulardır.

<span class="mw-page-title-main">Kanser</span> DNA hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması

Kanserler (Habis tümörler, Malign tümörler), genellikle sürekli ve hızlı büyüyen tümörlerdir. Kapsülleri yoktur, büyürken sınır tanımazlar, çevresindeki dokuların ve damarların içine girerler (invazyon, infiltratif büyüme). Sıklıkla metastaz yaparlar. Tedavi edilmeyen ya da tedavisi gecikmiş kanserler ölümcüldür.

<span class="mw-page-title-main">Kaposi sarkomu</span>

Kaposi sarkomu, insan herpes virüsü 8 (HHV8) olarak da bilinen Kaposi sarkomu herpes virüsünün (KSHV) neden olduğu bir damar tümörüdür. İlk defa 1872'de Macar dermatolog Moritz Kaposi tarafından tanımlanmıştır. 1980'lerde HIV/AIDS'in Batı dünyasında da yayılmaya başlamasıyla birlikte görülme sıklığı da artmıştır. Etkeni olan virüs (KSHV) ise 1994'te tanımlanmıştır.


Mediastinoskopi, toraks hastalıklarında, mediastinal tümörlerin tanısında kullanılan kullanılan bir yöntemdir. Daha sade bir deyişle, akciğer kanserlerinin ve tüberküloz, lenfoma, sarkoidoz, mediastinal tümörler gibi hastalıklarda evrelemesinde uygulanan bir işlem olarak anlatılabilinir.

<span class="mw-page-title-main">Nöroblastom</span>

Nöroblastom, sinir hücrelerinden çıkan tümördür.

<span class="mw-page-title-main">CyberKnife</span>

CyberKnife, Stereotaktik radyocerrahi (SRS) ya da radyoterapi (SRT) yapabilen yeni teknoloji bir cihazdır. SRS ya da SRT, hastada uzaysal koordinatların belirlenmesinden sonra hastalığın ya da hedefin yok edilmesi, küçültülmesi, büyümesinin durdurulması anlamına gelmektedir. SRS aslında uzun yıllar beyindeki lezyonların tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Gammaknife denilen cihazla uzun yıllardır bir deneyim elde edilmiştir. 1990 lardan sonra bilgisayar teknolojisinde ve görüntüleme yöntemlerinde meydana gelen hızlı değişim beyinde uygulanan tedavilerin beyin dışındaki vücutta uygulanması görüşünü ortaya çıkarmıştır. Beyindeki lezyonların SRS ile tedavisi beyinde tedavi sırasında hareket olmaması, kafatası kemikleri içinde hareketsiz durması, göreceli olarak bu koordinatların kolay belirlenmesi nedenleri ile komplike bir iş olmaktan uzaktı. Vücuttaki diğer hedeflerin SRS ile tedavisi ise solunum nedeni ile hem normal dokuların, hem de yok edilmesi istenen hedeflerin tedavi sırasında hareket etmesi nedeni ile işi zorlaştırmaktaydı. İşte "Cyberknife" bu amaç için bir beyin cerrahı olan Dr. John Adler tarafından 1990 ların başından itibaren geliştirilen ve 2000 li yıllarda kullanılmaya başlanan bir cihazdır.

Akciğer kanserinde evrelendirme primer tümörün büyüklüğü ve yayımına (T), bölgesel lenf bezi tutulumuna (N), uzak metastaz varlığına (M) dayanan TNM evrelendirmesi kullanılır. Küçük hücreli akciğer kanserinde TNM sınıflaması kullanılabilmekle beraber, bu hastalarda genellikle TNM sistemi yerine VALG tarafından önerilen evreleme sistemi kullanılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Kontrast madde</span> Tıbbi alet

Kontrast madde, tıbbi görüntülemede vücuttaki yapıların veya sıvıların kontrastını artırmak için kullanılan maddedir. Kontrast maddeler, kendi başlarına radyasyon yayan radyoaktif izleyicilerden farklı olarak, dışarıdan gelen elektromanyetizma veya ultrasonu emer veya değiştirirler. X ışınlarında, kontrast ajanları hedef doku veya yapıdaki radyo yoğunluğunu arttırır.

Tümör belirteci ya da Tümör markeri, kanserin varlığını veya kanser davranışını(ilerleme veya tedaviye yanıt gibi) belirlemek için kullanılabilen biyobelirteçlere verilen addır.

Dev hücreli reparatif granülom ya da dev hücreli granülom, çoğunlukla dişetleri ya da çene kemiklerinde ortaya çıkan, nedeni kesin olarak bilinmeyen oluşumlardır; son yıllarda yüz kemiklerinde, el ve ayak parmak kemiklerinde ortaya çıkan dev hücreli lezyonların reparatif granülom olguları bildirilmektedir. Adlandırılmasındaki en önemli öge, mikroskopik incelemede çok sayıda osteoklastik dev hücresinin bulunmasıdır. Kemik içinde oluşanlar “santral tip”, dişetlerinde meydana gelenlerse “periferik tip” olarak nitelenirler. Kökenleri tartışmalıdır; onarım dokusu, displazi, tümör ya da reaktif lezyon oldukları düşünülmekte, ancak kesin ayrım yapılamamaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Hiperparatiroidizm</span>

Hiperparatiroidizm, paratiroid bezlerinin aşırı hormon üretmesi (hiperfonksiyonu) sonucu ortaya çıkan bir tablodur. Temel bulgu, hiperkalsemi olarak tanımlanan kandaki kalsiyum düzeyinin yüksek olması olgusudur. Hastaların bir bölümünde herhangi bir yakınma yoktur; yakınmalarından birinin nedeni için yapılan serolojik testlerde rastlantı olarak saptanabilir. Belirtilerin ortaya çıkması, bulguların sayısı ve gücü hiperkalseminin düzeyi ile koşuttur.

Angiosarkom, endotel hücrelerinin kanseridir. Mikroskopla yapılan incelemelerde, damarları çok iyi taklit ettiği saptanan tipleri hemangioma’lara çok benzer; bu tip tümörler "hemangiosarkoma" olarak adlandırılır. Taklit düzeylerinin ileri derecede azaldığı olgularda kanserin kökeninin anlaşılması güç olabilir. Angiosarkoma, orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkar. Deri, meme dokusu ve karaciğer tümörleri görece sıktır.

Prekanseröz lezyon, bazı hastalıklarda kanser olmayan ancak kanserleşme riski olabilen lezyonlardır. Bu eğilim bazılarında fazla, bazılarında daha azdır. Kanserojen etkilerle bir ya da birden fazla hücrede oluşan DNA zararları ile klinikte tanımlanabilen tümör kitlesinin oluşması arasında sessiz bir dönem (lag period) vardır. Prekanseröz bir lezyonun kansere dönüşmesi (epikarsinogenez) “lag period” ile ilgilidir.