İçeriğe atla

Kadının beyanı esastır

"Kadının beyanı esastır", cinsel suç ve cinsel şiddet vakalarında delil yetersizliği durumunda kadının ve çocuğun beyanının esas olduğunun kabul edilerek soruşturmanın başlatılması ve bazı durumlarda ifadenin delil olarak kabul edilmesine dair ilkedir. İlke bazı Yargıtay kararlarınca sabitken durum hala tartışmalıdır ve çelişki yaratan dava örnekleri de bulunmaktadır. İlk olarak cinsel suçların yargılamasında ortaya çıkan ilkenin bütün şiddet olaylarında geçerli olması yönünde savunular bulunmaktadır.

Arka plan

GREVIO ve birçok gölge rapora göre Türkiye'deki cinsel suç, şiddet ve kadın cinayeti vakalarında mağdurlar travmatik duruma sebebiyet veren failleri ifşa etmek için uygun bir toplumsal ve yargısal güvence bulamamaktadır. 3 Temmuz 2017'de yayımlanan GREVIO raporunda kadına yönelik şiddette cinsiyetçi önyargılar ve mağduru suçlamalarının yargılamalarda indirime yol açtığı endişesi dile getirildi. Şiddet olaylarının yetkili makamlara bildirilmesindeki oranın azlığında mağdurların ekonomik bağımsızlığının olmayışı, hukuksal metinlerde okuryazarlığın azlığı, iddia ve yargılama makamlarına olan güvensizliğin etkisine dikkat çekildi. Özellikle tecavüz ve cinsel şiddet vakalarının “mağdurlar tarafından neredeyse hiçbir zaman bildirilemediğine” dikkat çekildi.[1]

Türkiye'de 25 Kasım 2023 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren kadına şiddetle mücadele konulu genelge ile, kadına şiddetle mücadelede kanıt istenerek bu ilkenin çiğnendiği iddia edildi. İddiayı ileri sürenler tarafından, yapılan düzenlemelerin laiklik ilkesine aykırılığı vurgulandı.[2] Buna karşılık, bazı basın yayın organlarında ise çıkan bu haberlerin gerçeği yansıtmadığı ifade edildi. Genelge ile kanun maddesinin değiştirilemeyeceği, bu yetkinin TBMM'ye ait olduğu belirtildi.[3]

Kapsam ve uygulanış

Yargılamalarda kadın mağdurların beyanları, günlük yaşamın akışına uygun, tutarlı ve istikrarlı, faille yaşanan menfi durumdan kaynaklanmayan, travmatik olay sonrasında yakın çevre ve tanıklarla paylaşılmış, hekim raporları ile belgelenmiş ve fail bunları çürütemedi ise hüküm esastır. Bu durumun masumiyet karinesine uygun olup olmadığına dair tartışmalar sürmekteyken adli süreçlerde suç sabit hale gelene kadar failden soruşturma süresince şüpheli, kovuşturma aşamasında ise sanık olarak bahsedilmekte, suçluluk kararından sonrasında ise "hükümlü" denmektedir. İlkenin etkin olarak işler hale gelmesinde vaka sonrasında durumun hemen yetkili makamlarla paylaşılmasının gerektiği, mağdurların menfi olayları paylaşmada cesaretlendirilmesi birçok avukat ve eski hakim tarafından önerilmektedir.[4]

Cinsel suçların ispatında delil ve tanık göstermenin zorluğuna binaen bu olayların gerçekleştiği ortam ve durumların da dikkate alınmasını takiben birçok davada kadının beyanı esas görülerek fail için suçun sabitliği ve ceza uygun görülmüştür. 2004 yılında bir davada mağdur bir kadın avukatın beyanı "Söz konusu olan olayda henüz avukatlık mesleğinin başlangıcında bekar genç bir bayan olup kendisiyle ilgili böyle bir iddiayı ortaya koymasında toplumumuzda hakim olan sosyal ve ahlaki değerler de gözetildiğinde, kişiliğinin ve mesleki saygınlığının zarara uğrayacağı muhakkaktır. Başkasını zarara uğratmak isterken kendisini zarara uğratması insanın doğasına aykırı bir olgudur." gerekçesiyle esas kabul edilerek fail suçlu bulunmuş ve bu durum ve gerekçe Yargıtay tarafından uygun bulunmuştur. Bu gerekçede, kadınların bu suçları toplumsal normlar nedeniyle ifşa etmelerinin zorluğuna dikkat çekilmiş, bu durumun kendi öz hayatlarına da zarar vereceği varsayımından hareket edilerek, kadının böyle bir şeyi göze almasının hayatın olağan akışına uygun olamayacağından hareketle beyanı esas kabul edilmiştir. Bu örnek sonrasında yargı birçok benzer davada aynı şekilde hareket etmiştir.[5]

İlkenin uygulanışında yargısal yorum farklılıkları belirgindir. Türkiye'de yargı, davalarda sanık ve mağdurun sosyal statülerine, ikili arasında ilişkinin biçimine ve aralarında husumet olup olmadığına, tarafların geçmişlerine bakarak her davayı kendi özel durumlarına göre incelemektedir. Bu sebeple her davada bu ilke uygulanmamakta, yargılama sürecinin özelliklerine göre hareket edilmektedir. Yargısal yorum farklılıklarıyla yargının kadınların yaşam biçimlerine bakarak toplumsal cinsiyet rolleri ekseninde değerlendirmeye ağırlık vermesi ise eleştiri konusudur.[6]

Hukuki kapsamı

Ceza yargılamasında, bazen bazı suçlarla ilgili bulunan tek delil, suçun mağdurunun beyanları olabilmektedir. Bu nedenle yargılama sırasında beyan edilen delillerinin, ispat açısından ayrı bir değere sahip olduğu düşünülmektedir. Yine de bu beyanlarda bulunan kişilerin isteyerek ya da istemeyerek yanlış beyanda bulunmaları ihtimali de gözetilmektedir. Bu beyanlara istinaden verilen mahkeme kararları, yüksek mahkemelerce başka delil bulunmaması nedeniyle bozulabilmektedir. Bu nedenlerle beyanların delil niteliği tespit edilirken birtakım kriterler göz önüne alınmaktadır. Yargıtay ve öğretiye göre; mağdurun ruh sağlığı, yaşı, kişiliği, beyanlarının çelişkili olup olmadığı, fail ile ilişkisi, ahlaki durumu ve güvenilirliği, sanığın savunmaları ile çelişip çelişmediği, mağdurun beyanları değerlendirilirken göz önüne alınması gerekmektedir. Tek delilin mağdurun beyanı olduğu suçlarda, mahkemenin hangi sebeplerle mağdurun beyanını sanığın beyanlarından üstün tuttuğunu somut ve inandırıcı gerekçelerle, denetime elverişli şekilde ortaya koyması gerekmektedir.[7]

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, önüne gelen bir olayda, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve silahla tehdit suçlarıyla yargılanan bir sanığın, yerel mahkemece beraat ettirilmesine karşılık, olayın mağduru müştekinin yargılama aşamasındaki samimi ve istikrarlı anlatımlarını mahkeme kararının bozulması için bir gerekçe olarak saymıştır.[8] Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise, önüne gelen bir olayda, tecavüz suçunun mağduru olan bir kadının, özünde değişmeyen ve birbirini destekleyen beyanlarının tamamının doğru kabul edilmesi gerektiğinden bahisle bu beyanlara itibar edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.[9] Yargıtayın çeşitli dairelerince benzer olaylarda da bu yönde kararlar verilmektedir.[10]

Kaynakça

  1. ^ "GREVIO Türkiye'ye İlişkin İlk Değerlendirme Raporunu Açıkladı, 15 Ekim 2018". İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi. 10 Mayıs 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 29 Temmuz 2020. 
  2. ^ Ürkmez, Aytunç (26 Kasım 2023). "Hedef kadın: İktidar 'kanıt' isteyip şiddeti Diyanet ile önleyecek!". Cumhuriyet. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  3. ^ "'Kadının beyanı esastır' ilkesi değişti mi? İşte işin aslı". Urfanatik. 26 Kasım 2023. 26 Kasım 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Kasım 2023. 
  4. ^ Öztürk, Fundanur. "'Kadının beyanı esastır' ilkesi nedir, ne değildir?". BBC Türkçe. 8 Mart 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Aralık 2020. 
  5. ^ Kırbaş Canikoğlu, Seher (2015). ""KADININ BEYANI ESASTIR": ÇOK BİLİNMEYENLİ BİR DENKLEM". Ankara Barosu Dergisi, 4. s. 232-233. 11 Aralık 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 10 Aralık 2020. 
  6. ^ Canikoğlu, s. 233-234
  7. ^ Bozdağ & Sarıusta 2017, ss. 588-589.
  8. ^ Yargıtay 14. CD. 2013/2047 E. 2014/12628 K. 13.11.2014 T.
  9. ^ Yargıtay CGK, 2010/202 E. 2010/251 K. 07.12.2010 T.
  10. ^ Örnekler için bkz. Bozdağ & Sarıusta, ss. 588-589
Basılı kaynaklar

İlgili Araştırma Makaleleri

Temyiz, ayırt etme, seçme, ayırma; hukukta, doğruyu yanlıştan ayıran kuruldur.

Duruşma, yargılamalarda iddia ve savunma makamlarının delillere dayanarak tartıştıkları sürece denir. Ayrıca taraflar arasında doğan uyuşmazlıklar gene mahkemelerdeki duruşmalarda karara bağlanır.

<span class="mw-page-title-main">Cinsel istismar</span>

Cinsel istismar, kişinin başkaları tarafından cinsel olarak kötüye kullanılması, suistimal edilmesi, istemediği halde başkalarının cinsel yönelimlerine hedef olması durumudur. Her cinsiyetten, her sosyal sınıftan ve meslek grubundan kişiler cinsel istismara uğrayabilmektedir ancak genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldıkları söylenebilir.

<span class="mw-page-title-main">Yassıada Yargılamaları</span> 1960 darbesinden sonraki mahkeme süreci

Yassıada Yargılamaları, 27 Mayıs 1960 Darbesi'nden sonra iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti yönetiminin, darbeyi gerçekleştiren cunta tarafından kurulan özel bir mahkemede yargılandığı davalar dizisi. Yargılamalar Demokrasi ve Özgürlük Adası 'nda yapıldığı için bu isimle anılırlar. İki eski bakan ve bir başbakanın idam edilmesiyle sonuçlanan yargılamalar, Türk siyasi hayatında çok önemli bir yere sahiptir ve bu konudaki tartışmalar günümüzde de sürmektedir.

Manisa davası ya da Manisalı gençler davası, Manisa'da, çoğu lise öğrencisi olan 16 gence 26 Aralık 1995'te gözaltına alınmalarının ardından yasa dışı örgüt üyesi oldukları iddiasıyla açılan dava ile bu gençlere gözaltında işkence yaptıkları iddiasıyla polislere karşı açılan davalara, basında ve halk arasında verilen addır. Davalar Türkiye'de insan hakları alanında verilen mücadelenin simgesi oldu ve uzun süre devam etti.

Masumiyet karinesi, suçsuzluk ilkesi veya uluslararası hukuk terimi olarak presumption of innocence; suç kesinleşmediği sürece kimsenin hükümlü sıfatıyla değerlendirilemeyeceğini ifade eden, temel hukuk doktrini. Evrensel hukuk kurallarına göre, bir kişinin masum olduğunun kanıtlanmasına gerek yoktur; kişinin suçluluğunun kanıtlanamamış olması yeterlidir. Bunun için masumiyet karinesinin temelini, hukukta hüküm giydirmenin yalnızca iddia edilen suçların kanıtlanmasıyla mümkün olduğu gerçeği oluşturur. Bu da hüküm giymemiş kimsenin suçlu sayılamayacağı veya suçlu olarak lanse edilemeyeceği ilkesini; yani masumiyet karinesini doğurur. Masumiyet karinesi evrensel bir yargı doktrini olup; İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nde yer almaktadır. Buna bağlı olarak bu bildiriye taraf olan ülkeler, yasalarında bu doktrine yer vermek durumundadır.

Ergenekon davaları veya Ergenekon kumpası, iddia olunan Ergenekon örgütü kapsamında açılan davalardır.

Fethullah Gülen Davası, 1999 yılında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma neticesinde, 22 Ağustos 2000 tarihinde Fethullah Gülen aleyhine laik devlet yapısını değiştirerek dini kurallara dayalı bir devlet kurmak suçuyla açılan davadır. İddianamaye göre Gülen; ''laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sona erdirip, yerine şer'i yasaların hakim olduğu İslam devletini kurmak için okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı'' planlamıştır.

Balyoz ya da Balyoz Harekât Planı 5-7 Mart 2003 tarihlerinde 1. Ordu karargâhında düzenlenen plan seminerinde Türkiye hükûmetini devirmek amacıyla Çetin Doğan liderliğinde hazırlandığı iddia edilen askerî darbe planıdır. Yapılan yargılamalar sonucu, darbe planlarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmıştır.

Medeni usûl hukuku, özel hukuk yargılama usulünü konu alan hukuk dalıdır. Çekişmeli ve çekişmesiz yargı şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Çekişmeli yargının konusu davadır. Çekişmesiz yargı ise genel anlamda taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan, kişinin daha çok malvarlığı ve şahısvarlığına etki eden işleri konu edinen bir yargılama türüdür.

Ceza muhakemesi veya ceza yargılaması, ceza hukukunda iddia, savunma ve yargılama sürecidir. Amaç ise maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.

28 Şubat davası, 28 Şubat Süreci'nde Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirakla suçlanan 103 sanık hakkında 2 Eylül 2013'te başlayan davadır. Dava Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmüştür.

<span class="mw-page-title-main">İstanbul Sözleşmesi</span> kadına karşı ve aile içi şiddetin önlenmesiyle ilgili uluslararası sözleşme

İstanbul Sözleşmesi ya da tam adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan, 45 ülke ve Avrupa Birliği tarafından imzalanan, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası insan hakları sözleşmesidir.

12 Eylül Davası, 12 Eylül Darbesi'ni gerçekleştiren komutanlardan hayatta kalanların yargılandığı dava. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 765 sayılı TCK'nin "Devlet Kuvvetleri Aleyhine Cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Tahsin Şahinkaya'nın, Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü ve kararlar kesinleşmedi. Yıllar sonra, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrası; Kenan Evren'in ifadesini alan dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'ya dava açan dönemin Ankara Cumhuriyet Savcısı, açılan davaya ilk bakan hâkimler ve iddia makamında bulunan savcılar, "Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması" kapsamında meslekten ihraç edildi. Daha sonra bazıları yargılandı ve mahkûm oldu.

Gezi Parkı davası, 28 Mayıs - 30 Ağustos 2013 tarihleri arasında gerçekleşen Gezi Parkı olaylarını organize ettikleri iddiası ile 16 kişinin yargılandığı davadır.

Şule Çet cinayeti, 29 Mayıs 2018 tarihinde Ankara'da 23 yaşındaki Şule Çet'in tecavüz edildikten sonra öldürülmesidir.

Yargılama Hukuku mahkemelerdeki yargılama yöntemlerini (usul) belirler. Örneğin; Adli Yargıda hakim karşısına çıkmak esas iken, İdari Yargı’da davalar dosyalar üzerinden görülür ve istisnalar hariç hakim karşısına çıkılmaz.

Cinsiyet suçlarının kovuşturulması, tecavüz ve diğer cinsel şiddet suçlarının kovuşturulmasına yönelik yasal işlemlerdir.

Kandırarak tecavüz, failin mağdurun cinsel ilişki veya diğer cinsel eylemlerde bulunma rızasını elde ettiği, ancak bunu yanlış beyan veya eylemler gibi aldatma yoluyla kazandığı bir durumdur.

Umut Davası, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok'un öldürülmelerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda olayı kapsayan “Umut Operasyonu”na ilişkin davanın adıdır.