İçeriğe atla

Kadın histerisi

Kadın histerisi
Histerisi olan ve hipnoz altındaki kadınlar

Kadın histerisi, bir zamanlar anksiyete, nefes darlığı, bayılma, sinirlilik, cinsel istek, uykusuzluk, ödem, karında ağırlık, yeme ve cinselliğe dair iştahsızlık, "sorun çıkarma eğilimi" gibi çok çeşitli semptomlar ile ilişkilendirilen, bu semptomları gösteren kadınlara konulan yaygın bir tıbbi tanıydı. Artık tıp otoriteleri tarafından tıbbi bir rahatsızlık olarak kabul edilmemektedir. Geçmişte, Batı Avrupa'da tanı ve tedavisi yüzlerce yıldır rutin bir iş olan bir rahatsızlıktı.[1]

Batı tıbbında histeri, kadınlar arasında hem yaygın hem de kronik olarak kabul edilmekteydi. Amerikan Psikiyatri Birliği, 1952'de histeri terimini bıraktı. Eskiden bir hastalık olarak kategorize edilmiş olmasına rağmen, histerinin semptomu olarak değerlendirilen aslında normal işleyen kadın cinselliğiydi.[1] Bazı uç durumlarda; kadın, bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine gitmeye veya histerektomi geçirmeye zorlanabiliyordu.[2]

Freud ve teşhisin gerilemesi

Histeri üzerine Fransız psikiyatri tezlerinin sayısı[3]

20. yüzyılın başlarında, kadın histerisi teşhisi konan kadınların sayısı keskin bir düşüş göstermiştir. Bu düşüş birçok faktöre bağlanmıştır. Bazı tıp yazarları bu düşüşün histeri gibi konversiyon bozukluğunun arkasındaki psikolojinin daha iyi anlaşılmasına bağlı olduğunu iddia etmektedir.[3]

Bu kadar çok olası belirti varken, tarihsel olarak histeri, hiçbir zaman tanımlanamadı.[4] Tanı teknikleri geliştikçe, histeriye atfedilebilecek belirsiz vakaların sayısı azalmıştır. Örneğin, elektroensefalografi kullanılmaya başlanmadan önce, epilepsi sıklıkla histeri ile karıştırılmaktaydı.[5]

Sigmund Freud histerinin fiziksel bir şey olmadığını, hem erkekleri hem de kadınları etkileyebilen duygusal, içsel bir durum olduğunu ve etkilenen kişinin normal şekilde seksten zevk alamamasına yol açan önceki travmalardan kaynaklandığını iddia etmiştir.[1][6] Bu durum daha sonra Freud'un kadınlığı bir başarısızlık ya da erkeklik eksikliği olarak gören Oidipus kompleksini geliştirmesine yol açacaktır.[6] Bu ilk çalışmalar, Freud'un kendisi de dahil olmak üzere erkeklerin de histeriye eğilimli olduğunu göstermiş olsa da,[7] zamanla, histerinin devam eden çalışmaları yalnızca kadınlarda gerçekleştiğinden, durum esas olarak kadınlık meseleleriyle ilişkilendirilmiştir.[8] Daha önce histeri olarak etiketlenen birçok vaka Freud tarafından anksiyete olarak yeniden sınıflandırıldı.[5] Sigmund Freud histeri vakalarından etkilenmiştir. Histerinin bilinçdışı zihinle ilgili olabileceğini ve bilinçli zihinden veya egodan ayrı olabileceğini düşünmüştür.[9] Zihindeki derin çatışmaların, bazıları seks ve saldırganlık için içgüdüsel dürtülerle ilgili, histerisi olanların davranışlarını yönlendirdiğine ikna olmuştu. Freud, histeri teşhisi konan hastaların fiziksel ve duygusal acıya neden olan iç çatışmalarını azaltmalarına yardımcı olmak için psikanalizi geliştirdi.

Histeri ile ilgili yeni teoriler tamamen spekülasyondan kaynaklanıyordu; doktorlar ve hekimler semptomları hastalıkla ilişkilendiremediler ve bu da bir teşhis olarak hızla gerilemesine neden oldu.[3]

Günümüzde kadın histerisi artık tanınan bir hastalık değildir, ancak histerinin farklı belirtileri şizofreni, borderline kişilik bozukluğu, konversiyon bozukluğu ve anksiyete atağı gibi diğer durumlarda tanınmaktadır.[10]

Kaynakça

  1. ^ a b c Maines, Rachel P. (1999). The Technology of Orgasm: "Hysteria", the Vibrator, and Women's Sexual Satisfaction. Baltimore: The Johns Hopkins University Press. s. 23. ISBN 0-8018-6646-4. 
  2. ^ Mankiller, Wilma P. (1998). The Reader's Companion to U.S. Women's History. Boston, MA: Houghton Mifflin Co. ss. 26. ISBN 0-6180-0182-4. 
  3. ^ a b c Micale MS (1993). "On the "disappearance" of hysteria. A study in the clinical deconstruction of a diagnosis". Isis; an International Review Devoted to the History of Science and Its Cultural Influences. 84 (3): 496-526. doi:10.1086/356549. JSTOR 235644. PMID 8282518. 
  4. ^ Tasca, Cecilia; Rapetti, Mariangela; Carta, Mauro Giovanni; Fadda, Bianca (19 Ekim 2012). "Women And Hysteria In The History Of Mental Health". Clinical Practice & Epidemiology in Mental Health. 8 (1): 110-119. doi:10.2174/1745017901208010110. PMC 3480686 $2. PMID 23115576. 
  5. ^ a b Micale MS (July 2000). "The decline of hysteria". The Harvard Mental Health Letter. 17 (1): 4-6. PMID 10877868. 
  6. ^ a b Devereux, Cecily (March 2014). "Hysteria, Feminism, and Gender Revisited: The Case of the Second Wave". eJournal. University of Alberta. 20 Aralık 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 20 Ekim 2016. 
  7. ^ Gilman, Sander L.; King, Helen; Porter, Roy; Rousseau, G.S.; Showalter, Elaine (1993). Hysteria Beyond Freud. Los Angeles: University of California Press. 
  8. ^ "The History of Hysteria: Tanıda Cinsiyetçilik". 2017. 3 Ekim 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 15 Ağustos 2022. 
  9. ^ Coon, Mitterer, Dennis, John (2013). Introduction to Psychology: Gateways to Mind and Behavior. Cengage Learning. ss. 512-513. 
  10. ^ Costa, Dayse Santos; Lang, Charles Elias (2016). "Hysteria Today, Why?". Psicologia USP. 27 (1): 115-124. doi:10.1590/0103-656420140039Özgürce erişilebilir. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Sigmund Freud</span> Psikanaliz biliminin kurucusu olan nörolog

Sigmund Freud veya doğum adı ile Sigismund Schlomo Freud, psikolojinin en önemli alt dallarından biri olan psikanaliz biliminin kurucusu olan Avusturya doğumlu Yahudi nörolog. Psikanaliz, hasta ile psikanalist arasında gerçekleşen diyalog yoluyla psikopatolojik vakaları tedavi etmekte kullanılan klinik yöntemidir. Hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurlarla olan bağlantılarını ortaya çıkarmaya çalışır. Freud'a göre, bilinç dışına itimler yaşantıların kendileri değil, anıları üzerinde gerçekleşirler. Ancak söz konusu istekler gerçeğe dönüştürüldüğünde, daha doğrusu doyurulduğunda karşılaşılacak üzüntü ve pişmanlık duygusundan kaçınılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Fobi</span> Bir nesne veya durumun sürekli ve aşırı korkusu ile tanımlanan anksiyete bozukluğu

Fobi, korku ya da yılgı, bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi hali. Fobi kelimesi, Yunanca Phobos kelimesinden gelir. Phobos, Yunan mitolojisinde korku tanrısıdır.

Psikiyatri ya da ruh hekimliği, ruhsal durumların teşhisi, korunması ve tedavisine adanmış tıbbi uzmanlık alanıdır. Bunlar ruh hali, davranış, bilişsellik ve algılarla ilgili çeşitli konuları içerir.

<span class="mw-page-title-main">Anksiyete</span> hoş olmayan bir iç karışıklık durumu ile karakterize edilen duygu

Kaygı, endişe ya da anksiyete, hoş olmayan bir iç çatışma durumu ile karakterize olan, sıklıkla ileri geri ilerleme gibi sinirsel davranışların eşlik ettiği bir duygudur. Bu durum, beklenen olaylar karşısında öznel olarak hoş olmayan dehşet duygularıdır.

<span class="mw-page-title-main">Panik atak</span> aniden başlayan yoğun korku ve endişe nöbeti

Panik atak; çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, uyuşma veya kötü bir şeyin olacağı hissiyle karakterize; aniden gelen yoğun korku dönemidir. Semptomların şiddeti dakikalar içinde yükselmektedir. Genellikle bir atak yaklaşık 30 dakika sürer, ancak bu süre saniyeler ila saatler arasında değişebilir. Atak sırasında kontrolünü kaybetme korkusu ve göğüs ağrısı da görülebilir. Panik ataklar kişiye fiziksel olarak herhangi bir zarar vermez.

<span class="mw-page-title-main">Psikanaliz</span> Freudun çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesi

Psikanaliz, kısmen bilinçdışı zihinle ilgilenen ve birlikte zihinsel bozukluklar için bir tedavi yöntemi oluşturan bir dizi teori ve terapötik tekniktir. Bu disiplin 1890'ların başında, çalışmaları kısmen Josef Breuer ve diğerlerinin klinik çalışmalarından kaynaklanan Sigmund Freud tarafından kurulmuştur. Freud, 1939'daki ölümüne kadar psikanaliz teorisini ve pratiğini geliştirmiş ve rafine etmiştir. Bir ansiklopedi maddesinde, psikanalizin temel taşlarını "bilinçdışı zihinsel süreçler olduğu varsayımı, bastırma ve direnç teorisinin kabulü, cinselliğin ve Oedipus kompleksinin öneminin takdir edilmesi" olarak tanımlamıştır. Freud'un meslektaşları Alfred Adler ve Carl Gustav Jung, psikanalizin bireysel psikoloji (Adler) ve analitik psikoloji (Jung) olarak adlandırdıkları dallarını geliştirdiler, ancak Freud'un kendisi bunlara yönelik bir dizi eleştiri yazdı ve bunların psikanaliz biçimleri olduğunu kesinlikle reddetti. Psikanaliz daha sonra Erich Fromm, Karen Horney ve Harry Stack Sullivan gibi neo-Freudyen düşünürler tarafından farklı yönlerde geliştirilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Pierre Janet</span> Fransız psikolog (1859 – 1947)

Pierre Marie Félix Janet, Fransız psikolog ve nörolog. Akademik psikoloji ve akıl hastalıklarının klinik tedavisi arasında bağlantı kurulması konusunda Fransa ve ABD'de etkili olmuştur. Ayrıca hipnozdaki psikolojik etkenleri vurgulamış; bunaltı (anksiyete), fobi gibi zihinsel ve duygusal bozukluklar konusundaki çağdaş anlayışın gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Konversiyon histerisi, bir nevroz çeşidi, belirtilerini konversiyon bozukluğunun belirtilerinin oluşturduğu histeri tablosudur.

<span class="mw-page-title-main">Histeri</span> psikonevrotik bozukluk

Histeri veya isteri, psişik ve motor bozukluklar, özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı gibi çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirgin psikonevrotik bozukluk. Denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında aşırı hayal gücü veya korkuları ifade eden nevrotik zihinsel bir hastalığı tanımlar. Histeri, hastalarda ani, sinirsel, nevrotik bir hastalık olarak bilinir. Histerik hasta, kendindeki ruh sağlığının bozukluğundan habersizdir.

<span class="mw-page-title-main">Anksiyete bozukluğu</span> günlük durumların aşırı, mantıksız bir kaygıya sebep olduğu bilişsel bozukluk

Anksiyete bozuklukları, belirgin ve kontrol edilemeyen anksiyete ve korku duyguları ile karakterize edilen bir grup zihinsel bozukluklardır. Bu durumlar, bireylerin sosyal, mesleki ve kişisel işlevselliğini önemli ölçüde bozar. Anksiyete, huzursuzluk, alınganlık, kolay yorulma, konsantrasyon güçlüğü, kalp hızında artış, göğüs ağrısı, karın ağrısı gibi fiziksel ve bilişsel belirtilere yol açabilir ve belirtiler bireyler arasında değişiklik gösterebilir.

<span class="mw-page-title-main">Panik bozukluk</span> fiziksel semptomların eşlik ettiği beklenmedik ve tekrarlanan yoğun korku atakları ile karakterize olan anksiyete bozukluğu

Panik bozukluk, tekrarlanan beklenmedik panik ataklar ile karakterize bir anksiyete bozukluğudur. Panik ataklar çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, uyuşma veya korkunç bir şeyin olacağı hissini içeren ani yoğun korku dönemleridir. Semptomlar dakikalar içinde etkilerini artırır ve en yüksek derecelerine çıkarlar. Daha fazla atağın gelmesinden kaygı duyarak geçmişte atakların meydana geldiği yerlerden kaçınmayla sonuçlanacak endişeler olabilir.

Sibirya Histerisi, Piblokto da denilen, Kuzey Kutup Bölgesi'nde İnuit halkında gözlemlenmektedir. Kültüre bağlı bir sendrom olup, kadınlarda daha fazla gözlemlenmektedir. Bu sendrom sırasında kişi nedensiz ve tehlikeli davranışlarda bulunabilir bu davranışları hafıza kaybı izler. Sibirya histerisinin İnuit kadınlarının duygularını baskı altında tutması ile ilgili ortaya çıktığı düşünülmektedir. Genellikle kış aylarında Sibirya histerisi vakalarına rastlanmaktadır. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı IV ’a göre Sibirya histerisi kültüre bağlı sendromların altında kategorize edilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Ruh sağlığı</span> Psikolojik iyi olma veya bir mental sorunun olmaması durumu.

Ruh sağlığı, psikolojik iyi hal veya zihinsel bir bozukluğun olmadığı düzeyi açıklar. Tatmin edici düzeyde duygusal ve davranışsal işlevlerini sürdürebilen bir kişinin durumudur. Pozitif psikoloji ve Bütünsellik bakış açılarından, ruhsal sağlık, bir bireyin yaşamdan tat alabilmesi ve yaşam aktiviteleri ile psikolojik dayanıklılık kazanabilmeye yönelik çabaları arasında denge kurmasını içerebilir.

<span class="mw-page-title-main">Tanı</span> Bir hastalığı veya bozukluğu tanımlama süreci

Tanı, teşhis veya diyagnoz, bir kişinin sahip olduğu belirti ve semptomlara dayanarak kişinin hastalık ya da durumunun belirlenmesini içeren tıbbi işlem. Tanı için gerekli bilgiler genellikle tıbbi bakım isteyen kişinin anamnez ve fizik muayenesinden toplanır. Tıbbi testler gibi bir veya daha fazla teşhis prosedürü de işlem sırasında kullanılabilir. Bazen ölüm sonrası tanı bir tür tıbbi tanı olarak kabul edilir. Teşhis evde, klinik ve hastanelerde yapılabilir.

Fobofobi, fobilerden korkma veya korkmaktan korkma olarak tanımlanan ve yoğun anksiyete ve somatik hislere neden olan bir fobidir. Fobofobi, agorafobi gibi anksiyete bozuklukları ve panik atak ile doğrudan ilişkilidir. Bir hasta fobofobi geliştirdiğinde, durumu teşhis edilmeli ve tedavi edilmelidir.

<span class="mw-page-title-main">Psikiyatrik ilaç</span>

Psikiyatrik veya psikotrop ilaç, beynin ve sinir sisteminin kimyasal yapısı üzerinde bir etki yapmak için alınan psikoaktif bir ilaçtır. Bu nedenle, bu ilaçlar akıl hastalıklarını tedavi etmek için kullanılır. Bu ilaçlar tipik olarak sentetik kimyasal bileşiklerden yapılır. 20. yüzyılın ortalarından bu yana, bu tür ilaçlar çok çeşitli zihinsel bozukluklar için tedavilere öncülük ediyor ve uzun süreli hastaneye yatış ihtiyacını azaltıyor, bu nedenle zihinsel sağlık bakımının maliyetini düşürüyor. Akıl hastalarının tekrar suç işlemesi veya yeniden hastaneye yatırılması pek çok ülkede yüksek orandadır ve nükslerin nedenleri araştırılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Atrofik vajinit</span>

Atrofik vajinit, yeterli östrojen olmaması nedeniyle vajinal doku incelmesi sonucu vajinanın iltihaplanmasıdır. Semptomlar arasında cinsel ilişki sırasında ağrı, vajinal kaşıntı veya kuruluk ve idrar yapma isteği veya idrar yaparken yanma sayılabilir. Devam eden hastalık, tedavi olmaksızın genellikle düzelmez. Komplikasyonlar idrar yolu enfeksiyonlarını içerebilir.

Baba depresyonu, ebeveyn depresyonundan kaynaklanan psikolojik bir bozukluktur. Baba depresyonu özellikle babalarda ve erkek bakıcılarda görülen ruh hali değişimidir. 'Baba' biyolojik ebeveyn, üvey ebeveyn, sosyal ebeveyn veya sadece çocuğun bakıcısı anlamında kullanılabilir. Bu duygudurum bozukluğu, kaygı, uykusuzluk, sinirlilik, sürekli çöküntü ve ağlama dönemleri ve düşük enerji dahil olmak üzere doğum sonrası depresyona (PPD) benzer semptomlar gösterir. Ayrıca aile ilişkilerini ve çocukların yetiştirilme dönemlerini olumsuz etkileyebilir. Ebeveyn depresyonu teşhisi konan ebeveynler genellikle erken gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemde artan stres ve kaygı seviyeleri yaşarlar. Ebeveyn depresyonu olanlar bunu erken geliştirmiş olabilir, ancak bazılarına daha sonra, çocuk yürümeye başlayınca, çocukken veya genç bir yetişkin olduktan sonrada teşhis konabilir.

Annelik hüznü, bebek hüznü veya lohusa hüznü olarak da bilinen doğum sonrası hüznü, doğumdan kısa bir süre sonra başlayan ve ruh hali değişimleri, sinirlilik ve ağlama gibi çeşitli semptomlarla ortaya çıkabilen çok yaygın ancak kendi kendini sınırlayan bir durumdur. Anneler yoğun sevinç dönemleriyle karışık olumsuz ruh hali belirtileri yaşayabilir. Yeni annelerin %85'i doğum sonrası hüznünden etkilenir ve semptomlar doğumdan sonraki birkaç gün içinde başlayıp iki haftaya kadar sürebilir. Tedavi, yeterli uyku ve duygusal destek sağlamak da dahil olmak üzere destekleyicidir. Belirtiler günlük işlevselliği etkileyecek kadar şiddetliyse veya iki haftadan uzun sürerse, birey doğum sonrası depresyonu ve doğum sonrası anksiyete gibi ilgili doğum sonrası psikiyatrik durumlar açısından değerlendirilmelidir. Bu durumun önlenip önlenemeyeceği belirsizdir, ancak hastanın sıkıntısını hafifletmeye yardımcı olmak için eğitim ve güvence önemlidir.

Fonksiyonel nörolojik bozukluk veya kısaca FND, hastaların zayıflık, hareket bozuklukları, bayılma gibi duyusal ve nörolojik semptomlar yaşadığı bir durumdur. Fonksiyonel nörolojik bozuklukların semptomları klinik olarak tanınabilir, ancak herhangi bir organik hastalık ile ilişkili değildir. Fonksiyonel nörolojik bozuklukların alt grupları, fonksiyonel nörolojik semptom bozukluğu (FNsD), konversiyon bozukluğu ve psikojenik hareket bozukluğu/ epileptik olmayan nöbetleri içerir. Tanı, bir nörolog konsültasyonu sırasında muayenedeki pozitif belirti ve semptomlara dayanarak konur. Fizyoterapi, özellikle motor semptomları olan hastalar için yararlıdır ve bilişsel davranışçı terapi ise dissosiyatif atakları olan hastalarda daha çok etkilidir.