İçeriğe atla

Kütleçekimsel merceklenme

Genel görelilik
İlgili başlıklar
düzenle 

Kütleçekimsel merceklenme, uzaktaki bir kaynak ile gözlemci arasındaki madde (galaksi kümesi gibi) dağılımını ifade eder. Bu kaynaktan gelen ışığın, gözlemciye doğru yolculuk ederken, kütleçekimsel merceklenme olayı sayesinde bükülmesi yeteneğidir. Bu etki, Einstein'in genel görelilik teorisinin tahminlerinden biridir ve kütleçekimsel merceklenme olarak bilinir.[1]

Orest Chwolson (1924) ve Frantisek Klin (1936) etkilerini ilk defa tartışanlardan biri olmuştur. Etkileri daha sıklıkla, 1936 yılında alanındaki en ünlü makaleyi yayınlayan, Einstein ile ilişkilendirilmiştir.

Fritz Zwicky 1937 yılında, bu etkinin galaksi kümelerinin kütleçekimsel mercek gibi davrandığına izin verdiğini belirlemiştir. 1979 yılına kadar bu etki gözlemlerle doğrulanamadı. İkiz kuasar keşfedilen ilk kütleçekimsel mercek sistemidir.

Tanım

SDSS J1038+4849 galaksi kümelerinin kütleçekimsel merceklenme etkisiyle gülen suratmış gibi görünmesine sebep olan yaylar oluşur

Optik merceğin tersine, maksimum bükülme kütleçekimsel merceğin merkezine yakın, minimum bükülme ise merkezden uzakta gerçekleşir. Sonuç olarak, kütleçekimsel mercek tek bir odak noktasına sahip değildir. Onun yerine odak çizgisi vardır. Eğer ışık kaynağı (mercek gibi davranan devasa gök cismi) ile gözlemci düz bir doğrultu üzerinde bulunuyorlarsa, gerçek ışık kaynağı mercek gibi davranan devasa gök cisminin etrafında halka şeklinde görünür. Eğer bir hizalama varsa, gözlemci halka yerine parçalı yaylar görecektir. Bu olgu ilk defa 1924 yılında fizikçi Orest Chwolson tarafından bahsedilmiştir.[2] ve 1936 yılında Albert Einstein tarafından hesaplanmıştır. Bu sıklıkla literatürde Einstein halkası olarak geçer. Chwolson akı veya halka fotoğrafının yarıçapı ile ingilenmemiştir. Daha çok, mercek gibi davranan kütlelerin karmaşık olduğu (galaksi grubu veya galaksi kümesi gibi) ve uzay-zamanın küresel çarpıtmasına neden olmayan yerlerde kaynağın mercek etrafında parçalı yaylara neden olduğu yerleri incelemiştir. Gözlemci aynı kaynağın çoklu bozulmuş resimlerini görebilir. Kaynağın, merceğin, gözlemcinin, göreli konumlarına bağlı olarak, sayıları ve biçimleri değişebilir.[3]

Kütleçekimsel merceklenme sayesinde aradan geçen galaksi arkasındaki galaksininin görüntüsünü değiştiriyor.

Üç tip kütleçekimsel merceklenme sınıfı vardır:[4]

1. Güçlü merceklenme: Einstein halkasının, yayların ve çoklu resimlerin oluşumu gibi kolaylıkla görünen çarpıtmaların olduğu yerler.

2. Zayıf merceklenme: arka plandaki kaynakların çarpıtmalarının çok daha küçük olduğu yerler. Bunların tespit edilebilmesi için çok sayıda kaynağa bakılarak sadece küçük bir yüzdedeki uyumlu çarpıtmaların bulunması gerekir. Merceklenme statik olarak gösteriyor ki arka plandaki objelerin öncelikli gerilmeleri merceğin merkezi boyunca olan yöne diktir. Biçimlerin ölçülmesi ile ve uzaktaki çok sayıda galaksinin uyum sağlaması, herhangi bir bölgedeki merceklenmiş alanın ortalama uyumu ölçülebilir. Bu o bölgedeki kütle dağılımının tekrar yapılması için kullanılabilir. Özel olarak, arka plandaki karanlık madde dağılımı tekrar yapılabilir. Galaksiler özünde eliptiklerdir ve zayıf kütleçekimsel merceklenme sinyali çok küçüktür. Galaksilerin çoğu bu araştırmalarda kullanılmalıdır. Bu zayıf mercek araştırmaları, sistematik hataya sebep olabilecek önemli kaynaklardan dikkatlice arındırılmalıdır. Galaksilerin gerçek yapılarının, kameranın tek bir noktaya odaklanma eğilimi galaksinin şeklini bozabilir ve gökbilimsel görme nedeniyle bozulan resimler anlaşılmalıdır ve dikkatlice sayılmalıdır. Bu araştırmaların sonuçları kozmolojik değişken tahminleri için önemlidir. Lamda-CDM modelinin daha iyi anlaşılması ve geliştirilebilmesi için önemlidir ve diğer kozmolojik gözlemlerinin kontrolünde tutarlılık sağlıyor. Bu araştırmalar aynı zamanda karanlık enerji üzerine yapılacak ilerideki kısıtlamaları sağlayabilir.

3. Mikro merceklenme: Şekilde hiç bozulmanın olmadığı yerler görülebilir. Arka plandaki objeden alınan ışığın miktarı zamanla değişiyor. Tipik bir durumda mercek etkisi gösteren obje samanyolundaki yıldızlar olabilir, arka plandaki kaynak uzak galaksideki bir yıldız olabilir. Diğer bir durumda ise çok uzaktaki kuasar bile olabilir. Etki çok küçüktür, güçlü merceklenme durumundaki gibi güneş kütlesinin 100 milyar katı bir kütleye sahip bir galaksi bile sadece birkaç açı saniyesi ile ayrılan çoklu resimler üretebilir. Galaksi kümeleri birkaç açı dakikası aralıklar üretebilir. Her iki durumda da galaksiler ve kaynaklar uzaktadırlar, galaksimizden yüzlerce megaparsek uzaklığında.

Kütleçekimsel merceklenme bütün elektromanyetik radyasyon çeşitlerinde eşit derecede davranır, sadece görünür ışıkta değil. Zayıf merceklenme etkisi, kozmik mikrodalga arka plan ışıması için çalışılmıştır ve aynı zamanda galaksi araştırmaları için. Güçlü merceklenme radyo ve X-ray bölgelerinde gözlenmiştir. Eğer güçlü mercekler çoklu resimler üretiyorsa iki yol arasında göreli bir zaman gecikmesi olacaktır. Bir resimdeki merceklenmiş obje diğer resimden daha önce gözlenecektir.

Tarihçe

Uzaktaki bir kaynaktan gelen ışığın çok büyük bir kütle tarafından bükülmesi. Turuncu oklar kaynağın görünen konumlarını gösteriyor. Beyaz oklar kaynağın gerçek konumundan gelen ışığın yolunu gösteriyor.

Galaksi kümeleri ve kara delik gibi çok büyük kütleli cisimlerin etrafındaki uzayzaman bükülür ve galaksi gibi arka plandaki bir kaynaktan gelen ışınların bükülmüş uzay zaman boyunca yolunun değiştirilmesi ile sonuçlanır. Bu mercek etkisi arka plandaki kaynağın resmini büyütür veya yolunu saptırır.

Genel görelilik teorisine göre, kütle uzay-zamanı yerçekim alanı oluşturmak için büker ve ışığın bükülmesine neden olur. Bu teori 1919'daki güneş tutulması sırasında kanıtlanmıştır. Arthur Eddington ve Frank Watson Dyson Güneş'in çok yakınından geçen yıldızlardan gelen ışığın biraz büküldüğünü gözlediler bu yüzden yıldızlar gerçek konumlarının biraz dışında kalıyormuş gibi görünüyor.[5]

Bu oluşum Einstein çarpısı olarak bilinir. Uzaktaki aynı kuasarın dört resmi öndeki galaksi etrafında güçlü kütleçekimsel merceklenme etkisi nedeniyle böyle görünüyor.

Einstein, aynı zamanda astronomik cisimlerin de ışığı bükebileceğinin mümkün olduğunu fark etti. Uygun koşullar altında, bir gözlemci tek bir kaynağın çoklu resimlerini gözleyebilir. Bu olay kütleçekimsel mercek veya bazen kütleçekimsel serap olarak adlandırılır.

Bununla birlikte, onun düşüncesine göre sadece tek yıldızın sebep olduğu yerçekimsel merceğin büyük olasılıkla yakın gelecekte gözlenmeyeceği sonucuna varmıştır. 1937 yılında, Fritz Zwicky galaksinin bir kaynak gibi davranabildiği durumları ilk defa düşünmüştür. Yaptığı hesaplamalara göre, gözlemlerin ulaşabileceği aralıkta iyi olması gerektiği sonucuna vardı.

İlk kütleçekimsel merceğin keşfedildiği 1979 yılına kadar değildi. İlk keşfedilen kozmik mercek "İkiz QSO'da" olarak adlandırılmıştır ve en başta iki özdeş gökyüzü cismi gibi görünüyordu. resmî adı 0957 + 561 SBS olarak belirlenmiştir. Bu yerçekimsel mercek Dennis Walsh, Bob Carswell ve Ray Weymann tarafından Kitt Peak Ulusal Gözlemevi'ndeki 2.1 metre çapındaki teleskop kullanılarak tespit edilmiştir.[6]

1980'lerde, astronomlar CCD kameralar ve bilgisayarın birlikte kullanılmasıyla, her gece milyonlarca yıldızın parlaklığının ölçülebileceğini fark etti. Galaksi merkezi veya Macellan bulutları gibi yoğun alanlarda, her yıl birçok mikro merceğin keşfedilme potansiyeli var. Bu Optik Yerçekimsel Merceklenme Deneyleri'ne veya bununla bağlantılı yüzlerce alana efor harcanmasına izin verdi.

Uzay-zaman eğriliğinin açısından açıklanması

Kütleçekimsel merceklenme simülasyonu (bir kara delik arkadaki galaksi boyunca ilerliyor).

Genel görelilik teorisine göre, ışık uzay-zamanın eğriliğini izler. Bunun sonucu olarak, ışık büyük bir nesnenin etrafında geçerken bükülür. Bu, cisimden gelen ışığın gözlemcinin gözüne doğru büküleceği anlamına geliyor. Sıradan bir merceğin yaptığı gibi. Işık her zaman sabit bir hızda hareket eder. Mercek etkisi ışığın hızının yönünü değiştirir ancak büyüklüğünde bir değişiklik yaratmaz.

Işık ışınları gelecek ve geçmiş bölgeler arasında bir sınırdır. Kütleçekimsel etki, arka plandaki bükülmüş geometride bozulmamış objelerin hareketi veya alternatif olarak düz geometrideki kuvvetin karşılığı olarak görülebilir.

G kütleçekim sabiti, c boşluktaki ışık hızı olmak üzere M kütlesine r mesafesindeki etkilenmiş ışığın sapma açısı aşağıdaki formülle gösterilir.

Schwarzschild yarıçapı böyle de gösterilir . Daha basitçe

şelinde ifade edilebilir.

Kütleçekimsel merceklenme araştırmaları

Kütleçekimsel merceklerin çoğu geçmişte yanlışlıkla keşfedilmiştir. Kuzey yarımküredeki kütleçekimsel mercek araştırmaları (Kozmik Mercek Tüm Gökyüzü Araştırması) New Mexico'daki Very Large Array (VLA) kullanılarak radyo frekanslarında yapılmıştır. Bu araştırmalar 22 yeni mercek sistemi keşfedilmesine izin vermiştir ve önemli bir kilometre taşı olmuştur. Çok uzaktaki nesnelerin bulunması için yapılan araştırmalara yepyeni bir pencere açtı böylece kozmolojik parametreler için değerler bulunabilir. Böylece evreni daha iyi anlayabileceğiz.

Bu resim NASA/ESA’nın Hubble Uzay Teleskobu ile elde edilmiştir ve galaksi kümesi MACS J1206’i gösteriyor

Güney yarımkürede yapılan benzer bir araştırma, kuzey yarımküredeki araştırmaları tamamlayıcı olması açısından ve diğer hedefleri elde etmek yolunda çok iyi bir adım olacaktır. Bu gibi bir araştırma, iyi kalibre edilmiş ve iyi parametreli alet ve verilerle yapılırsa, sonuç kuzey araştırmalarına benzer olması beklenebilir.

2009'da Science Daily'de yayınlanan makalede ABD'deki Lawrence Berkeley Ulusal Enerji Laboratuvarı Bölümünden bir kozmolog liderliğindeki bilim adamlarından oluşan bir ekip tarafından daha önce mümkün olduğundan çok daha eski ve küçük yapıların kütleçekimsel merceklenmenin kullanımında büyük ilerleme kaydetmişlerdir. Bu çalışmalar uzaktaki galaksilerdeki zayıf kütleçekimsel merceklenme üzerine yapılan ölçümlerin iyileştirilmesi sayesindedir.[7]

Almanya Heidelberg'deki Max Planck Enstitüsü'nden astronomlar uzaktaki birçok kütleçekimsel mercek özelliği gösteren galaksinin NASA'nın Hubble Uzay Teleskobu kullanılarak J1000+0221 isimlendirildiğini keşfetti.[8][9] En uzak dörtlü görüntü merceksi galaksi biliniyor ve daha sonra Hubble Uzay Teleskobu ve Keck teleskobu ile görüntülenen, spektroskopi kullanılarak gök bilimcilerden oluşan uluslararası bir ekip tarafından daha da uzaktaki iki görüntülü merceksi galaksi keşfedilmiştir. IRC 0218 merceğinin keşfi ve analizi 23 Haziran 2014 tarihinde Astrophysical Journal Letters dergisinde yayınlandı.[10]

30 Eylül 2013 tarihinde Physical Review Dergisi'nin çevrimiçi versiyonunda yayınlanan Montreal, Kanada'daki McGill Üniversitesi'nin yönettiği bir araştırma ile B - modları keşfedildi. Bunlar kütleçekimsel merceklenme etkisi nedeniyle oluşuyor. Bu keşif Ulusal Bilim Vakfı'nın Güney Kutbu Teleskobu kullanılarak ve Herschel Uzay Gözlemevi'nin yardımıyla yapılmıştır. Bu keşif, evrenimizin kökeni hakkındaki teorileri test etmeye olanak sunacak

Abell 2744 galaksi kümesi. Son derece uzaktaki galaksiler kütleçekimsel merceklenme etkisi nedeniyle ortaya çıkmıştır. (16 October 2014).

Güneş’in kütleçekimsel merceklenmesi

Albert Einstein 1936 yılında, aynı yönde giden ışık ışınlarının Güneş'in kenarından geçtiğini tahmin etti. Bu ışın demetleri yaklaşık olarak Güneş'ten 542 Astronomi Birimi uzaklıktaki bir odak noktasında birleşiyor. Böylece, Güneş kütleçekimsel bir mercek gibi davranıyor ve uzaktaki nesneleri büyütüyor. Uzay aracının konumu gerekli görüldüğü zaman Güneş'e göre farklı hedefleri seçerek değiştirilebilir. Bu mesafe, Voyager 1 gibi uzay sondalarındaki ekipmanların kapasitesi ve işleyişinin çok ötesinde. Bilinen gezegenler ve cüce gezegenlerin de ötesinde, binlerce yıl uzaktaki 90377 Sedna son derece eliptik yörüngesinde daha da uzağa hareket edecek . 21-cm hidrojen çizgisindeki mikrodalgalar gibi, bu lens aracılığıyla potansiyel olarak yüksek yerlerdeki sinyallerin tespiti için bir uzay aracı bu mesafeye gönderilebilir. Bu, SETI araştırmalarının ilk günlerinde Frank Drake tarafından önerildi.Çok amaçlı uzay aracı SETISAIL ve sonraki FOCAL 1993 yılında ESA tarafından önerilmiştir. Ancak, zor bir görev olması bekleniyor. Eğer bir uzay aracı 542 Astronomik Birim'i geçerse, merceğin başarısı ve görüntü oluşturma yeteneği daha ilerilere gittikçe gelişerek devam edecek. Çünkü bu mesafelerde odağa gelen ışınlar Güneş'in taç küresinin sebep olduğu bozulmadan daha uzaktan geçecek.

Zayıf merceklenmeyi ölçmek

Kaiser (1995), Luppino ve Kaiser (1997) ve Hoekstra (1998) etkileri Point Yayılma Fonksiyonu'na dönüştüren (PSF) bir metot öne sürdüler. Bu yöntem (KSB +) mevcut zayıf merceklenme ölçümlerinde en yaygın kullanılan yöntemdir. Galaksiler rastgele rotasyonlara ve eğilimlere sahiptir. Bunun bir sonucu olarak, zayıf merceklerdeki kesme etkisi istatistiksel olarak belirleyici ile tespit edilmesi gerekir. Merceklenme ölçümlerindeki hatanın birincil kaynağı ile PSF ile merceklenmiş görüntünün kıvrılmasına bağlıdır. KSB yöntemi galaksi görüntüsünün eliptikliğini ölçer. Kesme eliptiklik ile doğru orantılıdır. Merceklenmiş görüntülerdeki nesneler, kütle kuadropol momentlerine göre parametrize edilmiştir. Mükemmel bir elips için, kütle kuadrupol momentleri kütle elliptiklik ile bağlantılıdır. KSB birincil avantajı matematiksel kolaylığı ve nispeten basit uygulamalarının olmasıdır. Bu, mevcut kozmik kesme araştırmaları için iyidir ancak araştırmaların bir sonraki aşaması (örn. LSST) KSB'nin sağlayabileceğinden çok daha iyi doğruluk gerektirebilir. Bu süre içinde, verilerin istatistiksel hataları ihmal edilebilir çünkü sistematik hatalar hakim olacaktır.

Galeri

Uzaktaki bir yıldız oluşum galaksisinin kütleçekimsel merceklenmesi [11]

Ayrıca bakınız

Tarihsel tezler ve kaynakçalar

Kaynakça

Notlar
  1. ^ Overbye, Dennis (5 Mart 2015). "Astronomers Observe Supernova and Find They're Watching Reruns". New York Times. 5 Mart 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Mart 2015. 
  2. ^ "Gravity Lens – Part 2 (Great Moments in Science, ABS Science)". 18 Kasım 2008 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Mayıs 2015. 
  3. ^ "Dieter Brill, "Black Hole Horizons and How They Begin", Astronomical Review (2012); Online Article, cited Sept.2012". 16 Eylül 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Mayıs 2015. 
  4. ^ Melia, Fulvio (2007). The Galactic Supermassive Black Hole. Princeton University Press. ss. 255-256. ISBN 0-691-13129-5. 
  5. ^ Dyson, F. W.; Eddington, A. S.; Davidson, C. (1 Ocak 1920). "A Determination of the Deflection of Light by the Sun's Gravitational Field, from Observations Made at the Total Eclipse of May 29, 1919". Philosophical Transactions of the Royal Society A: Mathematical, Physical and Engineering Sciences. 220 (571-581). ss. 291-333. Bibcode:1920RSPTA.220..291D. doi:10.1098/rsta.1920.0009. 
  6. ^ Walsh, D.; Carswell, R. F.; Weymann, R. J. (31 Mayıs 1979). "0957 + 561 A, B: twin quasistellar objects or gravitational lens?". Nature. 279 (5712). ss. 381-384. Bibcode:1979Natur.279..381W. doi:10.1038/279381a0. PMID 16068158. 
  7. ^ "Cosmology: Weak gravitational lensing improves measurements of distant galaxies". 1 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 26 Mayıs 2015. 
  8. ^ Sci-News.com (21 Ekim 2013). "Most Distant Gravitational Lens Discovered". Sci-News.com. 23 Ekim 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 22 Ekim 2013. 
  9. ^ van der Wel, A. (2013). "Discovery of a Quadruple Lens in CANDELS with a Record Lens Redshift". ApJ Letters. arXiv:1309.2826 $2. Bibcode:2013ApJ...777L..17V. doi:10.1088/2041-8205/777/1/L17. 
  10. ^ Wong, K. (2014). "Discovery of a Strong Lensing Galaxy Embedded in a Cluster at z = 1.62". ApJ Letters. Cilt 789. ss. L31. arXiv:1405.3661 $2. Bibcode:2014ApJ...789L..31W. doi:10.1088/2041-8205/789/2/L31. 
  11. ^ "ALMA Rewrites History of Universe's Stellar Baby Boom". ESO. 17 Mart 2013 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2 Nisan 2013. 
Bibliyografya
Konuyla ilgili yayınlar

Dış bağlantılar

Bilimkurgu çalışmalarında ön plana çıkanlar

İlgili Araştırma Makaleleri

Kütleçekim ya da çekim kuvveti, kütleli her şeyin gezegenler, yıldızlar ve galaksiler de dahil olmak üzere birbirine doğru hareket ettiği doğal bir fenomendir. Enerji ve kütle eşdeğer olduğu için ışık da dahil olmak üzere her türlü enerji kütleçekime neden olur ve onun etkisi altındadır.

<span class="mw-page-title-main">Genel görelilik</span> kütle-zaman ilişkisini tanımlayan teori

Genel görelilik teorisi, 1915'te Albert Einstein tarafından yayımlanan, kütleçekimin geometrik teorisidir ve modern fizikte kütle çekiminin güncel açıklamasıdır. Genel görelilik, özel göreliliği ve Newton'un evrensel çekim yasasını genelleştirerek, yerçekimin uzay ve zamanın veya dört boyutlu uzayzamanın geometrik bir özelliği olarak birleşik bir tanımını sağlar. Özellikle uzayzaman eğriliğine maruz kalmış maddenin ve radyasyonun, enerjisi ve momentumuyla doğrudan ilişkilidir. Bu ilişki, kısmi bir diferansiyel denklemler sistemi olan Einstein alan denklemleriyle belirlenir.

<span class="mw-page-title-main">Karanlık madde</span> evrenin %23 kadarını oluşturan gizemli bir madde türü

Karanlık madde, astrofizikte, elektromanyetik dalgalarla etkileşime girmeyen, varlığı yalnız diğer maddeler üzerindeki kütleçekimsel etkisi ile belirlenebilen varsayımsal maddelere denir. Karanlık maddelerin varlığını belirlemek için gök adaların döngüsel hızlarından, gök adaların diğer gök adalar içerisindeki yörüngesel hızlarından, geri planda yer alan maddelere uyguladığı kütleçekimsel mercekleme özelliğinden ve gök adaların içerisindeki sıcak gazların sıcaklık dağılımından yararlanılır. İncelemeler, gök adalarda, gök ada gruplarında ve Evren'de, görülebilen maddelerden çok daha fazla karanlık madde olduğunu göstermektedir. Karanlık maddelerin bileşenleri tamamen bilinmemekle birlikte, WIMP'ler, aksiyonlar, sıradan ve ağır nötrinolar, gezegenler ve sönmüş yıldızlarla birlikte verilen isim MACHO'lar ile ışıma yapmayan gaz bulutlarından oluşur.

<span class="mw-page-title-main">Abell 370</span> Galaksi

Abell 370, Balina takımyıldızı yönünde yaklaşık olarak 6 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan bir gökada kümesi. Yaklaşık birkaç yüz gökadadan oluşmaktadır. George Abell tarafından keşfedilmiş ve kataloğuna eklenmiştir. Abell Kataloğu'ndaki en uzak kümelerden birisidir.

<span class="mw-page-title-main">Abell 1689</span>

Abell 1689, Başak takımyıldızı yönünde yaklaşık olarak 2,2 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan bir gökada kümesi. Bilinen en büyük kümelerden birisidir ve kütleçekimsel merceklenme etkisi nedeniyle arka plandaki uzak gökadalar bozuk bir biçimde görünür. Kütleçekimsel merceklenme etkisiyle oluşan kavislerin konumları ve düzgünlükleri üzerinde bilgisayarla yapılan çözümlemeler, gözle görülebilen gökadalar içerisinde bulunan maddeye ek olarak, bu kümenin sayısal olarak mor bir renkle görüntü üzerine bindirilen soldaki resimde görülen modele benzer önemli miktarda karanlık madde de içermesi gerektiğine işaret etmektedir. Şubat 2008'de merceklenme etkisi kullanılarak en uzak gökadalardan biri olan A1689-zD1 tespit edilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Abell S740</span>

Abell S740, Erboğa takımyıldızında yaklaşık olarak 450 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan bir gökada kümesidir. Abell Kataloğu'nun ikinci bölümünde yer alan ve güney yarımkürede görünen kümeleri tanımlayan Güney Araştırması dolayısıyla "S" olarak adlandırılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">İkiz Kuasar</span>

İkiz Kuasar, Büyük Ayı takımyıldızında bulunan NGC 3079'un 10 yay-dakika kuzeyinde yer alan kütleçekimsel mercekli çift kuasardır. Keşfedilen ilk çoklu görüntü kütleçekimsel merceklenme sistemidir ve türünün en iyi çalışılmış nesnelerinden biridir.

Hubble kanunu, fiziksel kozmolojide gözlemlere verilen isimdir: uzayın derinliklerinde gözlenen nesnelerin dünyadan uzak göreceli bir hızda yorumlanabilir bir Doppler kaymasına sahip olduğu bulunur ve dünyanın gerisinde kalan çeşitli galaksilerin bu Doppler kaymasıyla ölçülen hızı yaklaşık birkaç yüz ışık yılı uzaklığındaki galaksiler için uzaklıklarıyla doğru orantılıdır. Bu normal olarak gözlemlenebilir evrenin uzaysal hacminin genişlemesinin doğrudan bir gözlemi olarak yorumlanır.

<span class="mw-page-title-main">Kütleçekimsel dalga</span>

Kütleçekimsel dalga veya kütleçekim dalgası (KÇD), fizikte uzayzaman eğriliğinde oluşan kırışıklık olup kaynağından dışarıya doğru bir dalga olarak yayılır. Albert Einstein tarafından 1915'te varlığı öngörülen bu dalgalar, Genel Relativite Teorisi'ne dayanarak kütleçekimsel ışıma şeklinde enerji naklederler. Tespit edilebilir kütleçekimsel dalga kaynakları, beyaz cüce, nötron yıldızı veya kara delik içeren çift yıldız sistemleri olabilir. Kütleçekimsel dalgaların varlığı, kendisiyle fiziksel etkileşimlerin yayılma hızını sınırlama kavramını getiren ve genel relativite ile ilgili Lorentz değişmezliğinin muhtemel bir sonucudur. Bu dalgaların, etkileşim hızını sonsuz olarak kabul eden Newton'un Çekim Teorisi'nde varlığı mümkün değildir.

Genel görelilik fiziğinde, eşdeğerlik ilkesi, kütleçekimsel kütle ve eylemsiz kütle arasındaki eşdeğerlikle ilgilenen çeşitli kavramlardan biridir. Einstein'in gözlemlerine göre büyük kütleli bir cismin üzerinde durulduğunda hissedilen kütleçekimsel kuvvet, eylemsiz olmayan (ivmeli) referans çerçevesindeki bir gözlemcinin hissettiği uydurma kuvvetle aynıdır.

<span class="mw-page-title-main">Einstein halkası</span>

Gözlemsel astronomide bir Einstein halkası; bir galaksi ya da yıldız gibi bir kaynaktan bir başka galaksi ya da kara delik gibi devasa bir kütleden kaynaklı ışık kaynağının yerçekimsel merceklemesine doğru giden ışığın deformasyonudur. Bu vaka, kaynak, lens ve gözlemcinin bir araya gelmesi ile oluşur. B1938 666 olarak dizayn edilen ilk tam Einstein halkası, Manchester Üniversitesi'ndeki ve NASA'nın Hubble Uzay Teleskopunda görevli gök bilimciler arasındaki işbirliği sonucunda 1998 yılında keşfedilmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Genel göreliliğe giriş</span>

Genel görelilik veya genel izafiyet, 1907 ve 1915 yılları arasında Albert Einstein tarafından geliştirilen bir çekim teorisidir. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlenen kütleçekim etkisi uzayzamanın eğrilmesinden kaynaklanır.

1915 yılında ortaya atılan genel görelilik kuramı, somut ve empirik kurallarla temellendirilmiyordu. Merkür'ün günberisindeki anormal devinimler sonucu oluşan ve felsefi temelde Newton'un evrensel kütleçekim kuralları ile özel görelilik kuramını birleştirebilme özelliğine sahipti. 1919 Yılında gerçekleşen güneş tutulması sırasında ışığın kütleçekim nedeniyle büküldüğü ilk kez gözlemlenmişti. Bu gözlem genel görelilik için ilk kanıttı. Bu ışık kütleçekim alanına eğilmiş ve genel görelilik kuramı ile 1919 yılında bir hat oluşturmuştur. Fakat bunlar 1959 yılında çeşitli genel görelilik tahminlerinin test edilmelerine kadar bir program olarak adlandırılmıyorlardı. Bu testler zayıf çekim alanı içerisinde teori sapmalarıyla sınırlandı. 1974 yılında başlamak üzere Hulse Taylor ve diğerleri bizim Güneş Sistemi'mizden çok daha fazla kütleçekime sahip pulsar yıldızlarının ikili davranışları üzerinde çalıştı. Bizim Güneş Sistemi'miz ve pulsar yıldızlarının genel görelilik kuramları yerellerde başarıyla incelenmiştir.

Genel görelilik, Albert Einstein tarafından 1907-1915 yılları arasında geliştirilmiş ve 1915’ten sonra da genel göreliliğe pek çok kişi tarafından katkıda bulunulmuştur. Genel göreliliğe göre, kütleler arasında gözlemlenen kütlesel çekim kuvveti, bu kuvvetlerin uzay ve zamanı bükmesinden kaynaklanmaktaydı. 

<span class="mw-page-title-main">Kozmik sicim</span>

Kozmik sicimler evrenin erken yıllarındaki simetri kırıcı değişimde simetrinin kırılmasıyla alakalı vakum manifoldunun topolojisinin bağlanmamasıyla oluşan kuramsal tek boyutlu topolojik bozukluklardır.

CLASS B1359+154, kırmızıya kayması 3,235 olan bir kuasar veya kuasar benzeri bir cisimdir. Yaklaşık 1 kırmızıya kayma değerine sahip ön plandaki üç gökadadan oluşan bir grup, kütleçekimsel merceklenme görevi görmektedir. Sonuç olarak, altı kat çoklu görüntülenmiş bir kuasarın nadir bir örneğidir.

<span class="mw-page-title-main">WHL0137-LS</span>

Earendel olarak da bilinen WHL0137-LS, bilinen en uzak bireysel yıldızdır. Hubble Uzay Teleskobu tarafından görüntülenen yıldız, yerçekimi merceğinden gözlendi ve 6,2±0,1 kırmızıya kaymaya sahip olduğu belirlendi. Yıldızdan gelen ışık, Büyük Patlama'dan 900 milyon yıl sonra yayıldı ve Dünya'ya seyahat etmesi 12.9 milyar yıl sürdü. WHL0137-LS muhtemelen büyük bir yıldızdı, muhtemelen 50 güneş kütlesinden fazlaydı. Büyük kütlesi nedeniyle, yıldız muhtemelen uzun zaman önce bir süpernova olarak patladı.

<span class="mw-page-title-main">Catherine Heymans</span>

Catherine Heymans, İngiliz astrofizikçi, İskoçya Kraliyet astronomu ve Edinburg Kraliyet Gözlemevi merkezli Edinburg Üniversitesi profesörü.

MS 0302+17, Koç takımyıldızında yaklaşık olarak 4,485 Gly (1,38 Gpc) uzaklıkta bulunan bir gökada süperkümesidir. Bu mesafe, comoving uzaklık olarak 5,338 milyar ışık yılına eşdeğerdir. Boyutları ise yaklaşık 6 milyon parsektir.

<span class="mw-page-title-main">Kütleçekimsel dalga arka planı</span>

Kütleçekimsel dalga arkaplanı, pulsar timing arrays gibi kütleçekimsel dalga deneyleri ile tespit edilebilen ve evrene yayılan rastgele kütleçekimsel dalgaların arkaplanıdır. Sinyal, tıpkı erken dönem evrendeki stokastik süreç gibi doğası gere rastgele olabilir veya süperkütleli karadelik ikilileri gibi çok sayıda zayıf, bağımsız, çözümlenmemiş kütleçekimsel dalga kaynağının tutarsız bir üst üste binmesiyle üretilebilir.