Eşcinsellik veya homoseksüellik, aynı cinsiyetteki insanlar arasındaki romantizm, cinsel çekim ya da cinsel davranıştır. Eşcinsellik, bir yönelim olarak “kişiyi ağırlıklı olarak ya da tümüyle kendisiyle aynı cinsiyette olan kişilere karşı romantik ya da cinsel çekimleri yaşamaya yönlendiren kalıcı kişisel nitelik” olarak ifade edilir. Aynı zamanda kişiyi bu çekimlere dayanan davranışlarla ilişkili kimlik hissi ve bu çekimleri paylaşan diğer kişilerden oluşan topluluğa olan üyeliğini de tanımlar.
Mastürbasyon, sürtünme yoluyla cinsel ilişki olarak, cinsel organın genellikle orgazm oluncaya kadar uyarılması eylemidir. Tek başına, kendi kendine veya başka biri tarafından el yoluyla ve parmaklama), ayak yoluyla ya da cinsel ilişkiye girmeden vücudun başka kısımlarıyla veya seks oyuncağıyla yapılabilir. Karşılıklı mastürbasyon, bir cinsel partnerle yapılan mastürbasyondur ve bir partnerin cinsel organlarının elle uyarılmasını içerebilir veya penetratif olmayan bir seks biçimi olarak kullanılabilir.
Bipolar bozukluk veya İki uçlu duygudurum bozukluğu, her biri günlerden haftalara kadar süren depresif ve manik periyotlar ile karakterize edilen, bireyin tamamıyla sağlıklı bir duygudurum (ötimik) vaziyetine de girebildiği, bir duygudurum bozukluğudur. Yaşanan bu iki dönemin ortak özelliği, kişilerin duygudurumunda olağan seyrinden farklı özellikte ve süreklilik arz eden bir yaşantısı olmasıdır. Bu farklılıklar depresif dönemde yaşanan hüzünlü, özgüveni düşük ruh halindeki artış (disfori) ve bununla birlikte manik dönem olarak nitelendirilen neşedeki artıştır (öfori).
Cinsel yönelim kişilerin karşı cinsiyete, hemcins veya cinsiyete veya birden fazla cinsiyete karşı romantik veya Cinsel çekim hissetmeye yönlendiren kalıcı kişisel bir niteliktir. Bu çekimler genellikle karşıcinsellik (heteroseksüellik), eşcinsellik (homoseksüellik), biseksüellik, altında toplanır; bununla beraber aseksüellik de bazen dördüncü kategori olarak tanımlanır. Bu kategoriler cinsel kimliklerin daha ayrıntılı dünyasını yönleridir. Örneğin, insanlar panseksüel veya poliseksüel, veya hiçbirinden olmak gibi diğer etiketleri de kullanabilir. Amerikan Psikologlar Derneği'ne göre, cinsel yönelim "aynı zamanda bir kişinin bu çekimlere dayanan, davranışlarla ilişkili kimlik hissi ve bu çekimleri paylaşan diğer kişilerden oluşan topluluğa olan üyeliğini de tanımlar".
Antisosyal kişilik bozukluğu veya diğer adıyla sosyopati, psikopati ile alakalı bir psikolojik bozukluktur (düzensizliktir). Bir sosyopatı bir psikopattan ayıran özellik, patolojidir, yani semptom farklılığıdır. Psikopati, sosyopatiye göre daha ağır bir bozukluk olup, sosyopatide görülen semptomlara ek olarak, özellikle ahlaka aykırı davranışlar ihtiva eder. Sosyopatiye sosyal çevrenin sebep olduğu düşünülmektedir. Antisosyal kişilik bozukluğuna (ASKB) sahip olan insanlar, halk arasında yaygın olarak “sosyopat” olarak adlandırılırlar. ASKB, bir kişilik bozukluğudur; bir akıl hastalığı değildir.
Paranoid kişilik bozukluğu (PPD), paranoya ve başkalarına karşı yaygın, uzun süreli şüphecilik ve genel güvensizlik ile karakterize edilen bir ruhsal bozukluktur. Bu kişilik bozukluğuna sahip kişiler aşırı duyarlı olabilir, kolayca hakarete uğrayabilir ve korkularını veya önyargılarını doğrulayabilecek ipuçları veya öneriler için çevreyi dikkatli bir şekilde tarayarak dünyayla ilişki kurmayı alışkanlık haline getirebilirler. Hevesli gözlemcilerdir ve sıklıkla tehlikede olduklarını düşünürler ve bu tehlikenin işaretlerini ve tehditlerini ararlar, potansiyel olarak diğer yorumları veya kanıtları takdir etmezler.
El yanlılık ve cinsel yönelim arasında bir ilişki olduğu ortaya atılmış ama birkaç araştırmacı tarafından doğrulanmamıştır. Araştırmacılar heteroseksüel kişilerin sağ yanlı olma ihtimalinin eşcinsel kişilere göre bir parça daha fazla olduğunu rapor etmiştir. El yanlılığı ve cinsel yönelim arasındaki ilişki her iki cinsiyet içinde rapor edilmiştir. Bu ilişki aynı zamanda eşcinselliğin biyolojik etiyolojisinide ifade edebilir. Ray Blanchard tarafından yapılan son araştırmalar bu ilişkiyle bir erkeğin büyük erkek kardeşlere sahip olmasıyla eşcinsel olma ihtimalinin arttığını öne süren doğum sırası efekti arasında bir bağlantı kurmuştur.
Çevre ve cinsel yönelim insanların cinsel yöneliminin gelişimindeki olası çevresel faktörleri konu alır. Bazı araştırmacılar çevresel faktörleri hormonal faktörlerden ayırırken diğerleri doğum öncesi hormonlar gibi biyolojik faktörleri çevresel faktörlerin bir parçası olarak görür.
Doğum öncesi hormonal teori, belli hormonların fetüsün cinsiyet farklılaşmasında rol oynaması gibi kişinin cinsel yönelimine de etki ettiğini söyler. Doğum öncesi hormonlar cinsel yönelimin ana belirleyicisi olabilir ya da genler, biyolojik faktörler, çevresel ve sosyal durumlarla birlikte yardımcı bir faktör olabilir.
Kinsey ölçeği ya da diğer adıyla Heteroseksüel-Homoseksüel Derecelendirme Ölçeği, bir kişinin cinsel yönelimini belirli bir deneyime veya bir uyarıcıya verdiği reaksiyona göre tanımlamak için kullanılan ölçek. Ölçek 0 ila 6 arasındadır; 0 sadece heteroseksüel, 6 sadece homoseksüel anlamına gelir. Kinsey Raporlarının hem erkek hem de kadın versiyonlarında "X" olarak nitelendirilen, "sosyo-cinsel temas veya tepki yok" anlamına gelen bir ölçüt daha vardır. Raporlar ilk olarak Sexual Behavior in the Human Male (1948) adlı kitapta Alfred Kinsey, Wardell Pomeroy ve diğerleri tarafından yayımlandı. İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış'ta (1948) yayınlandı. Daha sonra kitabın kadın versiyonu olan Sexual Behavior in the Human Female (1953) kitabında da yer aldı.
Islak rüya olarak da bilinen uykuda boşalma, gece emisyonu veya ihtilam, uyku esnasında kendiliğinden oluşan, erkeklerde orgazm ile boşalmayı, kadınlarda ise vajinal ıslanma veya orgazmı içeren durum. Gece emisyonları en çok ergenlik döneminde ve erken genç yetişkinlik yıllarında görülür ancak ergenlikten sonra herhangi bir zamanda da olabilir. Erkeklerin ıslak bir rüya sırasında uyanmaları ya da uyumaya devam etmeleri mümkündür ancak bazı araştırmacılar kadınlarda ıslak rüyanın sınıflandırılması için orgazm sırasında uyanma ve orgazmın gerçekleştiğini fark etme kriteri belirlemiştir. Sadece vajinal ıslanma, kadının orgazm olduğu anlamına gelmemektedir.
Kısa psikotik bozukluk DSM-IV-TR ve DSM-5 zihinsel bozuklukların sınıflandırmalarına göre en az bir psikotik semptomun ve genellikle duygusal kargaşanın eşlik ettiği bir bozukluktur. 1 gün ila 1 ay sürer. Tüm semptomların remisyonu, hastaların önceki işlevsellik düzeyine dönmesiyle tamamlanır. DSM-5 kapsamında bu duruma sahip hastaların çoğu, ICD-10 kapsamında akut ve geçici psikotik bozukluklara sahip olarak sınıflandırılacaktır. DSM-IV'ten önce bu duruma "kısa reaktif psikoz" deniyordu. Bu durum tekrarlayıcı olabilir veya olmayabilir. Başka bir bozukluktan kaynaklanmamaktadır.
Parafili, aşağıdaki anlamlara gelebilir:
- Parafili, psikoloji terimi
- Parafili, filogenetik terimi
Cinsel işlev bozukluğu, fiziksel zevk, arzu, tercih, uyarılma veya orgazm dahil olmak üzere normal cinsel aktivitenin herhangi bir aşamasında bir birey veya partnerler tarafından yaşanan zorluktur. Dünya Sağlık Örgütü cinsel işlev bozukluğunu "kişinin cinsel ilişkiye istediği gibi katılamaması" olarak tanımlamaktadır. Bu tanım geniştir ve birçok yoruma tabidir. DSM-5 kapsamında cinsel işlev bozukluğu tanısı, bir kişinin en az altı ay boyunca aşırı sıkıntı ve kişilerarası gerginlik hissetmesini gerektirir. Cinsel işlev bozukluğu, bireyin algılanan cinsel yaşam kalitesi üzerinde derin bir etkiye sahip olabilir. Cinsel bozukluk terimi yalnızca fiziksel cinsel işlev bozukluğunu değil, aynı zamanda parafilileri de ifade edebilir; bu bazen cinsel tercih bozukluğu olarak adlandırılır.
Kendine zarar veren kişilik bozukluğu önerilen bir kişilik bozukluğuydu. Diğer kişilik bozukluğu için bir tanımlayıcı olarak 1980'de DSM-III'te bahsedilmiştir. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı'nın (DSM-III-R) 1987'deki gözden geçirilmiş üçüncü baskısının bir ekinde tartışılmış, ancak hiçbir zaman resmi olarak el kitabına kabul edilmemiştir. Diğer kişilik bozukluklarıyla önemli ölçüde örtüşmesi nedeniyle bu ayrım klinik olarak değerli görülmemiştir. Hem DSM-III hem de DSM-III-R bu durumu cinsel mazoşizmden ayırmıştır.
Cinsel terapi, cinsel işlevin geliştirilmesi ve cinsel işlev bozukluklarının tedavisi için kullanılan bir terapi stratejisidir. Bu, erken boşalma, geç boşalma, sertleşme bozukluğu, cinsel ilgi veya uyarı eksikliği, ağrılı cinsel ilişki gibi işlev bozukluklarını içerir. Ayrıca, cinsel ilgi alanlarına uymayan cinsel ilgi alanları (parafili), cinsel kimlik ve yönelim gibi konularda yaşadıkları sorunları ele alan, aşırı aktif libido veya hiperseksüalite, cinsel özgüven eksikliği ve cinsel istismarın üstesinden gelme ; yaşlanma, hastalık veya engellilikle ilişkili cinsel sorunları içerir.
Cinsel arzu canlıda bir duygu ve motivasyon durumudur. Cinsel nesnelere veya faaliyetlere ilgi duyma veya cinsel ilişkiye girme dürtüsü ile karakterize edilir.
Cinsel sadizm bozukluğu, diğer insanların acı, ızdırap veya aşağılanmasına tepki olarak cinsel uyarılma yaşama durumudur. Bu bozukluk, rızaya dayalı olarak bireylerin cinsel heyecan için acıyı taklit ederek veya aşağılayıcı kelimeler kullandığı durumdan farklı olarak rıza olmadan gerçekleşir. Sadizm ve sadist kelimeleri, cinselleştirilmiş işkence ve şiddet olarak Fransız yazar Marquis de Sade öncülüğünde türetilmiştir.
Kronofili, belirli yaş aralığındaki bireylere karşı duyulan romantik ve/veya cinsel çekim biçimleridir. Ergenlik öncesi veya yaşlı bireylere duyulan cinsel ve romantik çekim daha çok parafili olarak adlandırılır. Terim John Money tarafından ortaya atılmış olmasına rağmen seksologlar tarafından kullanılmayarak yerine söz konusu yaş aralığını ifade eden terimler kullanılmıştır. Bir diğer adlandırılmalarından biri ise Richard von Krafft-Ebing tarafından öne atılan "yaş fetişizmi" kavramıydı. Kronofili teknik olarak yaşa göre değil, vücut tipi, ikincil cinsel özellikler ve özellikle Tanner ölçeğinin aşamalarıyla ölçülen diğer görünür özellikler gibi cinsel olgunluk aşamalarına göre belirlenir.
Kompulsif cinsel davranış bozukluğu, bir dürtü kontrol bozukluğudur. Kişinin cinsel fantezilerle yoğun şekilde meşgul olduğu ve davranışlarının psikolojik strese sebep olmasıyla birlikte önlenemeyen ve kendine veya başkalarına zarar verme riski taşıyan bir davranış örüntüsü olarak ortaya çıkar. Bu bozukluk sosyal, mesleki, kişisel veya diğer önemli işlevler üzerinde kötü etkiye neden olabilir.