İçeriğe atla

Hildegard Lamfrom

Hildegard Lamfrom
Doğum19 Haziran 1922(1922-06-19)
Augsburg, Almanya
Ölüm28 Ağustos 1984 (62 yaşında)
La Jolla, Kaliforniya, ABD
Kariyeri
Dalıbiyokimya, moleküler biyoloji
Çalıştığı kurumlarCedars of Lebanon Hastanası, Carlsberg Laboratuvarı, Caltech, MRC Laboratuvarı, Intitut de Biologie Physico-Chimique, Institute of Molecular Biology in Eugene, Oregon, UCSD, Harvard Tıp Fakültesi
Doktora
danışmanı
Harry Goldblatt

Hildegard Lamfrom, (19 Haziran 1922 - 28 Ağustos 1984) Alman-Amerikalı moleküler biyolog/biyokimyager. Hücresiz bir bağlamda protein sentezini (translasyon adı verilen bir süreç) incelemek için tavşan retikülosit lizatını kullanan ilk in vitro translasyon sistemlerinden birinin geliştirilmesine destek oldu.[1] Bu, bir protein şablonu olarak mesajcı RNA'nın (mRNA) varlığına ilişkin ilk doğrudan kanıtlardan bazılarının yanı sıra poliribozomların (diğer adıyla polizomlar) (aynı mRNA'ya çevrilen çoklu ribozomlar) varlığı da dahil olmak üzere alana bir dizi katkı yapmasını sağladı.[2]

Gençliği ve eğitimi

Lamfrom, 1922'de Almanya'nın Augsburg kentinde, üç kız kardeşin (Gertrude (Gert), Boyle ve Eva) en büyüğü olarak Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi, 1937'de, 15 yaşındayken Almanya'dan Amerika'ya kaçtı ve Portland, Oregon'a yerleşti.[3] Almanya'da bir gömlek fabrikasına sahip olan babası küçük bir şapka şirketi aldı. Bu şirket ailenin çabaları sayesinde Columbia Sportswear'a dönüştü.[4] Kız kardeşi Gert Boyle daha sonra şirketi yönetecek ve girişimcilik simgesine dönüşecekti. Gert, ilerleyen yıllarda kız kardeşinin onuruna kanser araştırmalarına büyük miktarda para bağışı yaptı.[5]

Hiledgard, Portland'daki Grant Lisesi'nden mezun oldu.[4] Daha sonra Reed College'a gitti ve tersanelerde kaynakçı olarak çalışarak eğitimini finanse etti.[1] Reed'den biyoloji alanında lisans derecesi aldı ve Ralph Macy ile kuş sıtması üzerine araştırma yaptı.[2] Daha sonra Oregon Eyalet Üniversitesi'nden yüksek lisans derecesi aldı. Western Reserve (günümüzde Case Western Reserve Üniversitesi) tıp fakültesine kabul edildi, ancak araştırmaya alanına odaklanmaya karar verdi. Case Western'de patolog Harry Goldblatt ile renin sistemini inceledi ve 1949'da doktorasını aldı.

Kariyeri

Lamfrom, doktora danışmanı Harry Goldblatt ile Los Angeles'taki Cedars of Lebanon Hastanesi'ne gitti.[2] Bu hastanede beş yıl daha renin sistemini araştırmaya devam etti.[1] 1955'te, Amerikan Kalp Derneği Bursu ile Kopenhag'ın Carlsberg Laboratuvarı'nda Linderstrom-Lang bölümünde çalışmaya gitti. 1958'de Caltech'e geçti ve burada Henry Borsook ile araştırma yaptı. Caltech'te Richard Schweet ile tavşan retikülosit lizatında hemoglobin sentezini incelemek için bir in vitro sistem geliştirilmesine yardımcı oldu. 1962'den 1965'e kadar, Francis Crick ve Sydney Brenner ile çalışarak Cambridge, İngiltere'deki MRC Laboratuvarı'nda protein sentezi üzerine araştırmalarına devam etti. Daha sonra Paris'teki Institut de Biologie Physico-Chimique'de (1965-1967) çalışmaya başladı. 1967-1970 yılları arasında Eugene, Oregon'daki Moleküler Biyoloji Enstitüsü'nde yakın arkadaşı Anand Sarabhai ile birlikte çalıştı. İkili daha sonra Kaliforniya Üniversitesi, San Diego'nun kimya bölümünde araştırma yaptı. Burada John Abelson ile tRNA sentezini incelemek için işbirliği yaptılar. 1970'lerde Lamfrom ve Sarabhai Hindistan'da uzun zaman geçirdi ve Biocenter adında bir araştırma laboratuvarı kurdu. Kariyerinin son iki yılında Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, orta T-antijenin tümör indüksiyonundaki rolünü inceleyen Tom Benjamin ile birlikte çalıştı.

Araştırmaları

Lamfrom, kariyerinin başlangıcını patolog Harry Goldblatt ile birlikte renin-antirenin sistemini incelemekle geçirdi.[2] Daha sonra protein sentezini incelemeye geçti. Richard Schweet ile Caltech'de ve daha sonra Paul Knopf ile MRC'de çalışırken bücresiz bir bağlamda protein sentezini (translasyon adı verilen bir süreç) incelemek için tavşan retikülosit lizatını kullanan ilk in vitro translasyon sistemlerinden birinin geliştirilmesine destek oldu.[1] Böylece alana bir dizi katkı yapabildi. Farklı hayvan hücrelerinin bileşenlerini karıştırarak ve koyun ribozomlarının (protein üreten kompleksler) tavşan hemoglobini yapabileceğini ve bunun tersini göstererek, mesajcı RNA'nın varlığına ve hangi protein ribozomlarının belirlenmesindeki rolüne dair ilk doğrudan deneysel kanıtlardan bazılarını sağladı.[6] Bu çalışmalar aynı zamanda poliribozomların (diğer adıyla polizomlar) (aynı mRNA üzerinde çevrilen çoklu ribozomlar) varlığını da gösteriyordu. Kariyerinin son iki yılında, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde, orta T-antijenin tümör indüksiyonundaki rolünü inceleyen Tom Benjamin ile birlikte çalıştı.

Kişisel hayatı ve ödülleri

Lamfrom, hayat arkadaşı Anand Sarabha ile Hindistan'da tanıştı.[4] Çiftin ağırladığı sanatçılar eşsiz işbirliklerine imza attı.[1] Lamfrom, 28 Ağustos 1984'te La Jolla, Kaliforniya, ABD'de dokuz aylık bir sürecin sonunda beyin tümöründen dolayı öldü.

Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi (OHSU), 2015 yılında onuruna bir biyokimya binasına adını verdi.[7] OHSU'nun Knight Kanser Enstitüsü, Hildegard Lamfrom Araştırmacı Akademisyen Ödülleri'ni erken evre kanser araştırmacılarına, Columbia Sportswear CEO'su olan yeğeni Tim Boyle ve eşi Mary tarafından kurulan bir bağışla finanse ediyor.[8] 2010 yılında kız kardeşi Gert Boyle, Hildegard'ın onuruna okula 100 milyon dolarlık anonim bağışta bulundu.[9] Gert, Tim ve Mary Boyle, OHSU Knight Kanser Enstitüsü'nde Hildegard Lamfrom Endowed Chair in Basic Science'ı kurmak için 2,5 milyon dolar bağışladı. Hildegard, Brian Druker dahil genç bilim adamları için etkili bir akıl hocası olarak anılıyor.[10] Tim ve Mary, 2014 yılında, onuruna bir mentorluk fonu oluşturmak için Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesi'ndeki (OHSU) Knight Kanser Enstitüsü'ne 10 milyon dolar bağışladı.[10]

Önemli yayınlar

Kaynakça

  1. ^ a b c d e Hildegard Lamfrom's Obituary, written by John Abelson, Sydney Brenner, Cold Spring Harbor Laboratory Archives, 1984, 17 Haziran 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi, erişim tarihi: 25 Eylül 2020 
  2. ^ a b c d "Hildegard Lamfrom '43". Reed Magazine | In Memoriam (İngilizce). 29 Ekim 2017 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 
  3. ^ "Gertrude Boyle". Immigrant Entrepreneurship (İngilizce). Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. []
  4. ^ a b c "Unwind the Strands, Unlock the Secrets". Around the O (İngilizce). 1 Kasım 2016. 15 Ağustos 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 
  5. ^ "One Tough Mother's Oregon Legacy: A Tribute to Gert Boyle". Travel Oregon (İngilizce). 20 Şubat 2020. 22 Mart 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 
  6. ^ Lamfrom (1 Haziran 1961). "Factors determining the specificity of hemoglobin synthesized in a cell-free system". Journal of Molecular Biology (İngilizce). 3 (3): 241-252. doi:10.1016/S0022-2836(61)80064-8. ISSN 0022-2836. PMID 13758530. 
  7. ^ "OHSU research building named for noted molecular biologist". OHSU News (İngilizce). 22 Mart 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 
  8. ^ "Eight promising cancer researchers named Lamfrom Laureates". OHSU Research News (İngilizce). 10 Eylül 2019. 28 Eylül 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 
  9. ^ "School's $100M 'anonymous' donor is Columbia Sportswear chair – IMDiversity". imdiversity.com. 28 Kasım 2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 
  10. ^ a b "Columbia Sportswear's Tim and Mary Boyle make $10 million gift to OHSU Knight Cancer Institute". OHSU News (İngilizce). 28 Eylül 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 25 Eylül 2020. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Genetik</span> biyolojinin organizmalardaki kalıtım ve çeşitliliği inceleyen bir dalı

Genetik ya da kalıtım bilimi, biyolojinin organizmalardaki kalıtım ve genetik varyasyonu inceleyen bir dalıdır. Türkçeye Almancadan geçen genetik sözcüğü 1831 yılında Yunanca γενετικός - genetikos ("genitif") sözcüğünden türetildi. Bu sözcüğün kökeni ise γένεσις - genesis ("köken") sözcüğüne dayanmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">Sitoloji</span> Hücreleri inceleyen biyoloji dalı

Sitoloji veya hücre biyolojisi, kökü Yunancadaki kytos, barındırıcı kelimesidir), hücrelerin fizyolojisini, yapısını, içerdiği organelleri, bulunduğu ortamla olan ilişkisini, yaşam döngüsünü, bölünmesini ve ölümünü inceleyen bir bilim dalıdır. Bu işlem hem moleküler hem de mikroskobik ölçüde gerçekleştirilir. Sitoloji araştırmaları, bakteriler ve protozoa gibi tek hücreli organizmalardan, insan gibi çok hücreli organizmalara kadar büyük bir alana yayılır.

<span class="mw-page-title-main">Protein</span> polipeptitlerin işlevsellik kazanması sonucu oluşan canlıların temel yapı birimi

Proteinler, bir veya daha fazla uzun amino asit artık zincirini içeren büyük biyomoleküller ve makromolekül'lerdir. Proteinler organizmalar içinde, hücrelere yapı ve organizmalar sağlayarak ve molekülleri bir konumdan diğerine taşıyarak metabolik reaksiyonları katalizleme, DNA kopyalama, uyaranlara yanıt verme dahil olmak üzere çok çeşitli işlevler gerçekleştirir. Proteinler, genlerinin nükleotit dizisi tarafından dikte edilen ve genellikle faaliyetini belirleyen özel 3D yapıya protein katlanmasıyla sonuçlanan amino asit dizilimlerinde birbirlerinden farklıdır.

<span class="mw-page-title-main">DNA</span> Canlıların genetik bilgilerini barındıran molekül

Deoksiriboz nükleik asit veya kısaca DNA, tüm organizmaların ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA'nın başlıca rolü bilgiyi uzun süre saklamasıdır. Protein ve RNA gibi hücrenin diğer bileşenlerinin inşası için gerekli olan bilgileri içermesinden dolayı DNA; bir kalıp, şablon veya reçeteye benzetilir. Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır. Bazı DNA dizilerinin yapısal işlevleri vardır, diğerleri ise bu genetik bilginin ne şekilde kullanılacağının düzenlenmesine yararlar.

<span class="mw-page-title-main">RNA</span> nükleotitlerden oluşan polimer

Ribonükleik asid (RNA), bir nükleik asittir, nükleotitlerden oluşan bir polimerdir. Her nükleotit bir azotlu baz, bir riboz şeker ve bir fosfattan oluşur. RNA pek çok önemli biyolojik rol oynar, DNA'da taşınan genetik bilginin proteine çevirisi (translasyon) ile ilişkili çeşitli süreçlerde de yer alır. RNA tiplerinden olan mesajcı RNA, DNA'daki bilgiyi protein sentez yeri olan ribozomlara taşır, ribozomal RNA ribozomun en önemli kısımlarını oluşturur, taşıyıcı RNA ise protein sentezinde kullanılmak üzere kullanılacak aminoasitlerin taşınmasında gereklidir. Ayrıca çeşitli RNA tipleri genlerin ne derece aktif olduğunu düzenlemeye yarar.

<span class="mw-page-title-main">Ribozomal RNA</span> Ribozomun RNA bileşeni

Ribozomal RNA (rRNA), ribozomlarda bulunan bir RNA tipidir, ribozomun protein senteziyle ilişkili katalitik fonksiyonundan sorumludur. Ribozomal RNA'nın görevi, mRNA'daki bilginin translasyon süreci sırasında amino asit dizisine çevrilmesi için taşıyıcı RNA (tRNA) ile etkileşmek ve uzayan peptit zincirine amino asit takmaktır. Hücre sitoplazmasında serbest halde bulunan RNA'nın %80'i rRNA'dan oluşur.

<span class="mw-page-title-main">Virüs</span> canlı ve ya cansız arası mikroskobik enfeksiyon etkeni

Virüs, sadece canlı hücreleri enfekte edebilen ve böylece replike olabilen mikroskobik enfeksiyon etkenleri. Virüsler; hayvanlardan ve bitkilerden, bakterilerin ve arkelerin de içinde bulunduğu mikroorganizmalara kadar her türlü canlı şekillerine bulaşabilirler.

<span class="mw-page-title-main">Linus Pauling</span>

Linus Carl Pauling, Amerikalı kuantum kimyageri ve biyokimyager. Ayrıca kristalografer, moleküler biyolog ve tıp araştırmacısı olarak da bilinmektedir.

<span class="mw-page-title-main">Genetik kod</span> genetik materyal içinde kodlanan bilginin proteinlere çevrildiği kurallar

Genetik kod, genetik malzemede kodlanmış bilginin canlı hücreler tarafından proteinlere çevrilmesini sağlayan kurallar kümesidir. Kod, kodon olarak adlandırılan üç nükleotitlik diziler ile amino asitler arasındaki ilişkiyi tanımlar. Bir nükleik asit dizisindeki üçlü kodon genelde tek bir amino asidi belirler. Genlerin çok büyük çoğunluğu aynı kodla şifrelendiği için, özellikle bu koda kuralsal veya standart genetik kod olarak değinilir, ama aslında pek çok kod varyantı vardır. Yani, standart genetik kod evrensel değildir. Örneğin, insanlarda, mitokondrilerdeki protein sentezi kuralsal koddan farklı bir genetik koda dayalıdır.

<span class="mw-page-title-main">Poliovirüs</span> virüs çeşidi

Çocuk felcinin etkeni olan poliovirüs veya çocuk felci virüsü, Picornaviridae ailesinde yer alan Enterovirüs C türünün bir serotipidir. Üç poliovirüs serotipi vardır: tip 1, 2 ve 3.

Proteinler her organizmada bulunan önemli bir makromolekül sınıfıdır. Proteinler, 20 farklı tip L-α-amino asitten meydana gelen polimerlerdir. Amino asitler birbiriyle reaksiyona girdikten sonra meydana gelen polimerde bu amino asitlerden arta kalan birimlere amino asit kalıntısı denir. 40 kalıntıdan daha kısa olan zincirler için protein yerine genelde peptit terimi kullanılır. Biyolojik fonksiyonlarını yerine getirebilmek için proteinler uzay içinde belli bir biçim alacak şekilde katlanırlar. Bu katlanmayı yönlendiren güçler, protein atomları arasındaki hidrojen bağı, iyonik etkileşimler, van der Waals kuvvetleri ve hidrofobik istiflenme gibi, kovalent olmayan etkleşimlerdir. Proteinlerin işlevlerini moleküler düzeyde anlayabilmek için genelde onları üç boyutlu yapısının çözülmesi gerekir. Protein yapısını çözmek için X-ışını kristalografisi ve NMR spektroskopisi kullanılır, bunlar yapısal biyolojinin başlıca yöntemleri arasında yer alır.

<span class="mw-page-title-main">Baltimor sınıflandırması</span>

Baltimor sınıflandırması, David Baltimore tarafından geliştirilmiştir. Virüs ailelerini genom türlerine ve replikasyon yöntemlerine bağlı olarak gruplara bölen bir virüs sınıflandırma sistemidir.

Operon, genetikte tek bir promotörün kontrolü altında bir gen kümesi içeren DNA'nın işlevsel bir birimidir. Genler birlikte bir mRNA ipliğine yazılır ve daha sonra ya sitoplazmada birlikte translasyona uğrar veya ayrı ayrı translasyona uğrayan monosistronik mRNA'ları oluşturmak için her biri tek bir gen ürününü kodlayan birkaç mRNA ipliği gibi uçbirleştirmeye tabi tutulur. Bunun sonucu, operonda bulunan genler ya birlikte ifade edilirler ya da hiç ifade edilmezler. Bir operonu tanımlamak için birkaç genin birlikte transkripsiyonunu gerekir.

Peter G. Schultz, Amerikalı kimyager. Scripps Araştırma Enstitüsü'nün CEO'su ve Profesörü, GNF'nin kurucusu ve eski direktörü ve 2012 yılında kurulan Kaliforniya Biyomedikal Araştırma Enstitüsü'nün (Calibr) kurucu direktörüdür. Ağustos 2014'te, Doğa Biyoteknolojisi Schultz'u 2013 yılında en iyi çeviri araştırmacısı seçti.

David Chilton Phillips, Ellesmere Baronu Phillips, KBE, FRS H FRSE İngiliz yapısal biyologdur.

Stuart L. Schreiber, Broad Enstitüsü'nün kurucu ortağı olan Harvard Üniversitesi'nde çalışan bilim insanıdır. 2016 yılında, Wolf Kimya Ödülü'nü kazanmıştır.

Hinokitiol (β-thujaplicin), Cupressaceae familyasındaki ağaçların odununda bulunan doğal bir monoterpenoiddir. Bir tropolon türevi ve kırmızı sedir ağacının öz odunundan elde edilen üç izomerik kristal bileşikten herhangi birilerindendir. Hinokitiol, geniş spektrumlu anti-vira, antimikrobiyal, ve antienflamatuar etkisi nedeniyle ağız bakım ve tedavi ürünlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Hinokitiol bir Çinko ve Demir Yüküntaşırdır ve ayrıca bir gıda katkı maddesi olarak da onaylanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Santral dogma (moleküler biyoloji)</span> Biyolojik bir sistem içindeki genetik bilgi akışının açıklanması

Moleküler biyolojinin santral (merkezi) dogması, biyolojik bir sistem içindeki genetik bilgi akışının bir açıklamasıdır. Orijinal anlamı bu olmasa da, genellikle "DNA RNA'yı, RNA proteini yapar" şeklinde ifade edilir İlk olarak 1957'de Francis Crick tarafından ifade edilmiş, 1958'de ise yayınlanmıştır.

Biyosentez, substratların canlı organizmalarda daha karmaşık ürünlere dönüştürüldüğü çok aşamalı, enzim katalizli bir süreçtir. Biyosentezde basit bileşikler modifiye edilir, diğer bileşiklere dönüştürülür veya makromoleküller oluşturmak üzere birleştirilir. Bu süreç genellikle metabolik yollardan oluşur. Bu biyosentetik yollardan bazıları tek bir hücresel organel içinde yer alırken diğerleri birden fazla hücresel organel içinde yer alan enzimleri içerir. Bu biyosentetik yolların örnekleri arasında çift katlı lipit katmanının bileşenlerinin ve nükleotidlerin üretimi yer alır. Biyosentez genellikle anabolizma ile eş anlamlıdır ve bazı durumlarda birbirinin yerine kullanılır.

Natalie G. Ahn, Boulder'daki Colorado Üniversitesi'nde kimya ve biyokimya profesörü. Araştırmaları, fosforilasyon ve kanserlerde uzmanlaşarak hücre sinyalleme mekanizmalarını anlamaya odaklanmıştır. Ahn'ın çalışması, genetik kodu ve genetiğin yaşam süreçlerini nasıl etkilediğini anlamak için "klasik kimya" araçlarını kullanmaktadır. 2003 yılından günümüze Boulder'daki Colorado Üniversitesi'nde profesör olarak görev yapmakta ve burada Seçkin Profesör konumundadır. 1994 ve 2014 yılları arasında Howard Hughes Tıp Enstitüsü araştırmacı olarak çalışmıştır. 2018 yılında ise Ulusal Bilimler Akademisi'nde Amerikan Sanat ve Bilim Akademisi üyeliğine seçilmiştir.