İçeriğe atla

Hedonizm ve Schopenhauer

Hedonizm akımı ve Arthur Schopenhauer'ın fikirleri detaylı incelendiğinde önemli birtakım benzerliklerin olduğu görülmektedir.

Schopenhauer'i ele alacak olursak, filozofun karşı cins ile kurulacak olan ilişkilerin tamamen iki tarafın bir diğerine ihtiyacı doğrultusunda gerçekleşeceğini görürüz. 'Her şey zıddı ile mümkündür'den yola çıktığımız zaman, Schopenhauer'in bahsetmiş olduğu ihtiyaç kavramının varoluş kökenli olduğu sonucuna varırız ki bu da fikrin temeline doğrulayıcı bir nitelik taşır. Karşı cins ile mevcut birlikteliklerin mantık ve irade dışı yani tamamen dürtüsel olduğunu öngören filozofun bu fikirlerinin oluşmasındaki etkenlerden biri şahsi acı deneyimlemeleri de olsa (ebeveynlerinin problemleri, kendi evlilikleri) öte yandan gerçekliğini savunan ve tamamıyla objektif çok güçlü temellere dayandırdığı başka düşünceleri de mevcuttur. Bugün bizler bir karşı cinsi önce fiziksel özelliklerine göre onaylayıp tanımaya karar veririz ve birliktelik iki tarafın bu onayı vermesi sonucu gerçekleşir. Böyle bir birlikteliğin mutlu sonla noktalandığını düşünelim. Başlangıcı tamamen dürtüsel, kontrolsüz ve hatta trajik bir mantığa dayalı olan mutlu son ne kadar masumdur? Bu sıradan örnek Schopenhauer'in 'estetik ve güzel ırk' fikrini de desteklemiş oluyor. Schopenhauer bu konudaki görüşünü fazlaca karamsar beyan etmiş olsa da,bugün inceleyebileceğimiz ilişkilerin çoğunun akıbeti bu karamsar fikre örnek niteliğindedir. Birçok kaynakta Descartes'in Düalizm'e verdiği ilk örneklerin ying-yang, kadın-erkek, mutluluk-keder gibi bir sıralamada olması da bu konuda daha çok düşünülmesi gerektiğinin işaretçisidir.

Hedonizm kısaca 'hazcılık' olarak tanımlanır. Egoist hedonizm ve akılcı hedonizm olarak ikiye ayrılan bu görüş Aristippos'un öğretisidir. Yaşanmamış olan günlerin (geleceğin) tasasıyla anlık hazlarımızdan,bulunduğumuz günün keyiflerinin sarfından kaçınmamız gerektiğinin öğretisidir demek mümkün (genel olarak). Schopenhauer, aslında farkında olmadan tüm hayatımızı bunun üzerine kurabilmiş olma ihtimalinden bahseder. Bunun en tehlikeli boyutunu karşı cins ilişkileri olarak yorumlar. Sadakatsizliğin varlığı biliniyorsa bir ilişkiden mutluluk beklemek bilişsel çelişkiden başka bir şey değildir. (Albert Camus absurdizm'i tam olarak bu konuya hayat-ölüm açısından yaklaşarak açıklar) Peki sonu bilinen bir ilişkiyi yine de yaşamak hazcılık olmuyor mu (kişisel tatmin). Tüm bunları kendine yakıştıramayan,fazla hayvansı (içgüdüsel) bulan insan 'aşk' olgusunu yaratmıştır.Bu 'dürtü kamuflesi'nden başka bir şey değildir. İşte yüzyıllardan bu yana diri kalmayı başarmıs 'aşk' olgusunun varlığı, A. Schopenhauer ve hedonizm ortaklığının bize sunmuş olduğu gerçekle aramızda bir perde görevi teşkil etmiştir.

Kaynakça

  1. Arthur Schopenhauer - Aşkın Metafiziği 2. bölüm
  2. Albert Camus - Defterler 1

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">Sokrates</span> Antik Yunan filozofu

Sokrates, Antik Yunan filozofudur. Heykeltıraş Sophroniskos'un ve Ebe Fenarete'nin oğludur. Yunan felsefesinin kurucularındandır.

<span class="mw-page-title-main">Poliamori</span> Çok eşlilik

Poliamori, bireylerin birden çok sevgiliye sahip olabildikleri, söz konusu ilişkiye dahil olan herkesin bu durumun bilincinde olup bunu onayladığı, monogaminin (tekeşliliğin) ya da monamorinin tersi niteliğinde, insanlar arası ilişki türü.

Etik veya ahlak felsefesi, doğru davranışlarda bulunmak, iyi bir insan olmak ve insani değerler hakkında düşünme pratiğidir. Etik sözcüğü Yunanca "kişilik, karakter" anlamına gelen "ethos" sözcüğünden türemiştir.

<span class="mw-page-title-main">Albert Camus</span> Fransız yazar ve filozof

Albert Camus, Fransız yazar ve filozof.

<span class="mw-page-title-main">Augustinus</span> Filozof, yazar ve doktor

Augustinus ya da Aurelius Augustinus, Aziz Augustinus ya da Hippo'lu Augustinus olarak da bilinen Hristiyan filozof ve tanrıbilimci.

Kinizm, Sofist Gorgias'ın ve daha sonra da Sokrates'in öğrencisi olan Antisthenes'in öğretisidir. Antisthenes, Kynosarges Gymnasion'da okulunu kurmuştur. Kinik okulun, kyon kelimesinden türediği söylenmektedir; kyon ise köpek ya da köpeksi anlamındadır.

<span class="mw-page-title-main">Plotinos</span> Filozof

Plotinos, Neoplatonizmin kurucusu antik filozof. Plotinos hakkındaki bilgilerimizin çoğu, kendisi de filozof olan Porfirios'un Plotinos'un baş eseri Enneadlar'a yazdığı önsözden gelmektedir. Plotinos'un mistik felsefesi Yahudi, Hristiyan, gnostik ve Müslüman filozoflara ve mistiklere yüzyıllar boyunca esin kaynağı olmaya devam etmiştir.

<span class="mw-page-title-main">Nagarjuna</span>

Nagarjuna, M.S. 2. yüzyılda yaşamış ve değilleme mantığıyla ün kazanmış olan ünlü Budist düşünür. Dünyayı anlama, yorumlama ve varlığın gizini çözme girişimlerinin zorunlu olarak sınırlarla karşılaşacağını ve eşyanın boş olduğunu öne süren Nagarjuna, yalnızca bilge kişinin, varlıkla ilgili olarak var mı yok mu sorusuna takılmadan, "ne var, ne yok" diyeceğini, her şeye tepeden bakacağını ve tartışmadan susacağını savunmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Arthur Schopenhauer</span> Alman karamsar filozof (1788–1860)

Arthur Schopenhauer, Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir. Dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkat çekmiştir. Ayrıca Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.

Felsefede, hazcılık veya hedonizm, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüş. Hedonizm terimi felsefe, sanat ve psikolojide hem duyusal hazzı hem de daha entelektüel veya kişisel arayışları kapsayan bir dizi teori veya uygulamayı kapsayabilmektedir. Aynı zamanda bu terim günlük dilde başkalarının zararı pahasına kısa vadeli haz peşinde koşan egoist kişiler için de bir aşağılama ifadesi olarak kullanılabilmektedir. Felsefede hedonizmin temsilcisi olarak gözüken Kirene Okulu, Sokrates'in öğrencisi Aristippos tarafından kurulmuş, daha sonra Epikür tarafından devam ettirilmiştir.

Alman felsefesi, 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarından itibaren belirgin bir ağırlık kazanan, bir bakıma felsefenin yurdu hâline gelen Alman felsefe geleneğini ya da başka bir açıdan farklı felsefi eğilimlere sahip olan Alman felsefecilerinin bütünlüğünü ifade etmektedir.

<span class="mw-page-title-main">19. yüzyıl felsefesi</span>

19. yüzyıl felsefesi öncelikli olarak Alman felsefesinde romantizmin ve idealizmin zirveye ulaştığı bir dönemdir. Aynı şekilde materyalizmin de yeni bir derinlik kazandığı ve öne çıktığı görülür. Fransız felsefesinde bir yanda Charles Fourrier, Pierre-Joseph Proudhon, Claude Henri de Saint-Simon gibi reformcu düşünürler; öte yanda da August Comte ile pozitivizmin belirginleştiği görülür. Tarihçi Tocqueville ile sosyolog ve düşünür olan Emile Durkheim'ı da buraya eklemek gerekir.

<span class="mw-page-title-main">Epikür</span> Antik Yunan filozofu

Epikuros veya kısaca Epikür, felsefe tarihinin en etkili okullarından biri olan Epikürcülüğün kurucusu Antik Yunan filozoftur.

<span class="mw-page-title-main">Felsefe ve edebiyat</span>

Felsefe ve edebiyat, filozofların ve felsefi konuların edebiyat ile ilişkilerini ve edebiyat tarafından ortaya atılan konuların felsefe ile ilişkilerini içeren daldır.

<span class="mw-page-title-main">Johanna Schopenhauer</span>

Johanna Schopenhauer, Polonya Krallığı Tacı olan Gdansk'ta Hollandalılar ekstraksiyonuna mensup orta sınıf tüccar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Christian Heinrich Trosiener de şehirde bir meclis üyesi idi. Johanna, sanata duyarlı ve yabancı dil öğrenmede oldukça yetenekli, tez canlı bir kızdı. 10 yaşına gelmeden, ana dili Almanca dışında Lehçe Fransızca ve İngilizceye hâkim olmuştu.

İradecilik ya da istenççilik "iradeye zekâdan daha baskın rol atfeden bir metafizik veya psikolojik sistem" ya da eşit derecede "gerek evrende gerekse insan davranışlarında iradenin temel faktör olduğu öğreti". İradecilik, felsefe tarihi boyunca çeşitli noktalarda ortaya çıkmış, metafizik, psikoloji, siyaset felsefesi ve teoloji alanlarında uygulama görmüştür.

<span class="mw-page-title-main">Serbest aşk</span>

Serbest aşk, evlilik veya uzun süreli ilişkiler tarafından kısıtlanmadan, seçime göre cinsel ilişki kurma düşüncesi veya uygulaması. Serbest aşka inanç, genellikle aynı anda birkaç ilişki içerisinde cinsel ilişkilerin kabul edilebilir ve iyi olduğu inancıdır.

<span class="mw-page-title-main">Felsefî karamsarlık</span>

Felsefi karamsarlık, hayata veya varoluşa olumsuz bir değer atfeden felsefi görüşler ailesidir. Felsefi kötümserler genellikle dünyada ampirik olarak acıların zevklere üstün geldiğini, hayatın ontolojik veya özünde canlı varlıklara karşı olduğunu ve varoluşun temelde anlamsız veya amaçsız olduğunu iddia ederler. Bununla birlikte, bu duruma verdikleri tepkiler çok çeşitlidir ve yaşamı onaylayıcı olabilir.

<span class="mw-page-title-main">Parerga ve Paralipomena</span>

Parerga ve Paralipomena Arthur Schopenhauer'in 1851 yılında yayımlanan felsefi düşüncelerinin bir derlemesidir. Bu seçki Schopenhauer'in felsefesinin bir özeti ya da felsefesine bir giriş olarak değil, felsefeyi zaten benimsemiş olanlar için tamamlayıcı okumalar olarak derlenmiştir, ancak yazar yine de felsefeye yeni başlayanlar için anlaşılır ve ilgi çekici olacağını savunmuştur. Koleksiyon iki cilde bölünmüş olup, önce parerga'yı, sonra da bu felsefenin paralipomena'sını kapsamaktadır. Parerga, yazarın düşüncesini tamamlayıcı nitelikte altı uzun makaleden oluşmaktadır. Otuz bir alt başlığa bölünmüş daha kısa incelemeler olan paralipomena, filozof tarafından şimdiye kadar ele alınmamış ancak onun tarafından parerga için tamamlayıcı olduğu düşünülen materyalleri kapsamaktadır.

<i>Haklı Olma Sanatı</i>

Haklı Olma Sanatı: Bir Tartışmayı Kazanmanın 38 Yolu, Alman filozof Arthur Schopenhauer tarafından yazılmış dokunaklı, alaycı bir incelemedir. Schopenhauer bu eserinde, bir tartışmada rakibini yenmenin toplam otuz sekiz yöntemini inceler. Schopenhauer makalesine, filozofların büyük ölçüde mantık kuralları üzerinde yoğunlaştığı, ancak daha karanlık bir sanat olan diyalektikle, tartışmayla ilgilenmedikleri fikriyle giriş yapar. Mantığın amacının klasik olarak hakikate ulaşma yöntemi olduğu söylenirken, diyalektik, der Schopenhauer, "... öte yandan, rasyonel oldukları için ortak düşünmeleri gereken, ancak tam olarak aynı zamanı tutan iki saat gibi anlaşmayı bırakır bırakmaz bir tartışma veya entelektüel yarışma yaratan iki rasyonel varlık arasındaki ilişkiyi ele alacaktır."