İçeriğe atla

Hayflick limiti

DNA'nın yapısının canlandırılması. Azot: mavi, oksijen: kırmızı, karbon: yeşil, hidrojen: beyaz, fosfor: turuncu olarak gösterilmiş.

Hayflick limiti veya Hayflick sınırı, normal bir insan hücresi topluluğunun hücre bölünmesi durmadan önce bölünebileceği maksimum sayıdır.

Hayflick limiti kavramı, Amerikalı anatomist Leonard Hayflick tarafından 1961'de[1] Philadelphia, Pensilvanya'daki Wistar Enstitüsü'nde ortaya atılmıştır. Hayflick, normal bir insan fetusundaki hücre topluluğunun, yaşlanma sürecine girmeden önce hücre kültüründe 40 ila 60 kez bölüneceğini göstermiştir. Bu bulgu, normal hücrelerin ölümsüz olduğunu iddia eden Nobel ödüllü Fransız biyolog Alexis Carrel'ın iddiasını çürütmüştür.

Hücre her mitoza uğrayışında, hücre kromozomlarının uçlarındaki telomerler biraz kısalır. Telomerler kritik bir uzunluğa indiğinde ise hücre bölünmesi durur. Hayflick, keşfini hücresel düzeyde yaşlanma olarak yorumlamıştır. Hücre topluluklarının yaşlanması, organizmanın fiziksel olarak yaşlanmasıyla ilişkili görünmektedir.[1][2]

Avustralyalı Nobel ödüllü Sir Macfarlane Burnet, 1974'te yayımlanan Intrinsic Mutagenesis: A Genetic Approach to Aging adlı kitabında bu bulguya "Hayflick limiti" adını vermiştir.[3]

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ a b Hayflick L, Moorhead PS (1961). "The serial cultivation of human diploid cell strains". Exp Cell Res. 25 (3): 585-621. doi:10.1016/0014-4827(61)90192-6. PMID 13905658. 
  2. ^ Hayflick L. (1965). "The limited in vitro lifetime of human diploid cell strains". Exp. Cell Res. 37 (3): 614-636. doi:10.1016/0014-4827(65)90211-9. PMID 14315085. 
  3. ^ Shay (Ekim 2000). "Hayflick, his limit, and cellular ageing". Nature Reviews Molecular Cell Biology. 1 (1): 72-6. doi:10.1038/35036093. PMID 11413492. 

İlgili Araştırma Makaleleri

<span class="mw-page-title-main">DNA</span> Canlıların genetik bilgilerini barındıran molekül

Deoksiriboz nükleik asit veya kısaca DNA, tüm organizmaların ve bazı virüslerin canlılık işlevleri ve biyolojik gelişmeleri için gerekli olan genetik talimatları taşıyan bir nükleik asittir. DNA'nın başlıca rolü bilgiyi uzun süre saklamasıdır. Protein ve RNA gibi hücrenin diğer bileşenlerinin inşası için gerekli olan bilgileri içermesinden dolayı DNA; bir kalıp, şablon veya reçeteye benzetilir. Bu genetik bilgileri içeren DNA parçaları gen olarak adlandırılır. Bazı DNA dizilerinin yapısal işlevleri vardır, diğerleri ise bu genetik bilginin ne şekilde kullanılacağının düzenlenmesine yararlar.

<span class="mw-page-title-main">Kök hücre</span> İnsan vücudunu oluşturan, sınırsız bölünme, her türlü vücut hücresine dönüşme ve yeni görevler üstlenme imkânına sahip ana hücre

Kök hücre, mitoz bölünmeyle özelleşmiş hücre tiplerine farklılaşabilen ve daha fazla kök hücre üretmek için kendini yenileme yeteneğine sahip olan, bütün çok hücreli canlıların doku ve organlarını oluşturan ana hücre türleridir.

<span class="mw-page-title-main">Telomer</span>

Telomer, ökaryotik doğrusal kromozomların uçlarında bulunan, herhangi bir gen kodlamayan, özelleşmiş heterokromatin yapılarıdır.

<span class="mw-page-title-main">Otofaji</span>

Otofaji, yeni ve daha sağlıklı hücreler elde edinmek için vücudun hasarlı hücreleri temizleme yoludur.

<span class="mw-page-title-main">Hücre iskeleti</span> Hücrelerin iç iskeletini oluşturan ipliksi protein ağı

Hücre iskeleti, bakteriler haricinde tüm hücrelerin sitoplazmasında bulunan, hücre çekirdeğinden hücre zarına uzanan ve protein filamentlerinin birbirine bağlayan kompleks ve dinamik bir ağıdır. Farklı organizmaların hücre iskeleti sistemleri benzer proteinlerden oluşur. Ökaryotlarda hücre iskeleti matrisi, hücrenin gereksinimlerine bağlı olarak hızlı büyüme veya küçülme yeteneğine sahip üç ana proteinden oluşan dinamik bir yapıdır.

Telomer bağlanıcı proteinler kromozomların telomer bölgelerine bağlanan proteinlerdir. Telomer uçlarına bağlanan bu proteinler hücrenin DNA uçlarını kopuk olarak algılamasına engel olur, böylece hücre bölünmesi inhibe olmaz ve hücre intihar etmez. Bu proteinler çift iplikli ve tek iplikli DNA'ya bağlanıcı olmak üzere iki grup oluştururlar.

<span class="mw-page-title-main">Georg von Békésy</span> Macar fizikçi (1899 – 1972)

Georg von Békésy, Budapeşte, Macaristan doğumlu Macar biyofizikçi. 1961 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü memeli işitme organındaki kohleanın işlevi üzerine yaptığı araştırmalar nedeniyle kazanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Elizabeth Blackburn</span> Avustralyalı-Amerikalı araştırmacı

Elizabeth Helen Blackburn Avustralya doğumlu Amerikalı moleküler biyolog. Kromozomların uç kısımlarında bulunan ve kromozomları koruyan telomer isimli yapılarla ilgili çalışmalarıyla bilinir. Telomer yapımında etkin telomeraz enziminin kaşifleri arasındadır. Bu çalışmalarından dolayı 2009 yılında Carol W. Greider ve Jack W. Szostak ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü kazandı. Tıbbi etik üzerine de çalışmaları vardır.

<span class="mw-page-title-main">Earl Wilbur Sutherland</span>

Earl Wilbur Sutherland Jr., Amerikalı farmakolog ve biyokimyacı.

<span class="mw-page-title-main">François Jacob</span> Fransız biyokimyager (1920-2013)

François Jacob, Fransız biyolog. 1965 yılında Jacques Monod ve André Lwoff ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü kazanmıştır.

<span class="mw-page-title-main">George Emil Palade</span> Romanyalı biyolog

George Emil Palade, Romanya doğumlu hücre biyoloğu. Şimdiye kadarki "en etkili hücre biyoloğu" olarak tanımlanır. 1974 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü Albert Claude ve Christian de Duve ile birlikte kazanmıştır. Ödül kendisine elektron mikroskobu çalışmalarındaki yenilikleri ve hücre yapısıyla ilgili yaptığı çalışmalar sayesinde hücre biyolojisine getirdiği yenilikler nedeniyle verilmiştir. En önemli keşifleri ilk kez 1955 yılında tanımladığı ribozomlar ve endoplazmik retikulum ile ilgili olanlardır.

<span class="mw-page-title-main">Phillip Allen Sharp</span> Amerikalı biyolog

Phillip Allen Sharp, Amerikan genetikçi ve moleküler biyolog. RNA bağlanmasının kaşiflerinden biridir. Richard J. Roberts ile birlikte ökaryot hücrelerinin DNA dizelerindeki genlerin bitişik sırada olmadığını, aralarda intron denilen okunmayan ve protein sentezine katılmayan bölümlerin olduğunu keşfettiler. Bu sayede mRNA'lar aynı DNA dizesinden bu bölümleri farklı şekilde silmeleri ile farklı proteinleri kodlayabilmektedir. İkili bu keşifleri ile 1993 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülünü kazanmışlardır.

<span class="mw-page-title-main">Dendritik hücre</span>

Dendritik hücreler memelilerin bağışıklık sistemini oluşturan immün hücrelerden biridir. Bu hücrelerin ana işlevi antijenleri işlemek ve immün sistemin diğer hücrelerine yüzeyinden sunmaktır. Diğer bir deyişle dendritik hücreler antijen sunan hücre görevi görürler. Doğuştan bağışıklık sistemi ve adaptif immün sistem arasında haberci olarak hareket ederler.

<span class="mw-page-title-main">Frederick Sanger</span>

Frederick Sanger, İngiliz biyokimyager. 1958 ve 1980 yıllarında 2 kez Nobel Kimya Ödülü kazanmıştır. 1958 yılında "proteinlerin, özellikle de insülinin yapısı üzerine çalışmaları için" Nobel Kimya Ödülü kazanmıştır ve bu ödülü aynı kategoride 2 kez kazanan tek kişidir. 1980 yılında da "nükleik asitlerdeki baz dizilerinin belirlenmesiyle ilgili katkıları nedeniyle" Walter Gilbert ile birlikte bu ödülü kazanmıştır. Aynı yıl ayrıca Paul Berg, "nükleik asitlerin, özellikle de rekombinant DNA'nın biyokimyası üzerine temel çalışmaları için" ödülü kazanan diğer isim olmuştur.

<span class="mw-page-title-main">Senesens</span> bir organizmanın işlevinin yaşla birlikte bozulması

Senesens veya biyolojik yaşlanma, canlı organizmalarda fonksiyonel özelliklerin kademeli olarak bozulmasıdır. Senesens kelimesi hücresel senesensi ya da tüm organizmanın senesensini ifade edebilir. Organizmal yaşlanma, en azından bir organizmanın yaşam döngüsünün sonraki kısmında, artan yaşla birlikte ölüm oranlarında bir artış ve/veya fekonditede bir azalma içerir, ancak geciktirilebilir. 1934 yılında kalori kısıtlamasının sıçanlarda yaşam süresini %50 oranında uzatabileceğinin keşfedilmesi, ihmal edilebilir yaşlanmaya sahip türlerin varlığı ve Hidra cinsi üyeleri gibi potansiyel olarak ölümsüz organizmaların varlığı, yaşlanmayı ve dolayısıyla yaşa bağlı hastalıkları geciktirmeye yönelik araştırmaları motive etmiştir. Nadir görülen insan mutasyonları yaşlanmayı hızlandıran hastalıklara neden olabilir.

TERC olarak da bilinen telomeraz RNA bileşeni ökaryotlarda bulunan ve telomerazın bir bileşeni olan Kodlamayan RNA'dır. TERC, telomeraz ile telomer replikasyonu için bir kalıp görevi görür. Telomeraz RNA'ları dizi ve yapı açısından omurgalılar, siliatlar ve mayalar arasında büyük farklılıklar gösterir, ancak şablon dizisine yakın bir 5 'sahte düğüm yapıyı paylaşmaktadırlar. Omurgalı telomeraz RNA'larının, 3 'H / ACA snoRNA benzeri alanı vardır.

Su kanalları olarak da adlandırılan akuaporinler veya aquaporinler, biyolojik hücrelerin zarında gözenekler oluşturan, esas olarak hücreler arasında suyun taşınmasını kolaylaştıran -ana iç protein ailesinden- kanal proteinleridir. Çeşitli farklı bakteri, mantar, hayvan ve bitki hücrelerinin hücre zarları, içinden suyun fosfolipid çift tabakasından difüze olmaktan daha hızlı girip çıkabildiği akuaporinler içerir. Akuaporinler, hem karboksilik hem de amino terminalleri sitoplazmik tarafta olan altı adet membranı kapsayan alfa sarmal domaine sahiptir. Akuaporinler genellikle her zaman açık olduğundan ve hemen hemen her hücre tipinde yaygın olduğundan, bu, suyun hücre zarından konsantrasyon gradyanına kadar kolayca geçtiği konusunda bir yanlış anlamaya yol açar. Su, küçük bir molekül olduğu için hücre zarından basit difüzyon yoluyla ve hücre dışındaki su konsantrasyonunun içindekinden daha fazla olduğu durumlarda ozmoz yoluyla geçebilir. Bununla birlikte, su polar bir molekül olduğu için, bu basit difüzyon süreci nispeten yavaştır ve suyun çoğu akuaporinden geçer.

<span class="mw-page-title-main">Amilin</span>

Amilin veya adacık amiloid polipeptidi (IAPP), 37 kalıntılı peptit hormonudur. Pankreasın β hücrelerinden yaklaşık 100:1 (insülin:amilin) oranında insülin ile eşgüdümlü olarak salgılanmaktadır. Amilin, mide boşalmasını yavaşlatarak ve tokluğu artırarak glisemik düzenlemede rol oynamaktadır, böylelikle yemek sonrasında kan şekeri düzeylerindeki ani artışları önlemektedir.

<span class="mw-page-title-main">Mikrobiyota</span> Mikroorganizma topluluğu

Mikrobiyota, "kommensal, simbiyotik ve patojenik mikroorganizmaların oluşturduğu ekolojik komünitelerdir" ve bitkilerden hayvanlara kadar incelenmiş tüm çok hücreli organizmaların iç ve dış yüzeylerinde bulunurlar. Mikrobiyota, bakteriler, arkeler, protistler, mantarlar ve virüsleri içerir. Mikrobiyotanın, konak canlının immünolojik, hormonal ve metabolik homeostazı açısından çok önemli olduğu bulunmuştur. Mikrobiyom terimi, ekolojik bir nişteki yaşayan mikroorganizmaların genomlarının toplamını ya da mikroorganizmaların kendilerini tanımlamak amacıyla kullanılmaktadır.

<span class="mw-page-title-main">İnterstisyel Cajal hücreleri</span> hücre türü

İnterstisyel Cajal hücreleri (ICC), gastrointestinal kanalda bulunan interstisyel hücrelerdir. Farklı işlevlere sahip çeşitli ICC türleri vardır. ICC ve trombosit kaynaklı büyüme faktörü reseptörü alfa (PDGFRα) adı verilen başka bir interstisyel hücre türü, aralıklı bağlantılar aracılığıyla düz kas hücreleriyle elektriksel olarak bağlantılıdır ve birlikte bir SIP fonksiyonel sinsityumu olarak çalışırlar. Myenterik interstisyel Cajal hücreleri (ICC-MY), "yavaş dalgalar" olarak bilinen biyoelektrik olayları üreten pacemaker hücreleri olarak işlev görür. Yavaş dalgalar, düz kas hücrelerine iletilerek ritmik kasılmalara yol açar.