İçeriğe atla

Gray Biyopsikolojik Kişilik Kuramı

Psikolojideki biyolojik modeller açısından en yaygın kabul gören kuramlardan birisi, 1970 yılında Jeffrey Alan Grey tarafından geliştirilen Biyopsikolojik Kişilik Kuramı'dır. Gray bu bağlamda davranışsal aktiviteyi kontrol eden, Davranışsal inhibisyon sistemini (BİS) ve Davranışsal aktivasyon sistemi (BAS) olarak adlandırdığı iki sistem öne sürmüştür.[1][2][3] BİS'in cezaya karşı duyarlılık ve kaçınma motivasyonu ile ilişkili olduğu, BAS'ın ise ödüle duyarlılığa ve yönelme motivasyonuna bağlı olduğu düşünülmektedir.

Tarihçe

Biyopsikolojik Kişilik Kuramı, Grey'in bir başka kuramı olan Pekiştirmeye Duyarlılık Kuramı ile benzer temellere dayanmaktadır ve Hans Eysenck'in biyolojik kişilik özelliklerini ele alan kortikal uyarılma teorisi üzerindeki fikir ayrılıklarının neticesi olarak ortaya çıkmıştır.[4] Eysenck, kişiliğe ilişkin soruları cevaplamak için beynin yapısının bir parçası olan ve kortikal uyarılmada rol alan ARAS'ı (assending retucular activating system) ele almıştır.Eysenk, uyarılma düzeyini içe dönüklük ve dışa dönüklük arasında derecelendirmiş, bu derecelendirmelerin karşılaştırılmasını da bunlara karşılık gelen bireysel davranış kalıplarını tanımlamak için kullanmıştır.[5] Grey, kişilik özelliklerinin sadece klasik koşullanma ile açıklanamayacağına inandığından Eysenck'in teorisini tamamıyla kabul etmemiş, Eysenk'in kuramına kıyasla daha fazla fizyolojik tepkilere dayanan teorisini geliştirmiştir.[6] Gray, hipotezlerini test etmek için araştırmacılara beynin farklı alanlarının öğrenme mekanizmalarından sorumlu olup olmadığını test imkânı sağlayan deney hayvanlarıyla çalışmış,[7] özellikle ödül ve cezanın kaygı ve dürtüsellik ölçütleriyle ilişkisini anlamaya odaklanmıştır.Bu çalışmaları neticesinde ödül ve cezanın Davranış İnhibisyon Sistemi (BİS) ve Davranış Aktivasyon Sistemi (BAS) olarak tanımladığı ayrışık sistemlerin kontrolü altında olduğunu gözlemlemiş ve bireylerin ödüllendirici ve cezalandırıcı uyaranlara karşı farklı duyarlılıklara sahip olabilecekleri sonucuna ulaşmıştır.[5]

Davranış İnhibisyon Sistemi

Gray tarafından öne sürülen Davranışsal İnhibisyon Sistemi (BIS) belirli bir çevrede anksiyete ile ilgili ipuçları karşısında bireyin tepkisini yordayan nöropsikolojik bir sistemdir. Bu sistem, ceza veya organizmada rahatsızlık yaratan olumsuz olaylar karşısında harekete geçer.[7] Negatif uyaranlar, ceza ya da olumsuz duygu içeren olaylar gibi ipuçlarına cevap vererek, nihayetinde bu olaylardan kaçınılmasına neden olur.[5] Grey'in Teorisine göre, BIS cezanın önlenmesinin yanı sıra kaçınma motivasyonuyla da ilgilidir. Ayrıca, BIS'in kaygı temelli olduğu da öne sürülmüştür.[8] Yüksek BIS aktivitesi, ödüllendirilmemeye, cezaya ve yeni uyaranlara karşı yüksek duyarlılığa yol açar. Bu tür ipuçlarına karşı gösterilen yüksek duyarlılık, korku, endişe, hayal kırıklığı ve hüzün gibi olumsuz deneyimleri önlemek için bu tür ortamlardan uzak durulmasıyla sonuçlanır. Cezaya karşı daha hassas olan insanlar, cezaları daha itici algılarlar ve ceza karşısında daha fazla dağılırlar.[9] BIS'in ardındaki fizyolojik mekanizmanın, septohipokampal sistem ve beyin sapındaki monoaminerjik alıcı sinir bağlantıları olduğu düşünülmektedir.[10]

Davranışsal aktivasyon sistemi

Davranışsal aktivasyon sistemi (BAS), BİS'in aksine, iştah açıcı (apetetif) bir motivasyon modeline dayanır. BAS ödüllere karşılık gelen ipuçlarını alır ve cezayla ilgili olmayan eylemleri kontrol ederek uyarıcı bir rol oynar. BIS'in aksine yaklaşma/yönelme türü davranışları ortaya çıkarır. Bu sistem beklenti ile ilişkilidir.[7] Grey'in teorisine göre, BAS koşullu apetetif uyaranlara karşı duyarlıdır ve dürtüsellik ile ilişkilidir.[6] Ayrıca, ödül duyarlılığına ve yaklaşma/yönelme motivasyonuna bağlı olduğu düşünülmektedir. BAS, cezalandırılmamaya ve ödüle duyarlıdır. BAS aktivitesi yüksek olan bireyler, ödülle tutarlı çevresel ipuçlarına tepki olarak sevinç, mutluluk ve umut gibi daha pozitif duygular yaşama eğilimindedir. Kişilik açısından, bu bireylerin, olası ödül karşısında hedefe yönelik çaba gösterme ve olumlu duygular deneyimle eğilimleri daha fazladır. BAS'ın fizyolojik mekanizması BIS kadar iyi bilinmemekle birlikte, beyindeki katekolaminerjik ve dopaminerjik yolaklarla ilişkili olduğu düşünülmektedir. BAS aktivitesi yüksek olan bireyler cezadan çok ödüle yönelik motivasyon ile istenilen davranışları daha iyi öğrenirler.[10]

BIS / BAS ilişkisi

Davranış İnhibisyon Sistemi (BIS) ve Davranış Aktivasyon Sistemi (BAS) ters bir ilişki içinde çalışmaktadır. Başka bir deyişle, belirli bir durum ortaya çıktığında, bir organizma iki sistemden biriyle tepki verebilir. Uyarım karşısında sistemler eş zamanlı olarak harekete geçmeyecektir. Hangi sistemin baskın olduğu uyaranın ceza veya ödül ile ilişkisine bağlı olarak değişecektir.[11] İki sistem arasındaki bu farklılaşma, farklı uyaranlar karşısında farklı beyin bölgelerinin aktive olmasına dayanmaktadır ve bu farklılıklar beynin elektriksel uyarımınım kaydedilmesiyle belirlenebilmektedir.[12]

Ölçüm ve Değerlendirme

Biyopsikososyal Kişilik Kuramı'nın gelişmesinden bu yana, bireylerin BIS ve BAS için nasıl bir dağılım gösterdiğini değerlendiren ölçekler geliştirilmiştir. Carver ve White (1994), BIS ve BAS'ın bireysel düzeylerini geçerli olarak ölçtüğünü gösterdikleri Davranış Engelleme Sistemi ve Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği'ni oluşturmuştur.[13] Bu ölçek, iştah açıcı ve istenmeyen sonuçlara yönelik dürtüsellik ve anksiyete ile ilişkili motivasyonların farklılıklarına dayanmaktadır.[4] Ayrıca, Elektroensefalografi (EEG) ile her iki sistemin etkinliği test edilebilir.Bu ölçümler bireylerin kişiliğiyle ilgili farklı değişkenler için belirleyici olabilmektedir. Örneğin, bu ölçümler bir kişinin duygu durumunun olumlu veya olumsuz olduğunu gösterebilir.[6]

Kaynakça

  1. ^ Gray, J.A. (1981). A critique of Eysenck's theory of personality, In H.J. Eysenck (Ed.) A model for personality (pp 246–276)
  2. ^ Gray, J.A. (1982). The neuropsychology of anxiety: An enquiry into the functions of the septo-hippocampal system.
  3. ^ M.P. Feldman, A.M. Broadhurst (Eds.), Theoretical and experimental bases of behaviour modification, Wiley, London (1976), pp. 3–41
  4. ^ a b Gray, Jeffrey A.; Neil McNaughton (1982). "The neuropsychology of anxiety: An inquiry into the functions of the septo-hippocampal system.". Oxford University Press.
  5. ^ a b c Larsen, R. J. & Buss, D. M. (2008). Personality Psychology.New York: McGraw-Hill Companies, Inc.
  6. ^ a b c Corr, Philip J (2001). "Testing problems in J. A. Gray's personality theory: a commentary on". Personality and Individual Differences. 30 (2). ss. 333-352. doi:10.1016/S0191-8869(00)00028-3. 
  7. ^ a b c Gable, L.S.; Reis, T.J.; Elliot, J.A. (2000). "Behavioral activation and inhibition in everyday life". Journal of Personality and Social Psychology. Cilt 78. ss. 1135-1149. doi:10.1037/0022-3514.78.6.1135. PMID 10870914. 
  8. ^ Gray J.A., The psychophysiological basis of introversion-extraversion (1970) Behaviour Research and Therapy, 8 (3), pp. 249-266.
  9. ^ Braem S, Duthoo W, Notebaert W (2013). "Punishment Sensitivity Predicts the Impact of Punishment on Cognitive Control". PLoS ONE. 8 (9). ss. e74106. doi:10.1371/journal.pone.0074106. PMC 3772886 $2. PMID 24058520. 4 Mayıs 2014 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 17 Mayıs 2017. 
  10. ^ a b Carver, C.S.; White, T.L. (1994). "Behavioral Inhibition, Behavioral Activation, and Affective Responses to Impending Reward and Punishment: The BIS/BAS Scales". Journal of Personality and Social Psychology. 67 (2). ss. 319-333. doi:10.1037/0022-3514.67.2.319. 
  11. ^ Gray, J. A. (1987). The psychology of fear and stress. New York: Cambridge University Press.
  12. ^ Nebylitsyn, V. D. & Gray, J. A. (1972). Biological bases of individual behavior. New York: Academic Press, Inc.
  13. ^ Novović, Z.; Mišić-Pavkov, G.; Smederevac, S.; Drakić, D.; Lukić, T. (2013). "The role of schizoid personality, peritraumatic dissociation and behavioral activation system in . a case of parricide". Aggression and Violent Behavior. 18 (1). ss. 113-117. doi:10.1016/j.avb.2012.11.004. 

İlgili Araştırma Makaleleri

Psikoloji veya Ruh bilimi, içgüdüsel davranışları ve zihni inceleyen bilimdir. Bilinçli ve bilinçsiz olayların yanı sıra daha çok duygu ve düşüncenin incelemesini içeren Psikoloji, çok kapsamlı bir bilimsel alandır. Bu alanda uzman olan ve aynı zamanda bilgi araştırması yapanlara psikolog denir. Psikologlar, beyinin ortaya çıkan özelliklerini ve ortaya çıkan özelliklerle bağlantılı tüm fenomenleri anlamaya çalışırlar ve bu şekilde daha geniş nöro-bilimsel araştırmacı grubuna katılırlar. Psikoloji bilimi, bir sosyal bilim olmasına rağmen aynı zamanda doğa bilimleri olarak da kategorize edilebilir. Özellikle beyin biyolojisi bilgisini oldukça kullanır ve geliştirir.

Davranışçılık veya behaviorizm, I. Dünya Savaşı sıralarında bir grup Amerikalı psikoloğun, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmaları ve bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmaları sonucu ortaya çıkan, bilinç hallerinin değil, davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gerekliliğini savunan psikoloji kuramı akımıdır.

<span class="mw-page-title-main">Anksiyete</span> hoş olmayan bir iç karışıklık durumu ile karakterize edilen duygu

Kaygı, endişe ya da anksiyete, hoş olmayan bir iç çatışma durumu ile karakterize olan, sıklıkla ileri geri ilerleme gibi sinirsel davranışların eşlik ettiği bir duygudur. Bu durum, beklenen olaylar karşısında öznel olarak hoş olmayan dehşet duygularıdır.

Dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu nörogelişimsel bir bozukluktur. DEHB dikkat, dürtüsellik ve öz düzenlemeyle ilgili sorunlarla kendini gösterir ; Bazen şiddetli fiziksel huzursuzluk da ortaya çıkabilir.

Güdü, insanların ve diğer hayvanların belirli bir zamanda bir davranışı başlatmasının, sürdürmesinin veya sonlandırmasının nedenidir. Güdü durumları genellikle, hedefe yönelik davranışta bulunma eğilimini yaratan, failin içinde hareket eden güçler olarak anlaşılır. Farklı zihinsel durumların birbirleriyle yarıştığı ve yalnızca en güçlü durumun davranışı belirlediği sıklıkla kabul edilir. Bu, bir şeyi aslında yapmadan da yapmaya motive olabileceğimiz anlamına gelir. Motivasyonu sağlayan paradigmatik zihinsel durum arzudur. Ancak kişinin ne yapması gerektiği veya niyetleri hakkındaki inançlar gibi diğer çeşitli durumlar da motivasyon sağlayabilir. Motivasyon, bir kişinin ihtiyaçlarını, arzularını, isteklerini veya dürtülerini ifade eden motive kelimesinden türetilmiştir. Bireyleri bir hedefe ulaşmak için harekete geçmeye motive etme süreci denilir. İş hedefleri bağlamında insanların davranışlarını körükleyen psikolojik unsurlar veya para arzusunu içerebilir.

<span class="mw-page-title-main">Davranış</span> varlıkların (birey ya da grup) iç veya dış uyaranlara içtenlikle verdiği eşgüdümlü yanıtlar (eylemler ya da eylemsizlikler)

Davranış, psikolojik anlamda canlıların dış dünyaya karşı gösterdikleri her türlü bilişsel, duyuşsal ve psikomotor (bedensel-fiziksel) tepkilerin genel adıdır. Söz konusu bilişsel, duyuşsal ve psikomotor boyutlar birbiri ile etkileşim halindedir. Bunun sonucunda davranış ortaya çıkar.

<span class="mw-page-title-main">Beş büyük kişilik özelliği</span>

Ruh biliminde "Büyük Beş" kişilik özelliği, deneysel araştırma ile keşfedilmiş, 5 göze çarpan etmen veya kişilik boyutudur. Bu model hakkında ilk genel ima, 1933 yılında Amerikan Psikoloji Birliği için yapılan başkanlık söylevinde, L. L. Thurstone tarafından yapılmıştır. Thurstone'un yorumları, bir sonraki yıl Psychological Review dergisinde basılmıştır.

Azalmış duygulanım, bazen duygusal küntlük, duygusal donukluk veya duygusal uyuşma olarak da bilinir, bireyde azalmış duygusal tepkenlik durumudur. Bu durum, özellikle normalde duygusal tepkiler uyandırması beklenen konular hakkında konuşurken, duyguların sözlü veya sözsüz olarak ifade edilememesi ile karakterize edilir. Bu durumdaki bireylerde, ifade edici jestler nadirdir ve yüz ifadesi veya ses tonlamasında çok az değişiklik vardır. Ayrıca, azalmış duygulanım otizm, şizofreni, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, depersonalizasyon-derealizasyon bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu veya beyin hasarının belirtileri olabilir. Ayrıca bazı ilaçların yan etkisi olarak da gözlenebilir.

Kişilik psikolojisi, bireylerin kendilerine özgü davranış, düşünce ve duygu biçimleriyle ilgilenir.

<span class="mw-page-title-main">Paranoid kişilik bozukluğu</span>

Paranoid kişilik bozukluğu (PPD), paranoya ve başkalarına karşı yaygın, uzun süreli şüphecilik ve genel güvensizlik ile karakterize edilen bir ruhsal bozukluktur. Bu kişilik bozukluğuna sahip kişiler aşırı duyarlı olabilir, kolayca hakarete uğrayabilir ve korkularını veya önyargılarını doğrulayabilecek ipuçları veya öneriler için çevreyi dikkatli bir şekilde tarayarak dünyayla ilişki kurmayı alışkanlık haline getirebilirler. Hevesli gözlemcilerdir ve sıklıkla tehlikede olduklarını düşünürler ve bu tehlikenin işaretlerini ve tehditlerini ararlar, potansiyel olarak diğer yorumları veya kanıtları takdir etmezler.

Bağımlı kişilik bozukluğu (BKB), Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından ileri derecede bağımlı, uysal ve boyun eğen kişilik olarak kendini belli eden kişilik bozukluğu olarak tanımlanmıştır. Bu kişilik bozukluğu, insanların duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına bağımlı olduğu uzun vadeli bir durumdur. Bağımlı kişilik bozukluğu, aşırı korku ve kaygı ile karakterize edilen bir C kümesi kişilik bozukluğudur. Genel olarak erken yetişkinlik döneminde semptomplar ortaya çıkmaya başlar. Semptomlar, aşırı pasiflik, ilişkilerin sona ermesi sonucu yıkım veya çaresizlik, sorumluluklardan kaçınma ve aşırı derecede boyun eğme gibi davranışları içerir.

Proteus etkisi, çevrimiçi sanal oyun içindeki bireyin davranışlarının, kendi avatarının görsel özellikleri ile ilişkili olarak değişmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu değişim, o sanal ortama dahil diğer kullanıcıların bu karakterlerle tipik bir biçimde eşleştirdiği davranışlar hakkındaki bilgiden kaynaklanmaktadır. Değişken (protean) sıfatına benzer olarak, kavramın ismi Yunan tanrısı Proteus'un şekil değiştirme yeteneğine yapılan bir imadır. Proteus etkisi ilk kez 2007 Haziranında Stanford Üniversitesi'nde Nick Yee ve Jeremy Bailenson tarafından kullanılmıştır.

<span class="mw-page-title-main">Richard Thaler</span> Amerikalı ekonomist

Richard H. Thaler, Amerikalı ekonomisttir. Chicago Üniversitesi Booth İşletme Okulu'nda ekonomi profesörüdür. 2015 yılında Amerikan Ekonomi Derneği'nin başkanlığını yaptı.

Siyasi yelpaze, siyasi pozisyon veya politik spektrum, farklı siyasi pozisyonları birbirine göre tanımlamak ve sınıflandırmak amacıyla kullanılan bir sistemdir. Bu pozisyonlar, bağımsız siyasi boyutları temsil eden bir veya daha fazla geometrik eksende yer alır. "Siyasi pusula" ve "siyasi harita" ifadeleri, özellikle popüler iki boyutlu modellerine atıfta bulunmak üzere, siyasi yelpazeyi ifade etmek için kullanılan terimlerdir.

Öz belirleme teorisi, kişilik gelişiminin ve davranışların örgütlenmesinin arkasında yatan içsel süreçlere odaklanan bir motivasyon ve kişilik kuramı olarak Edward Deci ve Richard Ryan tarafından geliştirilmiştir. Öz belirleme teorisi davranış düzenlemesi ile ilgili motivasyonları ve kaynakları açıklayan kapsayıcı bir kuramdır. Bu kurama göre, bireyin sosyal etkileşim sürecinde karşılaştığı tutum ve davranışları değerlendirip benimsemesi, güdülenme mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşmektedir.

Psikoloji temel bilimi, psikoloji alanında yapılan araştırmaların bazıları, uygulanan psikolojik disiplinlerde yapılan araştırmalardan daha "temel" dir ve doğrudan bir uygulaması yoktur. Psikoloji içerisindeki temel bilim yönelimini yansıttığı düşünülen alt disiplinler arasında biyolojik psikoloji, bilişsel psikoloji, nöropsikoloji vb. alt dallar sayılabilmektedir. Bu alt disiplinlerdeki araştırmalar, metodolojik titizlik ile karakterizedir. Psikolojinin temel bilim olarak kaygı, davranış, biliş ve duyguların altında yatan yasaları ve süreçleri anlamaktır. Temel bilim olarak psikoloji, uygulamalı psikoloji için bir temel sağlar. Uygulamalı psikoloji, aksine, temel psikolojik bilimlerin ortaya koyduğu psikolojik ilkelerin ve teorilerin uygulanmasını içerir; bu uygulamalar zihinsel ve fiziksel sağlık ayrıca eğitim gibi alanlarda sorunların üstesinden gelmeyi veya refahı artırmayı amaçlamaktadır.

Ödül sistemi ; teşvik edicilik özelliği, çağrışımsal öğrenme ve pozitif değere sahip duygulardan sorumlu bir grup nöral yapıdır. Ödül, bir uyaranın iştah (yaklaşma) ve tüketme davranışlarına yol açan çekici ve güdüsel özellikleridir. Ödüllendirici bir uyaran şu şekilde tanımlanmaktadır: "Bizi ona yaklaşmaya ve onu tüketmeye yöneltme potansiyeli olan her uyaran, nesne, olay, aktivite veya durum; tanımı gereği bir ödüldür". Edimsel koşullamada ödüllendirici uyaranlar, olumlu pekiştireç olarak işlev görürler fakat bu ifadenin tersi de doğrudur; olumlu pekiştireçler ödüllendiricidir.

Marsha M. Linehan Amerikalı bir psikolog ve yazardır. Davranış bilimini kabul ve farkındalık gibi kavramlarla bağdaştıran bir tür psikoterapi olan diyalektik davranış terapisinin (DBT) yaratıcısı ve geliştiricisidir.

Gecikmiş tatmin veya ertelenmiş tatmin, uzun vadede değerli ve uzun süreli bir ödül elde etme umuduyla anlık bir zevkin cazibesine karşı dirençtir. Başka bir deyişle, gecikmiş tatmin, özne, daha sonraki bir ödülü tercih ederek hemen bir ödülün cazibesine direndiğinde öznenin maruz kaldığı süreci tanımlar. Genel olarak, gecikmiş tatmin, daha sonra daha büyük veya daha kalıcı bir ödül almak için daha küçük ama daha acil bir ödüle direnmekle ilişkilidir. Giderek artan bir literatür, hazzı erteleme becerisini akademik başarı, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık ve sosyal yeterlilik dahil olmak üzere bir dizi başka olumlu sonuçla ilişkilendirmiştir.

Davranış genetiği, davranışlardaki bireysel farklılıkların doğasını ve kökenini araştırmak amacıyla genetik yöntemler kullanan bilimsel araştırma alanıdır. "Davranış genetiği" adı genetik etkilere odaklanmayı ifade ederken, bu alan genel olarak genetik ve çevresel faktörlerin bireysel farklılıkları ne ölçüde etkilediğini ve genlerin ve çevrenin karıştırılmasını ortadan kaldırabilecek araştırma tasarımları geliştirilmesini hedefler. Davranış genetikleri, 19. yüzyılın sonlarında Francis Galton tarafından bilimsel bir disiplin olarak kuruldu. 20. yüzyılın ikinci yarısında, bu alan, insanlarda davranış ve zihinsel hastalıkların miras yolu ile aktarılması üzerine yapılan araştırmalarla birlikte seçici çiftlik ve çaprazlık yoluyla yapılan bilgilendirici model organizmalar ile yeniden değerlendi. 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında moleküler genetikte teknolojik gelişmeler, genomu doğrudan ölçmeyi ve değiştirmeyi mümkün kıldı. Böylelikle model organizma araştırmalarında ve insan çalışmalarında büyük ilerlemelere ve yeni bilimsel keşiflere yol açtı.